Cidden zengin oldu ya la
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
74. Bölüm Planlanandan Farklı VI
Cale; On, Hong ve Raon’a baktı.
‘Neler oluyor?’
Bakışlarıyla üçlüye sordu ancak üçü de sadece iç çekip başlarını salladılar.
Mueller ağlamaya devam ediyordu. Niye bu kadar ağlıyordu ki? Cale başını çevirdi.
Cüceler de Fare insanlar da çok kısaydı. İki genetik yapıya da sahip olan Mueller ise Farelerden de cücelerden de kısaydı.
Peri masallarındaki cüceleri andırıyordu, neredeyse tüm yetişkinlerin koruma altına almak isteyeceği kadar tatlı görünüyordu.
Ama Cale o gruba dahil değildi.
“Onun için üzülüyorum.”
On ve Hong kuyruk sallıyorlardı, ardından gözlerinde şefkat dolu ifadelerle Mueller’e yaklaştılar. Mueller, onlar yaklaştıkça daha da fena titremeye başladı. Şimdi daha yüksek sesle ağlıyordu.
“… Onun için üzülüyorum.”
Cale, On’un sözlerine karşılık homurdandı.
Onun için üzülmeye gerek yoktu. Otuz yaşındaydı ve Sihir Kulesi’ni geliştirmeye yardımcı olan ailenin bir ferdi olarak diğerlerine hükmediyordu. Sihir Kulesi’nin son savunma hattını biliyordu ama bunu kullanmak istememişti çünkü bu, Toonka ve grubunun karşısına çıkmak demekti. O kadar korkmuştu ki babasının son dileğini bile yok saymıştı.
Böyle olmasaydı Büyücü ihtilafının bu kadar kayıp vermesine imkan yoktu.
Elbette bu durum Cale’in işine gelmişti.
Görünüş itibariyle genç ve tatlı bir çocuk gibi görünse de, o bedenin içinde dünyanın döngüsünden haberdar otuz yaşında bir adam vardı. En önemli şeyin kendi hayatı olduğunu biliyordu.
Doğal olarak Cale böyle birini tercih ederdi.
“Ahhh!”
Cale, bu yetişkin adamın ağlamaya devam ettiğini izlemekten sıkıldı. İyi çocuk rolünü bırakmaya karar verdi.
“Hey.”
Mueller irkildi. Cale’in elindeki çelik çubuğu görünce yine titremeye başladı. Yaşamının sonuna gelmiş gibi hissediyordu.
Plop, plop.
Mueller duvarın içinde çömelmeye devam ederken Cale onun ellerine bir şeyler yerleştirdi: Bir somun ekmek ve bir şişe süt. Bunları sihirli çantasından çıkarmıştı.
Mueller’in gözleri titreşti. Cale’e temkinli bir bakış attığında gördüğü tek şey Cale’in rahatsız olduğunu gösteren ifadesiydi.
“Ye.”
Mueller, emir gibi gelen bu sözlerin ardından hemen ısırık aldı. Cale, Mueller’in göz yaşlarıyla ıslattığı ekmeği yiyişini izlerken tuhaf hissetti.
‘… İşe yaramazın teki gibi görünüyor.’
Bu konuda içinde kötü bir his vardı. Mueller tam da işe yaramaz bir aptal gibi duruyordu.
Cücelerin teknik yeteneklerini ve Farelerin sinsilik ve titizlik özelliklerini almış olması gerekiyordu. Bu birleşim ona büyük bir mimar ve mühendis olma potansiyeli vermeliydi. Ama neden…
“Ç, çok teşekkürler.”
Ama neden salak gibi hissediyordu?
Cale ağzında kötü bir tat hissetti. Ancak On, Hong ve Raon, Mueller’e acıyarak bakarak yaklaştılar. Cale’e korku içinde bakarken ona kalkan olmaya çalışıyorlardı.
Fakat onların düşüncelerinin aksine Mueller çiğnediği ekmeğin tadını bile alamıyordu. Saf kan Kedi kabilesi üyelerine ve ejderhaya baktı. O sırada, tüylerini diken diken eden bir ses işitti.
Ding. Ding.
Cale duvara çelik çubukla dokunuyordu. Arkasında hiçbir neden yoktu, sadece rastgele vuruyordu. Mueller’la ilgili içinde kötü bir his vardı ama her halükarda onu almaya karar vermişti.
Henituse topraklarında birçok heykeltraş ve yetenekli zanaatkâr vardı. Özellikle de, taş ocaklarından ötürü inşaatla uğraşan çok sayıda zanaatkâr bulunuyordu. Mueller bu nedenle işe yarayabilirdi.
“Yaşamak istiyor musun?”
Cale’in kısık sesi merdiven boşluğunda yankılandı. Tekrar ağlayacakmış gibi görünen Mueller’den rahatsız olmaya başlamıştı.
Ding. Ding.
Cale, çubukla duvarlara vurarak kendini sakinleştirdi. Bu kadar korkak Mueller’e nasıl nazikçe davranması gerektiğini düşünüyordu. Cale, yüzüne anlayışlı bir gülümseme takındı ve sordu.
“Seni kurtarmalı mıyım?”
Mueller başını çılgınca salladı. O kadar enerjik sallamıştı ki ekmeğin kırıntıları döküldü. Cale, bu enerjik yanıttan memnun oldu ve rahat bir tutumla konuştu.
“Öyleyse beni dinlemek zorundasın, anladın mı?”
“E, evet efendim!”
“Önce ekmeğini ye.”
Mueller hemen onu yemeye başladı. Cale onun hızı karşısında hoşnut olarak sıradan bir tavırla ekledi, “Sihir Kulesi efendisi’nin hazine odasının yerini biliyorsun, değil mi?”
Plop.
Mueller’in elindeki ekmek yere düştü. Cale nazikçe, “Ekmeğini düşürdün, alsan iyi olur.” dedi.
Mueller hemen ekmeğini kaldırdı. Hala duvarın içinde çömelmiş duruyordu ve Cale, On, Hong ve Raon da duvarın girişini çevrelemişti.
“Gizli odayı bildiğini biliyorum. Sihir Kulesi efendisinin gerçek odasını.”
Yirminci kattaki oda efendi’nin gerçek odası değildi. Sihir Kulesi göze çarpandan çok daha fazlasını barındırıyordu.
Mueller’in bakışları karmaşıktı. Odayı nereden biliyordu? Bu sadece kule efendisinin ve mimarın aile üyelerinin bildiği bir şeydi.
O sırada Mueller, Cale’in sesini bir daha duydu.
“Ayrıca dördüncü bodrum katına nasıl gidileceğini de bilirsin, değil mi?”
Cale, Mueller’in şaşkınlığını görebiliyordu. Kule, yirmi katıyla beraber, üç katlı bodrumuyla biliniyordu. Mueller, onun bu gizli yerleri nereden bildiğini merak ediyor, korku dolu gözlerle Cale’e bakıyordu. Cale ise kendini, rehin aldığı kişiden bilgi almak için onu tehdit eden bir suçlu gibi hissetti. Böyle yapmayı planlamıyordu. Hatta, hedefi Mueller’i kurtararak onu güvenli bir yere yerleştirmekti.
Cale gülümsedi ve titreyen Fare insanı rahatlattı.
“İlk olarak, söylediklerimi yaparsan en azından yaşamana izin vereceğim.”
Mueller’i özgür bırakmayı elbette düşünmüyordu. Onu eve götürüp çalıştıracaktı. Mueller hemen karşılık verdi.
“Her şeyi, bana söylediğin her şeyi yaparım.”
Fare ve cüce karışımı buçukluğun sesi çaresizlikle doluydu.
“Güzel.”
Mueller’in gözleri, korkunç Kedileri ve Kara Ejderha’yı getiren adama bakarken hala titriyordu, kediler çok daha korkunçtu çünkü saf kan kedilerdi.
“Öyleyse ekmeğini ye ve beni dördüncü bodrum katına götür.”
“Ama gitmek için büyülü taşa ihtiyacını…”
O daha cümlesini bitirmeden Cale çantayı çıkarıp ona fırlattı. Çantanın için bir sürü büyülü taşla doluydu. Mueller hemencecik, göz yaşlarıyla ıslanan ekmeğini bitirdi.
Ardından Cale’in onu çevreleyen grubuyla birlikte üçüncü bodrum katına inmek zorunda kaldı.
Üçüncü katın merdivenleri. Önünde sadece üçüncü katın kapısı vardı ve aşağı inen başka merdiven yoktu. Fakat, Mueller büyülü taşı çıkardı ve duvara yaklaştırdı, duvarda yavaş yavaş bir mekanizma belirdi.
Kriiiiieek…
Gürültüyle birlikte bir tünel ortaya çıktı. Burası, dördüncü bodrum katına inen geçitti.
“Sen önden git.”
Mueller, Cale’in komutunun ardından mekanik bir şekilde öne çıktı. Cale, yokuş aşağı meyleden yoldan inerken heyecanlı hissediyordu. Tünel o kadar kuruydu ki rutubet bile yoktu ve yolu aydınlatan ışıklı taşlar döşenmişti.
Bodrumun dördüncü katı.
Burası, kule efendisinin, aşağıda gizlice deneyler yapan büyücülerin ve Mueller’in mimar ailesinin bildiği bir yerdi. Cale, patikadan aşağı inerken minik bir kapıya rastladı.
“… Burada bir alarm büyü cihazı var.”
Mueller orada mırıldanırken Raon öne çıktı. Patisini hafifçe sallayınca küçük kapı açıldı. Doğal olarak, alarm çalmaya başlamamıştı. Mueller şoke olsa da Cale hiç umursamadan içeri girdi.
‘Buldum.’
İlk hazineyi bulmuştu.
Sihir Kulesi’nde gizli olan şey ne?
En büyük sır, Sihir Kulesi’nin gizlilik içinde yürüttüğü iki araştırma projesiydi.
Bu projelerin isimleri basitti.
‘Antik güçlerin ilkelerini kullanan mana depolama cihazı.’
‘Büyü direncinin gelişmesinin nedenleri.’
Harol’un umutsuzca elde etmek istediği araştırma ve ayrıca vatandaşların en büyük avantajını ellerinden alacak araştırma orada tutuluyordu.
“Harika.”
Cale, iki büyük dairesel kutunun içindeki, güvenlik katmanları altındaki dosyaları görebiliyordu.
Antik güce saygı duyan vatandaşlar ve büyüden nefret eden ama büyü kullanabilmeyi de isteyen Harol. Bu araştırma dosyalarını bulmuş olsalar ne kadar iyi hissederlerdi?
‘Ama şimdi böyle bir şey olmayacak.’
Artık tüm bunlar Cale’e aitti.
Cale, iki kutunun ortasındaki büyük küreye yaklaştı.
Dev bir yumurtayı andıran saydam kürenin içindeki sıvıda duran tohumu görebiliyordu.
“İnsan, ilginç görünüyor!”
Raon yumurtaya yaklaşarak sıvının içindeki tohumu yakından incelemek için yüzünü cama yapıştırdı.
Cale, Raon’un sırtına pat pat vururken sordu, “Onu yetiştirmeyi denemek ister misin?”
“İnsan, olur mu ki?”
“Evet. Ama büyüdükten sonra benim olacak.”
“Anlaştık!”
Dört yaşındaki küçük, sırf başkası faydalansın diye tüm işi üstlenmeyi mutlulukla kabul etti. Cale, Raon’la konuşurken tatminkar bir tavırla gülümsüyordu.
“Buradaki her şeyi toparlayalım.”
“Elbette! Her şeyi çok merak ediyorum!”
İleride Cale, Raon için bir laboratuvar yapabilirdi. Cale, bu tohumun ve araştırma malzemelerinin değerini düşününce gülümsemeye başladı.
“Mueller.”
“Hık, adımı bile, b, biliyorsun.”
Cale, içeri girmeyip girişte saklanan Mueller’e yaklaştı. Mueller, dosyaları hazırlayan ejderhaya, başka bir boyutun içine kaybolan büyük yumurtaya ve ardından da ona yaklaşan Cale’e baktı. Elinde olmadan titredi.
“Hadi, efendinin odasına gidelim.”
“P, peki efendim!”
“Raon.”
“Ne var, insan?”
“Buraya bir alarm cihazı kur, birkaç tane de büyülü tuzak.”
Bodrumun dördüncü katı, Sihir Kulesi yıkıldığı zaman ortaya çıkacaktı. Toonka ve büyücü olmayan ihtilaf, buradaki şeyleri bulursa çok daha güçlenirdi. Elbette Cale onların güçlenmesini falan istemiyordu.
‘Gerçi bu şekilde daha hızlı yok olurlar.’
Ama bu Cale’in problemi değildi.
Raon mutlu mutlu büyülü tuzaklar yerleştirirken Cale ona boş boş baktı.
“Diğer insanlar buradaki ilginç şeyleri alamaz. Buraya adım attıkları gibi onları öldürecek tuzaklar yapmalıyım!”
Cale, heyecan içindeki dört yaşındaki çocuğu memnuniyetle izliyordu ama Mueller’in suratı solmuştu. Cale, onun şu anki ruhsal durumunu umursamadı, aksine, artık Raon’un büyü tuzaklarıyla dolu odayı yeniden mühürlemesini bekledikten sonra adamın boynunun arkasını sıkıca tuttu.
“Efendi’nin odası.”
Bu cümle, kıvrılıp kalan Mueller’in yanıt vermesini sağladı.
“İlk olarak yirminci kata gitmeliyiz.”
On ve Hong, Cale’in kollarına sıçradı. Şimdi, Mueller, On ve Hong Cale’in kollarını paylaşıyordu. Hong’un ön patisi Mueller’in sırtındaydı ve Mueller, ölecek gibi hissetmeye başlamıştı. Bu da ona şu cümleyi sarf etme cesareti verdi: “Kendim, kendim yürüyebilirim… aah!”
Ama cümlesini bitiremeden ağzını kapamak zorunda kaldı çünkü çok hızlı ilerliyorlardı. Cale, yirminci kata hemen çıkmak için Rüzgarın Sesi’ni kullanmıştı.
Mueller, yirminci kata geldiklerinde ayakta kalmaya çalışırken sendeledi. Sersemlemiş gibi göründüğünden desteğe ihtiyacı vardı, önde duran On onu biraz destekledi.
“T, teşekkür ederim.”
Miiiyav.
On, adama gülümsese de Mueller On’la göz teması kurmamaya çalışırken titriyordu. Ardından, Cale’in gözleriyle gizli odaya nasıl gidileceğini sorduğunu fark edince konuya girdi.
“Sihir Kulesi’nde aslında bir kat daha var.”
“Efendi’nin odası yirmi birinci katta mı?”
“Hayır, ona yirmi birinci kat demiyoruz.”
“Öyleyse ne diyorsunuz?”
Sihir Kulesi’nin efendisi’nin odası. Burayı, büyücü olmayan ihtilaf bulmayı başaramamıştı. Cale’in bunu bilmesinin nedeni romanda yazıyor olmasıydı.
< Büyücü olmayan ihtilaf bodrumun dördüncü katını bulsalar da, efendi’nin gerçek odasının yerini asla öğrenemediler. Eğer bulsalardı Whipper Krallığı’nın gücü bir seviye daha atlayacaktı. >
Muller konuştu, “Sıfırıncı kat. Ona sıfırıncı kat diyoruz.”
“Hazırla.”
“Peki efendim.”
Cale, artık hızlı davranan ve ağlamayı kesen Mueller’i memnuniyetle izliyordu. Yüzündeki gülümseme solduğunda, Mueller’in hareketleri daha bile hızlanmıştı. Biraz titriyor gibi görünse de cücelerin ve Farelerin kendine has özelliklerini geri kazandıktan sonra serileşmişti.
“Oh.”
Cale, hayranlıkla izliyordu.
Ooooong-
“Burada olmasını beklememiştim.”
Mueller, efendi’nin odasının bulunduğu katta bir şeyleri hareket ettirdi. Birdenbire türlü türlü cihazlar ortaya çıktı, Cale, dişlilerin dönme sesini işitebiliyordu.
Nihayet Mueller büyülü taşı kullandığında, efendi’nin odasından oldukça yüksek bir ses çıkmaya başladı.
Boom.
Ama kutlamalardan da yüksek sesler geldiğinden Cale’in endişe etmesine gerek yoktu. Yine de hemen sonra kafası karıştı.
“… Mueller, açıkla.”
“Peki efendim.”
Hiçbir değişiklik yoktu. Mueller hala aynı görünen odayı değil, başka bir yeri işaret etti.
“Orada.”
“Orada mı?”
Cale, onun gösterdiği yere baktı.
Pencereye.
Sabah Cale’in dışarıyı izlediği büyük pencereydi bu.
“Atlamanız gerekiyor.”
“Camdan dışarı?”
“Evet efendim. O zaman sıfırıncı kata ulaşacaksınız.”
Mueller, üzerine düşen gölgenin sahibine bakmak için başını kaldırdı. Cale’le göz göze geldiler.
“… Yalan söylüyorsan neler olur farkındasın değil mi?”
Çelik sopa parlıyordu. Cale, tir tir titreyerek başını sallayan Mueller’e baktı ve gülümsedi. Ardından onu ayağa kaldırdı.
“Ah, ne yapıyorsunuz efendim? Yaşamama, yaşamama izin vereceğinizi söylediniz!”
Cale onun feryatlarını duymazdan geldi ve Raon’a, kedilere baktıktan sonra pencereye döndü. Cale, ona dönük üç çift göze baktığında iç çekti.
“Önden buyur.”
“Ne!”
Mueller’i camdan fırlattı. Ancak, Mueller’in yere düştüğünü görmediler. Cale hemen arkasından atladı.
Cale yirmi kat düşmedi.
Tap.
Ayağının hemen altında bir platform vardı.
“Sanırım büyü.”
Cale, kendi fikrini dile getirirken efendi’nin gerçek odası ortaya çıkmıştı. Aynı anda, arkasından gelen çocukların seslerini duydu.
“Noona, şu an neye baktığımı anlayamıyorum.”
“Hong, gözlerim iyidir ama bu çok garip.”
“Oh.”
Raon ise hayranlığını tek bir ifadeyle dile getirdi.
Cale gülümsüyordu.
< Sihir Kulesi’nin efendisi açgözlü biriydi. Geçmişte yaşanan bir olay yüzünden daha da doyumsuz olmuştu. >
Altın, mücevherler, büyülü cihazlar, para… göz alabildiğine geniş olan sıfırıncı kat bunlarla doluydu.
Tüm oda, bir yığın para değerindeki tüm bu şeylerle doluydu ve parıl parıl parlıyordu.
< Açgözlülüğü, neredeyse sıradan bir yetişkin ejderhanın açgözlülüğüne eşitti. >
“Bu gerçekten Ejderhanın İni’ni düşündürüyor.”
Cale, büyülü cihazlarla dolu yığına yöneldi. Odadaki hiçbir şey ucuz değildi. Tüm büyülü cihazlar mücevherlerle süslenmişti bu da soylular ya da kraliyet için yapıldıklarını gösteriyordu.
Odanın tamamı böyle şeylerle doluydu.
Kulenin efendisi bu cihazları kullanmamıştı, ölümle burun buruna olduklarında bile. Çünkü kullansa kendisi için değil, Sihir Kulesi’ndeki herkes için kullanmış olurdu.
Cale iki eliyle yüzünü kapadı. Parmaklarının arasından, tembelliğe uzanan hayatı görebiliyordu.
“Hahahaha!”
Cale kahkahasını tutamadı. Tüm içtenliğiyle kahkaha atıyordu. Mueller, onu biraz izledikten sonra, bir süredir bildiği ancak ilk kez gördüğü efendi’nin odasına göz gezdirmeye başladı. Ardından, en yakınındaki altın bir broşa sinsice uzanıp aldı.
Miiiyaav.
Fakat tam aldığında ürpertici bir ses duydu.
On ve Hong, onu izleyerek kuyruk sallıyordu. Kara Ejderha da ona doğru öne çıkmıştı. Mueller hemen elindeki broşu geri bıraktı.
Otuz yaşındaki Fare hiçbir şey yapamamıştı.
Diğer yandan, çocuklara bakan Cale’in suratında kocaman bir gülümseme vardı.
“Zengin olduk.”
Cale’in şu anki ifadesinden çok farklı olan sakin sesini duymak, çocukları da gülümsetti. Aşağıdaki kutlamada olduğu gibi bu odada da şen şakrak bir neşe vardı.
Fare tüm bunları korku dolu gözlerle izledi.
Magnec