Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

127. Bölüm Hava Atmak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo donukça kafa salladı ve Deo’ya cevap vermedi. Fanny’ye bir bakış attı ve bariyerin içine doğru yürümeye başladı.

Emma’nın yanından geçerken Emma nazikçe Han Shuo’ya baktı ve konuştu, ‘’Adın Bryan, değil mi?’’

Han Shuo afalladı ve Müdür Emma’ya kafa karışıklığıyla baktı ardından karşılık verdi, ‘’Doğru, nereden biliyorsunuz?’’

‘’Heh heh, tabii ki seni biliyorum. Karanlık Orman’a gittiğiniz zaman Nekromansi Bölümüne büyük katkıda bulundun. Mm, içeri gir ve güzel bir savaş sergile. Uslu bir çocuk değilsin.’’ Emma Han Shuo’ya gülümsedi ve yavaşça konuştu.

Emma’nın sözlerinde gizli bir anlam var gibiydi fakat Han Shuo kadının tam olarak ne demek istediğini anlamadı. Uzatmadı ve Emma’ya kibarca kafa salladı ardından bariyerin içine girdi.

Emma bariyeri açtıktan sonra, herkes savaş alanına geri döndü. İçeri girdiklerinde, Han Shuo kalkanın içinin ve dışının farklı olduğunu gördü. Dışarıdan bakıldığında, ışık soluk olmasına rağmen içerdeki her şey net bir biçimde görülebiliyordu, lakin bariyerin içi dışarıdan çok daha karanlıktı. Hatta içeride süzülen birkaç sis bulutu bile vardı. Bu alan sisli, karanlık ve engebelerle dolu bir alandı.

Han Shuo büyü bariyeri içinde has iblislerini salmaya cüret edemedi. Sonuçta, dışarıda çok fazla izleyici vardır. Ayrıca ulu uzay büyücüsü olan müdür Emma da buradaydı. Bariyer ve bunca uzmanın varlığı nedeniyle Han Shuo has iblisleri salma riskini almaya cesaret edemedi.

Has iblisler olmadan bile, Han Shuo beyninin gelişmesi sayesinde sisten veya karanlıktan etkilenmedi. Kulaklarının ve gözlerinin hassaslığı meydandaki diğer öğrencilerden katbekat daha fazlaydı.

Kulaklarının ve gözlerinin keskinliğinden yararlanan Han Shuo Işık Bölümünün Keelung liderliğinde tuzak kurmaya başladığını fark etti. Diğer taraftansa, Kara Büyü Bölümü öğrencileri umutsuzlukla kafalarını eğmişlerdi. Görünüşe göre savaşma istekleri kalmamıştı.

Phillide’yi kaybetmelerinden sonra, Deo bile bu yılki yarışmadan umudunu kesmişti. Sadece adet yerini bulsun diye savaşıyorlardı.

Kaybedeceklerini bildikleri bir savaşa katılmamaları normaldi fakat Deo’nun emirlerine de karşı çıkamazlardı. Kafalarını eğmeleri şaşırtıcı değildi. Dörtlünün Han Shuo’yla konuşma gibi bir düşünceleri de yoktu zaten. Görünüşe göre Deo’nun söylediği gibi hareket edecekler ve sadece şov yapacaklardı.

Han Shuo durduğu yerden hepsinin ifadesini görebiliyordu. Ne var ki, konuşmadı ve birkaç büyülü söz mırıldanarak birkaç iskelet ve zombi savaşçı çağırdı.

İskelet ve zombi savaşçılar normalden çok daha hızlı belirmişlerdi. Neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar meydanda altı iskelet ve üç zombi savaşçı ortaya çıkmıştı. Genç adamın büyülerinin arasında duraksama yoktu ve hızı hayret vericiydi.

‘’Hey, bu adamın büyülü sözleri söyleme hızı anormal derecede yüksek. Göz açıp kapayıncaya kadar bunca yaratık çağırdı.

Kalabalıkta her bölümden öğrenci ve öğretmen bulunuyordu. Doğal olarak büyü yapma hızının zihinsel güç ve odaklanma ile doğru orantılı olduğunun farkındaydılar. Eğer iki büyü arasında kısa bir süre varsa, bunun anlamı kişinin zihinsel güç ve odaklanma kabiliyetinin yüksek olduğuydu. Han Shuo’nun kısa bir sürede bunca gecenin yaratığını çağırması herkesi oldukça şaşırtmıştı.

Müdür Emma’nın gözleri bile Han Shuo’ya ilgiyle baktığı esnada parıldadı, Han Shuo belli ki ilgisini çekmişti..

‘’Hmph. Işık büyüsü gecenin yaratıklarının baş düşmanı. Zihinsel gücünü gecenin yaratıklarını çağırmak için harcamak yerine saklasa çok daha iyi olurdu.’’ Kara Büyü Bölümü öğretmenlerinden birisi Han Shuo’yla alay etti.

Fanny adamın yanında oturuyordu, dolayısıyla bu sözlerin onu hedef aldığını biliyordu. Fanny’nin öfkesi yüzüne yansıdı fakat tek kelime etmedi.

Han Shuo iskelet savaşçıları ve zombileri çağırdıktan sonra, içten içe keyiflendi. Daha önce bu kadar fazla gecenin yaratığı çağırdığında, zihinsel gücünde belirgin bir azalış hissederdi. Ne var ki, bu kez bunca gecenin yaratığı çağırmasına rağmen harcadığı zihinsel güç miktarı göz ardı edilebilirdi. Bu da Han Shuo’nun zihinsel gücünün oldukça arttığını gösteriyordu.

İçi keyifle kaplanan genç adam bir kere daha büyülü sözleri sıraladı ve birkaç iskelet savaşçı, zombi savaşçı ve hortlak daha çağırdı.

Han Shuo gecenin yaratıklarını çağırdığı esnada Kara Büyü Bölümünün öğrencilerinden ayrılmış ve meydanın en sol köşesine gelmişti. Bölgeyi çevreleyen sise ek olarak yapay dağlar ve sahte ağaçlar etrafı kapatıyordu. Bu nedenle Işık ve Kara Büyü bölümü öğrencileri hareketlerini göremezlerdi.

Gecenin yaratıkları ortaya çıktıktan sonra, Han Shuo’nun emirleri altında ve hızlıca bölgeye tuzaklar kurmaya başladılar.

İpler, kapanlar ve derinleştirilmiş çukurlar bölgenin gizli tehlikeleri haline geldi. İskelet savaşçılar kemik hançerlerini kullanarak toprağı kazıyor, hortlaklar da çevikçe toprağı öne yığıyor ve bir duvar oluşturuyorlardı. Zombi savaşçılar ise ellerindeki tahta sopaları duvarları sağlamlaştırmak için kullanıyorlardı.

Üç farklı yaratık türü Han Shuo’nun zihinsel kontrolü altında düzenle ve karışıklık olmadan çalışmaya başlamıştı. Han Shuo ise sakin bir şekilde onları yönetiyordu.

Gecenin yaratıklarının hızlıca tuzak kurmaya başladığını görenlerin yüzlerindeki gülümseme dondu ve yerini kasvetli bir ifadeye bıraktı.

‘’Bir ruh çağıranın zihinsel gücü yeterince güçlüyse, sonu gelmeyen bir gecenin yaratığı ordusu çağırabilir. Sadece ruh çağıranlar ağır iş yaptırmak için gecenin yaratıklarını kullanabilirler. Bu diğer bölümlerin kopyalamayacağı bir avantaj.’’

‘’Bu küçük dostumuz ruh çağıranların sahip olduğu avantajı sonuna kadar kullanıyor. Oldukça zekice. Bence bu seferki savaş oldukça ilgi çekici olacak.’’ Müdür Emma Deo’ya ufak bir gülümseme gönderdi ve hafifçe konuştu.

Homurdanan Deo’nun ifadesi hâlâ soğuk ve mesafeliydi. ‘’Yine de etkili olmaları için rakiplerini tuzağa çekmesi lazım. Bunu yapmasının zor olacağını düşünüyorum. Işık Bölümü öğrencilerinin göndereceği bir büyü dalgası gecenin yaratıklarının yere yığılması için yeterli olacaktır. Bu olduğunda, tuzakları tamamen işe yaramaz bir hale gelecek.

Deo sözlerini bitirdiğinde biraz pişman hissetmeden edemedi. Eğer diğer dörtlüye Han Shuo’yla çalışmalarını söyleseydi, belki ışık bölümü öğrencilerini tuzağa çekebilirler ve savaşı gerçekten kazanabilirlerdi.

Ne var ki, karşılaşma resmi olarak başlamıştı ve ne kadar pişman olsa da, Deo’nun elinden gelen bir şey yoktu.

Meydanı soğukça gözlemleyen Fanny’nin parlak gözleri Han Shuo’ya odaklanmıştı. Genç kadın bir saniye dahi rahatlamadı ve etrafındakilerin alaylarına kulak asmadı.

Bir erkeğin en çekici olduğu anın ciddiyetle kendisini işine adadığı an olduğu söylenirdi. Han Shuo panik veya endişe belirtisi olmadan işini yapıyordu. Hatta dudaklarında bir gülümseme dahi vardı. Buna Han Shuo’nun şu anki hareketlerinin Fanny için olduğu gerçeği eklenince, Fanny’nin Han Shuo’yu oldukça çekici bulması şaşırtıcı değildi.

Büyü bariyerinin etkisinden dolayı dışarıdaki sesler ve görüntüler tamamen yok olmuştu. Han Shuo bariyerin dışını göremiyordu.

Gecenin yaratıkları oldukça meşgullerdi. Han Shuo onlara son emirlerini verdikten sonra, aniden ağaçların ve yapay dağların gölgeleri arasından hayalet gibi harekete geçti ve sessizce iki düşman grubun tam ortasına doğru yöneldi.

Eğer diğer öğrenciler birazcık bile odaklansalar ağaçların ve yapay dağların gölgelerinde hareket eden birini rahatlıkla görebilirlerdi. Ne var ki, Han Shuo’nun hareketleri üzerindeki kontrolü büyülü bir seviyeye ulaşmıştı.

Aslında olan biten şu şekildeydi; öğrenciler yürürlerken kaçınılmaz olarak çevrelerini incelemek için kafalarını çeviriyorlardı. Han Shuo da yalnızca gözlerini kaçırdıklarında veya kırptıklarında anda harekete geçiyordu. Sıradan birisinin bu kadar küçük bir anda hareket etmesi göklere ulaşmaya çalışması kadar zordu. Hatta Han Shuo'nun şu anki hareketlerinin şahane bir sanat olduğu bile söylenebilirdi. Han Shuo şu an işte böyle mucizevi bir şekilde hareket ediyordu.

Han Shuo’nun kimseye yakalanmadan iki grubun tam ortasına ulaşmayı başarmıştı. Dışarıdan gözlemleyen öğretmenler ve öğrenciler de Han Shuo’nun fark edilmemesini garip bulmuşlardı. Bu garip olay bir terslik var gibi hissetmelerine neden oldu.

Sadece Emma ve eşsiz gözlere sahip olan birkaç diğer baş büyücü Han Shuo'nun hareketlerini tam anlamıyla görebilmişti. Emma’nın gözleri ışıldadı ama konuşmadı. İki rüzgar ve bir su nitelikli baş büyücü ise şoke olmuş ifadeler sergilediler. Başlangıçtaki umursamaz tavırları kaybolmuş ve tamamen Han Shuo’ya odaklanmışlardı.

Deo’nun yüzü ise daha da fazla kararmıştı. Han Shuo’nun böylesine absürt yeteneklere sahip olduğunu asla düşünmemişti. Arkasındaki Fanny’ye bakmadan edemedi, zira Han Shuo’nun şahane kabiliyetlerinin Fanny’den gelip gelmediğini merak ediyordu.

Han Shuo bir yapay dağın gölgelerinde durmuştu ve hiç kıpırdamıyordu. Işık Bölümü öğrencileri ise ihtiyatla ilerliyorlar ve yavaşça Kara Büyü Bölümü öğrencilerinin olduğu bölgeye doğru yaklaşıyorlardı. Hareketlerini gizlemek için çevredeki ağaçları ve yapay dağları kullanıyorlardı. Görünüşe göre Phillide’nin savaştan çekilmesinden sonra bile gardlarını indirmemişlerdi.

Kara Büyü Bölümü öğrencileri ise umursamazca ilerliyor ve gitgide Han Shuo'ya yaklaşıyorlardı. Durmadan şikayet ederlerken umutsuz ve kasvetli bir ifade takınmışlardı. Görünüşe göre içlerinde hiç savaşma arzusu kalmamış gibiydi. Bu durumdayken, muhtemelen Işık Bölümünün ilk saldırı dalgasında işleri biterdi.

Bir Işık Bölümü öğrencisi Han Shuo’nun olduğu yere yaklaştı ve gencin kendisini gizlediği yapay dağlara baktı. Kara Büyü Bölümü öğrencilerinin belireceği yöne dikkat ediyor ve Han Shuo’nun saklandığı yapay dağa yaklaşıyordu.

Bu öğrencinin en yakın takım arkadaşı on adım uzaktaydı. Öğrenci yaklaştığı esnada yapay dağı bir süre inceledi ve sıra dışı bir şey bulamadıktan sonra da rahatça yürümeye başladı.

Han Shuo’nun bedeni gölgelerle neredeyse bir olmuştu. Işık Bölümü öğrencisi gölgelerdeki Han Shuo’ya yaklaşırken, dışarıdaki izleyiciler derin bir nefes çektiler ve ölümcül bir sessizlik meydana hakim oldu.

Gölgelerde saklanmış olan Han Shuo, birdenbire karanlığa gizlenmiş bir iblise dönüştü. Şeytani kollarını ansızın açarak bir eliyle Işık Bölümü öğrencisinin ağzını kapadı, diğer eliyle de öğrenciyi karanlığa çekti.

Tam öğrenci tepki verecekken, Han Shuo kafasının arkasına yumruğu indirdi. Darbeyi yiyen Işık bölümü öğrencisi bilincini anında kaybetti. Han Shuo hızlıca öğrencinin kıyafetlerini çıkarıp üstüne geçirdi ardından gölgelerden açığa çıktı ve yavaşça yürümeye başladı.

Işık bölümü öğrencileri birbirlerinden on adım uzaktalardı. Ne var ki, sis ve karanlıktan dolayı birbirlerinin sadece siluetlerini görebiliyorlar, aynı taraftan olduklarına ancak kıyafetlere bakarak karar verebiliyorlardı. Buna kış kıyafetlerinin daha kalın olduğu ve bedenlerini daha yapılı gösterdiği eklenince, Han Shuo kimsenin dikkatini çekmedi.

Meydandaki öğrenciler ve öğretmenler ise yaşananları tamamen izleyebiliyorlardı. Dışarısı tartışmalar ve gürültülü konuşmalarla kaplanmıştı. Nekromansi Bölümü birdenbire odak noktası haline gelmişti. Lisa ve diğerlerinin bağırışları gürültülü meydanda dahi öne çıkıyordu.

‘’Aman tanrım, bu inanılmaz, hiç sorun yaşamadan birisini indirdi.’’

‘’Işık Bölümü öğrencileri sürekli çevrelerini izliyorlardı. Nasıl oldu da yaklaştığını keşfedemediler, bu nasıl mümkün olur?’’

‘’Artık Işık Bölümü takımının bir parçası haline geldi. Bence Işık Bölümünün başı ciddi anlamda belada. Yoldaş olarak gördükleri kişi aslında bir saatli bomba oldu ve onlar bu durumun farkında değiller. Oldukça ilginç!’’

Tartışmalar sürüyordu. Öğrenciler hâlâ durumu inanması zor buluyordu fakat olay tam önlerinde yaşandığından, inanmaktan başka şansları yoktu.

‘’Usta Fanny, öğrencin oldukça ilginç!’’ Deo’nun normaldeki soğuk ve mesafeli yüzü Fanny’ye bakarken oldukça yumuşamıştı. Duruşunu bozmayan Fanny’nin zarif bir biçimde kalkmış kaşları ise bastırdığı heyecanını gösteriyordu.

İçine rahat bir his akan Fanny Deo’ya soğuk bir bakış attı ve alay etti, ‘’Nasıl olabilir? Sadece sayıyı tamamlamak için orada, Usta Deo övgüsünü abartıyor.’’

Deo aldığı cevaptan sonra konuşmadı ve biraz daha endişeli bir ifadeyle savaşı izlemeye devam etti.

Fanny ise o an oldukça rahatlamıştı. Bölümünün işe yaramazlığından dolayı her zaman başkaları tarafından alay ediliyor ve küçük görülüyordu. Şimdiyse, Han Shuo’nun yükselişi sayesinde kendisine atılan bakışlar şaşkınlık ve inançsızlıkla kaplıydı. Öncesinde kendisiyle alay eden Deo bile, şu an konuşamayacak bir haldeydi. Bu da Fanny’nin neredeyse keyiften boğulmasına neden oluyordu.

Her insan içten içe övülmeyi severdi ve Fanny şimdiye dek diğerleri tarafından hep baskılanmıştı. Şimdi ise durum birdenbire tersine dönmüştü. Han Shuo’yu izleyen Fanny, genç adamın aslında oldukça çekici olduğunu hissetti ve dudaklarında bilinçsizce tatlı bir kıvrım belirdi.

Han Shuo doğal olarak gösterdiği kabiliyetlerden ötürü dışarıda bir kargaşa koptuğunu bilmiyordu. Sakince ve istikrarla ilerliyor, yavaşça diğer dört ışık bölümü öğrencisiyle beraber yürümeye devam ediyordu.

Kara Büyü Bölümü öğrencileri yavaşça mesafede belirdiler. Dizilimlerini değiştirdiler ve aralarında uygun bir mesafe bıraktılar. Işık Bölümü öğrencilerini gördüklerinde ise adımlarını durdurdular.

İki Derin Uyku ve iki Karanlığın Eli büyüsünün sözleri ağızlarından çıktı. Bir Derin Uyku ile bir Karanlığın Eli büyüsü Han Shuo ve yanındaki Işık Bölümü öğrencisini hedef alırken, geri kalan büyüler de diğer iki Işık Bölümü öğrencisine doğru atıldı.

Işık Bölümünün kaptanı Keelung ortada duruyor ve bütün bu olanları soğuk bakışlarla izliyordu. Hiç hareket etmiyordu. Bunun nedeni tek bir kara büyü saldırısının bile onu hedef almamasıydı. Belki de Kara Büyü Bölümü öğrencileri Keelung’a saldırmanın işe yaramaz olduğunu düşünüyorlardı.

Han Shuo bir Derin Uyku büyüsünün saldırısı altındaydı. Aniden bedenini çevirdi ve hızla kaçınarak, büyüyü atlattı.

Han Shuo’nun yanındaki Işık Bölümü öğrencisi de soğukkanlılığını koruyordu. Birdenbire bir Işın Kesiği belirdi ve ona doğru gelen Karanlığın Eli'ne fırladı.

O anda ansızın havada bir kemik mızrak belirdi ve hemen ardından ikinci bir mızrak ilkini takip etti. Kemik Mızrak'lar Işın Kesiği’ne çarptıklarında, hem Kemik Mızrak’lar hem de Işın Kesiği dağılmıştı. Aynı zamanda, Işık Bölümü öğrencisinin üzerinde, Karanlığın Eli büyüsünün yanı sıra bir de Ruh Izdırabı belirdi.

Ani değişiklik Işık Bölümü öğrencisini tamamen afallatmıştı. Daha tepki vermeye fırsat bulamadan Ruh Istırabı üzerine inmişti bile.

‘’Deron, iyi misin?’’ Keelung mesafeden seslendi ve olanları görünce hemen ilerlemeye başladı.

Deron her şeyi anlamıştı. Han Shuo az önce büyülü sözleri son derece kısık bir sesle mırıldanmış olsa da, aradaki mesafe çok az olduğundan her şeyi duymuştu.

Deron endişeyle Keelung’a Han Shuo’ya dikakt etmesini söylemeye çalışıyordu, lakin ne yazık ki Karanlığın Eli bedenini sıkıca sardığından nefes alamıyordu. Büyüyü yapan Kara Büyü Bölümü öğrencisi ise yaşananları büyük bir heyecanla izliyordu. Aniden büyüye verdiği kuvveti arttırdı ve Deron’un bayılmasına neden oldu.

Bayılan Deron dışındaki diğer Işık Bölümü öğrencileri kendilerini hedef alan kara büyü saldırılarını kolayca atlatmışlardı. Keelung hızla Deron’a yaklaştı belli ki, genci kontrol etmek istiyordu.

Han Shuo ve Keelung arasında bir tek bilinçsiz Deron duruyordu. Han Shuo da Keelung yaklaşırken Deron’a yaklaşmaya başladı.

Deron’a ilk ışık takımının kaptanı ulaştı. Tam eğilip Deron’un durumunu incelemek üzereydi ki, aniden üç Kemik Mızrak belirdi takiben de iki Kemik Ok ve bir Ruh Istırabı geldi.

Keelung afalladı ve ayaklandığı esnada en sonunda Han Shuo’nun yüzünü görüp bağırdı, ‘’Durum kötü!’’

Hızla bir ışık büyüsü yaparak göğsünün önünde bir yarı hilal oluşturdu ve üzerine doğru gelen tüm saldırıları yok etti.

Ne var ki, ilk saldırı dalgası biter bitmez ikinci dalga başlamıştı. Üzerine doğru gelen Kemik Ok’ları gören Keelung’a büyük bir şok yaşıyordu.

Büyü salınımı zihinsel güç miktarı ve odaklanma hızına dayanırdı. Teorik olarak bir büyünün yıkıcılığı arttıkça, aynı büyünün ikinci kez yapılabilmesi için geçmesi gereken süre bir o kadar artardı. Kemik okları gibi bir büyü ise çok az zihinsel güç harcadığı için üstüste yapılabilirdi.

Keelung ilk saldırı dalgasına güçlü bir büyüyle yanıt vermişti ve toparlanmak için biraz zamana ihtiyacı vardı. Ne yazık ki, Han Shuo kendisine bu fırsatı vermeyecekti. Keelung tüm oklardan sıyrılamadı ve üç kemik oktan biri tarafından kıçından vuruldu.

‘’Nekromansi Bölümünden gelen herif Billy’nin kılığına girmiş. Ne sinsi herif ama! İlk onu indirin!’’ Keelung kıçını ovuşturdu ve hemen haykırdı.

Kara büyü saldırılarından kaçınan iki Işık Bölümü öğrencisi anlık bir tereddüttün ardından Han Shuo’ya saldırmak için hemen Keelung ile birleştiler.

Han Shuo o anda yüksek sesle gülerek konuştu, ‘’Şimdi biz beşimize karşı üç kişi kaldınız, kazanmanız zor olacak!’’

Han Shuo konuşmayı bitirir bitirmez tuzak kurduğu bölgeye doğru atıldı. Keelung bir anlık sersemliğin ardından kararlılıkla konuştu, ‘’İlk önce bu herifi indirelim. Diğerlerinin savaşma arzuları yok, onları daha sonra da indirebiliriz.’’

Diğer ikili onayladılar ve Keelung ile birlikte Han Shuo’nun peşine düşerek, Kara Büyü Bölümü öğrencilerini utançla birbirlerine bakar halde bıraktılar. Öğrencilerden biri aniden bağırdı, ‘’Artık beş kişiyiz, neden üçünden korkalım ki? Hadi hepsini indirelim!’’

Böylece, Han Shuo’nun önde, Işık Bölümü öğrencilerinin ortada ve Kara Büyü Bölümü öğrencilerinin arkada koşturduğu garip bir manzara oluştu.

Dışarıda ise bir kargaşa yaşanıyordu. Han Shuo’nun gölgelerdeyken birisini indirmesini şans olarak görenler, genç adamın Keelung’la çarpışıp kıçını dahi yaraladığını gördüklerinde, Han Shuo'nun gücünün kesinlikle sıra dışı olduğunu anlamışlardı.

Buna Han Shuo’nun tuzak kurduğu yere doğru koştuğu eklenince, izleyiciler anında Han Shuo’nun zihnindeki sinsi planı anladılar.

‘’Si..yim, neden durum bu hale döndü?’’ Işık Bölümünün baş büyücüsü Voigtlander ilk başta zaferi kazanacaklarına emindi ve kendini beğenmiş bir gülümseme takınmıştı. Ne var ki, durum tamamen beklentileri dışında gelişiyordu.

‘’Usta Fanny, öğrenciniz çok güçlü. Nekromansi bölümünün onun gibi bir yeteneği olduğunu hiç düşünmezdim. Bu gerçekten inanılmaz!’’ Sık sık Fanny’yle alay eden birkaç öğretmenin tutumları aniden değişti ve hepsi Fanny’yi övmeye başlamıştı.

Bu Fanny’nin Nekromansi Bölümünde geçirdiği yıllar boyunca en gururlu olduğu andı. Han Shuo’nun hareketleri  Fanny’nin saygınlığını da arttırmıştı. İçten içe keyiften delirecekti fakat yine de  mütevazı bir şekilde gülümsedi ve sakince konuştu, ‘’Bu hiçbir şey. Nekromansi Bölümümüz üstün yeteneklere sahip, sadece dikkat çekmemeye eğilim gösteriyoruz. Artık eski düşüncelerinizin ne kadar üstünkörü olduğunu anlıyor musunuz?’’

Diğer öğretmenler Fanny konuştuktan sonra sorgulayarak birbirlerine baktılar. Han Shuo’nun garip şekilde yükselmesiyle, Fanny’nin de yükseleceğini düşünmemişlerdi.

 

Çevirmen notu
Forumdan tanıtım yazımıza bakmadıysanız, hemen koşun!