Bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
92. Bölüm Madem Hareket Etmek Zorundayım II
Ufukta yüzen Balinalar bir anda kayboldu ve Cale’in önünde biri belirdi.
“Genç efendi Cale, uzun zamandır görüşmüyoruz.”
“Seni görmek güzel, Paseton.”
Melez Balina Paseton. Yalnızca bu Kambur Balina insan formuna döndü. Karanlık uçurumda Cale’in yanında yalnızca Raon, Choi Han ve Rosalyn vardı.
“Neden bizi aniden çağırdınız?”
Paseton, Cale’in elindeki boynuz flüte baktı. Deniz kızlarıyla olan savaşın ortasındaydılar ancak Cale’in çağrısını duyunca gelmişlerdi.
Cale’in gönderdiği sinyal “acil durum” sinyaliydi. Yalnızca Balinalar duyabilirdi.
“Şimdiden bizim gücümüze mi ihtiyaç var?”
Cale’in Balinalarla yaptığı anlaşmanın şartlarından biri, onların gücünü kullanabilmekti.
Cale, hemen konuya girdi.
“Deniz kızlarına yardım eden örgütü buldum.”
“… Anlayamadım?”
Cale’in beklenmedik yanıtı Paseton’un yüzünü kaskatı etmişti.
Balinalar zaten Hais Adası 5’i ellerinden alan ve deniz kızlarına gizli saklı yardımcı olan insanlar yüzünden baş ağrısı çekiyordu. Çok güçlü değillerdi ama deniz kızlarının desteğini alıyorlardı.
“Astlarımdan biri bunu çözerken ciddi şekilde yaralandı. Sizinle iletişime geçtim çünkü deniz kızı zehrini çabucak halletmemiz gerek ve sizi bilgilendirmem gerektiğini düşündüm.”
Ama Paseton bir şey sordu.
“Genç efendi Cale, neden bunu araştırıyorsunuz?”
Cale ağzını bir an kapadı. Yüzünde nadir ve tuhaf bir gülümseme vardı.
“Çünkü endişelendim.”
Raon görünmez değildi ama yine de Cale’in zihninde konuşmayı seçti.
- Yine yapıyorsun.
Fakat Cale onu duymazdan geldi, rahatsız olmuş gibiydi.
“Deniz kızları, bizim topraklarımızdaki Karanlık Orman sayesinde güçleniyor, güçlü Balina’nın bu işi halledebileceğini bilmeme rağmen bir şekilde yardımcı olmak istedim.”
Paseton, Cale’in yüzündeki ifadenin utanç verici olduğunu düşünüyordu. Cale, bacağındaki deniz kızı zehrinden kurtulmasına yardım ettiği zamanki gibi bakıyordu.
Yakışıklı Paseton’un gözlerinden bir sürü duygu geçip gitti. Güzel gözleri, arkasında yatan karanlık göğe rağmen berrak bakıyordu.
“Anlıyorum.”
“Yabancı değiliz.”
Diğerlerine bakmadan önce sıradan bir tavırla konuştu.
Rosalyn ve Choi Han, Cale’e bakıyordu. Ne demek istedikleri bakışlarından anlaşılmaktaydı.
‘Bu ‘gerçek’ten farklı değil mi?’
Paseton söze girdi.
“Çok teşekkürler genç efendi. Hayatımı kurtardıktan sonra bize yine yardımcı oldunuz.”
Cale hala Paseton’a bakmıyordu. Rosalyn ve Cale’in gözlerindeki soruları anlayabiliyordu.
‘Bu adamı ne zaman kurtardın?’
Cale onların sessiz sorularını yok saydı, onlar da dile getirmedi. Aslında, Rosalyn başka bir şey söyledi.
“Genç efendi Cale bu bilgiyi öğrenir öğrenmez buraya geldi. Deniz kızı zehrinden çabucak kurtulmamız lazım ancak o, Balina kabilesinin de olanlardan haberdar olması gerektiğini düşündü.”
Cale bakışlarıyla ona teşekkür etti. İlk defa biri ona çevirdiği dümende yardımcı oluyordu. Choi Han çenesini kapalı tuttu ve bir adım çekildi.
“Anlıyorum. Sanırım bu zehirden kurtulmak için bir deniz kızı cesedi getirmeliyiz.”
“Biz gideriz.”
“Pardon?”
Cale, Paseton’a baktı.
“Biz de geleceğiz.”
Yapması gereken bir şey vardı.
Elbette Cale’in ağzından çıkanlar, asıl düşüncelerinden farklıydı.
“Çok kişi değiliz, bu yüzden bu savaşta ayrılmamalıyız ama ufak bile olsa yardımcı olmak istiyoruz.”
Ama gerçekte Cale yalnızca vur kaç yapmayı düşünüyordu.
Bu bile yeterliydi.
Paseton’un gözleri titredi.
Balina Kabilesi şu anda deniz kızlarıyla ciddi bir savaşın ortasındaydı. Elbette, ölü mana ve zehirle ilgili öğrendikleri sayesinde avantajlılardı ancak çok sayıda deniz kızı varken, Balinaların uğraşması gereken çok şey vardı çünkü deniz kızlarıyla savaşırken bir yandan da denizdeki zayıf yaratıkları korumak zorundaydılar.
Bu yüzden ezici bir güce ihtiyaçları vardı.
‘Genç efendi-nim zayıf olduklarını söyledi, ama...’
Paseton’un bakışları Kara Ejderha’ya kaydı.
Karada, adada ve hatta denizde olması fark etmezdi.
“Neye bakıyorsun minik Balina?”
Kısa bacaklı sevimli ejderha burnunu kırıştırdı ve adeta “ben mükemmelim” dercesine poz verdi. Paseton bu ejderhanın gücünü daha önce görmüştü. Ezici güce, kendi gözleriyle şahit olmuştu.
“Bir şey yok, Ejderha-nim.”
“Hmph, ben de geliyorum.”
Raon, Paseton’un saygılı yanıtına somurttu ve başını çevirdi. Aynı anda Raon, Cale’in zihninde konuşmaya başladı.
- İyi iş çıkardım mı, insan? Mükemmel miydim?
Cale yanıt olarak hafifçe başını salladı. Yaşına göre iyiydi. Cale, Raon’un heyecanını umursamadan Paseton’a döndü.
“Yolda sana açıklarım. Olabildiğince hızlı harekete geçmek istiyorum. Ne düşünüyorsun?”
Paseton, Cale’e beklediği yanıtı verdi.
“Hemen gidebiliriz.”
“Güzel.”
Cale gece yarısı eşyalarını sessizce hazırlamıştı. Bu limandan ayrılmayacaklardı çünkü devriye gezen bir sürü asker vardı.
Şu anda Cale, sahile en uzak adadaydı. Herkes gün içinde buraya gelmişti.
“Oh.”
“Vay.”
Paseton gruba bakarken hayranlık içindeydi. On ve Hong’u bekliyordu ama beklediğinden de fazla insan vardı. Ayrıca her biri oldukça güçlüydü.
Paseton zayıf Balinalardan olduğu için yanılabileceğini düşündü ancak onunla gelen iki Katil Balina’nın tepkilerine bakılırsa doğru hissetmiş gibiydi.
“Archie, uzun zaman oldu.”
Balina Kralı Shickler’ın koruması olan Katil Balina Archie, gergin bir ifadeyle başını eğdi. Ardından Cale’e baktı.
Cale’in bakışları ve arkasında duran Kara Ejderha’nın ona dik dik bakması, Archie’yi tuhaf hissettirdi.
Raon o anda konuya girdi.
“Bu Katil Balina’nın üstüne mi bineceğiz?”
“Muhtemelen.”
Archie kaşlarını çattı, doğru mu duyuyordu? Binmek mi demişlerdi?
Archie, hemen başını çevirip söze giren Paseton’a döndü.
“Öhöm, büyük gemiler kolayca tespit edilebilir, bu yüzden orta boy bir gemi kullanabiliriz ancak gemide alanımız kısıtlı olur ve yanımızda yaralı bir hastamız da olacağı için, Cale-nim ve Ejderha-nim…”
“Ben artık Raon’um!”
“Evet, Raon-nim ve diğer birkaç kişi bizi havaya yükselme büyüsü ile takip edecek, öhöm, sonra da üstüne binecekler.”
“Ho!”
Archie duyduklarına inanamıyordu. Raon söze girdi.
“Ama Katil Balinalar, Kambur Balinalardan küçük. Yeterince yer olacak mı?”
Katil Balinalar, Kambur Balinalarla kıyaslandığında küçük kalıyordu ancak en az yedi on metre uzunluğundalardı. Archie daha da surat asarken yanlarında gelen diğer Katil Balina askerin kafası karıştı.
“Archie, şimdiden teşekkürler.”
Pat, pat.
Cale, Archie’nin omzuna hafifçe vurup gülümsedi. Archie, Cale’in onunla alay ettiğini düşünüyordu. O sırada Paseton yine konuştu.
“Ah, bilginiz olsun, ikiniz orta boy bir gemiyi çekeceksiniz. İçinde biraz büyü var bu nedenle sizi sıkıca bağlamalıyız. Mürettebat almadık.”
“… Neden bu ıvır zıvırla uğraşmalıyım ki!”
“Babam her şeyi yapmanı söyledi.”
Archie bu yanıttan sonra çenesini kapadı. Balina Kral bu günlerde deniz kızlarına karşı savaştığından çok hassastı, bu nedenle yanlış bir hamle yapsa ölümüne dayak yiyebilirdi.
“Lanet olsun!”
Archie göğe baktı ve sövmeye başladı.
Cale, Archie’nin sırtına hafifçe vurdu.
“Sırtında olacağım, lütfen dikkatli yüz.”
Archie canlı bir taksiye dönüşecekti.
…
Splash- splash-
Cale, suların sıçrayışını dinlerken karanlık denizi izledi. Katil Balina’nın sırtı rahattı.
Tap, tap.
Raon, Balina’nın sırtına hafifçe vurdu. On ve Hong, gemide Ron’un yanınaydı çünkü sudan korktuklarını söylüyorlardı. Ancak bir yandan da Ron’la olmak istemişlerdi çünkü onun için Cale’den daha çok endişe ediyorlardı.
“İnsan, Balina’nın sırtı çok kaygan.”
“Böyle olması lazım sanırım.”
“Anlıyorum.”
Raon, boş bir ifadeyle, Cale gibi Katil Balina’nın sırtına uzandı. En güçlü Katil Balina olarak bilinen Archie, çoğu Katil Balina’dan daha büyüktü.
On iki metre uzunluğundaydı, sanki makul büyüklükte bir bina hareket ediyor gibi hissettiriyordu.
Cale, yanlarındaki diğer Katil Balina’ya baktı. Diğer Katil Balina da aynı hızla ilerliyordu. Archie ve onun arasında, mana halatlarıyla onlara bağlanmış bir gemi vardı. Elbette Paseton önde rehberlik ediyordu.
‘Hızlı taksiler gibi.’
Çok hızlıydı. Cale, diğer Katil Balina’nın sırtına baktı.
Onun üzerinde de Rosalyn ve Cale tuhaf yüzlerle oturuyorlardı, deniz tutan Hilsman ise ağzını eliyle kapamakla meşguldü. Cale başını çevirdi çünkü çok rahatsız görünüyorlardı, gökyüzünü ve parıldayan yıldızları izlemeye başladı.
Ardından düşündü.
‘Tek bir adayı yok etmekte sıkıntı olmamalı herhalde, değil mi?’
Cale, Hais Adası 1’e ulaştıklarında huzurlu manzaranın tadını çıkardı.
Çünkü Hais Addası 12, Hais Adası 5’teki Kol üssüne yakındı. Balinaların görülmesini istemiyorlardı. Bu yüzden ilk olarak Hais 1’e geldiler, ardından Hais 12’ye harekete geçeceklerdi.
“Ablamı getireceğim.”
Paseton, ablasını getireceğini Cale’e söylerken suratı gergindi.
Cale, yoldalarken Paseton’a, deniz kızlarına yardım eden büyük örgütün, Plaza Terör Olayı’na da liderlik ettiğini açıklamıştı.
“Tabii, hızlı olun.”
“Peki efendim. Hais Adası 1, Balina bölgesinin bir parçası, bu nedenle deniz kızları gelemez.”
“Pekala.”
Paseton başını eğip hemen adadan ayrıldı. Archie ve diğer Balina, Paseton’u takip ederken arkasına bile bakmamıştı.
“Genç efendi-nim, çadırları kurayım mı?”
“Evet. Bitirince Ron’u yerleştir.”
“Peki efendim.”
Kurt Maes, kendine güvenen bir edayla yanıt verip Lock ve Hilsman’ın yanına gitti. Lock, Kurt Kral’ın varisi, şu anda Hilsman’ın sırtını sıvazlıyordu. Hilsman deniz tuttuğu için kusmakla meşguldü.
Bir süre sonra Rosaln, Maes ve geri kalanlar Hais Adası 1’in sahilinin yakınlarına çadırlar kurdular. Doğal olarak Cale yardım etmedi ve işlerini yapmalarını izledi.
Choi Han da onun yanındaydı, Cale çağırmıştı.
“Choi Han.”
“Evet, Cale-nim.”
“Bence bencil olmak, insanlarımızın acı çekmesine izin vermekten daha iyidir.”
Cale’in hedefi, Balinaların deniz kızlarıyla savaşından zarar görmeden sıyrılmaktı.
“Ama yapmamız gereken bir şey var.”
Balinalar dönmeden Choi Han’a söylemesi gereken bir şey vardı.
“Plaza Terör Kazası’ndaki büyücüyü hatırlıyor musun?”
Choi Han gerildi. Kan delisi büyücü, Redika. Choi Han onun kolunu kesmişti.
Cale, Choi Han’a fısıldayarak, “Ron’un yüzünü gören tek kişi o. Bu operasyonda en önemlileri olduğunu düşündüğüm iki nokta var,” dedi.
Choi Han onun gözlerine baktı.
“İlki, Ron’u deniz kızı zehrinden kurtarmak ve ikincisi Ron için veya herhangi birimiz için ileride tehdit oluşturabilecek kişileri yok etmek. Ne demek istediğimi anladın mı?”
Choi Han tereddüt etmeden yanıt verdi.
“Ya onun diğer gözünü oyarım ya da öldürürüm.”
Ardından ekledi.
“Beacrox bunu yapmak isteyecektir ama bence bana kalsa daha iyi. Şu anda mantıklı davranamayacak kadar duygusal.”
Choi Han ne yapması gerektiğini biliyordu. Ron bu hale gelmişti çünkü son seferde Redika’yı öldürmeyi başaramamıştı. Artık birilerini öldürmede vicdan yapmıyordu. Bu ona acı vermediğinden değil, ancak o şerefsizlerin ölmesinin bir önemi yoktu, hayır, ölseler çok daha iyi olurdu.
“Hayır, abartmaya ve onu öldürmeye gerek yok. Elimizi kirletmemiz gerekmiyor.”
“Çok zor olmayacak.”
Cale, Choi Han’ın iyi biri olduğunu biliyordu ancak öldürme konusunda bir sıkıntısı da yoktu. Ancak Cale, mümkünse elini kana bulamak istemiyordu. Bunun haksızlık olup olmamasını da umursamıyordu.
“Choi Han, planım…”
Tam o sırada.
Splash-
Cale su sesini duydu.
Kanlı bir koku burnuna nüfuz ederken çenesini kapadı.
Başını suya çevirdi.
“Vay…”
Orada gerçekten dövüşmek için aptalca bir metot kullanan biri vardı. Pekala, biri değil, Balina vardı.
Büyük Kambur Balina Witira. Geleceğin Balina Kraliçesi.
Kanlar içindeydi. Kanını kullanarak deniz kızlarıyla savaşmış gibi görünüyordu.
“Genç efendi Cale, sizi yeniden görmek güzel.”
Ancak sesi oldukça sakindi.
O sırada Raon, Cale’in kafasının içinde konuşmaya başladı.
- Mükemmel ve güçlüyüm, bu yüzden kan kullanmayı istemiyorum! Ve sen de asla kullanamazsın!
Raon çok sertti.
- İnsan, çabuk ol da bana Büyülü Taşları var. İstersen yüz tane Büyülü Bomba yaparım!
Cale’in, son derece yıkıcı olduğu söylenen yüzlerce yüksek seviyeli Büyülü Taşı vardı, Raon ve Rosalyn’in de.
“Choi Han.”
Cale, Witira’ya doğru yürürken yalnızca Choi Han’ın duyabileceği bir sesle konuştu. Birkaç kişilik bir görevdi bu.
“Gizlilik konusunda iyi misin?”
Planın ismi “Yansıma” idi.
Aldıklarını iade et. Sana yapılanı yapmaktan daha rahatsız edici, daha kötü hiçbir şey yoktu.
Magnec