Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

52. Bölüm Yiyu’nun İntikamı (1)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Ian oyunla bağlantısını kesti ve kapsülden çıktı. Geçen gece oyunda geçirdiği zaman üzerine düşünüyordu.

 

Uzun bir yoldan gelmişti. Kıtanın bir köşesinde bulunan Orcrox’ta başlamıştı macerası. Anail’e geçmişti oradan ve kıtanın merkezindeki Satranç Ormanıydı bir sonraki durağı. Artık yüksek rütbeli olmayan herkesten daha güçlüydü.

 

Eriyen Balhae Klanından da intikamını almıştı. Hyunchul’u ve Eriyen Balhae’nin liderlerini bulması biraz gecikecekti, aramaya başlamıştı, yine de Eriyen Balhae’ye öldürücü darbeyi vurmuş sayılırdı.

 

Artık bu oyuna başlama nedeninin üzerine odaklanabilirdi. Bu oyuna başlamasının esas nedeni kız kardeşi Yiyu’ydu. Karakteri kıtanın merkezindeki bir bölgede, elflerin başlama noktalarından bir tanesi olan bir şehirdeydi.

 

“Oyunu oynamamdaki esas neden, Yiyu için…”

 

Ian bir süre hımmmladıktan sonra aniden durdu.

 

“.....!”

 

Bu onun normalde yaptığı bir şey değildi.

 

Bilinçsiz olarak hımmlamıştı çünkü Jeremy sürekli onun arkasından bir takım sesler çıkartarak gürültü yapıyordu. O sanki Demir gibi yapmıştı, rol oyuncuları grubu F4 gibi ve oyunu oynayan diğer orklar gibi. Oyun içerisinde bütün o insanlarla tanışması ve zaman geçirmesi onun gerçek hayattaki davranışlarına da yansımıştı.

 

Ian gülmeye başladı. Değişim. Aslında kötü bir his değildi.

 

Vücudunu esnetecek hareketler yaptı, Elder Lord içerisinde bu kadar çok zaman geçirdikten sonra vücudunun sağlığını kaybedeceğinden endişeleniyordu. Ian yavaşça yürüdü. Aslında vücudu beklediğinden daha esnekti. Hatta daha önce olduğundan daha bile esnek ve zinde gibiydi.

 

Ian düşünceli bir şekilde başını yana doğru eğdi. Bir şekilde, vücudundaki güç sanki dolup taşıyordu. Bu da neydi şimdi? Ian, aniden kendini kafa üstü yere atmadan önce ellerine baktı. Ellerini sanki şınav pozisyonundaymış gibi yere koyup, destek alarak ayaklarını yere koymadan kendini vücudunu yere paralel bir şekilde kaldırdı.

 

Ian’ın gösterdiği başarılı sonuç karşısında ağzı açık kaldı. Bu pozisyonun adı Planche’ydi*. Kollarından destek alarak vücudunu havada tutuyordu, sanki süperadam gibiydi.

 

Bunu başarabileceğini, bu kadar uzun süre egzersiz yapmadıktan sonra düşünmüyordu. Ancak görünüşe göre şu anki başarısı daha öncekilerden bile kolaymış gibiydi. Ian ayağa kalktı ve vücudunu inceledi. Belki de bu Elder Lord sayesinde olmuştu.

 

Sadece görüntülerin izletilmesiyle yapılan bir eğitim programı vardı, belki Elder Lord’da benzer bir şekilde vücudu üzerinde işe yarıyordu.

 

Ian duş aldıktan sonra evden çıktı. Kafeye uğrayıp Han Yeori ve Yoo Sooyeon için yemek bıraktıktan sonra Yiyu’nun üniversitesine doğru yola çıktı. Öğle yemeği zamanıydı ve Yiyu’yla buluşup ona lezzetli şeyler ısmarlayabilirdi.

 

Kız kardeşini aradı ve ona üniversitenin kafeteryasında onu beklemesini söyledi.

 

“Oppa.”

 

“Geldin?”

 

Birlikte kafeteryaya girdiler.

 

Ian bir set suşi ve noodle sipariş etti. Yiyu suşiyi severdi. Küçükken izlediği klasik bir çizgi film olan ‘Bay Suşi Kralı’ onu çok etkilemişti ve büyük bir şef olmayı hayal ediyordu. Tabi ki yemek yapmak konusunda hiç yeteneği olmadığını fark ettiğinde direk olarak bu işten vaz geçmişti Yiyu.

 

“Bir anda bütün bunlar nereden çıktı? Artık bana yemekte mi ısmarlayacaksın?”

 

“Aniden değil ve ben sana zaten bir sürü yemek ısmarladım.”

 

“Son zamanlarda bunu yapmıyordun ve bende artık küçük kız kardeşini eskisi kadar umursamadığını düşündüm. O güzel kızla görüşmekle mi meşguldün?”

 

Ian gülümsedi ve işaret parmağıyla Yiyu’nun alnını dürttü. Yiyu somurttu.

 

“Acıttı mı?”

 

“Evet acıttı.” Yiyu şikayet etmeye devam ederken bakışlarını telefonuna çevirdi. Birileriyle mesajlaşıyor gibi görünüyordu. Ian’ın eli çenesine gitti.

 

Bu yeterince iyiydi.

 

Bir sene önce, Yiyu, Ian’ın yanında garip davranıyordu. Yedi sene geçmişti tekrar bir araya gelmelerinden önce.

 

Yetişkinliğe adım atar atmaz, askeriyeden, bakmakla yükümlü bir kardeşi olduğu için muaf olduğuna dair bir mektup almıştı. Ama o para kazanabilmek için farklı bir şekilde askeri işlere karışıp Baek Hanho’nun aracılığıyla ve onu önermesiyle dış birliklere katılmıştı.

 

Kardeşine mektup gönderip ondan mektup almıştı ama birliğinin içinde bulunduğu durumlardaki güvenlik ve gizlilik konuları dolayısıyla düzgün bir şekilde bir iletişim ve ilişki kurmaları mümkün olmamıştı. Yiyu akrabalarının evinde kalmıştı ve Ian’da onun genel giderlerini ve eğitim harcamalarını karşılamıştı. Yiyu zorbalığa uğramamıştı ama aynı zamanda ona sevgi gösteren bir yakını da olmamıştı.

 

Ian terhis olup geçen sene Kore’ye döndüğünde, 13 yaşında yanından ayrıldığı kız kardeşi artık bir yetişkin olmuştu.

 

Yiyu, Ian’a artık aşina değildi, üzerinden çok zaman geçmişti.

 

Yedi senedir görüşmediği abisine, liseden mezun olur olmaz bir iş bulacağını ve onun hakkında artık endişelenmesine gerek olmadığını söylemişti. Geçmişteki ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda aralarındaki bağ kopma noktasına gelmiş durumdaydı, Ian ona sadece hangi üniversiteye gitmek istiyorsa gidebileceğini söylemişti.

 

Babasının ona her zaman söylediği gibi,

 

‘Annen ve ben meşgulüz, bu yüzden küçük kız kardeşini sen korumalısın. Abi ve kardeş ne olursa olsun birbirlerine anne babalarından bile yakın olmalılar. Ölene kadar birbirinize destek olmalısınız. Abi kardeş arasındaki bağ aile içerisindeki en yakın bağdır. Yani… sen Yiyu’yu korumalısın, sana güveniyorum.’

 

Sonra arkalarında bir son bir istek ya da vasiyet bırakmadan göçüp giden ailesinin cenazesinde, Ian ağlamamıştı. Babasının fotoğrafına bakarak gülümsemiş ve ‘Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım’ demişti.

 

Arada sırada babasının ondan kız kardeşi konusundaki beklentisini karşılayıp karşılayamadığı konusunda kendisinden şüphe ediyordu ama babasının ona söylediği her şey, içinde çok büyük bir yer etmişti.

 

“Oppa, neden o şekilde gülümsüyorsun?”

 

“.....”

 

“C-Canım acıdı!”

 

Bazen o görüntü sarsılıyordu. Sipariş ettikleri yemek geldi ve Yiyu suşiden yemeye başladı.

 

“Okul nasıl bakalım?”

 

“İyi.”

 

“Derslerin de iyi gidiyor mu?”

 

“Hayır… Bilmiyorum.” Yiyu iç çekti. “Oppa, bazen hayalim hakkında düşünüyorum. Ekonomi departmanında bulabileceğimi düşünmüştüm ama, artık bilmiyorum.”

 

“Hayalin bir suşi kralı olmak değil miydi?”

 

“Ah, o değil.”

 

“Ne istiyorsan onu yapmalısın.”

 

“Her zaman ne istiyorsam onu yapamam, yetenekli olmaya ihtiyacım var.”

 

“Yetenek?”

 

“Evet yetenek, örneğin futbolcuların hepsi ne kadar antrenman yaparlarsa yapsınlar eğer yetenekleri yoksa, bir Pele, Ronaldo, Maradona ya da Messi gibi olamazlar.”

 

“En iyisi olmana gerek yok.”

 

“O zaman?”

 

“Piyasada bir çok futbol oyuncusu var. En iyisi olmaya ihtiyacın yok. Oynayamıyor olsan bile, bir futbol okulu açıp koçluk yapabilirsin. Ya da bir spor salonu açabilirsin.”

 

“Anlıyorum…”

 

“Ne yapmak istiyorsan onu yaparak olabildiğin kadar mutlu olmalısın.”

 

Yiyu, ağzına bir suşi attı ve yutmadan önce Ian’a yüzünde garip bir ifadeyle baktı. Zorlukla konuşarak, “Ah, vasabi**, vasabi, Acı!”

 

Ian biraz su uzattı ve Yiyu’nun suyu içerken sakinleşen yüzüne ve ifadesine baktı.

 

“Ama Oppa, eğer neden hoşlanacağımı bilmiyorsam?”

 

“Bilmiyor musun?”

 

“Evet, bilmiyorum. Bu şartlar altında, sadece hiç bir şey yapmadan yaşayıp ölecekmişim gibi duruyor.”

 

“Bu sorun olmazdı.”

 

“Sen her zaman sorun değil dersin zaten.”

 

“Ne şekilde yaşamak istiyorsan o şekilde yaşamalısın, kimse seni engellememeli ya da sana ayak bağı olmamalı.”

 

“Sen benim sınavlardan düşük not almamı engelliyorsun ama.”

 

“O sadece formalite.”

 

“O zaman ilerde sınavlardan başarısız olabilirim.”

 

“Olamazsın.”

 

“Olurum, olurum.”

 

“Olmaz, olamazsın dedim.”

 

“Pehh.”

 

İkili bir süre önlerindeki yemeklere odaklandılar. Yemekler gayet lezzetlilerdi, bir sonraki sefere buraya kafadeki çalışanlarını getirmeye karar verdi.

 

“Oppa, Elder Lord nasıl gidiyor?”

 

Huh? Ian öksürdü. “Hmm, aslında ben…”

 

“Ben bıraktım.”

 

“Çok yüksek bir… ne dedin sen?”

 

“Elder Lord oynamayı bıraktım.”

 

Ian Yiyu’ya baktı. Kız onun yüzüne bakmıyordu bile, “Artık Elder Lord oynamıyorum.”

 

Ian, Yiyu’nun yüzündeki kararlı ifadeyi gördüğünde bir an tereddüt etti. “Bir anda nereden çıktı şimdi bu?”

 

“Sadece bıraktım işte.”

 

Ian çocukluk anılarını hatırladı.

 

Ne zaman Yiyu’nun başına kötü bir şey gelse, Yiyu kendini odasına kapatır ve sessizce otururdu. Ian ne olduğunu sorduğunda ise cevap vermezdi. Ian her zaman ne olduğunu ve olayın içeriğini Yiyu’nun ağzından kerpetenle alması gerekirdi. Yiyu’ya sormaya devam ettikçe eninde sonunda ona anlatırdı.

 

Ian kız kardeşinin somurtkan ifadesine baktı ve sormaya devam etti, “Neler oluyor?”

 

“Artık devam etmek istemiyorum.”

 

“Anlat bana.”

 

“.....”

 

Yiyu’nun cevap vermeyeceğini anladığı anda, Ian kızın favori suşisi olan ton balıklı olanı tabaktan aldı.

 

“Ah, ne yapıyorsun?”

 

“Konuşana kadar yiyemezsin.”

 

“Ah, neden? Ne kadar pissin. Ver bana.”

 

“Yiyemezsin.”

 

“Peki, anladım.”

 

Ian suşiyi tabağa geri bıraktı.

 

“Bu çok korkutucuydu.”

 

“Korkutucu?”

 

“Peki…”

 

Yiyu zayıftı ve korkmuştu. Kız arkadaşlarına da anlattığı gibi bir tavşana bile ölmüştü. Ancak bir şekilde bir mistik olmuştu ve dertsiz tasasız şekilde dünyayı dolaşarak çeşitli ruhlarla anlaşma yaparak onları topluyordu. Bir gün, bir grup kullanıcıyla karşılaştı.

 

Normalde başlangıç bölgesinde görülmemesi gereken yüksek seviyeli kullanıcılardı onlar. Kendi başına bir koyunu kırptığı bir zamanda onu görmüş ve ona yaklaşmışlardı. Ona yüksek seviyeli kullanıcılar olduklarını ve seviyesini yükseltmesine yardımcı olabileceklerini söylemişlerdi.

 

Yiyu kabul etmemişti ama Yiyu’nun onları reddetmesi grubu kızdırmıştı.

 

Yiyu’ya saldırmadan önce ona hakaret etmişlerdi, “Ah siktir, bu kaltak mutlaka kişiselleştirmeye çok para harcamış olmalı, çok parası varsa kendini bir şey zannediyordur. Kendini gerçek bir elf filan mı zannediyor acaba?”

 

Yiyu onlardan kaçmıştı ama o gruptaki kullanıcılar onu gülerek takip etmişlerdi, sanki bir ceylanı avlıyorlarmış gibi. Yiyu’nun anlaşma yaptığı ruh bir süre kullanıcılara direnmişti ama sonunda kullanıcılar tarafından o dünyadaki varlığına son verilerek ruhlar alemine gönderilmişti. Yiyu’da kullanıcılara karşı bir başına kalmıştı. Asimilasyon oranı sadece %10’du ve bu sayede çok acı hissetmiyordu. Ancak, kullanıcılar tarafından bir hayvan gibi avlanıp öldürüldükten sonra artık Elder Lord oynamak istemiyordu.

 

“Benim küçük tatlı çocuğum zarar gördüğü için çok üzgünüm.” Yiyu konuştu. Anlaşma yaptığı ruhlara çocuklarım diye hitap ediyordu. “Her neyse, artık oynamak istemiyorum çünkü orada bir sürü garip insan var. Oppa senden özür dilerim oyuna başlamana neden olup sonrasında ben bıraktığım için.”

 

“Neden özür dileyip üzgün hissediyorsun. Sorun değil.”

 

“Oppa da oynamamalı. Elder Lord gerçekten çok zor. Bu zor oyunu oynama ve Kafe Reason’da ki işine devam et.”

 

Ian güldü. Kız kardeşi görünüşe göre onun Elder Lord’daki güçlü insanlardan biri olduğunu bilmiyordu.

 

“Neredeydin peki oynarken?”

 

“Maillar’dı sanırım? Oppa bunlar çok lezzetli, biraz daha istiyorum.”

 

“Gidip getireyim.”

 

Sonra, Yiyu için biraz daha suşi sipariş etti Ian.

 

Ian, Maillard ismini hatırlıyordu. Aynı zamanda ona saldıran oyuncuların neye benzediklerini ve birkaç diğer bilgiyi de Yiyu’dan öğrenmişti. Yiyu’dan bunları öğrenebilmesinin tek nedeni biraz daha ton balıklı suşi sipariş etmesiydi.

 

Maillard, Crockta’nın şu anda bulunduğu yerden çok ta uzak olmayan bir yerdeki elf şehriydi. Arnin’in aksine bütün türlerin özgürce girebildiği bir şehirdi orası. Elfler, orkların aksine bir çok farklı başlangıç noktasından bir tanesini seçebiliyorlardı. Maillard yeni başlayan oyuncular için favori başlangıç noktalarından bir tanesiydi.

 

Onlara bir ork savaşçısının öfkesinin ne demek olduğunu gösterecekti.

 

Ian güldü.

 

“Yiyu?”

 

Birisi aniden kızın adını söylemişti. Ian başını kaldırdı.

 

Yiyu cevap verdi, “Uh, Yunji.”

 

“Wow, seni burada görmeyi beklemiyordum. Öğle yemeğini mi yiyorsun?”

 

“Evet, sende mi öğle yemeği için buradasın?”

 

“Evet, görüşmeyeli bir süre oldu.”

 

O, Yiyu’nun arkadaşıydı. Kız, Ian’a bir bakış attı. “Senin erkek arkadaşın mı?”

 

“Hayır, benim abim.”

 

“Abin? Gerçekten mi?”

 

Kız Ian ve Yiyu’ya baktı. “Evet biraz benziyorsunuz. Merhaba, ben Yiyu’nun arkadaşı Jung Yunji.”

 

“Merhaba, ben Yiyu’nun abisi.”

 

Ian kızla selamlaştı. Yiyu’nun bir arkadaşı olduğu için kızla kibar bir şekilde konuşuyordu. Kız buraya başka bir grupla gelmişti ve o gruptaki diğer kızlar onu bekliyordu şu anda. Jung Yunji vedalaştıktan sonra arkdaşlarının yanına döndü. Ama Yunji, garip bir şekilde tanıdık gelmişti Ian’a.

 

Yüzü bir şekilde tanıdıktı. Huysuz, ve bir şeylerden şikayet eden ifadesi Ian’ın zihninde canlandı. Ian düşündü, kimdi ki o kız? Onu nerede görmüştü daha önce?

 

“Ah, havuçtan nefret ederim.”

 

Yiyu, noodleını yerken ağzına gelen bir parça havucu tükürdü.

 

Havuç. Havuç…

 

‘Bah, Ian’ın gücü bir fark mı yaratacak?’

 

“.....!”

 

‘Havuçları bifteğe mi çevireceksin? O zaman zengin bir tüccar olurdun.’

 

Bu sözler bir anda Ian’ın aklına geldi. Ian arkasına doğru baktı. Jung Yunji’nin ona bakan gözleriyle karşılaştı arkasına döndüğünde.

 

“.....?” Ian’ın bakışları onu yakaladığında yüzü utançtan hafifçe pembeleşti. Utangaçça başıyla selam verdikten sonra yüzünün önüne düşen saçlarını kulaklarının arkasına itti bir eliyle.

 

“Ona neden öyle bakıyorsun, onunla ilgilendin mi yoksa?” Yiyu keskin bir sesle sordu. Ian başını sağa sola salladı ve önüne döndü tekrardan.

 

“Hayır.”

 

“Ne o  zaman?”

 

“Tanıdık biri gibi geldi.”

 

“Hrrmmmm…”

 

Yiyu sorgularcasına bir ses çıkartmıştı, ama Ian sadece ağzına bir tane suşi attı. Nedeni aşikardı aslında. Onunla bu gerçeklikte karşılaşmıştı ve bu durum onun tüylerini diken diken etmişti.

 

Ama bir şekilde, sanki kafasının arkasından bir şey ona batıyormuş gibi hissettiriyordu.

 

Çevirmen notu
*Planche: Şınav pozisyonuna benzeyen ama kolların yaklaşık olarak karın-bel hizasında olduğu ve kollardan destek alarak vücudun yere paralel bir şekilde durduğu bir egzersiz pozisyonu.

**Vasabi: Wasabi, Turpgiller familyasına üye bir bitkidir. Japon turbu olarak da isimlendirilmesine karşın, bu familyanın turp türüne ait değildir. Kökü, içerdiği yoğun ve kuvvetli tat ve acı yüzünden yemeklerde çeşni olarak kullanılır. Acısı normal acı değil de, hardalın ağızda ve burunda bıraktığı gibi bir acıdır.