Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

291. Bölüm Şehir Surlarındaki Mücadele

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

 ‘’Nasıl, patron?’’

 Matcha dizlikleri tutarak gülümsedi: ‘’68.seviye ekipmanı olduğu için aramızda bunu kullanabilecek sadece sen varsın. Ayrıca, bossun %85 canını tek başına sen götürdün. Kesinkes bu dizlikler senin hakkındır. Binlerce Güneş’le birlikte bu konuda ısrar ettiğimizi söylemek istiyorum. Ayrıca…boss için savaşan sadece iki tank, yani sen ve ben vardık…samimi söylüyorum bunu almazsan ağlarım…’’

 Neredeyse gözlerimden yaşlar akacaktı. Elimi uzatıp, dizlikleri aldım: ‘’Teşekkürler, Matcha.’’

  Ellerini arkasına koyan genç kadın suratına saf gülümsemesini takınmıştı: ‘’Lafı olmaz…’’

 Ben: ‘’…’’

  Dizlikleri taktıktan sonra saldırı puanım biraz artmıştı; lakin buna karşılık hayatta kalma konusundaki kabiliyetlerim bambaşka bir seviyeye ulaşmıştı. Özellikle de [Ejder Şövalyesi’nin Yenilenmesi]’nin özel etkisi insanı cezbediyordu. 7 saniyede %70 canımı doldurabilecek bu ekipman fevkalade ve muazzam bir ekipmandı. [Ejder Şövalyesi’nin Yenilenmesi] ve [Kızıl Ejder’in Kalkanı] ikilisi öfke puanlarımı harcayacak olsalar da, kesinkes hayatta kalma şansımı da artıracaklardı.

 Puanlarıma bir bakış attım---

【Kaygısız Xiao Yao】(Ejderha Şehri’nin Gece Gözcüsü)
Seviye: 68
Saldırı: 2864 – 3803
Defans: 2407
Can: 4955
Mana: 2676
Karizma: 87
ÇMB Sırası: 26

……

  Defansım nihayet 2400’ü aşmış ve neredeyse Fushen Bin Kılıç seviyesine yaklaşmıştı. Artık herhangi birinden tek yiyeceğim diye korkamama gerek yoktu; zira ben dahil, oyunda böyle bir defansa tek atabilecek herhangi bir oyuncu bulunmuyordu. 2400 defansla Jian Feng Han ve Savaşçı Yan Zhao gibi oyunculara karşı savaşmak gayet mümkündü. Tabii bunun yanına özel yeteneklerimi de kattığımızda, sağlam bir kazanma şansımın olacağını da söyleyebilecek özgüvenim oluyordu.

 Ayrıca manam 2676’ya fırlamıştı. Çoğu tank 1000 manaya bile ulaşamıyorken, benimki 2000’in üstündeydi. Ekipmanlarımın kalitesi gayet açıktı ve nihayet [Virane Diyar], [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği] ve [Rüzgar Kılıcı] yeteneklerimi kısıtlamalar olmaksızın kullanabilecektim. Tek ihtiyacım yüksek seviye mana haplarıydı…

  ‘’Bosstan başka bir şey düştü mü?’’ diye sordum.

 Matcha gülümsedi. ‘’Dokuzuncu dalganın bossu gayet bonkördü; toplamda 3 İmparator Ekipman ve 1 Mor Ekipman düşürdü. Ayrıca Dans Eden Orman’ın zar atarak aldığı İmparator Ekipman olan deri botlar da vardı. Çevikliği ve menzili artıran İmparator Yüzük Fox’a, Mor Ekipman da Binlerce Güneş’e gitti. Ayrıca Ruh Taşları’nı kimin alacağını da zar atarak belirledik; lakin çoğu insan onları kullanmak yerine, satmayı tercih ediyor gibi görünüyor. Sonuçta, çoğunun basmayı isteyecek kadar kaliteli ekipmanı yok…’’

 Gülümsedim: ‘’Orası öyle tabi…Kaç kişi kaldığını ve kaç adam kaybettiğimizi biliyor musun peki…’’

 ‘’Tabii ki!’’

 Matcha arkamdan takip ediyor, ben de şehir surlarına doğru yürüyordum. Genç kadın gülümseyerek söylendi: ‘’Şu an için Zhan Long’un hala daha 347 oyuncusu var; lakin bu oyuncuların hepsi de elit, kaliteli oyuncular. Son yaratık dalgasında 400 adam kaybettik. Yine de, bize kıyasla [Uçan Ejderhalar], [Öncü] ve [Prag] daha fazla kayıplar yaşadı. Sonuç olarak büyük klanlarda yalnızca birkaç tane yüksek seviyeli oyuncu kaldı desek, yanılmış olmayız.’’

  Başımı kaldırıp [Eskilerin Şehri]’ne, ardından da başımı çevirerek surlara baktım. Hala daha mekanı korumaya çalışan birkaç tip görülebiliyordu: ‘’Görünüşe göre [Ticaret Tanrısı’nın Rozeti]’nden kimse vazgeçmek istemiyor…’’

 ‘’Orası öyle tabii. Sonuçta böyle büyük bir fırsatı kim geri tepmek ister ki?’’

 ‘’Heheh, doğru diyorsun!’’

 ……..

 Şehir surlarının altında, bir sonraki yaratık dalgasını bekleyen yaklaşık 20,000 civarı oyuncu vardı. Bu sefer ortaya çıkacak boss Ticaret Tanrısı’nın Rozeti’ni taşıyacağından ortalığın karışacağına şüphe yoktu.

 30 dakika beklesek de kapı hala daha açılmamıştı.

 ‘’Uh….durum ne? Sakın 10.yaratık dalgası aslında yalan olmasın?’’ diye sordu Yue Qing Qian.

(Çn: Salak mısın çocuğum sen…)

 Başımı iki yana salladıktan sonra cevapladım: ‘’Durumu bilmiyorum, şimdilik izlemeye devam…’’

 ‘’Tamam…’’

  Mesafede, [Uçan Ejderhalar]’ın oyuncuları sabırsızlanıyordu.Yükselen Ejderha asasını kaldırarak kükredi, ‘’Hay böyle işin ben…gerildim yahu!’’

  Sarhoş Mızrak söylendi: ‘’Klan Başkanı, aceleci olma, daha sona ulaşmadık. Şehrin dört yanında herhangi bir hareket varmış gibi görünmüyor. Boss ortaya çıktığında herkesin bundan haberi olacaktır, merak etme. Hatta son boss Valkyrie Seviyesi’nde bile olabilir, yani kesilmesi uzun sürecektir. Fırsatımız olacak tabii; ancak tek sıkıntı….100 kişi bile değilken bossu nasıl çalacağız? Boss bize gelse bile bu kadar adamla kesemeyebiliriz…’’

 Yükselen Ejderha’nın suratı ekşimiş, herif cevap vermemişti.

……..

 

 İki dakika daha geçtikten sonra Matcha yere inerek doğuyu göstermişti: ‘’Patron, görünüşe göre….sesler doğudan geliyor; ancak ne olduğunu tam bilmiyorum…

 “Oh?”

 Diğerleriyle birlikte ben de başımı doğuya çevirmiştim; lakin manzarada yalnızca devasa bir toz bulutu seçilebiliyordu. Çok geçmeden toz bulutunun aslen mekana gelen Ba Huang askerlerinden sebep oluştuğunu anlamıştık. NPC ordusu nihayet gelmişti. Askerlerin önünde keskin surata sahip bir adam dikiliyordu. Herif savaş baltasıyla öne çıkarak kükredi: ‘’Ba Huang Şehri’nin 5.Takımı emirler üzerine [Eskilerin Şehri]’ne saldırmaya geldi! Sizler, çekilin önümüzden!’’

 ‘’Siktir… Ba Huang’ın NPCleri bütün olayı çalmaya mı geldi yani?’’ Li Mu söylendi.

 ‘’Aynen öyle.’’

 Başımı öne salladım: ‘’Kimse bir şey yapmasın, ilk önce ne olacağını izleyelim. Son dalgada yaratıklarla karşılaşmak yerine, direkt şehre akın etmemiz gerekebilir. Muhtemelen son boss şehrin içinde bizi bekliyordur.’’

 Savaş davulları çalmaya devam ederken, [Eskilerin Şehri]’nin doğu bölgesinde 100,000 NPC saldırıya hazırlanmaya başlamıştı. Sıra sıra askerler surlara merdiven dayıyor ve savaş makineleri mekana adım atıyordu. Surlarda duran NPC okçuları çoktan askerleri katletmeye başlamıştı; lakin bizimkiler geri çekilmek nedir bilmiyordu. Ölen ve merdivenlerden düşen her askerin yerini bir başkası alıyordu.

  Surların üstündeki korumalardan biri yayını aldığı gibi kükredi: ‘’Çabuk, suru destekleyin! Hassiktir, Ba Huang saldırmaya başladı. Görünüşe göre bu soylu pezevenkleri sadece arkada saklanmayı değil, saldırmayı da biliyorlarmış! Yaratıkları yollayın ve yolunuza çıkan kimseye acımayın! Ba Huang Şehri bizim olacak; asıl başkent [Eskilerin Şehri]’dir!!’’

 Çok sayıda NPC okçusu surların üstünde yürüyordu. Doğu surları çoktan ateşten bir göle dönüşmüştü; lakin Ba Huang’ın NPC ordusu durmaksızın surlara merdivenler dayıyor, çaresizce içeriye girmeye uğraşıyordu. Ne yazık ki oyuncular arasında savaş makinesi yapmayı bilen kimse yoktu, yalnızca klan 5+ seviye olduğunda bu tür makineler yapmaya başlayabiliyordunuz. Şu an için Ba Huang’daki en yüksek seviyeli klanlar 4.seviyedeydi ve 5.seviyeye daha upuzun bir yol vardı.

………..

  Şehir surlarının altında dikilen Li Mu başını kaldırıp, söylendi: ‘’Kuzey bölgesindeki NPC okçularının %80’i doğuya destek için gitti. Ne yapalım? Saldırıya başlıyor muyuz?’’

 Cevapladım: ‘’Acele etmeyelim, şehre girmek için gerekli ekipmanlara sahip değiliz. Daha elimizde merdiven bile yokken 50 metrelik duvara nasıl tırmanacağız?’’

 ‘’Doğru diyorsun bak…’’

  Yue Qing Qian işaret ederek söylendi: ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, şuraya bak…’’

 ‘’Oh?’’

 Herkes mesafeye bakmış ve oracıkta kalkandan bir defansif formasyon oluşturarak ilerleyen NPC askerlerini görmüştü. NPC askerleri merdivenleri duvara dayadıktan sonra yukarıya çıkmaya başladı. NPC askerlerinden birinin suratında keyifli ve muzip bir gülümseme vardı: ‘’Maceraperestler; artık şehre olan sakadatinizi gösterme zamanınız geldi! Saldırın! [Eskilerin Şehri]’ndeki bütün yaratıklar öldüğünde, evinizi başarıyla korumuş olacaksınız! Cesurca ilerleyin ve asla geri çekilmeyin!’’

 ‘’Saldıracak mıyız?’’ Yue Qing Qian bana bakıyordu.

 Duvardaki NPC askerlerine bakarken dişlerimi sıkıyordum. Henüz tam bir karara varabilmiş değildim.

  Yanımda duran Wang Jian söylendi: ‘’Xiao Yao, daha şehrin içindeki bossun nasıl bir yaratık olduğunu bile bilmiyoruz. Belki de içeriye erken girersek, birkaç şey bulabiliriz?’’

 Derin bir nefes çekip, söylendim: ‘’Sadece…çok az oyuncumuz olduğu için endişeleniyorum. Her ne kadar geriye kalan 347 oyuncumuz sahip olduklarımız arasındaki en güçlüleri olsalar da, milleti intihara sürükleyeceğimden çekiniyorum.’’

 Bai Qi gülümsedi: ‘’Klan Başkanı, o kadar endişelenmene gerek yok canım. Zhan Long’a katıldığımıza göre verdiğin kararların da arkasında duracağımızı biliyor olman lazım. Merak etme, hepimiz ölsek de bu senin kararlarından değil, kendi güçsüzlüğümüzdendir. Ayrıca sura saldırmayı ben de destekliyorum. Eğer sura erkenden ulaşırsak, Zhan Long’un namını da dört bir yana yayabiliriz!’’

 Yumruklarımı sıktım: ‘’Tamam o zaman, madem durum böyle, direkt saldırıyoruz! Şövalyeler, kalkanlarınızı alıp ilerlemeye başlayın. Kılıç ustaları ve savaşçılar hemen arkanızdan gelecek, şifacılar da onların arkasından ilerleyecek! Büyücüler ve Okçular en arkadan saldırmaya başlayacaklar. İlk olarak savunacağız, ardından surdaki yaratıkları avlayacağız!’’

 ‘’Tamamdır!’’

……

 İmparator Qin’in Kılıcı’nı sımsıkı kavradığım gibi ilerlemeye koyuldum. Defansım çoktan 2400’ü geçmişti ve çoğu Şövalyeden bile fazlaydı. Aslında, en önde durarak oklara göğüs gerecek en uygun aday bendim!

  İlk grup surların 100 metre menziline girdiğinde Matcha söylendi: ‘’Patron, bütün okları tek başına karşılamaya çalışırsan fazla dayanamazsın benden söylemesi. Yüksek defansın olsa da, bir Wang Ze Cheng değilsin. Şöyle yapalım, seninle birlikte ilerleyelim böylece saldırıyı ikiye bölmüş oluruz. Diğerleri de direkt saldırır!’’

 ‘’Tamamdır!’’

 Matcha’yla birlikte iyi bir takım oyunuyla ilerlemeye koyulduk. Aynı esnada, surlardan ok yağmurları yağmaya başlamıştı. Ok yağmurlarının altında, vücutlarımıza inen [Tedavi] ışıklarıyla ilerliyorduk. Beraberimizde Ba Huang oyuncularından bir sürü insan geliyordu; onlarla aramızdaki tek fark biz Matcha’yla hayatta kalabiliyorduk; diğerleriyse bizim kadar şanslı değillerdi!

 “Pa!”

 Merdiveni sımsıkı kavradıktan sonra birer birer adımlamaya başladım. 50 metreyi çabucak aşmış ve şehir surlarına atılmıştım. [Kızıl Ejder’in Kalkanı]’nı aktif ettiğim gibi İmparator Qin’in Kılıcı dans etmeye başlamıştı!

 [] [] []