Han suo emily e fazla mı güveniyor ? Yapacak başka bir şeyi de yok aslında ya öldürecekti ya da yanına çekecekti ;umarım ileride bela olmaz.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
122. Bölüm Seni Düşünüyorum
Ölüm mezarlığında kemiklerle çevrili uzun ve heybetli kuleler dikiliydi. Bu kuleler Dük’ün dikkatini çekmişti. İlgiyle etrafa bakmaya başladı ve Han Shuo’ya karşı harekete geçmeyi sürdürmedi.
Ölüm mezarlığına giren Emily’nin ilk işi çevresini incelemek olmadı. Aksine, Han Shuo’ya doğru uçtu ve endişeyle sordu, ‘’İyi misin?’’
Sıradan biri böyle bir yükseklikten düşseydi ağır yaralanabilirdi ama Han Shuo bu durumdan etkilenmemişti. Emily’ye doğru kafasını iki yana salladı ve karanlık bir ifadeyle doğruldu, bakışları Dük’e kilitliydi.
Çevresine heyecanla bakınan Dük, yanına kıdemli silahşor Erick geldiğinde keyifle söylendi, ‘’Burası kuşkusuz ölüm mezarlığı. Kim gerçekten içine girebileceğimizi düşünürdü ki?’’
‘’Efendi Dük, onca çalışmamıza rağmen bir keşif yapamadık, fakat bu veletten yeşil ışık yayıldığında ölüm mezarlığı ortaya çıktı. Çok garip!’’ Erick Han Shuo’ya bakarken Dük’e fısıldadı.
Onaylayan Dük karşılık verdi, ‘’Doğru. Görünüşe göre bu kişide bir gariplik var. Ayrıca az önceki yeşil ışık bana tanıdık bir his verdi. Işığın kaynağı Karanlığın Gözü’ü olmalı!’’
Erick bu sözleri duyduğunda oldukça şaşırdı, ‘’Bu nasıl mümkün olur?’’
İblisdoğrayan’ı kavrayan Han Shuo bir büyü yaptı ve kanatlı küçük iskelet yanında belirdi. Ayrıca üç zombi savaşçı da çağırdı. Zombiler sopalar taşıyorlardı ve küçük iskeletle birlikte Han Shuo ve Emily için korumalık yapıyorlardı.
‘’Ölüm mezarlığını açan sen misin?’’ Emily Han Shuo’nun zarar görmediğini görünce rahat bir nefes verdi ardından az önce yaşananları hatırladı ve kafa karışıklığıyla sordu.
Kafasını sallayan Han Shuo karanlık bir yüzle yanıtladı, ‘’Evet. Ölüm mezarlığı taşıdığım bir eşya tarafından açıldı. Dük ve Erick mutlaka ölmeliler. Dük’ü halletmeme yardım et, canlarını aldıktan sonra sana her şeyi açıklayacağım!’’
Emily Han Shuo’nun sözlerinden sonra genç adamı sorgulamadı ve uysal bir şekilde asasını eline aldı ardından öldürme arzusuyla kaplı bakışlarını yaklaşan Dük’e odakladı.
‘’Kendisi bir de ruh çağıran çıktı, görünüşe göre biraz zor bir savaş olacak!’’ Erick Han Shuo’yla çarpışmıştı ve gencin kendisiyle hemen hemen denk olduğunu anlamıştı. Han Shuo’nun zombi savaşçılar çağırdığını gördüğünde ise kaşlarını çattı.
‘’İlk onları öldürelim. Ölüm mezarlığının sırlarını daha sonra açığa çıkartırız!’’ Dük hafifçe homurdandı ve havaya yükseldi. Erick bir an duraksadıktan sonra Dük’ü takip ederek hücuma kalktı.
Emily sakince büyülü sözler söyledi. Elindeki büyü asasından ansızın birkaç kara ışık huzmesi çıktı ve bu huzmeler yılan gibi kıvrılarak Dük’e atıldılar. Dük’ün yüzü saldırıyı gördüğünde inanılmaz derecede kasvetli bir hal aldı. Birdenbire önünde bir kasırga oluştu ve yerdeki bütün beyaz kemikleri etrafa saçtı. Kasırga kara huzmelerle çarpıştığı anda dehşetli bir mücadele başladı.
Soğukça homurdanan Emily Han Shuo’ya dikkatli olmasını söyledikten sonra havaya uçtu ardından elindeki büyü asasını salladı ve havada Dük’le şiddetli bir şekilde savaşmaya başladı.
‘’Biz de boş boş durmamalıyız.’’ Han Shuo uzun bir kahkaha patlattı. Küçük iskelet ve üç zombi savaşçıyı Erick’e doğru yönlendirdi. Aynı zamanda, has iblisler vasıtasıyla Erick ve Dük’ü izliyor, her hareketlerini ve tavırlarını gözlemliyordu.
‘’Üç zombi savaşçı ve bir iskeletin beni durdurmak için yeterli olacağını mı düşünüyorsun?’’ Erick aşağılama dolu bir sesle homurdandı ve elindeki uzun kılıçtan koyu yeşil savaşçı aurası saçıldı. Han Shuo’ya doğru atıldığı sırada yerdeki toprak havaya uçuyordu, adeta bir boğa gibiydi.
İçinden soğukça gülen Han Shuo zombi savaşçıları ve küçük iskeleti kontrol ederek Erick’in yolunu kesti. Küçük iskelet normalde yıldırım kadar hızlıydı ama Han Shuo iskeletin hızını bilerek zombi savaşçıların seviyesine indirmişti. Erick’in koyu yeşil savaşçı aurası bir ışık küresi oluşturdu ve zombi savaşçılardan birini çevreledi.
Aniden zombi savaşçının bedeninden kemik parçalanma sesleri yayıldı. Koyu yeşil savaşçı aurası çevrelediği zombi savaşçının bedenini parçalanmıştı. Hatta sopası bile birkaç parçaya ayrılmıştı. Alaycı bir sırıtışla bedenini yana çeviren Erick diğer iki zombi savaşçının sopasından kaçındı ve uzun kılıcını ileri doğru saplayarak, diğer zombi savaşçının boynunu kesti. Zombi savaşçı tökezledi, düşecek gibi görünüyordu.
Küçük iskelet kemik hançerini kaldırdı ve son zombi savaşçıya yaklaştıktan sonra, elindeki hançeri Erick’e doğru savurdu. Erick zombi savaşçıları bile kolayca parçalayabilen biriydi, dolayısıyla küçük iskeletin kaldırdığı hançere dikkat etmemiş, darbeyi engellemek için kılıcını alelade bir şekilde kaldırmıştı.
O anda, başlangıçta anormal derecede yavaş olan kemik hançer birdenbire on kat hızlandı. Önceki yavaş ve sarsak küçük iskelet öyle bir çevikleşti ki, bunu gören Erick’in gözleri yuvalarından çıkmak üzereydi. Erick zaten hamlesini yapmıştı ve kemik hançer hedefine inerken karşı koymak için ekstra zaman bulamamıştı.
Erick dehşet içinde geriledi fakat yine de yavaş kalmıştı. Bir kesilme sesi yankılanırken, göğsünden büyük bir et parçası koptu. Erick acı içinde haykırdı ve inançsızca uludu, ‘’Bu nasıl mümkün olabilir! Nasıl iskelet bu be?’’
Ne yazık ki, Erick’in şaşkın bağırışlarına küçük iskelet tepki vermedi. Hamlesi başarılı olan küçük iskelet rahatlamamış ve saldırıya devam etmişti. Erick’e kendisini toparlama fırsatı veremezdi. Erick’in savaşçı aurası yeni yeni uzun kılıcında toplanırken, küçük iskeletin omurgasındaki yedi kemik çıkıntısı aynı anda uçtular ve bir yarı çember oluşturarak, pürüzsüzce Erick’in bedenine saplandılar.
Yedi kemik çıkıntısı Erick’in boynunu, alnını ve kalbini delip geçmişti. Bedeni geriye doğru devrilmeden önce topladığı savaşçı aurasını salacak zamanı dahi olmamıştı. Yüzündeki dehşet ve korku öldükten sonra bile kaybolmamıştı.
Dük ve Emily bu taraftaki kargaşayı hissettiklerinden dolayı bakışlarını Han Shuo ve Erick’e doğru çevirmişlerdi. Erick’in acınası ölümünü gördüklerinde, ikisi de şaşırdı. Bu şaşkınlığın ardından Dük’ün içini endişe Emily’ninse keyif kapladı.
Emily geçen sefer küçük iskeletin mucizevi gücüne tanıklık etmişti. Onun gibi bir baş büyücü bile, küçük iskeletle başa çıkamamıştı. Küçük iskeletin çevikliği ve hızı Emily’nin üzerinde güçlü bir etki bırakmıştı. Sırtındaki yedi kemik çıkıntısının bile saldırı amacıyla kullanılabildiğini görünce şaşkınlığı bir kat daha artmıştı.
Dük Emily’e karşı zaten zorlanıyordu ve aslında Han Shuo’yu hallettikten sonra Erick’in yardım etmesini umuyordu. Deneyimli Erick’in bu kadar çabuk öleceğini beklemiyordu. Han Shuo Erick’i öldürdükten sonra harekete geçmemişti. Bu Dük’ü daha fazla panikletti.
‘’Ne, kaçmak mı istiyorsun? Bugün kurtulabileceğini mi düşünüyorsun?’’ Han Shuo Erick’in ölümünden sonra, Dük’ün etrafa bakışlar attığını fark etti ve alayla söylendi.
Bu sözleri duyan Dük’ün yüz hatları çirkinleşti, ‘’Ölümünü arıyorsun!’’
Dük büyü asasını salladı ve yerdeki keskin kemik parçalarını Han Shuo’ya doğru yolladı. Kemik parçaları havayı adeta yırtarlarken, çıkarttıkları ses kulakları çınlatıyordu. Emily Han Shuo’nun saldırıya uğradığını gördüğünde, hızla bir kara büyü yaptı.
Keskin kemik parçaları Han Shuo’ya ulaşmadan önce havada mürekkep siyahı bir yarık belirdi ve kemik parçaları yarıkta kayboldular.
Saldırısının engellendiğini gören Dük saldırmayı sürdürmedi, aksine yönünü çevirdi ve kaçmaya başladı. Görünüşe göre Emily’nin Han Shuo için endişeleneceğini hesaplamıştı. Han Shuo’ya saldırmasının nedeni Emily’nin dikkatini dağıtıp kendine bir fırsat yaratmaktı.
Ne var ki, ölüm mezarlığından çıkmak oldukça zordu. Karanlığın Gözü ortaya çıktıktan sonra, Han Shuo’nun boyutsal yüzüğüne geri dönmüştü. Karanlığın Gözü olmadan, bir baş büyücü bile bariyeri açamazdı.
Dük ilk olarak bariyere sertçe çarptı ve yüksek bir bang sesi duyuldu. Bariyerden yeşil bir ışık küresi parlarken Dük süzülme büyüsünü daha fazla sürdüremedi ve yere düştü.
Bazı kemik parçaları baldırına, karnına ve beline saplanmış ve yaralanmasına neden olmuştu.
‘’Taziyelerimi sunuyorum!’’ Emily ve küçük iskelet Dük’ü çevrelerken, Han Shuo soğuk bir gülümsemeyle yaklaştı. Genç adam yüzündeki maskeyi çıkardı ve söylendi, ‘’Görüşmeyeli epey oluyor, yardımsever Bay dük!’’
Acı içinde haykıran Dük Han Shuo’nun gerçek yüzünü gördüğünde oldukça şaşırdı, ‘’Neden karşımdasın? Seni Babil Akademisi’nde gördüğümü hatırlıyorum. O ruh çağıran öğrenci değil misin?’’
Onaylayan Han Shuo sinsice gülümsedi ve söylendi, ‘’Doğru, benim.’’ Ardından Karanlığın Gözü’nü çıkardı ve konuşmaya devam etti. ‘’Geçenlerde akademinin arkasında bulunan dağdaki mezarlıkta izini keşfettiğiniz küçük köle de benim. Heh heh, Dylan’ın gömdüğü Karanlığın Gözü benim elime düştü. Ölmediğimi düşünmediniz, değil mi?’’
‘’Demek Karanlığın Gözü’nü ele geçiren sendin! Bedeninden o ışık geldiğinde ölüm mezarlığının açılmasına şaşırmamak lazım!’’ Dük ani bir aydınlanma eşliğinde konuştu.
Üç zombi savaşçı daha ortaya çıktı ve toplamda dört zombi savaşçı ile bir küçük iskelet Dük’ün çevresini sardılar. Han Shuo arbaletini kaldırdı ve Dük’e nişan aldı, Emily bir kara büyü yaptı, küçük iskelet ise yedi kemik çıkıntısı bir kez daha dansa kaldırdı. Hep beraber Dük’ün kaderini mühürlediler.
Dük yedi kemik çıkıntısından korumak için rüzgarbıçakları kullandı, lakin yaklaşan dört zombi savaşçı ve küçük iskelet onu oldukça zor duruma soktu.
Han Shuo’nun arbaleti ateşlendiği ok Dük’ün uyluk kemiğini deldi ve yere düşmesine neden oldu. Han Shuo İblisdoğrayan’ı çıkarmadan önce, Emily’nin kara büyüsü çoktan Dük’ü çevrelemişti. Dük’ün bedeninden o anda kalın bir duman yükseliverdi ve ölüm mezarlığındaki beyaz kemiklere bir yığın daha eklendi.
Küçük iskelet Dük’ün iskeletinin yanına gidip parmağındaki boyutsal yüzüğü aldı ve kıdemli silahşor Erick’in çantasıyla birlikte gence uzattı.
Emily berrak gözleriyle küçük iskelete bakakaldı, zira iskeletin hareketleri kadını şaşkına çevirmeye devam ediyordu. Sonunda daha fazla kendini tutamadı ve Han Shuo’ya son derece meraklı bir şekilde sordu, ‘’Bu şahane küçük iskeleti nasıl bulduğunu anlatabilir misin?’’
‘’Heh heh, anlatacak pek bir şey yok. Onu gizli bir sanatla arıttım. Bu yüzden bu kadar heybetli!’’ Küçük iskeletin bembeyaz ve pürüzsüz kafatasını okşayan Han Shuo savaş ganimetlerini aldığı esnada gülümsedi.
Emily Han Shuo’ya vahşice baktı ve sinirle söylendi, ‘’Benden sakladığın daha ne kadar sır var? Neden Karanlığın Gözü sende ve nasıl böyle muazzam bir iskelet savaşçı arıtabildin? Sadece ufak bir ruh çağıransın ama sıra dışı savaş tekniklerin var. Burada neler dönüyor yahu?’’
O anda bazı açıklamalar yapılmalıydı. Han Shuo ölüm mezarlığı keşfi dahil Emily’ye Nekromansi Bölümünde yaşanan her şeyi açıkladı. Ancak küçük iskeleti arıtması ve büyü yuanı hakkında tek kelime etmedi.
Bu konuşma Emily’ye büyük bir şok yaşattı. Kadın sessizce düşünürken, Han Shuo Dük ve Erick’in eşyalarını araştırmaya başladı.
Kısa bir incelemenin ardından, Han Shuo Erick’in fakirin teki olduğunu fark etti. Çantasında değerli tek bir eşya bile yoktu. Dük’ün üzerinde ilginç eşyalar olabilirdi ama adam boyutsal yüzüğüne bir bariyer koymuştu ve Han Shuo bariyeri kıramıyordu.
Bir süre sonra, Emily Han Shuo’ya kasvetli bir ifadeyle baktı. ‘’İkimiz dışında, Karanlığın Gözünü elde ettiğini ve ölüm mezarlığına gelip gittiğini bilen var mı?’’
‘’Kimse bilmiyor.’’ Han Shuo Emily’ye baktı ve sormadan önce tereddüt etti, ‘’Ne yapmayı planlıyorsun?’’
‘’Durum böyle olduğuna göre, bu durumu sır olarak tutmaya devam edeceğiz. Dük ve Erick öldüler ve Kara Kabuk’un ajanı da can verdi. Kimse bu meseleyi bilmiyor, dolayısıyla ölüm mezarlığı yavaşça Karanlık Orman’ı kontrol etmek için temelin olarak kalmaya devam edecek.’’ Emily fısıldarken Han Shuo’ya derin derin baktı.
Biraz şapşalca bakan Han Shuo hafifçe gülümsedi ve birden Emily’yi kollarına çekti, ‘’Benim kadınım olmana şaşırmamak lazım. Ölüm mezarlığı sırrını organizasyona sunmamı isteyeceğini düşünmüştüm!’’
Gözlerini deviren Emily söylendi, ‘’Ne düşündüğünü bilmediğimi mi zannediyorsun? Eğer bu sırrı organizasyonla paylaşmak isteseydin, uzun zaman önce paylaşırdın. Neden şimdiye kadar bekleyesin ki? Ölüm mezarlığının senin için ne ifade ettiğini anlıyorum ve görünüşe göre gelecekteki gelişimin buraya bağlı. Artık beraberiz, doğal olarak seni düşüneceğim tabi ki.’’
Emily’nin sözlerini dinleyen genç adam gerçekten etkilendi. İçinden kadınların anlaşılamaz varlıklar olduğu geçti. Kalpleri bir kere alınınca, önceki bütün sorunlar tamamen çökerdi. Emily belli ki, Kara Kabuk ve genç arasındaki tercihini yapmıştı. Han Shuo ve Kara Kabuk gelecekte sorun yaşarsa, Emily Kara Kabuk’a karşı genç adamın yanında olurdu.
‘’Bu arada hedefinin silahların nereye gitmek olduğunu araştırmak olduğunu söylemiştin. Orman trollerini bu kaynakları yağmalamak için kullandım, bu durum görevini etkileyecek mi?’’ Emily’nin kendisini düşündüğünü gören Han Shuo biraz düşündü ve Emily’nin daha önce söylediklerini hatırladı.
Keyifle gülümseyen Emily genç adama aşırı hassas bir şekilde baktı. ‘’Seni kötü çocuk, sonunda beni düşünmeye karar verdin demek. Ne güzel!’’
Han Shuo daha önce yaşananları düşünüp gerçekten de şimdiye dek Emily’yi hiç düşünmediğini fark etti. Bu yüzden ne diyeceğini bilemedi. Emily ise en başından beri kendisini düşünmüştü ve genç adam bu nedenle oldukça utanmıştı.
‘’Çok endişelenme, aslında bu kaynakların nereye gideceğine dair mantıklı bir tahminim var. Sadece bu malları teslim alacak olan kişileri iş üzerinde yakalamak istiyordum, böylece suçüstü yapabilecektim. Bu kaynaklar ele geçirilse de, çok sayıda kişi kurtulmayı başardı. Kesinlikle orman trollerinden kuşatma silahlarını geri almanın bir yolunu düşüneceklerdir.’’
‘’Eğer orman trollerinden kuşatma silahlarını almak isterlerse, bırak alsınlar. Böylece bana büyük bir iyilik yapmış olursun. Tüm silahları aldıktan sonra, beni her şekilde hedefime götüreceklerdir. O zaman bu suça karışan herkesi tutuklayacağım.’’ Emily Han Shuo’ya baktı ve gülümseyerek konuştu.
Onaylayan genç adam karşılık verdi, ‘’Sorun yok, İmparatorluğa geri dönüp biraz erzak alacağım. Ardından Karanlık Orman’a geri geleceğim. Orman trolleriyle konuşacağım ki görevin etkilenmesin.’’
‘’Oh bu arada, Dük’ün boyutsal yüzüğünü de açamıyorsun değil mi? Neden bana vermiyorsun? Bariyeri kırıp içinde ne olduğunu görmek için bir yol bulacağım.’’
‘’Tamam, al o zaman.’’ Han Shuo Dük’ün boyutsal yüzüğünü Emily’ye verdi ve aniden geçmişte öldürdüğü Yuna’nın boyutsal yüzüğünü hatırladı. Teorik olarak, Yuna’nın kurduğu bariyer Emily tarafından kolayca kırılmalıydı.
//Yuna, Han Şhuo’nun Phoebe ile birlikte suikast düzenlediği Boozt Tüccar Loncası’ndaki kadın.
Yuna’nın boyutsal yüzüğünü çıkarttı ve Emily’ye verdi, ‘’Bu boyutsal yüzükte de bir bariyer var ama bu kişi sadece bir usta büyücüydü. Bence içindeki bariyeri kırıp malzemelere bakabilirsin.’’
Emily Han Shuo’ya nasıl elde ettiğini sormadan yüzüğü aldı, derin bir nefes çekti ve odaklandı.
Yeşim boyutsal yüzük birden parladı ve güçlü bir büyü dalgası hissedildiğinde ansızın soldu. Hafifçe nefes veren Emily’nin elinde birkaç eşya belirdi. Yüzükten birkaç kişisel kadın eşyası, bir kristal kart, bir su büyüsü kitabı ve yaralar için biraz merhem çıkmıştı.
Han Shuo’ya garip garip bakan Emily sordu, ‘’Bir çiçeği yok edecek kadar barbar olduğunu düşünmezdim. Bu kadını nasıl öldürdün?’’
Emily’den aldığı eşyalara bakan Han Shuo, eşyaların içinde değerli bir şey olmadığını görünce boyutsal yüzüğü kaldırdı ardından söylendi, ‘’Aşağılık bir kadın bana ihanet etti. O kadar öfkeliydim ki, ben de onu öldürmeye karar verdim.’’
‘’Pah! İnanmıyorum!’’Emily söylendi.
‘’Pekâlâ, organizasyona rapor vermek için iki günüm daha var. Acele edip ölüm mezarlığından ayrılmalıyım. Kim olduğumu ve nereden geldiğimi zaten biliyorsun. İlk önce işlerini hallet ardından beni istediğin zaman bulabilirsin. Şimdilik buradan ayrılmalıyız.’’ Han Shuo yapacağı bir ton iş olduğunu hatırladı ve konuştu.
‘’Pekâlâ, seni sahtekâr serseri. Dediğin gibi sana ulaşmam kolay olacaktır. Son bir soru soracağım, Bryan ve şu garip isim olan Han Shuo, sana hangisiyle seslenmeliyim?’’ Emily sordu.
‘’Han Shuo’ya ne dersin? Bu bana gizemli tekniği öğreten kişinin verdiği yeni isim. Gelecekte Han Shuo de!’’ Han Shuo bir an düşündü ardından yanıtladı.
Emily onayladı ve daha fazla konuşmadı. Genç adam mezarlığı hızlıca gezdirdi ardından ikili Emily’nin şaşkınlık dolu haykırışları arasında aktarım düzeniyle mezarlıktan ayrıldılar.
Magnec