Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm Sütünü İçmeyi Unutma

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

Melissa eski Büyük Parlayan Şövalye ve istihbarat kolunun mevcut bölge şefi, Joseph’in kızıydı. Annesinin kızıl, kıvırcık saçlarını miras almıştı. Onları düzleştirdiğinde Melissa güzeller güzeli bir deniz kızına dönüşürdü ama bağladığında, cesur bir şövalyeden farkı yoktu.

Evde olduğundan beyaz bir bluz ve yüksek bel mavi bir etek giymişti. Siyah çoraplı ayaklarına her gün kullandığı terlikleri geçirmişti. Özgür ve yaşam dolu gençliğin temsiliydi.

Annesi genç yaşta öldüğünden, şehrin üst yakasında yer alan 1. Sokak’taki bu evde babasıyla yaşıyordu.

Aslında, Joseph Melissa’nın büyükbabası olacak kadar yaşlıydı ama eterden güç alan şövalyeler için yaş, hiçbir şeyin göstergesi sayılmazdı.

16 yaşındaki Melissa Anormal-seviye bir şövalyeydi ve Saklı Ayin Kulesi’nin mücadele bölümünde bir ekibe liderlik yapıyordu.

“Garip… Neden kitap okuyor ki?” diye mırıldandı Melissa, kitaba şüpheyle bakarken. “Daha önce kitap okuduğunu hiç görmemiştim.”

Kaşlarını çatan Melissa sebebini bulmaya çalışıyordu. Joseph, işi gereği dışarıda çok zaman geçiriyordu ve Melissa evde genelde tek başınaydı. Babasının zorunda olmadıkça bir şeyler okuduğunu hiç hatırlamıyordu.

Örneğin onu en son, iki ay önce çıkan işçi yasasını okurken görmüştü. O vakit, Joseph onun işine yarayacak bir şey var mı diye regülasyonları tepeden tırnağa incelemişti. Bunun dışında, okuma alışkanlığı yoktu.

Meraka kapılan Melissa, Boşluğun Tohumu isimli kitabı kaldırdı ve kapağını açtı. Kitaba dokunan parmakları yavaşladı ve gözlerindeki ifade, kitaba kapılınca, bir anda değişti.

“Yeter be, yeter! Rahatsız etmeyin beni artık! Sakat olabilirim ama o dükkan sahibinin üstünde etere dair hiçbir şey olmamasına rağmen beni bayılttı! Bundan anlamıyor musunuz ne kadar güçlü olduğunu?! Saygıda kusur etmeyin ve başınıza iş açmayın. Olur da bir sıkıntı çıkarsa ben karışmam!”

Joseph’in sesi daha yakından geliyordu ve arada sırada duvara vuruyordu.

Melissa aniden başını kaldırarak kendini bir anda kapıldığı o antik ve cezbedici dünyadan çıkardı. Sanki ruhu vücudundan çıkmış da, şimdi geri dönüyordu.

Başını hızla sallayarak kitabı bıraktı. Odasına geçmeye koyuldu.

“Melissa.”

Melissa gergin gergin başını çevirdi.

“Sütünü içmeyi unutma,” diye hatırlattı Joseph.

“…”

Melissa sahte bir gülümsemeyle başını salladı ve odasına girer girmez kapıyı kapattı.

“Ah…” aklında sayısız düşünce, derin bir nefes aldı. “Kim yazmış o kitabı? Ana karakter olan Candela, iblis kılıcı Candela mı? Neden o kadar heyecan verici ve gerçekçiydi? Biyografi miydi, yoksa bir roman mı?”

Ancak, buradaki en önemli olay henüz kitabı okuyamamış olmasıydı! Tam da en heyecanlı yerine gelmek üzereyken babası dönmüştü!

Huzursuzlanan ve kendi kendine mırıldanan Melissa’nın canı sıkkındı. “Huysuz ihtiyarın böyle bir kitap okuyacağını düşünmezdim. Sanırım bana göstermediği farklı yönleri var.”

Ancak Melissa’nın duyduğu konuşmalara bakılırsa bu kitap gizli bir olayla alakalıydı. Çoğu insanın hakkında bilgi alamayacağı bir olayla…

Gözlerini kapatmış, Melissa yatakta yatıyordu. Uzunca bir süre sonra gözlerini açtı ve ayağa kalkıp bilgisayarın başına geçti. “Ne alakası var acaba? Alt tarafı bir kitap dükkanı… olsa olsa sahibi çok güçlüdür, o kadar. Öyleyse gidip şansımı zorlamam.”

Elini uzattı ve eterle bir anahtar oluşturdu. “Veri anahtarı – erişim yetkisi – S-seviye.”

Eter gerçek ve illüzyon arasındaki köprüydü.

Melissa anahtarla internet sayfasına dokundu ve önüne yepyeni bir arayüz açıldı. “Anne, teşekkür ederim,” dedi Melissa, ellerini birleştirerek.

Ardından belgeleri araştırmaya başladı.

Melissa’nın ölen annesi bir Büyük Parlayan Şövalye’ydi ve Saklı Ayin Kulesi’nin veri merkezine erişim hakkına sahipti. Öldükten sonra hesabını Melissa’ya bırakmıştı. Üstelik bunu herkes biliyordu ama Melissa hesabı daha önce kullanmamıştı.

Elbette bir şey yapmaya kalkar ve veri merkezindeki arşivleri değiştirirse hain olarak görülebilirdi.

“Ah! Buldum! Kitap dükkanı!”

Ekrandaki bilgiyi görünce gözleri elmas gibi parladı. Biraz baktıktan sonra mırıldandı, “Dost canlısı mı? Öyleyse gidip bakabilirim…”

Kararını veren Melissa, bilgisayarı kapattıktan sonra masada duran bardak dolusu süte baktı.

“Hmph.”

Bardağı aldı ve kafasına dikti.

….

Loş ışıkların altında, Wilde tüy kalemiyle not alıyordu. Maskenin yarısını çıkarmış, sinsi ve çarpık suratı açığa çıkmıştı. Maskenin diğer yarısı artık etiyle birleştiği için yüzünün bir parçasıydı.

Korkunç görünüyordu ama bütün dikkatiyle çalıştığı için dışarıdan biraz olsun korkunç imajı dağılıyordu.

Önünde, Lin Jie’nin kendi eseri vardı. Wilde araştırmaları sürecinde not alırken üç defter doldurmuştu!

“Nasıl bilgiler bunlar! Bay Lin’e diyecek hiçbir şey bulamıyorum!” diye düşündü Wilde, kalemi bırakırken ve revizyondan geçirdiği son defterine baktı.

Araştırmaları dahilinde, Ceset Yutan Tarikat, Törenler ve Gelenekler’e dair genel bir fikre ulaşmıştı.

Kitap büyük ölçüde Ceset Yutan Tarikat olarak bilinen tarikatın inancından ve tarikata özgü önemli törenlerden ve ritüellerden bahsediyordu. Aynı zamanda bunlar için gereken malzemelerin ve kurbanlık adakların da geniş bir listesine sahipti.

Bu malzemelerin çoğu cesetti ve karışım hazırlarken kan çekmek, etleri parçalamak, yakmak ve bağırsakları özümsemek gibi türlü türlü yöntem kullanılıyordu. Hepsi birbirinden acımasızdı ve okuyan herhangi bir insanı, Wilde gibi bir kara büyücüyü bile dehşete düşürmeyi başarıyordu.

Ancak bu korkunç fikirler, ilginçtir ki uygun bir mantığa dayanıyordu. Kitabın çizdiği adak sistemi kendi içinde kusursuzdu.

Spesifik tarihler ve katı prosedürler, her adağın kendine has bir özelliğe sahip olması, bu kültürü derinleştiriyordu.

“Şeytan’ın Dili buzdağının görünen ucuysa eğer, o halde bu kitap kaybolmuş korkunç bir kültüre açılan bir kapı!”

Wilde maskesini taktı ve hayranlıkla mırıldandı, “Olağanüstü… Bay Lin’e büyük bir teşekkür borçluyum. Zaten ona vereceğim hediyeyi hazırlamıştım. Bu kez hoşuna gideceğine eminim.”

…..