Nabiz kesen eller i bnde ogrenmek isterim :D ise yarar bi numara sjdjxnxnxjxj
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
103. Bölüm Nabız Kesen Eller
“Pah…”
Kulağıma gelen kikirdeme sesleri beni uyandırmıştı. Yatarken gözlerimi hafifçe açtım ve Lin Wan Er’in elinde raketle bana doğru geldiğini gördüm. Yanımdaki topu aldı ve dil çıkardıktan sonra söylendi: ‘’Rahatsız ettiysek kusurumuza bakma, uyumaya devam edebilirsin.’’
Sesi ne kadar tatlı olsa da biraz mesafeli gelmişti. Etrafa baktıktan sonra Dong Cheng Yue’nin bir şeyler içtiğini gördüm. Derin bir nefes çektikten sonra burnuma Lin Wan Er’in kokusu gelmişti. Güzel yüzünde ufak ufak ter damlaları seçilebilse de suratından enerji yayılıyordu. Görünüşe göre maç kıyasıya geçiyordu.
……
Gözlerimi kapatıp, uyuma devam ettim.
Çok geçmeden yanımda birinin oturduğunu hissetmiştim; ancak tanıdık koku burnuma gelince rahatladım: Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue yanıma oturmuştu. Muhtemelen güzellikler yorulmuş ve biraz dinlenmek adına mola vermişti.
‘’Dong Cheng?’’ Lin Wan Er beni uyandırmamak için fısıldamıştı.
‘’Un, ne oldu Wan Er?’’ Dong Cheng Yue cevapladı.
Lin Wan Er gülümsedi: ‘’Umm… Xiao Yao hakkında ne düşünüyorsun? Babam onu koruma olarak tutmuştu; ancak ben… ben ona nasıl davranacağımı bilmiyorum. Aslında ilk başta ona eziyet çektirmeyi düşünmüştüm; lakin açılış partysinden sonra bu düşüncemden vazgeçtim…’’
‘’Uhh… Ben de ne desem bilemiyorum; ancak içimden bir ses Xiao Yao’nun kötü biri olmadığını söylüyor. Fakir, kaba ve cimri olsa da… Bana çok samimi geliyor. Sanki bütün hayatımı onun yanında geçirsem, inanılmaz mutlu olacakmışım gibi hissediyorum…’’
Lin Wan Er birkaç saniye boyunca cevap vermemişti: ‘’Ona aşık olmuş olamazsın, değil mi?’’
‘’Oldum…’’ Dong Cheng Yue glümsedi. Fısıldamaya devam ediyordu: ‘’Wan Er, bu sana aptalca gelebilir; ancak onu ilk gördüğüm an aşık olmuştum. İlk görüşmemizde, wuhu… Ona karşı akılalmaz bir çekim hissettim. Daha önce bana böyle bir his yaşatan bir erkekle karşılaşmamıştım. Onu görür görmez kalbim dört nala koşuyor ve sürekli onun yanında olmak istiyorum, dalga geçme sakın…’’
Lin Wan Er yumruklarını sıktı: ‘’Sen… sen… sen! Hmph, daha geçen gün yan odadaki kızın dediğine göre daha önce ünlü bir aktörden çıkma teklifi alıp, onu reddetmedin mi? Ünlü bir aktörün yanında Li Xiao Yao kim mi? Sahip oldukları parayı kıyaslayan herif Xiao Yao’nun en azından bin katı daha zengin çıkar. Ayrıca dış görünüş olarak da Xiao Yao’dan daha yakışıklı. Söylesene bana, Xiao Yao’nun neresini seviyorsun?’’
Dong Cheng Yue hafifçe cevapladı: ‘’Belki de… o gün, açılış partysinde, ne olduğunu hatırlıyorsun değil mi?’’
‘’Evet.’’
‘’Liu Ying suratına bir bardak şarap boşaltmıştı: o an Xiao Yao’nun Liu Ying’e nasıl baktığını gördün mü? O bakış aklımı başımdan almıştı. Cidden Xiao Yao’nun o yönüne bayılıyorum. Muhtemelen geçmişte bir sürü şey yaşamıştır; ancak hala suratında o sert ve yıkılmaz duruş var.’’
Lin Wan Er cevap vermemişti.
Birkaç saniye geçtikten sonra Dong Cheng Yue Wan Er’in kolunu tutup söylendi: ‘’Wan Er, başka şeylerden bahsedelim. Babam bana koruma arıyordu, şeye ne diyorsun… Li Xiao Yao’yu ban aver, ben de sana yeni bir Bentley ve bir koruma vereyim…’’
‘’Ne!’’
Lin Wan Er bir anda ayağa fırlamış, suratı kül rengine dönmüştü. Kalbinde bir sürü karmaşık duygu yaşadığına şüphe yoktu. Yine de kararlı bir şekilde cevap verdi: ‘’Hayır!’’
‘’Neden, ondan nefret etmiyor musun zaten?’’
‘’Ben… imkanı yok…’’ Lin Wan Er yumruklarını sıkıyordu; suratı kırmızıya dönmeye başlamıştı. Uzun bir sessizlikten sonra nihayet bir bahane üretmeyi başardı: ‘’Onunla yaptığım sözleşmeye göre 1 yıl boyunca beni korumak zorunda. Daha 1 ay bile geçmeden sözleşmeyi bozmak bana hiç yakışmaz. Ayrıca… bir insan olarak güvenilir olmak çok önemli, değil mi Yue?’’
Dong Cheng Yue dizlerine sarıldıktan sonra Wan Er’e bakıp gülümsedi: ‘’Kesin öyledir, hıhı tamam…’’
Lin Wan Er, yalanı ortaya çıkmış gibi bir ruh haline bürünmüştü. Başını indirip, ayakkabılarına doğru bakmaya çalışsa da görüşü 34D’ler tarafından bozulmuştu. Utanmış bir vaziyette söylendi: ‘’Neyse daha fazla bu konuyu tartışmayalım, dinlendin mi? Devam edelim. Sahada canına okuyacağım…’’
Dong Cheng Yue raketini alıp cevaladı: ‘’Hodri meydan o zaman, bakalım kim kimden korkuyormuş…’’
Uyuyor numarası yapan şahsım: ‘’…’’
Hassiktir, bu güzelliklerle tanışabildiğim için acayip şanslıyım yahu!
……
Tamamdır, artık uyur numarası yapmayı bitirdiğim göre, gerçekten uykuya dalabilirim.
Tekrar uyandığımda saat çoktan 16:00’a gelmişti. Güzellikler bütün gün maç yapmaktan yorulmuş olacaklar ki sahanın kenarında dinleniyorlardı. Tam o esnada C sahasına birkaç adam girdi. Toplamda 4 kişiydiler ve önlerinde takım elbise giymiş bir tip yer alıyordu. Gözlerinden akan kibirli ifade Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue’yi görünce dağılmış ve yerini gülümsemeye bırakmıştı. Elinde raketiyle kızlara doğru yürüdü: ‘’Hey, siz güzel hanımefendiler tennis maçı mı yapıyordunuz? Benimle de oynar mısınız?’’
Lin Wan Er gülümseyerek cevap verdi: ‘’Üzgünüm, daha yeni bitirdik maçımızı..’’
‘’Oh?’’
20’li yaşlarında olan genç adam ileri atıkılıp, cebinden kartını çıkarıp söylendi: ‘’Benim adım Li Yong, bu saha da sahip olduğum iş yerlerinden birisidir. İstediğiniz zaman gelebilirsiniz! Sizin için de uygunsa, servisimiz için iletişim bilgilerinizi bırakın isterseniz?’’
Lin Wan Er raketini alıp gülümsedi: ‘’Gerek yok, zaten bu tarz meseleleri müşteri hizmetleri görevlilerine bırakmanız gerekmiyor mu? Yönetici olarak size böyle şeylerle rahatsız etmek istemeyiz. Ayrıca iletişim bilgilerimi bırakmam için de bir sebep yok. Yue, hadi gidiyoruz, şu Li Xiao Yao domuzunu da uyandır istersen…’’
Dong Cheng Yue bana doğru yürürken, Wan Er de sırt çantasını almaya gidiyordu.
Çoktan uyanmış ve gözlerim kapalı bir şekilde etrafı incelemeye koyulmuştum. Dong Cheng Yue yanıma gelmeden ayağa fırladım ve ceketimi çekip, Li Yong’a bir bakış fırlatım: ‘’Bu herif…’’
Dong Cheng Yue gülümsedi: ‘’Sorun yok, gidiyoruz hadi!’’
‘’Tamamdır!’’
……
Sahaya doğru yürürken uzaktan bağırdım: ‘’Hanımefendi!’’
Lin Wan Er bana doğru bakarken gülümsemişti: ‘’Hmm, uyandın mı?’’
‘’Evet.’’
Li Yong bana doğru keskin bir bakış fırlattı. Ardından Wan Er’e dönüp, söylenmişti: ‘’Hm… saat çoktan 17:00’e geliyor. İkiniz de müşterim olduğunuza göre, size bir yemek ısmarlamama ne diyorsunuz? Karşı caddedeki Lezzet Durağı’na ne diyorsunuz? Hunan ve Sichuan yemeklerini çok iyi yapıyorlar. Gidelim mi?’’
Lin Wan Er başını iki yana doğru sallayıp cevapladı: ‘’Üzgünüm, yapacak şeylerimiz var…’’
‘’Hey, bekle…’’
Li Yong ellerini uzatıp Wan Er’in önünü kapatmaya çalıştı. Muhtemelen Wan Er’in akılalmaz güzelliğine kapılmıştı; ancak hareketleri sinirimi bozmaya başlamıştı.
Kaşlarımı kaldırıp ileri atıldım ve omzumla Li Yong’un ellerini önümüzden çektim.
‘’Pah!’’
Li Yong’un kolu anında havaya savrulmuş ve adam birkaç adım geriye çekilmek zorunda kalmıştı: ‘’Sen… kimsin sen? Ne yapmaya çalışıyorsun?!’’
‘’Adım Li Xiao Yao, her ne kadar bu sahanın sahibi de olsanız, lütfen kendinize hakim olun. Arkadaşlarımın yolunu kesmeye cesaret edecek kim varsa karşısında beni bulur!’’
Li Yong’un arkasında duran ve tişörtlere kuşanmış adamlardan biri öne doğru atıldı: ‘’Yong, bu velet de kim böyle, bu kızlar kendilerine ne yakıştığınız hiç bilmiyor cidden.’’
‘’Yong’un insanlara böyle davranması bile nadir bir durumken, şu hale bakın!’’
Lin Wan Er arkamda duruyordu ve yumruklarını uzatarak söylendi: ‘’Li Yong, insanlara saygı göstermeyi öğrenmen lazım. Bu dünyada bulaşmaya gücünün yetmeyeceği insanlar var, bunu unutma!’’
Li Yong kollarını çekmiş ve dişlerini sıkmaya koyulmuştu. Buna rağmen yüzünde bir gülümseme vardı: ‘’Güzeller güzel hanımefendi, korkarım ki burada bir yanlış anlaşılma var. Lakin buradaki arkadaş demin bana dokundu… Bendeniz Li Yong’a dokunan herkes bedelini ödemek zorundadır. Bu yüzden ki sana bu sahada kimin lafının geçtiğini göstereceğim. Kardeşlerim, bitirin şunun işini!’’
“Ha ha…”
Kahkaha atmadan yapamamıştım, gülmekten karnım ağrımıştı. 4 saat uyuduktan sonra tamamiyle kendim toparlamıştım.
Li Yong öfke dolu bir ses tonuyla söylendi: ‘’Neye gülüyorsun?’’
Kaşlarımı kaldırarak cevap verdim: ‘’Gelin bakalım! Dördünüz, berabar gelin; acelem var! Ayrıca sahip olduğunuz yeteneklerle tek tek gelmeye çalışırsanız, size zorbalık yaptığımı düşünenler olabilir!’’
‘’Geber!’’
Öfkeyle öne doğru atılan Li Yong ve diğer üçlü bana yumruk savurmaya kalkmıştı. Bilindik grup savaşları anlayacağınız…
Kollarımın ani bir hareketiyle öne doğru atıldım. Pah! Li Yong’un kolunu tuttum ve kendime çektim. Aynı sırada sol bacağımı kaldırmış ve diğer adamın dizine bir tekme savurmuştum. Kolumu Li Yong’un kolundan çektikten sonra başka bir adama yumruk savurdum.
Peng Peng…
Havaya yayılan iki darbe sesiyle birlikte Li Yong ve diğer adam birbirlerine yumruk savurmak durumunda kalmıştı. Birkaç adım geriye çekilen Li Yong’un yüzünde utancın ve öfkenin izleri seçilebiliyordu; özellikle de güzeller güzeli iki kadının önünde böyle bir durum yaşamak ağırına gitmişti. Eğer işleri toparlayamazsa, durum iyice içinden çıkılmaz bir hale gelecekti.
‘’Hey, Li Xiao Yao…’’ Lin Wan Er arkamdan seslendi.
Ne demeye çalıştığını anladığımdan adamlara karşı fazla güç kullanmamaya karar vermiştim. İleride bu tarz tiplerle çok karşılaşacağımıza şüphe yoktu. Hafif bir hamleyle aradaki güç farkını gösterip, geri çekilmek yeterliydi. Meseleyi üstelemeye lüzum yoktu.
Başımı hafifçe öne doğru salladım. O sırada Li Yong bana doğru bir yumruk savurmuştu. Avcumu açarak herifin kolundaki üç noktaya ayrı ayrı hamlede bulundum. Bu esnada diğer elimle de Li Yong’un göğsüne bir yumruk geçirmiştim. Li Yong birkaç adım geriye çekilmek zorunda kalmış ve en sonunda da yere yığılmıştı. Kolunu oynatmaya çalışsa da bu çabasının karşılığını alabiliyormuş gibi görünmüyordu.
Diğer üçlü biraz şaşkınlık yaşadıktan sonra bana doğru atıldı. Ellerim havada dans ediyor ve bana doğru gelen bütün hamleleri savuşturuyordum. Birkaç saniye geçtikten sonra diğer herifler de Li Yong gibi yere yığılmış ve acı dolu çığlıklar atmaya başlamıştı. Yine de fazla sesleri çıkmıyordu; zira insanların sesleri duyup, bu utanç dolu hallerini göreceklerinden korkuyorlardı.
……
‘’Gidelim mi, Wan Er, Dong Cheng?’’ Arkamda duran kızlara doğru bir bakış savurdum. Dalan gözleri sonunda uyanmış ve başlarıyla onaylamışlardı.
Dong Cheng Yue demin yaptığım hareketlerden etkilenmişe benziyordu: ‘’Xiao Yao, demin yaptığın hareketler neydi öyle? Neden adamlar yere yığılıp, öylece kaldı? Süpper bir olaydı…’’
Avcuma bakarken söylendim: ‘’Nabız Kesen Eller, ana damarlara uygulanan hamlelerle, kasların genişlemesini ve esnemesini kısa vadede engelleyebiliyorum. Böylece rakip kılını bile kıpırdatamıyor. 10 dakikaya kendilerine gelirler, fazla sert vurmadım, bu yüzden de kalıcı bir hasar verdiğimi sanmıyorum.’’
Lin Wan Er gülümsedi: ‘’O zaman sorun yok, yemeğe gidelim mi hadi?’’
‘’Bana uyar, hadi gidelim…’’
Magnec