Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

83. Bölüm Yine mi Karşılaştık II

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Henituse arazisinden, Roan Krallığı’nın Kuzeybatı bölgesinin merkezindeki Stan arazisine kadar uzun bir yolculuk yapacaklardı.

“İnsan, ışınlanma büyüsüyle daha hızlı hareket edemez miyiz?”

Raon bu yüzden büyü kullanıp kullanamayacaklarını sorup duruyordu. Raon’un yetenekleri, Rosalyn yanlarında olduğundan beri katlanarak artmış gibiydi. Cale, Rosalyn’in söylediklerini hatırladı.

‘Ejderhalar, ilk büyüme evrelerinden önce bile mükemmeldir. Kara Ejderha’nın yetenekleri ve öğrenme hızı korkunç.’

Ejderhalar uzun bir yaşam sürerdi. Bu yüzden Raon’un ilk büyüme evresine daha çok vardı. Elbette, bir ejderha bir çeşit şok yaşarsa veya delice güç arayışına girerse bu süreç erken de yaşanabilirdi.

Ejderhalar toplamda üç evreden geçiyordu. İlk büyüme evresi, fiziklerinde minik değişikliklerin yaşandığı bir dönemdi. İkinci ve üçüncü evrelerde vücutları ciddi manada büyürdü; üçüncü evreden sonra yirmi metre uzunluğuna ulaşırlardı.

Diğer yandan ilk büyüme evresi, ejderhanın iç özelliklerine odaklanırdı. İkinci ve üçüncü evrelerin temelinin hazırlanması gibi de düşünülebilirdi. Cale, büyük, dairesel cam yumurtayı yuvarlayan Raon’a baktı.

Cale’in bakışları Raon’un yine bağırmasına sebep oldu.

“İnsan, ışınlanma diyorum!”
“Oraya şimdi gitsek bile beklemek zorundayız.”

Cale’in sakin yanıtının ardından Raon burnunu kırıştırdı, ardından cam yumurtanın içindeki tohuma odaklandı. Yumurta ve tohumu Sihir Kulesi’nde bulmuşlardı. Raon, tohuma daha da yakın olmak için cam yumurtanın boyutunu büyü kullanarak azaltıyordu. Tohumu büyütmek ve incelemek için sıkı çalışıyordu.

“Ama Cale-nim.”
“Hmm?”

Büyümeye başlar başlamaz tohumu Raon’dan almayı düşünen Cale, ona seslenen Choi Han’a döndü.

“Bu planı uygulamak Stan bölgesinde mümkün mü gerçekten?”

Choi Han da geçtiğimiz günlerde Raon’un intikam planı ninnilerini duymak zorunda kalmıştı. Yalnızca dört yaşında olmasına rağmen gözaltı, şiddet, işkence gibi kötü kelimeler kullanıyordu.  

Ancak tüm bunlar, Raon’un hayatının ilk dört senesinde yaşadığı şeylerdi.

“Neden? Planı beğenmedin mi?”

Raon, Cale’i duyar duymaz, hemen başını çevirip Choi Han’a baktı. Ancak Choi Han’ın yanıtı basitti.

“Hayır, bence plan idare eder. Sadece Markiz Stan ve Venion Stan’le nasıl başa çıkabileceğimizi merak ettim.”

Raon, planının ortalama olduğunu duyunca somurtmaya başladı. Cale, konuşmaya başladığı sırada Raon’un bunu nasıl daha dramatik hale getireceğini düşündüğünün farkında değildi.

“Yeni yeni iyileşen Taylor Stan, şu anda Stan bölgesindeki nüfuzunu artırıyor.”

Veliaht prensin yardımıyla bacaklarını yeniden kullanmayı başaran Taylor Stan, nüfuzunu korkunç bir hızla artırıyordu. Bunda veliaht prensin de rolü çok büyüktü ancak Taylor’un sahip olduğu yetenekler ve kavuştuğu sağlığı da önemli bir rol oynuyordu.

Ve Taylor, Venion’un asla aklına gelmeyecek bir şey yapmıştı. Taylor, kılıcını şu an Stan bölgesinin lordu olan Markiz Stan’e de doğrultmuştu.

“Nüfuzu yalnızca aile içinde kalmıyor.”
“Bazı Kuzeybatı soyluları ona güvenmeyi mi seçti?”

Choi Han gerçekten akıllı biriydi. Cale, başını salladı.

“Taylor Stan’i tercih eden ast ailelerinin sayısı bile arttı.”

Muhtemelen Taylor’un etkisi altındayken en azından biraz daha rahat bir yaşam sürebileceklerini düşünmüşlerdi.

Geçmişte, Taylor’un zayıf bedeninin Stan bölgesinin görkemini azalttığını düşünmüşlerdi fakat zayıflık kaybolmuştu ve Taylor, veliaht prensi de yanına çekmişti. Bu nedenle insanlar onun bir sonraki Markiz olabileceğine yavaş yavaş inanmaya başlamıştı.

Elbette Cale bu kadar detayı bilmiyordu. Çılgın rahibe Cage’le de, Taylor’la da bir süredir iletişime geçmemişti. Sadece veliaht prense genel durumu sormuştu.

“Markiz bunun yaşanmasına öylece izin mi veriyor?”
“Eğer Taylor’ı durdurursa bölge lordu olmaz.”

Choi Han’ın kafası karıştı. Cale, Markiz’in ailesinin nasıl cani ve soğuk, ama etkili bir aile olarak tanındığını açıklamaya başladı.

“Stan ailesinin ilkesi aşağı yukarı ‘güçlü olan egemen kalır’dır. Varisin en güçlü çocuk olması gerektiğine inanıyorlar. Resmen varis olduktan sonra da kendi kardeşlerini öldürmek zorundalar.”

Stan ailesi için güç, fiziksel güç ya da zeka demek değildi. En güçlü olan, hayatta kalabilendi. Markiz, Venion kardeşinin bacaklarını mahvettiğinde bile bir şey yapmamıştı.

“Markiz, güçlü adayı sadece güçlü olduğu için öldürürken Taylar Stan onu öldürmek için hiçbir şey yapmadı mı?”

Markiz, kendi nüfuzu yükselirken yalnızca arkasına yaslanıp izlemişti. Elbette, sinsice Venion’a yardım ediyordu ancak çok bir şey yapamazdı çünkü o zaman aile kurallarına karşı gelecekti.

“… Anlamak çok zor.”
“Öyleyse anlama.”

Bunu anlamaya gerek yoktu. Hala ona bakan Choi Han’la konuşmaya devam etti.

“Biz sadece yapmamız gerekeni yapacağız.”
“Yapmamız gereken nedir?”

Raon’un yanında duran Hong birdenbire bağırdı.

“Adam kaçırmak!”

Cale, bu kötü yöntemlerden hiçbirini düşünmüyormuş gibi duran Choi Han başını sallamadan hemen önce ekledi.

“Önce hazırlanmalıyız.”
“Hazırlık mı?”
“Evet. Bir yere ve birinin yardımına ihtiyacımız var.”
“Kimmiş o kişi?”
“Senin de tanıdığın biri.”

Choi Han, Cale başkentteki terör olayını engellediğinde başkentte olan soyluları düşünmeye başladı. Taylor Stan’i de hatırlıyordu tabii. Acaba Cale ondan mı bahsediyordu?

Tam o anda Cale’in ağzından beklenmedik bir isim çıktı.

“Odeus Flynn.”
“Kim?”

Yabancı ama tanıdık bir isimdi. Choi Han, Lock’la ve onu işe alan tüccarla tanıştığı zamanı anımsadı.

“Tüccar?”
“Evet. Onu görmemiz gerek.”

Odeus Flynn, Billos’un amcası ve Flyyn Tüccar Loncası’ndaki varis pozisyonundan vazgeçen biriydi. Ayrıca, şu anda Kuzeybatı’nın yeraltı dünyasını gizlice kontrolü altında tutuyordu.

Choi Han ve diğerleri için o sadece Lock’la ve Mavi Kurt Kabilesi’yle ilgilenen iyi biriydi. Cale, ilk olarak o iyi insanla buluşacaktı. Böylece iyi şeyler yaşanacaktı.

“Uzun süre onunla çalışmayacağız gerçi.”

Choi Han, Cale’in gülümsediğini görünce sustu. Cale böyle hilekar gülümsediğinde yapılacak en iyi şeyin sessizce onu takip etmek olduğunu öğrenmişti.

Biraz zengin duran bir köylünün kullandığı basit araç, yavaşça Kuzeydoğu bölgesinden ayrıldı ve Roan Krallığı’nın Kuzeybatısına giriş yaptı.

...

Ding. Ding.

Rüzgar yavaşça camı dövüyordu. Şaşırtıcı şekilde rüzgarlı bir geceydi.

Yalnızca gece çökmeye yakın çalışmaya başlayan adam, her zamanki gibi koltuğunda uzanıyordu. Yüzünde sık sık oluşan o gülümsemeden vardı.

“Gerçekten merak ediyorum.”

Neler olup bittiğini merak ediyordu. Kol dayanağına hafifçe vurdu.

Tap. Tap. Tap.

Pencere de onun vuruşuna senkronize bir şekilde gıcırdıyordu. Rüzgar güçlenmeye başlamıştı. Rüzgarın sesini dinlediği sırada, kapının çalındığını duydu.

Nak. Nak. Nak.

Hızla koltuktan kalktı.

Odeus Flynn, yüzünde parlak bir gülümsemeyle hemen kapıyı açtı.

“Ooo, genç efendi-nim ve Choi Han. İkinizi de görmeyi beklemiyordum. Billos’un mesajını aldıktan sonra çok şaşırdım.”

Cale, Odeus’tan beklediği bu iyi niyetli selamlamaya karşılık verdi ve içeri girdi.

“Şaşırmaya gerek yok.”

Cale etrafına bile bakmadan kayıtsızca konuştu ve gidip koltuğa oturdu. Odeus onu sessizce izlerken, gözü sonradan açık kapıya takıldı.
Choi Han orada duruyordu.

“Ben dışarıda bekleyeceğim.”
“Choi Han, gelmiyor musun?”
“Hayır.”

Choi Han koruma gibi ön kapıda dikiliyordu. Kapının dışında bir koridor ve alt katta gürültülü bir taverna vardı. burası, Stan bölgesindeki bir hanın ikinci katıydı. Bu gece gündüz insan kaynayan bölge, Cale'in Billos'a Odeus'u onunla buluşması için bilgilendirmesini söylediği yerdi..  

“Yorulursan gel.”
“Gelirim, Odeus-nim. Lütfen sohbetinize bakın.”
“Tabii.”

Odeus yavaşça kapıyı kapadı. Odada yalnızca Cale ve o vardı. Odeus doğal bir tavırla Cale’in karşısına oturdu, kapıyı arkasına aldı ve Cale’le rahatça sohbet etmeye başladı.

“Genç efendi-nim, sizi yine görmek ne güzel.”
“Gerçekten mi?”
“Evet. Beni böyle görmeye geleceğinizi hiç beklemezdim.”
“Anlıyorum.”
“İnanamadım. Billos bile nerede olduğumu bilmiyordu, siz nasıl Stan bölgesinde olduğumu bildiniz?”

Cale onun sorusuna doğrudan yanıt vermedi, bunun yerine doğruldu ve öne eğildi. Ardından onu yakından izleyen, incelermiş gibi duran Odeus’la göz göze geldiler. Cale, anlamsız konuşmalarla vakit kaybetmek istemiyordu.

“Odeus, seni bir şey için görevlendireceğim.”

Cale’in cümlesi Odeus’un gülümsemesine sebep oldu.

“Bu konuyu biliyorsun. Billos, çok korkunç birine hizmet ediyor.”

Odeus’un bakışları hemen ardından keskinleşti. Cale nereden biliyordu? O kadar yetenekli miydi? Ama Odeus, buna çok fazla anlam yüklemedi.

Cale, Odeus’un yüzündeki değişimi izlerken bir şey düşündü.

‘Gerçekten diğerlerinden farklı.’

Gizli kişilikleri Cale tarafından ortaya çıkarılan diğer herkesin aksine, Odeus hiç şaşırmamıştı; sadece, beklentileri dışında olduğunu düşünmüştü.

Yeraltı dünyasının tüccarı, altmış yıllık hayatında neredeyse her şeyi deneyimlemişti.

“Ne tür bir görevden söz ediyoruz?”
“Kolayca konuşabileceğimizi biliyordum.”

Cale çok rahat duruyordu, sanki kendi yatak odasında oturuyordu. Odeus, onun bu rahat tavırlarına inanamadı ama kahkahasını tuttu.

“Markiz Stan’i ortadan kaldırmak istemiyor musunuz?”

Ve bunun yerine, yüzüne olumlu bir gülümseme yerleşti.

“Ne demek istediğinizden emin olamadım?”
“Daha açık olmak gerekirse; Markiz Stan Kuzeybatı’nın yeraltı dünyasını tamamen kontrol altına almak için yolunuza çıkmıyor mu?”

Odeus sessizce oturdu ve gülümsedi. Ancak bu gülümseme yavaş yavaş kayboldu. Cale çok sakindi, sanki havalardan veya öyle önemsiz şeylerden bahsediyor gibi konuşuyordu.

“Eminim halk, soyluların görgü kurallarına değer verdiğini iddia eden Markiz Stan gibi küstah birinin, aslında yeraltında birçok vahşet sergileyen biri olduğunu duyduğunda şoke olur, yanılıyor muyum?”

“Genç efendi-nim.”

Ama onca yıllık deneyim kolayca ortadan kaybolmazdı. Odeus, Cale kadar rahat görünüyordu.

“Bana ne için ihtiyacınız var?”

Cale rahatlıkla yanıtladı.

“Hizmetinize.”
“Anlayamadım?”

İşte bu Odeus’u endişelendirmişti. Hizmet mi? Düşündüğü şey bu muydu?

“Duyduğunuz gibi, Stan bölgesinde yaptığım her şeyi örtbas etmek ve ihtiyaçlarımı karşılamak için hizmetinize ihtiyacım var. Buna, benim için kalacak bir yer bulmak ve yemek de dahil.”

Odeus, gülümseyerek sordu.

“Yani gizli kimliğimi, beni hizmetkarınız yapmak için zayıflık olarak mı kullanmaya çalışıyorsunuz?”

Ancak ses tonu soğuk ve keskindi. Gözleri artık kaygılı değil, öfkeli bakıyordu.

Cale yanıt verirken soğukkanlıydı.

“Ne istediğimi biliyor musunuz ki?”
“… Neden bahsediyorsunuz?”
“Ne yapmaya çalıştığımı biliyor musunuz?”

Nak. Nak.

O anda kapı çaldı. Ancak Cale’i dinlediğinden kapıya bakamadı.

“Bu arada, bugün tartışma için üçüncü bir taraf geliyor.”

Yani biri daha gelecekti.

Gıcrtt.

Kapı yavaşça açıldı. Odeus ayağa kalktı ve arkasını döndü.

Kapı sonuna kadar açıldı ve içeri cübbeli biri girdi. Bu kişi, içeri girer girmez kapüşonunu indirdi.

Odeus’un soluğu kesildi. Bugünlerde en öncelik verdiği bilgilerin merkezindeki kişilerden biriydi.

“Görüşmeyeli uzun zaman oldu, rahibe-nim.”

Varis pozisyonunu elde etmeye çalışan Taylor Stan’in her zaman yanında olan kişi.

Kısa saçlıydı ve üzerindeki rahibe kıyafetinde, hizmet ettiği tanrının arması bulunmuyordu. Bugün rahibenin kıyafetleri cübbesinden dolayı açıkta değildi.

Bu, çılgın rahibe Cage'di.

"Ah doğru."

Cale selamını değiştirdi.

“Artık rahibe değilsiniz. Uzun zamandır görüşemedik, Cage. ”

“Evet, genç efendi-nim. Sizi tekrar görmek güzel."

Cale, Odeus'a bakmak için döndü. Odeus’un gözleri hırs doluydu.

Kitapta, Kara Ejderha bölümünde Markiz Stan ve Venion’la ilgili birkaç satır vardı. bu satırlardan ikisi, Venion’un adaylar içinde gücünü nasıl elde ettiğiyle ilgiliydi.

< Venion Stan, iyi bir soylu olmayı öne çıkarsa da, arka planda her türlü kirli işi yürütüyordu. Bu nedenle Stan Bölgesi’nin yeraltı dünyasından ayrılamadı. >

Bu iki cümle, Kim Rok Soo’nun, Venion’un nasıl Taylor’un bacaklarını mahvettiğini ve eninde sonunda onu öldüreceğini anlamasını sağlamıştı.

Şu anki operasyon bu iki satırla başlıyordu. Oldukça kısaydı ancak Venion’un nasıl bir tip olduğuyla ve geçmişiyle ilgili birçok bilgi içeriyordu. Odeus’a sordu.

“Eee? Artık görevimi merak etmiyor musun?”

Odeus bir şey söylemeden Cale’in karşısına oturdu. Cage de kalan sandalyeye geçti. Operasyonu konuşmak için mükemmel bir zamandı.