Dusuk ama gururlu? Heybetli olsaydi daha etkili olurdu :D xnfhdjcgbfjc
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
247. Bölüm Zhan Long, Saldırın!
Aptal Olma yere yığılınca Elvade Gözyaşları’nın suratı mosmor kesilmişti: ‘’Artık dayanamıyorum…ağır zırh sınıfları, yürüyün benimle. Bize saldırmalarına fırsat vermeden ileri atılacağız!’’
Birkaç yüzlük ağır zırh sınıfı grubu dağ tepelerine doğru atılmaya başlamıştı; lakin o esnada….kana bulanan çimlerden çıkan Yavru Kurt Elveda Gözyaşları’nı sersemletmişti. Hemen ardından yerden frılayan [Ateşin ve Buzun Sütunu] adamın canını yerle bir etmişti. Binlerce Güneş’in bir büyü daha yapmasını beklemeyen Kurt hançerini kaldırarak Elveda Gözyaşları’nın işini bitirmişti!
Plop!
Elveda Gözyaşları diz çöktüğünde ne olduğunu hala anlayabilmiş gibi görünmüyordu: ‘’O kadar insanın arasından niye ilk ben ölüyorum?’’
Kurt hançerlerini kavarayak soğuk bir kahkaha savurdu: ‘’[Öncü]’nün flama taşıyıcısın ya ondan…’’
Elveda Gözyaşları yaş dolu gözlerini kapayarak adeta son yolculuğuna uğurlanmıştı!
……
‘’Arkadaki şifacılara nişan alıp, ateş edin!’’ Gökyüzünde süzülen Matcha savaşı yukarıdan izliyor ve aynı esnada talimatlar veriyordu.
Fox ve diğer 10 Silahşör silahlarını bahsi geçen bölgeye çevirdikten sonra [Bombadrıman]’ı aktif etmişti. Yaşanan mücadeleyi 70 metre uzaklıktan takip ettikleri için [Öncü] oyuncularını kolayca avlayabiliyorlardı. Kalın duman perdesi ve mermiler [Öncü] Şifacıları’nı bir bir indiriyor ve geriye yalnızca büyücüler kalıyordu…
“Boooommmmmm…..”
Akılalmaz bir duman dalgasına eşlik eden patlamalar anında 100’e yakın şifacıyı öldürmüştü. [Öncü] böyle bir gelişmeyi beklemiyordu; zira rakip takımın böylesine bir ateş gücüne sahip olacağını akıllarından bile geçirmemişlerdi!
Kuzey Kutbu’nun suratı solmuş, herif [Mana Kalkanı]’nı aktif ettiği gibi geri çekilerek talimat vermişti: ‘’Bizim Silahşör grubu nerede? Öne geçip, Kaygısız Xiao Yao’nun yerini bulmalarını istiyorum! İlk önce onu, ardından da bütün oyuncularını öldürün!’’
Mesafedeki Silahşörler tüfeklerini kaldırarak ateş etmeye başlamıştı. Ben de hemencecik [Atik Kılıç] yeteneğimi aktif ettim. Rakip oyuncularının arasında girdiğimde Sevgili Duck çoktan planımı anlamıştı: ‘’Şifacılar!’’ diye seslendi, ‘’Klan Başkanı’na odaklanın, ölmesine izin vermeyin!’’
Başımı yukarı kaldırıp, rakip mermileri ve oyuncuları savuşturmaya odaklandım. [Öncü]’nün gerçekten bir sürü oyuncusu vardı ve yalnızca bana odaklanan en azından 100 Silahşör görmüştüm. Saldırılara maruz kalırsam yaşayacağım hasarı düşünmek bile istemiyordum. Yine de oracıkta oturup, ölmeyi bekleyecek değildim; bu yüzden vakit kaybetmeden aktif ettiğim [Kızıl Ejder’in Kalkanı] vücudumu kaplayarak beni korumaya başlamıştı. Mermiler vücuduma saplanmaya başladığında, başımın üstünde çıkan hasar sayıları da insanları şaşkına çevirmeye koyulmuştu---
89!
101!
73!
44!
……
O kadar saldırı içinde üç hanelik hasar veren saldırısı sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu ve arkamda birkaç düzine Şifacı olduğundan ölmeyeceğim kesindi!
‘’Hou…’’
Alevli Kaplan Tanrısı kükrer kükremez [Ateş Gücü Hücumu]’nu aktif etmiş ve hemen ardından [Keskin Kükreme]’yi kullanmıştı; neye uğradığını şaşıran [Öncü] oyuncuları bir bir yere düşüyordu. Yaratığın [Alev Pençesi]’ne maruz kalan Şövalye tek bir saldırıda yarı canını kaybetmişti. Başını çeviren heybetli kaplan bir kez daha kükredikten sonra koşturmaya başlamış, adeta savaş alanında dehşet saçan bir ölüm makinesine dönüşmüştü.
‘’Devam!’’
Li Mu kükrediği gibi kılıcını yukarı kaldırdı. ‘’Klan Başkanı ilk hasara göğüs germiş bulunuyor dostlarım! Wang Jian, Yaşlı K, Cang Lei, ileriye atılma sıramız geldi! Vadideki [Öncü] grubuna saldırın, bizimkilere bulaşmalarına izin vermeyin!’’
Yaşlı K Perili İkiz Savaş Baltası’nı hazırladıktan sonra gülümsedi: ‘’Beklemekten kıçıma kramp girdi resmen, ilk kim gidiyor?’’
Wang Jian cevapladı: ‘’Önden Cang Lei’yi salalım gitsin; karşı tarafın defansı neye uğradığını şaşıracaktır!’’
Dong Cheng Lei’nin meseleye bir itirazı olmadığı için genç adam baltasını omzuna atıp, öne yürümeye başlamıştı. Kalkanlı bir şövalye ve onun yanındaki Rahibi gören Cheng Lei baltasını savurmaya koyuldu. Kalkana doğru sağlam bir darbe geçirdiğinde önce kalkan ve hemen arkasından da şövalye ikiye ayrılmıştı. Çevresinde bulunan bir düzinelik rakip [Öncü] oyuncusu duruma kayıtsız kalamayarak ona saldırmaya başlamıştı; lakin heriflerin onca çabasına karşılık Cheng Lei yalnızca bir adım atmış ve arkasında yıldızlardan bir duvar oluşmaya başlamıştı. Bu ona verdiğim yetenekten başka hiçbir şey değildi.
[Mutlak Sıfır Megrez Duvarı]!
“Papapa…”
Rakibin [Alev Kılıçları] duvara çarpar çarpmaz kayboluyordu. Baştan aşağıya zırhlara kuşanmış Dong Cheng Lei ölecekmiş gibi durmuyordu. Zaten arkasında bulunan şifacıları da düşündüğünzde, herifin binlerce oyuncuya meydan okuyabilecek bir seviyede olduğunu anlayabiliyordunuz!
‘’Gebertin!!’’
Li Mu, Wang Jian ve Bai Qi üçlüsü yan taraftan düşman hatlarına dalar dalmaz rakip takım neye uğradığını şaşırmıştı. Karşı tarafın ağır zırh sınıfları Yaşlı K’nın [Rüzgar Kesiği]’nden sebep adeta havaya uçuyorlardı. Zhan Long’un diğer ağır zırh sınıfları da saldırıya başlayınca [Öncü] grubu oracıkta çaresizce dikilmeye koyulmuştu. Li Mu Cesur Yürek grubunu yöneterek aradaki boşluğu kapayıp, rakibin uzun mesafe oyuncularına saldırmaya başlamıştı!
………………
Dağın eteklerinde yaşanan mücadele gitgide vahşileşiyordu. Kurt sürekli rakibin ön ve arka hatları arasında yer değiştiriyor, arada sırada ortaya çıkan figürü gölgelere karışmadan önce yanında en azından bir okçuyu götürüyordu. Her saldırısının ardından üzerine [Tedavi]’lerin ışığı düşüyordu, Yue Qing Qian ve Yue Wei Liang ikilisi de ne zaman %50 cana düşseler geri çekiliyorlardı. Yaklaşık 50 civarı süikastçimiz dağ eteklerinde mücadele ediyordu; lakin [Öncü]’nün sayı bakımından üstün grubu yavaş yavaş da olsa dağ tepesine ilerlemeye devam ediyordu.
‘’Onları durdurmamız lazım!’’
Yue Qing Qian %50 canı kalmış olan bir kılıç ustasına doğru [İkiz Hançer Harmonisi]’ni savurdu. Ardından [Tanrı’nın Dansı]’nı kullanarak zik zaklar çizen bir gölgeye dönüşmüş ve ona doğru gelen iki savaşçıyı kolayca atlatmıştı. Kadının vücudu adeta keyifli bir meltem rüzgarını andırıyordu; ancak ellerinde tuttuğu, vahşi saldırılar yapan hançerler bu manzarayı bozuyordu. Boğazlarına saplanan hançerleri görmeye fırastı bile bulamayan iki savaşçı anında yere yığılmıştı. Sadece bu saldırı bile iki rakibin arasındaki farkın ne denli büyük olduğunu gösteriyordu; zira Yue Qing Qian resmen tek gözüyle ikiliyi haklamıştı.
‘’Kardeşim!’’
Yue Wei Liang hançerleriyle karşısında duran kılıç ustasının saldırısını karşıladı. Yue Qing Qian’a doğru gelen ölümcül darbeyi de savuşturduktan sonra hemen kardeşine yardım etmiş ve zarif bacağıyla kılıç ustasının karnına bir tekme geçirmişti. Hafifçe ileri uzandığında iki hançerinin kılıç ustasına doğru gittiğini görmüştüm. [İkiz Hançer Harmonisi] bir kez daha hedefini ıskalamamıştı!
1711!
Kılıç ustası boş bakan gözleriyle öteki dünyayı boyladı!
Kurt geriye çekilmeye başlamış ve çekildiği esnada 3 kılıç ustası ve 2 savaşçı ellerinde can vermişti. Zhan Long’un üç süikastçisi rakip takımın ritmini yerle bir etmişti ve onlardan bekleneni fazlasıyla yerine getirmişlerdi.
……
Dağ tepesinde duran Fox silahını kaldırıp, talimat verdi: ‘’Büyücüler, [Ateş ve Buzun Sütunu] ve [Patlayan Kayalar]’ı kullanarak saldırın! Tekil büyüleri kullanmayın ve Silahşöler! [Bombardıman]’ı sürekli kullanacaksınız; Okçular, elinizden geldiği kadar ok fıraltın bu heriflerin ölülerini istiyorum! Rakip takımın tek bir kılını bile dağ tepesinde görmek istemiyorum! Dördüncü gruptaki kardeşlerim, gökyüzündeki Rüzgar Elfler’ine göz atın ve yaklaşan görürseniz vurun gitsin!’’
Oklar ve büyüler birleşerek ilerliyor, ön saflarda hayatını yitiren süikastçiler diriltme ışıklarıyla hayata dönüyordu. Çok geçmeden Zhan Long’un ve Parçalanan Kemikler’in oyuncuları yüksek bölgeye giden yolu korumak için mücadele etmeye balmaıştı. Bu raddeye gelindiğinde, Öncü çoktan 3000’in üstünde kayıp vermişti. Onlara doğru açılan yol Li Mu, Yaşlı K ve şahsım tarafından kapatıldığı için karşı tarafta kalan Şifacılar [Diriltme]’yi kullanma fırsatını bile bulamıyorlardı!
Mücadelenin ortasında, Dirilen Kılıç rakip kılıç ustasını mızrağıyla delip geçmiş ve hemen arkasından [Alev Mızrağı]’nı kullanarak rakibinin işini bitirmişti: ‘’Ne keyfili ama!? Böyle avantajlı bir bölgede olduğumuz sürece binlerce insana kafa tutabiliriz!’’
Yaşlı K baltasını savurup, oyuncu kalabalığına doğru ilerlerken gülümsedi: ‘’E herhalde yani, burada Tanrı Vari Stratejist Matcha diye boşuna demiyoruz ya!’’
‘Huacha!’
[Atik Kılıç] yeteneğim 7 oyuncuyu daha öldürdüğü esnada Alevli Kapltan Tanrısı çoktan 10 kişinin işini bitirmişti. Ayakta dikilip, kılıcımdaki kanları silerken savaş meydanını izliyordum: ‘’Şu mücadeleye bir bakın, sonunu görmek çok da zor olmasa gerek!’’
Matcha gökyüzünden savaşı izliyordu. Bana doğru göz kırpıp söylendi :’’Meseleyi hesapladım; bu mücadeleye katılan [Öncü] oyuncularından en az 5744 tanesi bir kez ölmüş ve 3129 tanesi de iki kez ölmüş durumda. Tabii üç kez ölen 1984 oyuncuyu da unutmayalım. Şu anda rakip takımdan savaşmayı bırakan bir sürü insan görebiliyorum…’’
‘’Peki ya biz kaç adam kaybettik?’’
‘’900 civarında adam kaybetmiş olsak da hepsi çoktan dirilmiş durumda…[Öncü] daha dağ tepesine ulaşabilmiş değil ve aslında şu anda bildiğin yürüyen hedeflerden farkları yok. Onlara karşı bu kadar etkin bir saldırı yapabiliyor oluşumuz Kuzey Kutbu’nun pek de akıllı biri olmadığını gösteriyor. Eğer daha akıllı bir komutanları olsaydı…dikenli bölgeden bizi çevreleyip, arkadan saldıracak bir grupla karşılaşabilirdik…’’
……
Dirilen Kılıç aniden titremiş ve mesafeye bakıp, alnına bir şaplak atmıştı: ‘’Tanrım, işimiz bitti….’’
‘’Ne oldu?’’ diye sordu Li Mu.
Dirilen Kılıç öfkeliydi: ‘’Kızıl Arazi’den haberler geldi. Karanlık Saray, Savaş Rüzgarları ve Kan Kontratı [Öncü]’nün saldırılarına dayanamamış. Simple’ın yönettiği 7000 kişilik ordu 2000 kişi bile kaybetmeden bizimkileri birer kez öldürmeyi başarmış. Bir kez daha ölürler diye korkuyorum…’’
Li Mu’nun suratı soldu: ‘’Klan Başkanı, ne yapacağız?’’
Buz Yağmuru Kılıcı’mı sımsıkı kavradım: ‘’Başka ne yapabiliiz ki? Oaraya gidip, yardım etmemiz lazım…Cesur Yürek ve Zhan Long grubuyla oraya gideceğim. Dirilen Kılıç, biz gittikten sonra burada %50’lik bir oyuncu düşüşü yaşayacaksın. Kuzey Kutbu ve adamları çoktan savaşma isteklerini kaybetmiş durumda olduklarından, onların hareket etmesini engelleseniz yeter. 1000 adamı toplayarak Simple’a arkadan saldırırsak kazanma şansımız olabilir!’’
Dirilen Kılıç onayladı: ‘’Anlıyorum, Başkan Yardımcımı buraya bırakıp, diğer elit oyuncularımı sizinle yollayacağım!’’
‘’Güzel…’’ Dağ tepesinde duran Fox’a baktım: ‘’Fox! Zhan Long’un uzun mesafe oyuncularıyla birlikte orada kalıp [Parçalanan Kemikler]’e yardım edin! Biz Simple ve 7000 oyuncusuna saldırmaya gideceğiz. Uzun mesafe oyuncularının hareket hızları yüksek olmadığından bizimle gelmenizin de bir mantığı yok!’’
Fox başıyla onayladı: ‘’Ah, tamamdır!’’
……
Uzakta, Kuzey Kutbu 2000+ oyuncuyusla geçici olarka geri çekilmişti. Aynı şekilde biz de 950 kişilik grubumuzla geri çekilip, Kızıl Arazi’ye doğru ilerlemeye bşalamıştık.
Parlayan ay ışığı insanın kalbini rahatlatıyordu. 1000 kişilik grubumuzla 10 dakika içerisinde Kızıl Arazi’ye ulaşabilecektik!
Farklı bir yola sapıp, mesafeyi 15 dakikaya uzatmış olsak da nihayetinde Kızıl Arazi’ye ulaşmıştık!
Sha….
Kılıç elimde, kızıl çimlere ilk adım atan isim ben olmuştum; hemen ileride gerçekleşen heybetli mücadeleyi görebiliyordum. Karanlık Bulutlar ve Han Bei Song Simple’ın yönettiği binlerce oyuncuya karşı çaresizce direnmeye çalışıyordu.
Hua!
Aniden ayağa kalkıp, gururlu bir şekilde Buz Yağmuru Kılıcı’mı kavradım. Düşük ama güçlü bir ses tonuyla söylenmeden edememiştim: ‘’Zhan Long, saldırın!’’
Magnec