Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Çok Gizli

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

İblis kılıcını kullananlar, dönemin en güçlü, olağanüstü ve neredeyse kusursuz Parlayan Şövalyeleri’ydi.

Kılıcın mevcut sahibi olan Joseph, bir zamanlar gökyüzündeki güneş kadar parlak bir adamdı. Ancak bir elmas gibi, o sertliğin altında hiç kimsenin tahmin edemeyeceği kadar kırılgandı.

Wilde ile yaptığı savaşta sağ kolunu yitirmiş ve onu saran parlayan aura, bir daha görülmemek üzere kaybolmuştu.

Destekçileri hala vardı ama insanlar Yılmaz Kutsal Ateş’in göründüğü kadar dirayetli ve dokunulmaz olmadığını çoktan anlamıştı.

Her köşeden şüphe dolu gözler bakıyor, eleştiri dolu zehir zemberek sözler fışkırıyordu. Kimse bunları yüzüne söyleyecek kadar cesur değildi ve çoğu insan Wilde’ın öldüğünü düşünüyordu ama Joseph’in en büyük düşmanı, kendi zihnine düşen şüphe tomurcuklarıydı.

Nihayetinde bu şüphe, emekli olmasına yol açmıştı. İstihbarat kolunun başına geçtiğinden bu yana Joseph depresif, huysuz ve beceriksiz bir adam oluvermişti.

Belki de, Wilde’ı yakalamak için duyduğu ve göğsünü alev misali yakıp kavuran arzu, kendini yeniden kanıtlama isteğinin bir sonucuydu.

Bazı insanların arkasından neler söylediğini tahmin edebiliyordu. İblis kılıcının laneti kök salmadan kendini bırakan ve böylece kılıca en uzun süre eşlik eden adam.

“İblis kılıcının dikkat etmediği zamanlarda, kendini bilerek yozlaştırmayı düşünüyordur belki de! Böylece, kılıç zihnini bulandıramayacak!” demişti birileri.

Joseph o vakitlerde şanını yitirdiğini hissetmiş ve bunları söyleyen adamın kafasını uçurmamak için kendini zor tutmuştu.

Oh yüce Kutsal Işık, lütfen beni affet.

O günah dolu düşüncelere neredeyse boyun eğiyordu!

Ama şimdi, belki de kılıcı kullanan diğer insanlardan daha talihliydi zira etrafındaki haleyi yitirmişti ve amaçsızca sağda solda dolaştığı için ruhundaki çatlaklar azalmış, bu da kılıcın lanetini yavaşlatmıştı.

Dolayısıyla, bir açıdan, dükkan sahibinin söyledikleri doğruydu. Dahası, Joseph çok daha talihliydi çünkü şu anda… kılıcın varisini bulmuş olabilirdi.

Dükkan sahibi ‘Bunu bana emanet ederek’ dediğinde bu sözler Joseph’i çok etkilemişti.

İblis kılıcı Candela, Saklı Ayin Kulesi’ne ait bir hazine değildi. Kule, lanete rağmen bu kılıcı kullanıyordu çünkü silah çok güçlüydü. En güçlü şövalyelerine teslim ederek silahın lanetini kontrol altında tutuyor ve onu, diğer kötücül güçlere karşı kullanıyordu.

Ancak, işin aslı şuydu ki Saklı Ayin Kulesi kılıçtan çok korkuyordu. Parlayan Şövalyeleri çılgınlığa ve ölüme sürükleyen lanetli kılıç, eski şövalyelerin oluşturduğu Üstatlar Konseyi’nin mümkünse ebediyen mühürlemek istediği bir silahtı.

Joseph bunca zamandır yeni bir varis bulamamıştı. Ondan sonra kılıcı devralması öngörülen şövalye parlak ve idealist bir adamdı ama yeterince güçlü değildi.

“Emin misin? Sıkıntı olmasın? Bununla başa çıkmak kolay değil…” dedi Joseph. Dükkan sahibinin iradesine hayrandı.

Kılıç insana sadece güç vermiyor, lanetiyle onun zihnini adım adım ele geçiriyordu. Eli kanlı acımasız adamlar bile akılları mantıkları yerinde olduğu müddetçe o kılıca dokunmak istemezdi.

Ancak, dükkan sahibi, kendi isteğiyle bu büyük sorumluluğun altına girebileceğini söylüyordu!

Ne kadar yüce, ne kadar fedakar ruhlu bir adamdı bu! Joseph’in aklındaki hezeyana bir çözüm bulmakla kalmamış, onu ömrü hayatı boyunca hiç bırakmayacak bir laneti üstlenmeye bile kalkışmıştı!

Önümüzde büyük bir boşluk var… diye mırıldandı Joseph.

“Hiç sıkıntı olur mu? Zaten sizi çok uğraştırıyor, aklınızı çok bulandırıyor bunlar. Neden emanet etmiyorsunuz?”

Lin Jie müşterilerin küçük endişelerine alışkındı. Gerçekten de duygularla başa çıkmak hiç kolay değildi. Dinlemeyi alışkanlık edinmiş bir insan bile, durmaksızın yağan olumsuz sözcüklerin altında ezilebilirdi.

Ama sorun değildi! Lin Jie hakiki bir yaşam koçuydu!

Gülümsedi, “Yeterince konuştum, seçim size ait. Gerek yok diyorsanız, öyle olsun. O halde bu kitap size hediyemdir.”

Ardından, Lin Jie Joseph’in sağ koluna baktı ve iç geçirdi, “Siz ve sizin gibi kahramanların bazen dinlenmeye ihtiyacı var.”

Joseph etrafına baktı. Dükkanın kasveti, şimdi gözüne basit ve düz görünüyordu. Dükkan sahibinin gülümsemesi ise bir yıldız gibi ışıl ışıldı.

Joseph bir insanın bu kadar yüce ve bu kadar kendini adamış olabileceğine inanamıyordu. Saklı Ayin Kulesi’nin şövalyeleri bile kusursuz karakterlerini oluşturmak için genç yaştan eğitim alıyorlardı.

Sağduyuyu bu kadar aşan bir nezakete erişmenin tek yolu, uzun bir ömür olsa gerekti.

Joseph artık tahminlerinden emindi.

Eskiden olsa, bu adamın bir sahtekar olduğunu düşünürdü ama artık farklıydı.

İnsan başkalarını tam anlamıyla hiçbir zaman kavrayamazdı. Kişinin elindeki yegane şey kendisiydi.

Wilde hayattaydı ve dükkan sahibinden yardım almıştı. Ancak bu bir sorun teşkil etmiyordu zira er ya da geç Joseph’in ellerinde can verecekti!

Bu Joseph’in göreviydi…

“Hayır, böyle biri olmayı kendim seçtim ve pişman değilim. Dinlenmek diyorsun… dünya huzura kavuşana dek dinlenme lüksüm yok,” Joseph başını iki yana salladı ve rahat bir gülümseme takındı. “Düşünmeliyim. Neyse, bu kitabı bana vermene gerek yok ama birkaç günlüğüne ödünç almak istiyorum. Mm… yedi gün diyelim. Yedi gün sonra iade edeceğim.”

Lin Jie adamın kalbindeki karmaşık duyguları anlayabiliyordu. Haah… Bu adalet duygusu ihtiyara çok çektirmiş.

Hala iyiliğe hizmet etmek istiyordu ama vücudundan ve psikolojik sorunlarından da nefret ediyordu. Bu duygusal problemleri çözmek ona iyi gelecekti.

Plan başarılı!, diye düşündü Lin Jie.

Adamın yedi gün sonra geri döneceğine aşağı yukarı emindi. Kayıt defterini çıkarırken, “Hiç problem değil, buraya bilgilerinizi yazın ve ön ödeme yapın. Bir dahaki sefere, tek yapmanız gereken isminizi ve tarihi yazmak. Kitap almak istemezseniz de ön ödemenin yarısını iade ediyoruz.”

Joseph şaşkına döndü. Ciddi ciddi bir kitap dükkanı mı işletiyor…

Ama biraz düşününce, normal görünmek için buna ihtiyacı vardı. Başını sallayan Joseph kalemi aldı ve ismini yazdı. ‘Frank Wilde’ yazan kısma baktığında ‘iade tarihi’’nin boş olduğunu gördü.

“Tamamdır,” dedi, kalemi bırakırken ve başını kaldırdı.

Defteri alan Lin Jie her şeyin sorunsuz olduğunu anlayınca başını salladı. “Pekala, bir haftaya görüşmek üzere.”

Joseph Boşluğun Tohumu’nu aldı ve dükkan sahibine resmi bir şövalye selamı verdi.

…

Elinde debelenip duran siyah bir kedi, Claude duyduklarına inanamıyordu. “Bayıldı mı? Benimle dalga mı geçiyorsun?”

“Destek lazım… Hayır, kahretsin, düşüncesizce davranamayız. Ustam bile başa çıkamadığına göre başımıza felaket açabiliriz,” diye mırıldandı, ileri geri yürürken.

“Dükkanı araştırmak için gönderdiğimiz adamlar ne oldu? Haber var mı?”

“Dur biraz, ne dedin sen? Ustam döndü mü?!”

Alıcıdan Joseph’in boğuk sesi gelince Claude şoke oldu. “Claude, istihbarat mensupları 23. Sokağı temizlesin. O kitap dükkanını bir S-seviye bölge olarak kaydedeceğiz. İçerik: Çok gizli.”

……