Abinizi iyi dinlwyin kayhisi z xiao yao ne derse o olcak :D snsmdkskdkxndn
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
123. Bölüm Prenses'in Mezarı
Ba Huang Şehri’nin güney-batı sınırına yarım saatte ulaşmıştım. Bölgede bulunan dağlardaki yaratıkların geneli 48-55 seviyeler arasındaydı. Genelde buraya oyuncuların geldiğini görmek pek mümkün olmasa da; Şu an için dağ girişinde 100 oyuncu toplanmıştı. Her oyuncunun omzunda mırak tasviri bulunan bir amblem yer alıyordu. Tabii ki bu amblem [Cesur Yürek]’ten başka bir klana ait değildi. Merak ediyorum da, niye bu saçma sapan görünen amblemi seçmişlerdi?
‘’Geldik…’’
General Li Mu gruba doğru yürümüş ve General Wang Jian’la General Bai Qi’yi öne çağırmıştı. General Wang Jian elini uzatıp söylendi: ‘’Xiao Yao, uzun zaman oldu!’’
Seviyelerine baktım. Hepsi 47.seviyedeyzi. İçten içe heriflere övgü dolu sözler yağdırmadan edememiştim. Adamlar ne kadar seviye düşerse düşsün, bir şekilde toparlanmayı başarıyordu. Başımı öne doğru sallayıp, cevapladım: ‘’Ah, nasılsınız millet? [Cesur Yürek]’in karşısına çıkan problem neymiş bakalım?’’
General Bai Qi baltasını kaldırıp, cevapladı: ‘’Görünce anlarsın!’’
‘’Tamam!’’
……
Vadiye girdikten sonra bir sistem mesajı duydum.
Sistem notu: [Prenses’in Mezarı]’na giriş yaptınız!
Duraksadım ve General Li Mu hemen durumu açıklamaya koyuldu: ‘’Bu klan görevlerinden birisi. Ba Huang’ın dükünden aldım. 200 oyuncuya kadar paylaşılabilen A-seviye bir görev; yani içerideki boss acayip güçlü olmalı. Burada olduğuna göre niye görevde bize yardım etmiyorsun?’’
‘’Hmm, önce içeri girelim de, sonra düşünürüz.’’
Tam bir cevap vermemiş, General Wang Jian’ın derin koridorda takip etmeye koyulmuştum. Yanımda duran [Cesur Yürek] oyuncuları sürekli bana bakıyordu. Hatta aralarındaki fısıltılar bile kulağıma ulaşmıştı.
‘’Gördün mü? Bu herif Ba Huang’ın 7.oyuncusu! Söylentilerdeki Kaygısız Xiao Yao!’’ Kızıl saçlı genç bir namevt söylendi.
Güzeller güzeli bir Rüzgar Elfi Büyücüsü herifin yanında yürüyordu. Ufak ağzını açıp, konuşmaya başladı: ‘’Wow, cidden söylentilerdeki kadar yakışıklıymış. Sırtındaki kılıca bak, etrafa mor ışık saçıyor! Ayrıca… ayrıca… kılıcın yanında geniş bir tablet var. Çok garip, niye öyle bir şeyi taşıyor ki?’’
Orta yaşlı bir Barbar hemen cevaplamıştı: ‘’Bilmiyorum. Belki bir görevdir? Gerçi ne olduğu fark etmez. Xiao Yao çoktan efsane olmuş bir oyuncu. Duyduğuma göre, bizim klanın kullandığını Klan Kurma Tableti’ni o vermiş. Yani bizim yakın bir arkadaşımız sayılır!’’
Rüzgar Elfi gözlerini kıstı: ‘’Oh ho! Yani klanımızdaki kızlara göz koyabilecek biri…’’
Namevt gergin bir ses tonuyla cevapladı: ‘’San Mei, aklından bile geçirme. Duyduğuma göre Xiao Yao Cang Tong’u tanıyormuş. O Cang Tong dediğim kadın Fan Shu Şehri’nin en güzel kadını! Hatta tanımayı bırak, gerçek hayatta sürekli yemeğe bile çıkıyorlarmış. Ayrıca Ba Huang’daki Prag’ın başkan yardımcısı olan Yue Qing Qian’ı da tanıdığını duymuştum. O kız da Xiao Yao’ya aşık diyorlar. San Mei, sorarım sana, Cang Tong’un güzeller güzeli figürüyle mücadele edebileceğini mi sanıyorsun? Yoksa Yue Qing Qian kadar tatlı olduğunu mu düşünüyorsun?’’
Rüzgar Elfi söylendi: ‘’Er Ge, cidden hiç acıman yok, seni hiç sevmiyorum…’’
…..
Tartışmaların arasında yere eğildim ve pelerini başıma atarak suratımı gizledim. Artık herkes sırtımdaki Buz Yağmuru Kılıcı’nı görebiliyordu.
Birkaç dakika geçtikten sonra derin koridorun sonuna ulaştık. Sınırın iki tarafında da devasa totemler vardı. Koridorun sonunda, kapı görevi gören geniş taş bloklar vardı. Taşlardan birinde bir yazı bulunuyordu: ‘’Prenses Qiong Hua’nın Mezarı; yalnızca gerekli güce sahip olanlar girebilir.’’
Li Mu elini kaldırıp, işaret etti: ‘’İşte görevin koşulu bu; mezara girebilmek için bu taş bloğu yok etmemiz gerekiyor. Oh! Neredeyse unutuyordum, görevi seninle paylaşayım.’’
‘’Tamam!’’
Birkaç saniye geçmiş ve [Prenses’in Mezarı] görevini kabul etmiştim. Gerçekten de söylendiği gibi, görevin koşulu taş bloğu parçalamaktı.
……
Dönüp, General Bai Qi’ye sordum: ‘’Bai Qi, tam olarak saldırı puanın kaç? Sahip olduğun güçle bu bloğu kıramadın mı yani?’’
Baltasını kaldıran General Bai Qi’nin suratı kıpkırmızı kesilmişti: Ahem, şundan bahsetmesek iyi olur. 5.seviye [Cesaret] bonusuna sahip olduğumda saldırı puanım 1700’e ulaşıyor.’’
Suratım ekşimişti: ‘’Neden bir kez daha denemiyorsun?’’
‘’Tamamdır.’’
Baltasını tutan General Bai Qi taş bloğun önüne geçti. Kükrediği gibi baltasını alev dalgaları kaplamış ve herif [Alev Baltası]’nı aktif etmişti.
Bang!
Balta taş bloğa indiği gibi etrafa kıvılcımlar saçılmıştı; lakin buna rağmen taş blokta herhangi bir değişim yaşanmamıştı.
Bai Qi’nin gözleri sonuna kadar açılmıştı: ‘’Düşündüğüm gibi hala hareket ettiremiyorum. Bu blok acayip sert, altın ekipman olan baltam bile çizik atamıyor…’’
Li Mu söylendi: ‘’Xiao Yao, bir dene bakalım. Sahip olduğumuz dostlar arasında bu taş bloğu parçalayabilecek bir tek sen varsın.’’
Gülümsedim ve düşünmeye koyuldum; artık Buz Yağmuru Kılıcı’na sahiptim ve bunun üstüne [Kılıç Fırtınası]’nı da eklediğimde saldırı puanım 2000’i geçiyordu. Eğer bu taş bloğu parçalayamazsam, muhtemelen görevi bir süreliğine ertelemek zorunda kalacaktık.
Keng…
Kolumu kaldırdığım gibi Buz Yağmuru Kılıcı’nı çektim. Arkamda duran herkes şok olmuştu. Şaşıran süikastçilerden biri söylenmeden edememişti: ‘’Vov, ne güzel bir kılıç ama! Kılıcın rengi mor… mor ekipman mı yoksa?!’’
Şok eden bir gerçek gözler önüne serilmişti. Şu an için sunucuda 2 adet mor ekipman olan kılıç vardı. Bunlardan ilki Cennet Düzeni’nin Kılıcı, diğeriyse şu an elimde tuttuğum Buz Yağmuru Kılıcı’ydı. Lakin buna rağmen [Cesur Yürek] oyuncuları bu gerçeği kabul edebilmiş gibi görünmüyordu. Sonuçta böyle tanrı seviyesindeki bir kılıç, tek takılan bir oyuncunun elinde olmamalıydı.
…..
6 metrelik taş bloğun önüne geçtim ve derin bir nefes çektim. Güç uygulama taktiklerinin temellerine göre, taş bloğun altına vurmak pek de mantıklı bir hareket sayılmazdı. Taşı kırmak için üst kısma vurmak gerekiyordu; ancak General Bai Qi basit düşünen bir savaşcının bunu bilmemesine şaşmamak lazımdı.
“Hu…”
General Li Mu dişlerini sıkıp, nefesini tutmaya başladı.
Pah!
Savaş botlarım taş bloğun yanına adımlamış ve hemen ileri atılmıştım. Taş bloktan 5 metre uzaktayken zıpladım ve 4 metreyi katettim. [Keskin Buz Kılıcı]’nı aktif ettiğim gibi kılıcımın etrafında buz oluşmaya başlamıştı!
“Bang!”
Bütün koridor sarsılmaya başlamış ve taş tabletten etrafa altın tozlar saçılmaya koyulmuştu. Derin bir nefes aldıktan sonra zemine indim ve taşın durumuna baktım. Taşı kırmayı başaramamış olsam da birkaç çatlak oluşturmuştum. Bu taşın kırılacağını söyleyen bir işaretti.
Li Mu heyecanla söylendi: ‘’Xiao Yao, bir kez daha vursana!’’
‘’Tamam!’’
Birkaç adım geriye çekildikten sonra tekrar zıpladım. Havada süzülürken pelerinim kılıcımda oluşan rüzgar dalgalarından sebep dalgalanmıştı. 0.2 saniyelik hazırlığı bitirdikten sonra [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif ettim!
“Bang!”
Bu seferki sarsılma bir öncekiyle kıyaslanacak gibi değildi. 6 metrelik taş blok anında yerle bir olmuş ve parçalar yere saçılmıştı. Prenses Qiong Hua’nın Mezarı’na giden yol açılmıştı!
‘’Hahahah, inanılmazsın Kaygısız Xiao Yao!!’’ General Bai Qi söylendi: ‘’Saldırı puanın 1900 civarında sanırım?’’
Gülümsedim: ‘’2000!’’
‘’Oh? 5.seviye [Cesaret]’ten sonra 2000’e mi çıkıyor? Acayip birisin cidden!’’ Wang Jian gülümsedi.
‘’Herhangi bir ekstra olmadan 2000…’’
‘’Yalan söylüyorsun… inanmıyorum…’’
“…”
……
‘’Xiao Yao, partye gelsene?’’ Li Mu sordu.
‘’Tamamdır.’’
Di!
[Cesur Yürek]’in ana partysine katılmıştım. Partyde general ailesinden 4 üye, ben, 2 büyücü ve 3 de şifacı vardı. En düşük seviye 45’ti…
Sha sha…
Mezara adım atar atmaz botlarım kaygan zeminde kaymıştı. Yanımda duran General Li Mu öne doğru atıldı: ‘’Kokuyor… çok karanlık!’’
Buz Yağmuru Kılıcı’mı kaldırdığım gibi etrafa saçılan mor ışık karanlığı yarıp geçmişti. Bu esnada tünelin tavanından ji ji sesleri geliyordu. Bir grup yarasa bize doğru akın ediyordu!
“Ah….”
Arkamda duran, ellerinde asalar taşıyan iki kadın şifacı korkudan çığlık atmıştı!
‘’Hass…’’
Sessizce söylendim, Li Mu bana bakmış ve durumu hemen kavramıştı. Yarasalardan korkuyor değildik; ancak arkamızda duran kadınların çığlıkları neredeyse kulaklarımızı sağır etmişti!
……
‘’İleride yaratıklar var…’’ General Lian Po yayını hazırladıktan sonra ileriye doğru baktı. 9 ana sınıfın içinde, okçular en hassas hislere sahipti.
Birkaç saniye sonunda geçitten gelen ayak seslerinin iskeletlere ait olduğunu görmüştük. İskelet askerlerin her biri ellerinde bir kılıç ve bir kalkan taşıyordu. Seviyeleri de düşük değildi!
【Prenses’in Koruyucuları】 (Elit Yaratık)
Seviye:55
Saldırı:900-1100
Defans:700
Can:5500
Yetenekler:【Alev Kılıcı】【Kombo】【Kaotik Kesik】
Açıklama: Prenses’in Koruyucuları, Prenses’in Mezarı’nı ölecekleri güne kadar korumaya yemin eden bir avuç askerdir. Prenses Qiong Hua’nın ölümünün üzerinden geçen binlerce yılın ardından askerler çoktan iskelete dönüşmüştür. Yine de iskelete dönüşmeleri, mezarı koruma görevini sürdürmelerine engel olamamıştır.
……
‘’Çok fazlalar!’’ Vücudum bir an için titremişti: ‘’Karşıda en azından 30 tane 55.seviye elit yaratık var. Formasyonu korumamız lazım; aksi taktirde buradan canlı çıkamayız!’’
Ejder Mezarı’ndaki görevleri tamamlamaya çalıştığım sıralarda bir sürü elit yaratık öldürmüştüm; yani bu yaratıklarla ilgili geniş bir bilgi dağarcığım vardı. Genel bağlamda bu yaratıkların puanları normal yaratıklardan çok daha üstündü. Bu yüzden yavaş yavaş ve emin adımlarla ilerlememiz gerekiyordu.
“Hong…”
Li Mu’nun kılıcında beliren ateşlerle birlikte adam eğilmiş ve söylenmişti: ‘’Ağır Zırh sınıfları tek bir çizgi oluşturarak ilerleyin, uzun mesafe sınıfları saldırmaya başlayın! Şifacılar, yeteneklerinizi iyi kullanın!’’
“Keng keng keng…”
Oyuncu grubu silahlarını çekmişti. General Bai Qi ve General Wang Jian yanımda duruyordu. Herkes yaratıkların saldırılarını beklemeye başlamıştı!
……
Tam önümde duran Prenses’in Koruyucusu kükredi ve bana doğru atıldı. Kılıçlarını kaldırdıkları gibi [Alev Kılıcı] üstüne [Alev Kılıcı]’nı kullanmaya başlamışlardı.
577!
791!
442!
……
General Wang Jian kılıcını kaldırıp, [Kombo]’yu aktif etti!
Hemen onu uyardım: ‘’Wang Jian dikkat et, başka yetenekleri de var!’’
‘’Ne dedin…?’’
Magnec