Bölüm üçün teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
76. Bölüm Orcheim (1)
“Teşekkür ederim.” Caburak konuştu. Crockta ve Tiyo’nun kurtardığı kölelerden bir tanesiydi. Kırık dişleri yüzünden konuşması ve telaffuzu biraz bozulmuştu ama bu onun hiç umurunda değilmiş gibi konuşuyor ve gülüyordu. “Sizin gibi insanlar sayesinde hayattayım.”
Tiyo’nun arkasına binmişti caruka. Tiyo şikayet etti, “Her konuştuğunda tükürükler saçıyorsun dot!”
Caburak yine güldü. “Üzgünüm Kyulkyulkyul! Sizin daha da kuzeye doğru gittiğinizi duymuştum, peki esas gitmek istediğiniz yer neresi?”
“Düşmüş Tanrının Tapınağına doğru gidiyoruz.”
“Düşmüş Tanrı…?”
“Crockta’ya sor.”
Tiyo, Crockta’ya doğru eğdi başını. Crokcta’ta kendinden bahsedildiğini duyunca kafasını çevirmişti, Caburak’a baktı ve onayladı.
“Sizi oraya gitmeye iten şey nedir?”
“Oraya kişisel olarak gidip ortaya çıkartmam gereken bir şey var.”
Crockta kafasını kaldırdı ve ufka doğru baktı, bu yönde gitmeye devam ettiği sürece kara elflerin topraklarına girecekti. Onların orkların düşmanı olmalarına rağmen, bir şekilde yolunu bulup Düşmüş Tanrının Tapınağına ulaşması gerekiyordu.
Caburak’ta kuzeye doğru gidiyordu, memleketine. Böylece kara elf topraklarına girene kadar birlikte seyahat etmeye başlamışlardı.
“Hrmm… Düşmüş Tanrı…” Caburak mırıldandı.
Crockta gülerek sordu, “Düşmüş Tanrının Tapınağı hakkında bir şeyler biliyor musun?”
“Bildiğim kadarıyla… hrmm…” Abartılı bir şekilde kafasını kaldırarak gökyüzüne bakmıştı Caburak ve kafasını kaşımıştı. “Ben senin yerinde olsaydım… hrmm…”
“Ne oldu?”
“Crockta… Sana bir şey sormak istiyorum. Beni neden kurtardın?”
“Bir neden olması mı gerekiyor?”
“Bu… kişisel bir inanç gibi bir şey mi senin için? Ya da…?”
Crockta bir kahkaha daha attı ve cevap verdi. “Ben bir savaşçıyım.”
“Doğru, bir savaşçı. Bizi kaçıranlar da birer savaşçıydılar.”
“Gerçek bir savaşçı.”
“Gerçek bir savaşçı?”
“Kıtanın güneyinde, sadece güçlü olduğun için bir savaşçı olamazsın. Dövüşçüler ve iyi silah kullananlar, savaşçı değillerdir.”
Crockta dövmelerini gösterdi. Onurun Dövmelerini ilk savaşçı olduğu zaman almıştı, ve şu anda o dövmeler Onurun Dövmeleri ve Savaşma İradesi’ne gelişmişlerdi.
O dövmeler ona, savaşçıların ritüelini kontrol eden şaman tarafından bahşedilmişlerdi ve savaşçının inançlarına aynı oranda hareketlerine bağlı olarak gelişiyorlardı. Crockta’nın aksine, Gücün Dövmelerine ya da İntikamın Dövmelerine sahip olan savaşçılar da vardı.
Açık bir şekilde, bir savaşçı olmak için yeterli olmayanların dövmeleri yoktu. Şaman ne kadar güç harcarsa harcasın dövmeler ortaya çıkmazlardı. Kıtanın güneyinde, dövmesi olan her ork gerçek birer savaşçıydılar.
Crockta devam etti, “Eğer sana bir neden söylemem gerekseydi, sadece bir tek şey söylerdim.”
“Nedir o?”
“Savaşçının yasaları, beşinci madde.”
“Umm?”
“Savaşçı tanrıları utandırmaz!” Crockta sırıttı. “Başkalarını birer köle haline getirmek utanç verici bir şeydir.”
Orklar çok nadir olarak tanrılardan bahsederlerdi. Savaşçının yasalarını ilk olarak Lenox tarafından Şöhretler Salonunda duymuştu Crockta. Orklar, diğer türler gibi Işığın Tanrısı ya da İyiliğin Tanrısı gibi tanrıların heykellerini yapmazlardı. Tapınakları yoktu ya da tanrıların gücünü ödünç almak adına düzenledikleri festivalleri de.
Ama bundan öte, savaşçının yasaları, tanrılara edilmiş yeminleriydi. Böylece Crockta, bunu kalplerinden gelen bir inanç olarak görüyordu.
“Tanrılar!” Caburak’ın gözleri genişledi. “Tanrılar!”
Sanki bir yankıyı dinliyormuş gibi bir kez daha tekrar etti ve gözlerini kapattı. Sonra yüksek sesle gülmeye başladı. “Kyulkyulkyulkyul! Bir savaşçı tanrılar hakkında konuşuyor!”
Tiyo’nun omuzuna vuran Caburak sordu.
“Hey, Tiyo! Güneydeki orklar hep böyleler midir? Kyulkyulkyul!”
“Acıdı dot, bana nazikçe vur!”
“Üzgünüm, kyulkyulkyulkyul!” Caburak tepinerek gülüyordu neredeyse, altındaki caruk ağlandı. Caburak, bindiği caruk için üzülmüştü ve sırtını sıvazladı hayvanın. “Düşmüş Tanrının Tapınağına mı gitmek istiyorsun?”
“Evet.”
“Eğer bir acelen yoksa, beni takip etmelisin!”
Caburak, bir dağı işaret etti, kuzeydoğu tarafına doğru bakıldığında dağlar ufukta görünüyorlardı. “Benim güzel memleketim Luklan Dağlarında bulunuyor!”
Tiyo’nun, yeni bir yer görebileceği ihtimali karşısında gözleri parladı. Kuzeyde her yeri keşfetmek istiyordu. “Hoh, kulağa büyülü geliyor!”
“Kyulkyulkyul, ayrıca yakınlarda cin cüceler de yaşıyorlar.”
“Hoh, Kuzeyin Cin Cüceleri, çok etkileyici bir yer olmalı!”
Tiyo, Crockta’ya baktı. Gözlerinden oraya gitmek istediği belli oluyordu. Crockta omuz silkti.
“Gitmemek için bir neden yok. Peki neden bizi bir anda bu şekilde davet ettin?”
Caburak kolunu kaldırıp Crockta’yı işaret etti. “Sen tanrılardan bahsettin!”
“Tanrılar?”
“Kuzeydeki orkların içinde, tanrılardan bahseden kalmadı, onları hatırlayan herkes kayboldu sanki! Herkes tanrıları unuttu! Sonra bir anda sen ortaya çıktın ve tanrılardan bahsetmeye başladın, yani seni davet etmek zorundaydım!” Caburak gözlerinde parıltıyla konuşuyordu.
“Orkların Kutsal Toprakları, Orcheim!”
*** ***
Dağa tırmanmaya başladılar. Caruklar, dağa tırmanabiliyorlardı, ama çok kısa sürede yoruldukları için, grup sürekli mola vermek durumunda kalıyordu.
Şimdiye kadar, yaban araziden geçmiş ve dağa tırmanmaya başlamışlardı. Kuzeyin arazi yapısı zorluklar yaşatıyordu onlara.
Crockta, Caburak’a bakıyordu.
İlk başta, ork köle tacirleri tarafından yakalanmış bir orktu. Sonra, Crockta’nın Hammerchwi, klan savaşçıları ve köle tacirlerini mağlup ettiğini gördüğünde, yolda ona katılmak istediğini söylemişti. Diğerleri Crockta’ya minnettar olsalar da, ondan korkmuşlardı. Caburak ise, klan savaşçılarını mağlup eden savaşçı Crockta’yla yakınlıkla konuşmuştu, herhangi bir korku emaresi göstermeden.
Bu Caburak’ın neler olduğunu anlamadığından kaynaklanmıyordu. Caburak’ın farklı bir optimist yapısı vardı, ilk bakışta anlaşılmayan. Bir köle olması bunu bozamamıştı.
“Evime dönecek olmaktan gayet memnunum!” Crockta’ya gülümsedi.
Tiyo carukunun üzerinde uzanırken sordu, “Hey! Caburak! Cin cüceler neredeler dot?”
“Orcheim yakınlarındalar, onlara oraya vardığımızda uğrayabilirsin, kyulkyul.”
“Kuzey cin cücelerinin neye benzediklerini merak ediyorum!” Sonra Crockta’yı işaret ederek. “Kuzeyin orkları çok garipler Crockta! Cin cücelerde bir farklı olmalılar dot! Hhahaha!”
“Kuoong.”
“Oh Caburak, seni kast etmemiştim dot! Kikik!”
“Söylediklerin yanlış sayılmaz. Bu cin cüce arkadaş tereddütsüz ve direk konuşuyor! Kyulkyulkyul!”
Gülüşmeleri dağın yamacında yankılanıyordu.
“Eğer biraz daha ilerlersek karşımıza çıkacaktır.”
Carukları dağın tepesine doğru sürüyorlardı ve artık tırmanmak gittikçe zorlaşmaya başlamıştı. Caburak, iyi bir halde değildi ve sürekli tutunamadığı için kayıyordu dar patikada. Crockta ve Tiyo, her kaydığında ya da dengesini kaybettiğinde ona yardımcı oldular.
“Kyulkyulkyul! Teşekkür ederim!”
Dağa tırmanmaya devam ettiler ve bir yamaca geldiler.
“İşte orada.” Caburak yamacın alt tarafını işaret ediyordu.
Harika bir manzara vardı karşılarında, Diğer dağlar ufku kapatmıyordu ve görüş alanları açıktı. Onların bakışlarının altında kuzeyin toprakları göz alabildiğine uzanıyordu, kırmızı topraklı yaban araziden, ovalara ve ormanlara kadar.
“Çok güzel.” Crockta manzaraya hayranlıkla bakıyordu.
“Bu heyecan verici, kyulkyulkyul!”
Onlar manzaranın heyecanına kapılmış gülerlerken. Bir ok Caburak’ın gülen yüzünü çizip geçti.
Susuk!
“.....!”
Yanağında ince bir çizgi halinde kan toplanmıştı.
“Huh…?”
Caburak irkilerek geri çekildi ve elini yarasına attı. Crockta hemen harekete geçip onu tuttu ve yamacın ucundan geri doğru çekip çömelmesini sağladı.
“Düşman.”
“Nerede dot?”
Tiyo direk olarak eline ‘General’i aldı ve okun geldiği tarafa doğru kaldırdı. Onların bulundukları yerin yakınında biraz daha yüksekte başka bir çıkıntı daha vardı dağda. Crockta o tarafa doğru dikkatlice baktığında oradaki çalıların hafifçe kıpırdadığını gördü. Bir ok daha onlara doğru uçuyordu.
Crockta elindeki kılıcı ‘Gulyabani Katilini’ oku durdurmak için kullandı. Ok büyük kılıca çarptıktan sonra sekip yere saplanmıştı. Crockta’nın eli okun darbesinin etkisinden dolayı hafifçe titremişti. Caburak yere saplanmış oku eline aldı.
“Kara… kara elf okları…”
“Kara elfler.”
Crockta güneyde birkaç kara elf görmüştü. Elflerin aksine, kara elflerin koyu renk saçları ve bronz tenleri vardı. Fiziksel kabiliyetleri normal elflerden daha fazlaydı. Ve onlara doğru atılan oklarda da güç vardı açıkcası.
“Ne taraftalar?”
Tiyo bir yandan ‘General’ ile nişan almaya çalışırken bağırdı. Renkli büyü mermileri hafifçe hareket eden her çalıya doğru uçuşa geçiyordu. Mermilerin çarptıkları yerlerdeki çalılar, her büyü mermisinin enerjisi çarpma etkisiyle dağıldığında, patlıyorlardı. O patlamaların arasından çok yüksek olmayan bir çığlık duyuldu. Tiyo bir kez daha bağırdı.
“Eğer beni daha da kızdırmak istemiyorsanız, çabuk kim olduğunuzu gösterin!”
Çalılıklar bir kez daha hareket ettiler ve kısa bir süre sonra kara elfin sesi duyuldu, bir kadın sesiydi. “Büyük Klan’ın köpekleri misiniz?”
“Neden bahsettiğini sanıyorsun sen dot! Onlarla hiç bir işimiz yok!”
Çalıların arasında gizlenen kara elf kadın cevap vermeden önce bir süre sessiz kaldı. “O zaman kimsiniz siz?”
“Önce kendini göster!”
“... Ben Yanura, Dejame avcısı.”
Crockta, Tiyo ve Cabarak’a bakıyordu. Caburak onayladı, yerinden kalktı.
“Ben Caburak, Orcheim’e dönüyorum!”
“Orcheim?”
Sonra kara elfte çalıların arasından çıktı. Siyah saç, koyu kahverengi ten, güzel bir kadındı. Vücudundan daha uzun olan bir yay taşıyordu.
“Orcheim’den bir ork burada ne yapıyor?”
“Bir geziden sonra Orcheim’e dönüyorum, peki ya bir Dejame kara elfi burada ne yapıyor?”
“Bir gezi… bu olabilir. O zaman muhtemelen bilmiyorsundur.” Kadın onayladı. “Sen buralardan uzaktayken burada işler biraz değiştiler. Orcheim ve Dejame, buraları korumak için müttefik oldular.”
“Peki neyden?”
Kadın somurttu ve Tiyo’ya baktı. Sonrasında Tiyo kadının sözleri dolayısıyla gerildi.
“Şu şeytanın tohumları cin cüceler yüzünden.”
*** ***
Yanura’yla birlikte Orcheim’e doğru yol almaya başladılar.
Yolculuk boyunca, kadının açıklamalarını dinlediler.
Luklan Dağlarında, orklar, kara elfler ve cüceler belirli bölgelerde yaşıyorlardı. Dış bölgelerde savaşan orklar ve elflerin aksine, bu bölgede kazanılmış olan barışın tadını çıkarıyorlardı. Ama cin cüceler bu dengeyi bozmuşlardı.
Bölgedeki diğer iki ırka ihanet ederek Büyük Klan’a katılmışlardı.
Cin cüceler, bölgedeki konumları ve güvenlik önlemlerini Büyük Klan’a sızdırdıktan sonra, klan savaşçıları gelmiş, yağma ve katliama başlamışlardı. Cin cüceler, orkların yaptıkları bu saldırılardan kendi paylarına düşen kazancı almışlardı.
Ortada gizli bir anlaşma vardı, cin cücelerin tarafında düşen koşul ise Luklan Dağlarındaki meseleye dahil olmalarıydı.
Kuzeydeki diğer ırkların aksine, cin cücelerin bağımsız bir ordusu yoktu. Etrafa yayılmış küçük bir gruptular. Bu da Luklan Dağlarında kendi bölgelerini kurma isteğine yol açmıştı.
Tiyo bu sözler karşısında adeta yıkılmıştı.
“K-Kuzeyin Cin Cüceleri…”
“Kulkul, evet, kuzeyin cin cüceleri de aynı şekilde tuhafmış.”
Crockta ona sataşıyordu, Tiyo’nun yüzü üzüntüden önüne düştü, neredeyse ağlayacaktı.
Yanura, Crockta’ya bakarak konuştu. “Size saldırdığım için üzgünüm. Sizi Orcheim’e kadar götüreceğim, böylece yolda başka yanlış anlaşılmalarla uğraşmazsınız.”
Ara ara Crockta’yı baştan aşağı süzüyordu, güneyden gelen bir ork. Buradaki orklardan farklı hissettiriyordu ve bütün vücudu dövmelerle kaplıydı, sırtındaki büyük kılıcı ender bir parçaydı. İçgüdüsel olarak Crockta’nın güçlü olduğunu biliyordu.
Eğer yardım ederse çok harika olacaktı.
“Neden Orcheim’e gidiyorsunuz?” Yanura sordu.
Crockta başıyla Caburak’ı işaret etti cevap verirken, “Orcheim’in orkların Kutsal Toprakları olduğunu söyledi. Bende merak ettim ve uğramaya karar verdim.”
“Kutsal Topraklar?”
Sanki bilmiyormuş gibi bakıyordu.
Yürümeye devam ettikçe etrafta orklarda görülmeye başladı. Orcheim, Luklan Dağlarında yüksek bir noktada düz bir arazi üzerine kurulmuştu. Çok gelişmiş sayılmasa da iyi organize olmuş bir köydü. Birkaç ork sırtlarında yaban domuzu taşıyarak avdan dönüyorlardı. Avdan dönen orkların bakışları garip grubun üzerindeydi, bir kara elf, bir ork ve bir cin cüce.
Cabrurak başı çekti ve krallara yakışır şekilde selamladı avcıları.
“Ben döndüm! Orcheim!” Özgür kalmış olan köle bağırdı. Orklar apışıp kalmış göründüler bir süre ama sonra onun ismini bağırmaya başladılar.
“Caburak!”
“Caburak geri döndü!”
“Caburak?”
Crockta ve Tiyo birbirlerine baktılar. Onun iyi ama önemsiz bir ork olduğunu düşünmüşlerdi ama o tanınan büyük bir ork muydu yani?
“Bir dakika bekle bakalım, Caburak?”
Yanura sanki bir şey hatırlamış gibi bakıyordu. Sonra titreyen bir sesle sordu. “Orcheim Reisinin kaybolan oğlu, dahi şaman Caburak?”
Crockta ve Tiyo’nun gözleri genişledi. Caburak’a bakıyorlardı. Caburak iki kolunu da yanlara doğru tamamen açmıştı. Elleri beyaz bir şekilde parlıyordu, bilinmeyen bir büyü yapıyor gibiydi.
“Ben, Caburak, geri döndüm!”
Pembe yapraklar kollarının etrafında belirmeye başladılar, Caburak güldükçe hafif bir esinti eşliğinde etrafa dağılıyorlardı.
Magnec