Lin hocanın tatlı zehrini almadan gitmek olmaz
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
15. Bölüm Can Dostu
Bir zamanların Büyük Parlayan Şövalyesi Joseph, buraya ‘Yüzsüz Kara-pullu Adam’ Wilde’ın içeride bir saat geçirdiği, 23. Sokak’taki kitap dükkanını araştırmaya gelmişti.
Gelmeden önce dükkana dair bilgilere şöyle bir göz gezdirmişti. İstihbarat raporu oldukça detaylıydı, çünkü bu işin içinde bir Yıkım-seviye kara büyücü vardı.
Kitap dükkanının geçmişine dair insanda şüphe uyandıracak hiçbir şey yoktu. Dükkanın sahibi, Kuzey’den gelen Lin Jie, burayı üç yıl önce açmıştı. Şans eseri, büyük ve değerli kitap koleksiyonuyla Ticaret Odası’nın yardımcı başkanının desteğini kazanmış ve böylece tam teşekküllü bir işletme lisansı almayı başarmıştı.
Bunlar, Ticaret Odası’nın iç departmanında herkese açık olan bilgilerdi. Druidlerin ne kadar işinin ehli olduğunu herkes bilirdi ve Ticaret Odası’nın itibarı su götürmezdi.
Ve görünüşe göre gerçekten de yazılanlar doğruydu. Kitap dükkanının her bir köşesi ve tezgahın arkasında duran genç adam, havadaki eterde herhangi bir dalgalanmaya yol açmıyordu.
Joseph Norzin Şehri’ndeki eter akışını avucunun içi gibi bilirdi ve onun keskin gözlerini kandırmak hiç kolay değildi.
Dolayısıyla, Joseph bu genç adamın hiçbir şeyden haberdar olmadığına kanaat getirdi. Onu derinlemesine bir sorguya çekmenin manası yoktu. Ayrıca, Wilde’ın böyle genç bir adamla şahsi bilgiler paylaşması da pek olası görünmüyordu.
Joseph geçmişte buna benzer çok hata yapmıştı ama bunlardan ders çıkarmıştı. Durum gayet açıktı ama tezgahtaki taştan gargoyl canını sıkıyordu.
Kitap işi bir yana, Wilde burada bir saat geçirdikten sonra o taştan gargoylu bırakmış… Bunun bir sebebi olmalı. Yoksa…
Joseph keskin gözlerini Lin Jie’ye dikti ve genç adamın yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalıştı. “Şu gargoyl senin mi?”
Bunu duyunca Lin Jie heykelciğe döndü ve kaşlarını çatarak başını iki yana salladı. “Mm, bir müşterimin hediyesi.”
Yoksa amcamız bu güzel sanat parçasını satın almak mı istiyor?
Ah, öyle olmaz. İhtiyar Wil’in hediyesini kimseye satamam.
Lin Jie onu nasıl geri çevireceğini düşünürken, Joseph’in gözleri tezgahın üstünde açık duran kayıt defterine takıldı ve orada, tanıdık bir isim gördü.
“Frank Wilde. Bahsettiğin şu müşterinin adı bu, değil mi?” diye sordu.
Haliyle, Lin Jie ne bir şeyden şüphelendi ne de bir adamın, tek bakışta, bu loş ışığın altında, defterdeki o ufacık yazıları okumasında bir gariplik olduğunu düşündü. Dahası, Joseph Wilde’ın tam ismini söylemişti.
Muhtemelen bu adam İhtiyar Wil’i tanıyordu.
“Evet,” derken başını salladı ama temkini elden bırakmadı. Bu adamın İhtiyar Wil’in bir düşmanı olup olmadığını merak etti. Nedense intikam için gelmiş gibi…
Joseph kaşlarını çattı. Wilde sıradan bir adama böyle bir gargoyl neden versin?
Bu, kesinlikle bir kara büyücünün elinden çıkmış arketipik bir gargoyl. Olağanüstü bir güce sahip, en azından Kasırga-seviyesinde olmalı!
Joseph’e karşı bile tehdit arz eden bir yaratıktı – cildini yarıp geçebilir ve kanamaya yol açabilirdi.
Ayrıca gerçek ismini saklamamış… Hayır, dur biraz, belki bunu bilerek yapmıştır?
İlk baştaki şüpheleri, kitap dükkanının kara büyücüler için gizli bir üs olduğu yönündeydi. Ancak şimdi, genç adamın sıradan biri olduğunu anladığı için o şüpheler yersiz çıkmıştı.
Ancak gargoyl gizli bir işaret görevi görüyorsa o halde burası kara büyücülerin irtibat kurduğu noktalardan biri olabilirdi…
Amcanın derin düşüncelere daldığını görünce, Lin Jie bu adamın intikam gibi şeylerle ilgilenmediğine kanaat getirdi.
Mantıken, mesele bir kan davası falan olsaydı, buraya geldikten sonra beni korkutmaya ve sağa sola tehditler yağdırmaya çalışırdı. Bana İhtiyar Wil’in nerede olduğunu, onu en son nerede gördüğümü sorar ve konuştuktan sonra beni susturmaya kalkardı.
Ama hiç de öyle şeyler yapmadı. Birkaç soru sorduktan sonra kendi kendine düşünmeye başladı. Bence bu işin intikamla bir alakası yok.
Lin Jie olaya farklı bir açıdan yaklaşmaya karar verdi. Belki de, bu amca İhtiyar Wil’in bir arkadaşıydı?
Dışarıdan pek bir huysuz ve sevimsiz görünüyordu ama Lin Jie’nin keskin gözleri, bu adamın kötü biri olmadığını görebiliyordu.
Amca içeri şak diye girmiş olabilirdi ama hareketlerine dikkat ediyordu ve dükkana zarar vermek gibi bir niyeti yoktu.
Kapıyı tekmeyle açmamış ve masaya yumruğunu indirirken bile ona zarar vermemek için kendini tutmuştu.
Buna göre, ihtiyar aslında dikkatli ve naif bir adama benziyordu.
Lin Jie boğazını temizleyip sordu, “Yoksa Bay Wilde’ın arkadaşı mısınız?”
Bu sözler Joseph’i düşüncelerinden uyandırdı ve yüzüne garip bir gülümseme oturdu. “Arkadaş mı? …Mazimiz derin… İki yıl önce, bir anlaşmazlık yaşadık ve herkes kendi yoluna gitti. Birkaç gün öncesine dek ondan hiç haber alamamıştım.”
Demek öyle, diye düşündü Lin Jie.
İki yıl önce… İhtiyar Wil’in kitap dükkanına ilk defa geldiği zamanda mı? İyi bir dostuyla araları bozulmuş! O yüzden çok kötü görünüyordu… Haah, İhtiyar Wil ne talihsiz bir adamsın.
Bu büyük şehirde, akrabaların sana sırt çevirdiği yetmezmiş gibi, bir de yakın dostunla yollarını ayırmışsın.
Ama şimdi, muhtemelen bu amcamız İhtiyar Wil ile barışmak istiyor. Ne güzel bir sürpriz bu!
“Ah, sebebi buydu demek. Bay Wilde’in hediyesini tanımanıza çok şaşırmıştım. Aranız çok yakın olmalı.”
Joseph rahatça yanıtladı, “Evet, birbirimizi iyi tanırız. Hatta can dostu olduğumuzu bile söyleyebilirsin. Son yıllarda onu aramayı hiç bırakmadım.”
Wilde’ın kellesini uçurmak ve vücudunu paramparça etmek… evet, Joseph’in Wilde’a dair arzularını bu şekilde açıklamak daha doğru olurdu.
İki yıl önce bunu neredeyse başarıyordu ama Wilde bir şekilde ölümün pençesinden kurtulmayı başarmıştı.
Lin Jie, iki yaşlı adamın arasındaki derin dostluktan etkilenmişti. “Sizi kıskandım doğrusu. Ne yazık ki, Bay Wilde’ın adresini bilmiyorum.”
Neler var daha bilmediğin. Joseph’in dudakları kıvrıldı. Farkında olmadan, genç adamla sohbet etmeye başladı.
İşim bittiğinde bu herifin hatıraları silinecek zaten. Biraz konuşmaktan zarar gelmez.
“Bay Wilde birkaç gün önce bir kitap ödünç aldığı için büyük ihtimalle yakın zamanda dönmez. Onunla burada görüşebileceğinizi sanmıyorum… Biraz oturup dinlenmek ister misiniz?”
Joseph başını kaldırdığında genç adamın sıcak, nazik gülümsemesini gördü. Hatta ona sıcak bir çay bile hazırlamıştı.
“Peki ya bir kitaba ne dersiniz?”
…
Magnec