Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

114. Bölüm Bataklıktaki Değişiklikler

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo tüm gücüyle esnek dala bastı ve dalın üstünde zıplamaya başladı. Tekrar dalın üzerine indiğinde, iki ayağıyla bir kez daha şiddetle dala bastı ve bir kere daha yukarı sıçradı.

Birkaç kez böyle zıpladı ve hızı gittikçe arttı. Maceracılar ise hayret ve heyecan içerisinde Han Shuo’yu izliyorlardı.

Genç adam hızının en yükseğe ulaştığını hissettiği an haykırdı, ‘’Angelica, hazırlan!’’

Han Shuo son zıplayışında dalın ucuna bastı ve devasa bir ivmeyle bataklığın diğer kısmına doğru uçmaya başladı. Daldan ayrıldığı an boyutsal yüzüğüne yerleştirdiği basit askılı planörü çıkardı. Askılı planör sayesinde kendine bir çift kanat eklemiş gibiydi.

Aynı esnada, Angelica özgüvenle Amansız Rüzgâr büyüsünü yaptı ve şiddetli bir meltem Han Shuo’nun olduğu yere doğru eserek, bataklığa doğru süzülen genci ileri doğru süpürdü.

Eğer askılı planör olmasaydı, Han Shuo kesinlikle yıldırım gibi uçar ve muhtemelen yıldırım gibi de bataklığa düşerdi. Askılı planör Han Shuo’nun yavaş bir tempoyla bataklığın merkezine doğru süzülmesini sağlıyordu.

‘’Aman tanrım, gerçekten başarıyor!’’ Nia yüzündeki şaşkınlık dolu bir ifadeyle haykırdı.

Diğerleri de aynı şekilde hayretler içindeydi, sadece Trunks kasvetli bir bakışla mırıldandığı esnada sakinliğini koruyordu, ‘’Toksik gazların en yoğun olduğu yer bataklığın ortasıdır ve insan yiyen bitkilerle de baş etmek oldukça zordur. Kısa bir zaman zarfı içinde Dagmar Meyvesi’ni almak kolay olmayacaktır. Umarım başarılı olur.’’

Trunks’ın sözlerini duyan maceracılar Han Shuo’nun amacını tekrar hatırlamışlardı. Amaç bataklığın karşısına geçmek değildi, bataklığın ortasındaki Dagmar Meyvesi’ni almaktı. Trunks’ın üstlerine döktüğü soğuk suyun ardından, herkesin ifadesi bir kere daha kararmıştı.

Han Shuo yavaşça bataklığın ortasına yaklaşırken İblisdoğrayan’ı sıkıca kavramıştı ve has iblislere odaklanıp bataklıktaki bütün anormallikleri görmek için de gözlerini sımsıkı yummuştu.

Nihayet, İblisdoğrayan kulak delici bir uğultuyla elinden uçtu. İnsan yiyen bitkiler İblisdoğrayan yanlarında belirdiği an dallarını uzatarak, İblisdoğrayan’ı yutmaya çalıştılar. Ne var ki, İblisdoğrayan’ın keskinliği Han Shuo’yu hayal kırıklığına uğratmamıştı. İblisdoğrayan’ın dansı sayesinde büyük miktarda dal ve yaprak bataklığa düşmüştü.

İnsan yiyen bitkilerin büyük bir bölümü kısa sürede temizlenmişti. Han Shuo askılı planörle yaklaşırken İblisdoğrayan’ı kontrol etmeye devam ediyordu. O esnada İblisdoğrayan ile mükemmel bir uyum yakalamış gibiydi, genç adam adeta durdurulamaz bir bıçak haline gelmişti.

Üç has iblis üç farklı yönden Dagmar Meyveleri’nin çevresindeki tüm değişiklikleri gözlemliyordu. Han Shuo yavaşça bölgeye yaklaştığı esnada, İblisdoğrayan insan yiyen bitkileri tamamen parçalamıştı.

Han Shuo bataklığın ortasından birkaç metre uzaktayken gözlerini açtı. Planörün iplerinden birini kavradığı esnada tamamen Dagmar Meyveleri’ne odaklanmıştı. İnsan yiyen bitkiler ve toksik gazlar umurunda değildi.

Dışarıdan gözlemleyenler de oldukça endişelilerdi. Angelica’nın nefes alışverişi yükseldi ve yüzü heyecandan kızardı.

İblisdoğrayan insan yiyen bitkileri parçaladıktan sonra, Han Shuo’ya doğru yaklaştı ve genç adam elindeki ipi İblisdoğrayan’ın kabzasına bağladı. Kabzasına ip bağlanan İblisdoğrayan Dagmar Meyveleri’nin etrafında bir daire çizdi.

Tiksinç bir koku ansızın Han Shuo’nun burnuna girdi. Genç adamın göğsü o anda ağırlaştı. Koku nedeniyle zihni anlık olarak karıştı ve Dagmar Meyveleri’ne yönelen İblisdoğrayan, Han Shuo kontrolü kaybettiği esnada bataklığa düşmeye başladı.

‘’Dikkat et!’’ Afrodit Han Shuo’ya odağını toplaması için bataklığın kenarından haykırdı.

Bu esnada büyü yuanı genç adamın göğsüne akın etti ve göğsündeki ağırlık yavaşça ortadan kalktı. Han Shuo üzerindeki sersemliği attıktan sonra, bataklığa batmak üzere olan İblisdoğrayan aniden tiz bir ses kopardı ve tekrar yükseldi. Keskin kenarı birkaç kez titredi ardından Dagmar Meyveleri’ne doğru uçarak, ipi meyvelerin olduğu kısma doladı.

Han Shuo derin bir nefes aldı ve ipi eliyle çekerek gerginleştirdi. Görevini tamamlayan İblisdoğrayan meyvenin kenarındaki dalları hızla parçalamaya başlandı.

Herkesin heyecanı doruğa çıkmışken, Dagmar Meyveleri ufak ufak yükselmeye başladılar. Han Shuo ipi daha da güçlü bir şekilde çekti ve en sonunda İblisdoğrayan’ın yardımıyla, Dagmar Meyveleri’ni bitkiden tamamen ayırdı.

Han Shuo bir taraftan yavaşça Dagmar Meyveleri’ni kendine doğru çekerken, diğer taraftan askılı planörü kontrol ederek bataklığın öte tarafına ulaşmaya çalışıyordu.

‘’Soyun şunları!’’ O anda tiz bir bağırış koptu ve alev alev yanan dört ok direkt Han Shuo’nun üzerine doğru gelmeye başladı. Aynı anda yerdeki çamur devasa bir ele dönüştü ve Han Shuo’nun bacaklarına saldırdı.

‘’Hassiktir, düşmanlar!’’ Bstaklığın diğer tarafında bekleyen Trunks birden küfretti ve yüksek sesle haykırdı.

Han Shuo kıyıdan sadece on metre uzaktaydı ve şu an en büyük tehdit çamurdan eldi. Han Shuo bu nedenle İblisdoğrayan’ı geri çağırmak zorunda kaldı.

Genç adamın yanan okların hepsinden kaçınması neredeyse imkansızdı. Şu an askılı planör kullanıyordu ve destek alabileceği bir zemine sahip değildi. Oldukça acınası bir durumdaydı. Biraz zorlukla iki oktan kaçınsa da, oklardan biri baldırına saplanmış ve beraberinde şiddetli bir acı getirmişti.

Son ok askılı planörün üst kısmına çarpmış ve planörün yanmaya başlamasına neden olmuştu.

‘’Dikkatli olun, kıyıya ulaşmak üzere!’’ Kıyıda onu aşkın figür Han Shuo’nun gelmesini bekliyordu. Kıyafetlerinden paralı asker veya bir tür özel birlik oldukları anlaşılıyordu. Aralarında her türden uzman vardı.

Kalbinde sonsuz bir öfke kabaran Han Shuo o anda karşısında duran her bir kişiyi katletmek için yanıp tutuşuyordu. Bu kişiler şans eseri buraya gelmiş gibilerdi. Trunks ve diğerleri hem arada bataklık olduğundan hem de tüm dikkatlerini Han Shuo’ya odakladıkları için bu grubu fark etmemişlerdi. Bu da gruptakilerin başarıyla Han Shuo’ya pusu kurmalasını sağlamıştı.

Han Shuo tüm bu olumsuzluklara rağmen Dagmar Meyveleri’ni boyutsal yüzüğüne kaldırmayı başarmıştı. Baldırına yanan bir ok saplandığından dolayı büyük bir acı çekiyordu. Askılı planör yanmaya devam ediyordu ve alevler Han Shuo’nun kıyafetinin uç kısımlarına ulaşmıştı bile. Genç adam canlı canlı kızarırken bataklığa düşmemek için uğraşıyordu.

Bu figürlerin acımasız oldukları kesindi. Han Shuo yanan askılı planörle birlikte sertçe yere doğru süzülürken, gruptakilerden bazıları arbaletlerine yeni oklar yerleştirdiler ve genç adamı havadayken öldürmeye çalıştılar.

O sırada birdenbire mantikorun kükremeleri yankılandı. Han Shuo öldürme arzusuyla yanan Trunks’ın kılıcıyla atıldığını gördü. Diğer maceracılar da pek uzak olmayan bir mesafeden onu takip ediyorlardı.

Bu esnada, İblisdoğrayan muhtemelen bir toprak büyücüsü tarafından oluşturulan çamur eli parçalamayı başarmıştı. Okların uğultu sesleri yankılandığında, İblisdoğrayan Han Shuo’nun yanına dönmüş ve okları da yok etmişti.

Genç adamın kol yenlerinin büyük kısmı yanmış ve saçları da kızarmaya başlamıştı ama Han Shuo alev alev yanan askılı planörü ve ruh sarsıcı nefretiyle birlikte kıyıya inmeyi başarmıştı.

Han Shuo baldırına saplı oku çıkardı ve korkutucu derecede kasvetli bir ifadeyle dimdik durmayı başardı. Ardından kibirli, soğuk ve inanılmaz derecede tehlikeli bakışlarla grubu süzmeye başladı.

 

Çevirmen notu
KATLİAMKATLİAMKATLİAM!