Bunu bossun yildirim ejderi oldugu soylendiginde anlamistim bn elektrik suda yayilir :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
216. Bölüm Akan Yıldırım
“Peng Peng Peng…”
Sayıları 5-6 civarlarında olan Yıldırım Kılıcı Korumaları Matcha’nın kalkanına atılmış, kadının kalkanından çıkan kıvılcımlara hafif elektrik dalgaları eşlik etmişti. Çarpılan Matcha acı dolu bir çığlık attı: ‘’Ahh, canım acıyor. Chengshuo, Sevgili Duck, canımı doldurun…’’
Üç parlak [Tedavi] ışığı Matcha’nın vücudunu kapladı. Arkasında üç şifacı varken kolay kolay ölmeyeceği açıktı…
Gözlerimin önünde geniş bir Yıldırım Kılıcı Koruması grubu duruyordu. Hemen ileriye atıldığım gibi mesafeyi hesapladım ve kolumu kaldırarak [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni aktif ettim. Rengarenk 7 meteor parçacağı kılıcımın etrafında belirmiş ve ‘Bang!’ sesiyle kılıcım Yıldırım Kılıcı Koruması grubuna atılarak, yaratık başına 1500 hasar vermişti. Ardından kılıcımda beliren kızıl ışığı görünce bir sonraki saldırımın ölümcül darbe olacağını anlamıştım!
Matcha da saldırıya geçmiş ve Ejder Ruhu’nun Cam Mızrağı’nın ucu geniş bir ışık hüzmesiyle kaplanmıştı. Titreyen silah kalabalığa atıldığında, genç kadının saldırısı da ölümcül darbeyi tetiklemişti. Havaya fırlayan hasar sayıları cidden görülmeye değerdi.
Arkamızda duran Dong Cheng Yue enerjiye odaklandıktan sonra ortaya çıkan rüzgar dalgaları cübbesini havalandırmış, kadının güzel bacakları gün yüzüne çıkmıştı. Yerin hemen üstünde süzülürken parmaklarını ileriye uzattı. [Yıldırım Parmağı] ve İlüzyon Vari Kelebek Kraliçe’siyle Buz Tavşanı’nın kombosu Yıldırım Kılıcı Korumaları’nı yerle bir etmişti. Çoğunun canı %10-20 sularındaydı.
‘’Hadi bakalım…’’
Güzel gözleriyle etrafını süzen Wan Er hançerlerini hazırladı. Canı %10’a düşen yaratıkları, [İkiz Hançer Harmonisi]’ni kullanarak çabucak öldürmüştü.
Bang!
Hançeri %20 cana sahip yaratıklardan birine saplandığı gibi yaratık öteki dünyayı boylamıştı!
Fox arkadan [Bombardıman]’ı kullanarak saldırıyordu: ‘’Böyle bir saldırı gücüyle kesinkes Çin’in üst seviyelerine meydan okuyabiliriz. Wan Er Hanım, Dong Cheng Hanım, ne zaman bize katılıyorsunuz?’’
Dong Cheng gülümsedi. ‘’Amcacım, ne dedin tam duyamadım da?’’
Wan Er söylendi: ‘’Dong Cheng, öldürmeye devam et. Zavallı Fox’a bulaşıp duruyorsun…’’
Fox: “……”
……
20 dakika içinde 100+ Yıldırım Kılıcı Koruması’nı öldürmüştük. Yaratıklardan geriye yalnızca ekipmanlar ve yere düşen paralar kalmıştı. Aynı zamanda Qing Qian’la birlikte 60.seviyeye ulaşmıştık ki bu 3.resmileştirmemizi alabileceğimiz anlamına geliyordu. Şans bu ki bulunduğumuz haritadaki yaratıklar olağanüstü TP veriyordu ve mekanı temizledikten sonra muhtemelen 61.seviyeye ulaşacaktık.
Yine de ortada kesin bir gerçek vardı; bu SSS-seviye haritada kasan oyuncu grubumuzdan her biri şehirlerinin ilk 10’una girebilecek fırsata sahipti. Şu anda Ba Huang’ın 1.oyuncusu olan Jian Feng Han 61.seviyedeydi. Eğer ölmeden kasmaya devam edersem, bir numarayı ele geçirebilirdim; gerçi ele geçirdikten sonra ne kadar elimde tutabilecektim, orası ayrıydı…
Yere düşen ekipman yığınına bakar bakmaz heyecanlanmıştık. Sistematik bir şekilde herkes ekipmanları toplamaya başlamıştı. Elit Yaratıklar’dan düşen ekipmanların çoğu Gümüş Ekipman seviyesindeydi; ancak bu tarz ekipmanlar işimize yaramıyordu. Yine de, içlerinde bir ekipman vardı ki, %5 can çalma özelliği sayesinde yüksek bir fiyata satılabilirdi.
‘’Hey, şu ne?’’
Yue Qing Qian yerden gümüş bir madalyon alıp, bize göstermişti.
[Şeytan’ın Sembolü] : Bir şeytan öldürdüğünüzün kanıtıdır. Bu sembolü herhangi bir şehirde takas ederek ciddi bir TP ödülü alabilirsiniz!
……
‘’TP karşılığı takas mı?’’ Wan Er gülümsedi: ‘’Güzelmiş, bizim Ölümlü Kağıdı’na benziyor.’’
Yue Qing Qian hemen zar atma sistemini açtı: ‘’Bunu direkt kendime almama imkan yok, hadi gelin, zar atalım.’’
Başımı iki yana salladım: ‘’Gerek yok, sonuçta hepimiz arkadaşız, bu yüzden eşyaları da en çok ihtiyacı olanlara dağıtmamız lazım. Qing Qian, Wan Er, Chengshuo ve ben çoktan 60.seviyeye ulaştığımız için böyle bir eşyaya ihtiyaç duymuyoruz. Şeytan Sembolü’nü Matcha’ya ver, kendisi daha 55.seviyede; ancak onun gücüne ihtiyacımız var. Eğer bu Şeytan Sembolü’nü kullanırsa 60.seviyeye daha da yaklaşacağına şüphe yok. İşte bunu başardığında, kendisi Zhan Long’un kemik kadrosuna da katılabilecek.’’
Wan Er gülümsedi: ‘’Bence gayet mantıklı, zaten bize TP lazım değil.’’
Aynı şekilde Yuzi Chengshuo da gülümsemişti: ‘’Evet, en düşük seviyeli oyuncumuza verelim.’’
Böylece herks onaylamıştı. Zhan Long’un geleceği için Şeytan Sembolü’nü Matcha’ya verdik. Genç kadın sembolü kızaran suratıyla aldıktan sonra bana gizli bir mesaj yollamıştı: ‘’Patron, teşekkürler, bana karşı çok naziksin…’’
Gülümsemeden edememiştim: ‘’Hadi kasmaya devam. Patronun sonuna kadar tank olamaz ya; ben sadece saldırıya odaklanmak istiyorum. Bu yüzden senin Zhan Long’umuzun bir numaralı tankı olman gerekiyor Matcha. At üstüne çıkıp, sağlam bir kalkan alana kadar bekle bak. Defansa verdiğin puanlar sayesinde Zhan Long’un yokedilemez kalesi olacaksın!’’
Matcha gülümsedi: ‘’Patron, nihayet Wan Er, Dong Cheng, Qing Qian ve diğer kadınların senden niye hoşlandığını anladım. Gerçekten bambaşka bir kişiliğin var…’’
‘’Keke, ben de çok yakışıklı olduğum için yanımdalar sanıyordum..’’
“Peh…”
……
Savaş alanını toparlamaya devam ederken iki Şeytan Sembolü daha almış ve hemen Matcha’ya vermiştim. Genç kadının şehre döndüğünde seviye atlayacağına kimsenin şüphesi yoktu. Yine de öyle 3-5 seviye atlamasına imkan yoktu; zira böyle bir şey olsaydı, oyuna para basan insanların diğerlerine karşı akılalmaz avantajları olurdu…
Tekrardan, hatta onlarca kez daha bu taktiği uyguladıktan sonra Yıldırım Kılıcı Korumaları’nı temizlemiş ve vadiyi çevreleyen sınırlardaki yaratıklara doğru atılmıştık. Çoktan 4 saatimizi harcadığımızdan saat 19:00’a gelmişti. Yani diğer bir deyişle, Ejder Tapınağı’nın sonuna ulaştığımızda saat 19:00 sularıydı.
10 kişilik takımımız nehir suyunda dikiliyordu. Tam önümüzde, gökyüzünden sarkan zinciri görebiliyorduk; lakin zincire çıkan köprünün girişinde bekleyen devasa ejder heykelini de söylemeden geçmemek lazımdı. Bunun ikinci katın bossu olduğu çok açıktı. Üsteik üstünde durduğumuz nehir de o kadar genişti ki, muhtemelen boss savaşını suyun üstünde yapacaktık.
‘’Ne yapacağız?’’ diye sordu Wan Er.
Matcha gülümsedi: ‘’Xiao Yao bossu kuru topraüa çeksin, biz de öldürelim?’’
Başımı iki yana salladım: ‘’İmkansız, mesafe çok fazla. Nehir en azından 500 metre genişliğinde. Öyle bir şey yaparsam boss peşimden gelir mi bilmem; ancak öleceğime şüphe yok.’’
Wan Er yumruklarını sıktı: ‘’O zaman suda öldüreceğiz!’’
‘’Evet, hadi bakalım…’’
Adım adım nehirde ilerledik ve yüzmeye başadık. Hareket hızımız %50 azalmıştı ki bu bizi bir hayli etkileyecekti. Sadece bu da değil, suya girdiğimizde yalnızca 10 dakika boyunca durabiliyorduk; 10 dakika geçtikten sonra yukarı çıkıp, nefes almamız gerekiyordu. Seviyeniz ne kadar yüksekse, suyun altında da o kadar fazla kalabiliyordunuz.
Heykele doğru yüzerken yaratıkla aramdaki mesafeye dikkat etmiş ve ona uzaktan saldırmıştım. Kılıcımı kaldırdığım gibi [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni aktif ettim ve kılıcımdan ileriye 7 meteor parçası fırladı!
Bang!
[Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’nin sahip olduğu bina yıkma özelliği hemen ortaya çıkmış ve nihayetinde devasa, mosmor ejder hayata dönmüştü. Yaratık o kadar çok kanat çırpıyordu ki, şok dalgalarına maruz kalmaya başlamıştık! Bu fırsatı kullanarak hemen yaratığın özelliklerine baktım ve onlara doğru yüzmeye başladığım gibi özellikleri chatte paylaştım---
【Yıldırım Ejderhası’nın Gölgesi – Lorraine】(Mor Boss)
Seviye: 63
Saldırı: 1750-2180
Defans: 1270
Can: 370000
Yetenekler:【Ejder Pençesi】【Akan Yıldırım】【Yağan Yıldırım】
Açıklama: Lorraine, Aziz Yıldırım Ejderhası’nın gölgesidir ve onun gücünden bir parça taşımaktadır. Obsidiyen Ejderha Tanrısı tarafından Mohist Şehri’ni korumak için çağrıldığında, Ejderha Tanrısı’na kan veren dört aziz ejderhadan biri de odur. Yıldırım Ejderhası’nın Gölgesi ebediyen bu tanıpakta korumalık yapacaktır…
……
‘’Dikkatli olun, bossun daha önce görmediğimiz iki yeni yeteneği var!’’ Buz Yağmırı Kılıcı’mı kavrayıp, suda birkaç adım geri çekildiğim esnada diğerlerini uyardım: ‘’Rüzgar Ejderhası’nın Gölgesi’ni öldürdüğümüz esnada uyduladığımız taktiği kullanacağız. Matcha, pozisyon al!’’
Matcha havaya uçmuş, elinde tuttuğu Ejder Ruhu’nun Cam Mızrağı’yla onaylamıştı: ‘’Tamamdır, patron!’’
‘’ROAAR!’’
Arkamızda duran Yıldırım Ejderhası’nın Gölgesi kükredikten sonra nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde sırtıma hamle yapmış ve suya batmaya başlamıştım!
‘’Gugugugu….’’
Su sesleri kulaklarımda yankılanırken batmaya devam ediyordum. Su görüşümü perdelediğinden görebildiğim tek şey ejder pullarının mor yansımalarıydı. Tereddüt etmeden [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif ederek ejderin boğazına saldırdım. Yaratığın boğazındaki mor pulların ortasında beyaz bir pul vardı. Muhtemelen bu beyaz pul ejderin zayıf noktasıydı; yani buraya vurduğum sürece yüksek bir hasar verebilecektim!
Beyaz pulunun saldırıya uğradığını anlayan Yıldırım Ejderhası’nın Gölgesi sinirden deliye dönmüştü. Başını kaldırdığı gibi iki pençesini de bana savurmuş ve derine batmak zorunda kalmıştım. Şans bu ki saldırısı yalnızca 1200 canımı götürdüğünden yakın bir zamanda ölmeyecektim. Bir can ikisir ve [Tedavi]’yle durumu toparlayabilirdim. Ekipmanlarım kaliteli olduğundan artık bu tarz mücadelelerde daha uzun dayanabiliyordum.
………….
Birkaç saniye geçtikten sonra nihayet yüzeye çıkma fırsatını bulmuş ve elimi havaya kaldırdığım gibi [Rüzgar Kılıcı]’nı bossa doğru savurmuştum. Aynı zamanda Dong Cheng Yue [Yıldırım Parmağı]’yla bossa saldırmış, Fox da [İkili Atış]’ı akfit etmişti. Yue Qing Qian ve Wan Eri’n silüetleri suyun üstünde ilerlemeye başladığında, kadınların ellerinde duran hançerlerden de etrafa ışık hüzmeleri saçılmaya başlamıştı. Yanlarında ben olunca, kızların bossun odağıyla ilgili endişeleri de kalmamıştı.
‘ROARR!’’
Yıldırım Ejderhası’nın Gölgesi kükredikten sonra devasa ağzını açmış ve ağzında beyazımsı bir ışık hüzmesi belirmişti.
Matcha söylendi: ‘’Dikkatli olun, yaratık yeteneğini aktif ediyor!’’
‘’Eh?’’
Daha ne yapacaktım? Kafa atmaktan başka çarem yoktu…
Çok geçmeden yaratık bana doğru akılalmaz hızda gelen bir yıldırım topu tükürmüştü!
Bang!
Etrafa saçılan dalgalara göğsüme çarpan yıldırım eşlik etmiş, vücudum ve kılıcım bir kez daha suya batmıştı. 10 metre suya battıktan sonra yıldırım topu patlamıştı!
1974!
Wow, ne saçmalık ama… Yetenek sadece bana saldırmakla kalmamış, elektrik suda yayıldığı için yakınlarda duran Wan Er ve Dong Cheng Yue de hasar almıştı!
Magnec