Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

61. Bölüm Masum İzleyicileri Belaya Bulaştırmak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Boozt Tüccar Loncası’nda yapay bir dağ ve bir akarsu vardı ayrıca çevre oldukça zarif ve lüks görünüyordu. Oval taşlarla döşenmiş bir geçit bütün binaya ulaşım sağlıyordu. Uzun kılıçlar ve cirit taşıyan muhafızlar belirli aralıklarla bekliyorlardı. Görünüşe göre bu tüccar loncasının savunması oldukça sıkıydı.

Han Shuo Balthazar şehrindeyken Boozt Tüccar Loncası hakkında araştırma yapmıştı. Bu lonca takas konusunda uzmanlaşmıştı. Boozt Tüccar Locası imparatorluğun her yerinden kaynak ve malzeme almak için tüm tüccar loncalarında bir şubeleri bulunuyordu. Gereken yerlere malzemeleri götürerek, fiyat farkından kazanç sağlıyorlardı.

Drol Kasabası’ndan alınan ilaçlar ve silahlar Boozt Tüccar Loncası’na devredilirse, kesinlikle düzgün biçimde elden çıkartılırdı. Han Shuo bu yüzden Fabian’ı aramaya gelmişti. Bu durumda, doğru kişi kesinlikle Fabian’dı.

Üç koridor geçtikten ve birkaç dakika yürüdükten sonra, loncanın genç efendisi bir tavan arası odasının dışında durdu.

‘’Farmar, git Fabian’ı getir. Giles, kapıda dur. Mm. İsmin Bryan’dı değil mi? Benimle gel.’’ Tavan arasındaki odanın önünde duran kız biraz etrafa bakındı ardından arkasındaki iki güçlü savaşçıya emirlerini verdi.

Han Shuo boş konuşmadı ve kızı takip ederek içeri girdi. Odaya girdiğinde ayakları yumuşak halıyla buluştu ve duvarlardaki paha biçilemez resim parşömenleri gördü. Oda şatafatlıydı ve havalı bir şekilde dekore edilmişti. Odanın ortasına yuvarlak bir masa yerleştirilmişti ve masanın etrafına birkaç sandalye konulmuştu.

Kız bir sandalye seçip oturdu ardından tek kelime etmeden kaşlarını çattı, sanki bir şey düşünüyor gibiydi. Beyaz alnına kahverengi saçının birkaç sütresi düşmüş, bu da ona değişik bir görüntü katmıştı. Önceden taşıdığı soğuk kibri kaybolmuş yerini melankoliye bırakmıştı.

Genç kız Han Shuo’ya ev sahipliği yapmadı. Ne var ki, genç adam da utangaç değildi. Bir sandalye çekip oturdu ve sanki sıra dışı bir şey yokmuş gibi odayı incelemeye başladı.

Bir süre sonra, şişko Fabian yüzünde yalaka bir gülümsemeyle içeri girdi. Kapıyı kapattığında, hızlıca adımladı ve kafasını eğerek kızı selamladı, ‘’Matmazel Phoebe’nin güvenle geri dönmesi şahane!’’

‘’Mm. Bu kişi seni arıyordu ve senle iş yapmak istediğini söylüyor. Ben de seninle birkaç şey tartışacaktım bu yüzden direkt onu buraya getirdim.’’ Phoebe kafa salladı ve Fabian’la konuştu.

‘’Heh heh, demek Bryan geldi. Sayende Karanlık Orman’da o orman trollerinin şeytani ellerinden kaçabildim. Seni bir daha hiç görmem diye düşünüyordum. Kim imparatorluğa döndükten birkaç gün sonra beni aramaya geleceğini düşünürdü ki? Bu sefer ne türden iş yapacağız?’’ Fabian profesyonel bir gülümseme takındı ve coşkuyla gence sordu.

‘’Kirli arka planları olan bir yığın kaynağım var. Acaba benden satın almak ister misin?’’ Han Shuo Phoebe varken çok konuşmayı planlamıyordu ama Fabian’ın Phoebe’nin emirlerini takip ettiğini fark ettikten sonra içtenlikle konuşmaya başladı.

Fabian Phoebe’ye bakmak için kafasını çevirdi ve ancak Phoebe’nin hafifçe onayladığını gördükten sonra yanıtladı, ‘’Heh heh, kesinlikle sorun değil. Loncamıza giren her kirli şey tertemiz bir biçimde çıkar. Endişelenme!’’

Durum böyle olduğuna göre, Han Shuo gizeme devam etmedi ve zihinsel gücünü salarak, boyutsal yüzüğünden on üç çanta çıkardı. Odaya yerleştirdikten sonra konuştu. ‘’Bunlar. Bir göz at ve ne kadar ediyorlar hesapla.’’

Han Shuo birer birer eşyaları çıkartırken yerinde soğukça oturan Phoebe’nin keskin bakışları eşyaları süzdü. Birden konuşmaya girdi, ‘’Bu eşyalar Drol Kasabası’ndan geliyor, değil mi? Bu çantalar ork süvarilerinin yağmada kullandığı çantalara benziyor. Bütün bunları ork süvarilerinden mi elde ettin?’'

Phoebe’ye şaşkınlıkla bakan Han Shuo içinden bu kızın gözlerinin gerçekten keskin olduğunu düşündü. Tek bakışla ayrıntıları tahmin etmişti. Boozt Tüccar Loncası’nın genç efendisi olduğuna şaşırmamak lazımdı. Onaylayan Han Shuo bu bilgiyi de saklamadı. Hafifçe gülümsedi ve yanıtladı, ‘’Doğru. Bu eşyaları ork süvarilerini avlayarak ele geçirdim.’’

Phoebe bundan önce Han Shuo’yla hiç ilgilenmiyordu, lakin genç adam konuşmayı bitirdiği an gözleri ışıldadı ve ilgiyle genç adamı süzdü. Daha sonra ağzını açtı ve hayretle sordu, ‘’Bütün bu eşyaları ork süvarilerinden mi aldım dedin?’’

‘’Genç efendi, Bryan son derece güçlü bir büyücü ve kılıç ustası. Tek başına beni çevreleyen bütün orman trollerini kaçıran oydu.’’ Phoebe’nin Han Shuo’nun gücünden şüphe ettiğini gören Fabian aceleyle açıkladı.

Phoebe Fabian’ın sözlerini duyunca daha da şaşırdı ve keskin gözleriyle Han Shuo’yu süzdü. Han Shuo bile böyle bakıldığında kalbinin sıkıştığını hisseti, sanki sırları tamamen ortaya çıkıyormuş gibiydi.

Hafifçe öksüren Han Shuo kuru kuru güldü. ‘’Ork süvarilerinden eşyaları tek başıma almadım ama artık benim sorumluluğumdalar. Bence sayım yapmalı ve adil bir fiyat biçmelisiniz ki, böylece bu işi çabucak sonuçlandırabilelim.’’

‘’Pekâlâ, Fabian, bu eşyaları incele.’’ Phoebe onayladı ve garip garip Han Shuo’ya baktı. Han Shuo’nun bu eşyaları tek başına elde etmediğini dürüstçe kabul edeceğini beklemiyordu.

O anda son derece yumuşak bir ses birdenbire Han Shuo’nun kulaklarına ulaştı, sanki bir uzun kılıç yavaşça kınından çekilmiş gibiydi. İfadesi hafifçe değişen Han Shuo’nun kalbi tekledi. Kafasını loş tavana bakmak için kaldırdı ve soğuk bir ifadeyle söylendi, ‘’Çatıda kim var?’’

Phoebe ve Fabian’ın ifadeleri bu sözlerle anında değişti, lakin daha tepki verme fırsatı bulamadan üç arbalet oku onlara doğru uçmaya başladı.

Han Shuo başlangıçta Fabian ve Phoebe’nin kendisini öldürüp soymak istediğini düşündüğünden öfkelenmişti fakat her birine doğru bir ok atıldığını görünce durumun böyle olamayacağını fark etti.

Üç okun havayı keserek çıkardığı kulak acıtıcı uğultu, ne kadar şok edici kuvvete ve hıza sahip olduklarını gösteriyordu. Belli ki bu okları atan kişi deneyimli biriydi. Han Shuo’nun yüz hatları böyle kritik bir anda alışılmadık derecede sakindi. Geriye eğildi ve hızla kendisine atılan oktan sıyrıldı. Daha sonra Fabian’ı hedef alanı oku sağ elinde beliren hançerle kesti.

Fabian’ı hedefleyen ok tiz bir çatırtıyla kırılırken Han Shuo’nun sağ eli uyuştu. Sağ kolunun tamamı acıyla titriyordu. Bu da Han Shuo’nun okların arkasındaki gücün inanılmaz derecede şiddetli ve vahşi olduğunu anlamasını sağladı. Sıradan birisi darbe sırasında hançeri tutuyor olsaydı, muhtemelen sağ kolunun tamamı parçalara ayrılırdı.

Don.

Phoebe tamamen paniklemiş ve dehşete düşmüş bir ifadeyle aniden Han Shuo’ya doğru kaçtı. Oturduğu sandalye ok tarafından delinmişti. Ok sandalyeyi geçmiş ve direkt halıya saplanmıştı. Bu da okun kuvvetinin ne kadar dehşetengiz olduğunun bir başka göstergesiydi.

‘’Suikastçılar! Suikastçılar!’’  Fabian o anda tiz sesiyle çığlık attı ve Han Shuo’yu sertçe Phoebe’nin yönüne ittirirken aceleyle haykırdı. ‘’Bryan, çabuk ol ve genç efendiyi koru. Efendimizi koruyabilirsen sana fazladan beş yüz altın vereceğim. Lütfen!’’

Görünüşe göre Fabian Han Shuo’nun kahramanı oynayıp prensesi kurtaracak tipten birisi olmadığını biliyordu. Bu kritik anda Han Shuo’yu harekete geçirmek için ilk düşüncesi altın kullanmak olmuştu.

Tam Fabian’ın çığlığı yankılanırken, çatıdan üç çatırdama sesi geldi ve üç mürekkep siyahı figür çatıdan içeri girdi. Koyu yeşil parıltılar saçan, üç uzun kılıç Phoebe ve Han Shuo’yu saldırmaya başlamıştı bile. Bu kemiğe dayanan soğukluk hissi Han Shuo’nun berbat hissetmesine neden oldu, adeta eti parça parça doğranıyor gibiydi.

Koyu yeşil savaşçı aurası, bunun anlamı saldıranların üçünün de kıdemli şövalye olduğuydu!

Kendi gücünü bilen Han Shuo bir kıdemli şövalyeyle yüzleşmenin zor olacağını biliyordu. Üç kıdemli şövalyeyle yüzleşmek muhtemelen ölümüne neden olurdu. Üçünün amacı apaçık odadaki herkesi katletmekti. Şimdi geri çekilip olaya karışmak istemese bile, artık bu durumdan kaçması zordu. Kurtulmanın tek yolu destek gelene kadar dayanmaktı.

Büyü yuanı hızla vücudunda dolanmaya başlarken, Han Shuo’nun bedeni birdenbire harekete geçti. Elini uzattı ve sağ elini yakalayarak kızı kucağına çekti. Phoebe’nin bedenini tuttu ve birden kendini yere atarak kızla birlikte salondaki yuvarlak masanın altına yuvarlandılar.

Masanın üzerinden şiddetle patırtı sesleri geldi. Sağlam, yuvarlak masa Han Shuo’nun kafasının üzerinde parçalara ayrıldı. Üç keskin kılıç yuvarlak masayı parçaladıktan sonra direkt Han Shuo ve Phoebe’ye atıldı.

O anda, Han Shuo büyülü sözleri söylemeyi bitirmiş ve kemik hançer tutan küçük bir iskelet odada belirmişti. İskelet direkt suikastçılardan birine doğru atıldı. Masanın altındaki Han Shuo ise sol elini kaldırdı ve kıyafetinin yenindeki gizli arbaleti diğer suikastçıya doğru ateşledi.