Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

46. Bölüm Senden isteğim  #3

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Randolph’un ifadesi altınları görünce 180 derece değişti.

300 altın, kolay kolay bulunan bir para değildi. Ama 100 asker arasında bölüşünce de geriye pek bir şey kalmıyordu.  Buna rağmen ‘Gezen Kurtlar’ın  bu zamana kadar kazandığı paranın en yükseği bu olsa da hayatlarını iki gün için riske atmaya değmezdi.

‘Önce hikayenizi bir dinleyelim.’

Theo, Randolph’un belirsiz sözleri karşısında bozulmuştu. ‘Bunu beklemiyordum.  Yoksa para az mı geldi?’

‘Hiç olur mu? 300 altın yeter de artar bile. Sadece bir kargaşa çıkar diye korkuyorum. O yüzden önce anlatacaklarınızı dinleyelim.’

Paranın az veya çokluğu önemli değildi. Randolph böyle şeyleri takmazdı. Asker olduğundan, önceliklerinin farkındaydı.

Askerler para için birileri hakkında söylenti çıkarabilir, takip edebilir veya öldürebilirdi. Ortada para olduğu sürece teklif ne olursa olsun kabul ederlerdi. Bu asker olmanın kuralıydı.

Ancak, Randolph kendi duygularını ön plana koydu. ‘Miktar ne kadar yüksek olursa olsun, kaybedeceğim bir savaşa girmeyeceğim. Planınızı dinleyip öyle karar vereceğim. Kesenin ağzını açmanız pek akıllıca değil,evet.  Ama açık konuşmak gerekirse, bu parayı reddetmek istiyorum ancak eminim ki 300 altını bir planınız olmasa ortaya dökmezsiniz.’ Randolph konuştukça gözleri parlıyordu.

‘Bu adam asker olmak için fazla tuhaf biri.’

Theo 300 altını getirmese, bu adamla oturup anlaşma yapma şansını bile bulamayacaktı.

Randolph diğer askerlerden farklıydı. Diğerleri karı zararı tam hesaplayamaz yalnızca verilen paraya odaklanırdı. Ama Randolph atalardan yadigar kılıçların peşindeydi ve belki de soyu büyük bir savaşçıya dayanıyordu.

Yine de, bu andan itibaren, Theo bu konuşmanın failiydi. ‘Gördüğün gibi, bu işi bekletmek akıl karı değil. 2-3 günümüz var.’

‘Dediğin doğru. Zombiler canımızı sıkıyor.’ Randolph da bu durumdan bıkmıştı.

Zombilerin sonu yoktu ve enerjileri de azalmıyordu, bu durum onlar için bir dezavantajdı. Bu sebeple tüm askerlerin hedefinde büyücüler vardı. Bireysel güçleri zayıf olsa da bir araya geldiklerinde muazzam bir güç meydana getiriyorlardı.

Bir keresinde hastalıklı zombi oluşturan bir büyücü, koca bir zombi krallığı kurmuştu. Ancak o büyücü, şehirde gizlenen bir kılıç ustası tarafından öldürülmüştü.

‘Tek geçerli yöntemimiz var – karşı saldırı.’

Diğer bir deyişle, büyücünün saldırma gücü yoktu. Büyücünün büyü kitabı bu durum karşısında çaresiz kalsa da, gerçek değişmiyordu. Yani eğer Theo ve diğerleri engelleri aşıp saldırıya geçerse büyücünün şansı yoktu.

Üstelik bu, büyücüden kurtulmak için harika bir fırsattı.

‘Zombiler 1 ay önce buralarda gezinmezdi ve büyü kitabı da taşıyıcı tam ele geçirmemişti. Zombilerin yavaş artışının sebebi muhtemelen bu olmalı. Mevcut durum bir felakate dönüşmeden biraz daha vaktimiz var.’

Bu açıklamayı yapması için makul sebepleri vardı. Oduncunun zombiyi ilk kez görmesi, 1 hafta içinde zombilerin daha da kuvvetlenmesi ve orta seviye zombi bir ejderhanın ortaya çıkması bunların birkaçıydı.

Büyü kitabının taşıyıcısı haline gelen büyücünün yetenekleri şaka değildi ve günden güne artıyordu. Böyle gelişmeye devam ederse, ileri seviye zombileri de önlerine çıkarabilirdi. Bu durum bir kez gerçekleştiğinde de sonu gelmezdi. Bölge tamamen zombilerle dolu bir yer haline gelirdi. Kasabayı tahliye edene kadar zombiler oraya çoktan ulaşmış olurdu.

Theo, bu durum gerçeğe dönüşmeden saldırıya geçmek istiyordu.

‘Bir hedefin var ve küçük birlikle ana noktaya saldırı yapmak istiyorsun?’

Randloph’un sözlerine kafasını salladı. ‘Evet, büyücünün yerini çoktan buldum.Randolph eğer ikimizi korursan, bir gecede büyücüyü oradan çıkarmak o kadar zor olmayacaktır.’

‘Niye gecenin bir yarısı saldırmaya uğraşıyorsun? Zombiler gündüz daha güçsüzken harekete geçmek daha mantıklı.’

‘Gece baskını daha iyidir.’

Ana hatları tartışıyor olsalardı Randolph haklı olabilirdi. Ancak asıl hedefleri, güneş ışığının giremeyeceği kadar derin bir mağaraydı ve büyücüyü kaçırmak için binlerce zombiyle uğraşması gerekebilirdi.

O yüzden, zombiler kasabaya saldırmaya gittiği zaman, yani mağara savunmasız kaldığı zaman gitmek daha iyiydi.Bu sırada da, Theodore, Sylvia ve Randolph üçlüsü mağaraya sızabilirdi. İşte bu, geri saldırmak terimini karşılıyordu.

‘...Ne bela bir çocuk. Cidden 19 yaşında mı? Büyü Kuleleri bugünlerde çocuklara neler öğretiyor böyle?’

Randolph planı yüzeysel dinledikten sonra kaskatı kesildi.  Savaşçılardan gelen soyuyla uzun yıllarını alan stratejik tecrübelere sahip olsa da, bu cüretkar yöntemi bulan kişi 19 yaşında bir çocuktu.

Eğer başarısız olurlarsa, Theo canından olabilirdi ama tereddüt etmedi. Sanki birilerinin (Alfred’in) gözü karalığını almıştı.

Bu kararsızlığı dışında, Randolph, Theo’nun planının gayet iyi olduğunu itiraf etmeliydi.

‘...buraya bir bölüm eklemek istiyorum. Siz iki müfettiş ve ben mağaraya giderken, ‘Gezen Kurtlar’ kasabayı savunmak için burada kalacak. Eğer planımız başarısız olursa, birlik kasabayı tahliye edecek ve 300 altını her halukarda vereceksin. Tamam mı?’

Aslında birlikler dönüş yolunda zombileri engelleyecekti.

Randolph, Theo’nun bunu reddetmesi için bir sebebi olmadığını görünce güldü. Sadece Theo’yu dinleyip kabul etmek onun açısından karsızdı. Ama bu şekilde, hem kılıçları hem de parayı almış olacaktı. Bu nedenle işi kumara dökmek en iyisiydi.

Randolph sonunda yerinden kalktı ve asker rozetini çıkardı. ‘Gezen Kurtların lideri Randolph, Theodore’un görevini kabul ediyor. Bu yemini Savaş Tanrısı Marcus’un önünde ediyorum.’

Asker rozeti kırmızı bir ışıkla bir müddet parladı. Görüntü, Theodore’un eskiden imzaladığı parşömeni andırıyordu. Bu şekilde Randolph sözünden geri dönemezdi.

Eğer anlaşma çiğnenirse, askerler Savaş Tanrısı tarafından cezalandırılacaktı. Artık Theodore ve Randolph aynı geminin yolcusuydu.

Ancak, Theo’nun planları bu kadar değildi. ‘Ah, aklıma geldi.’

‘Ha?’

Görev sırasında, ganimetler görevi üstlenenlere gidiyor, değil mi?’

Randolph bu soru karşısında durakladı. Genç Efendinin piyasada işlerin nasıl yürüdüğünden emin olmak istediğini düşündü.Randolph düşünmeden kafa sallayınca, Theo da emin olmuşçasına gülümsedi. Askerleri kiralama hedefini gerçekleştirmişti, şimdi verdiği parayı geri biçme vaktiydi.

İşte bu yüzden insanlar anlaşmaları sonuna kadar dinlemeliydi.

‘Hmm, büyücünün ininde eskiden kalma değerli parçalar olduğundan... ne kadar ederler bilemiyorum ama.’

‘N-Ne?!’ Randolph’un gözleri, kafasına çekiç yemiş gibi öne fırladı.

Ata yadigarları o mağaranın içinde miydi? Eğer öyleyse, onların sorumluluğu Theo’ya geçerdi. Randolph’a da 300 altıncık kalırdı. Theo’nun asıl niyeti şimdi belli olmuştu.

Randolph bu saldırı planıyla allak bullak olmuştu. ‘...başından beri bunun peşinde değildin, değil mi?’

Randolp, Theo’nun gözlerine bakınca, ne söyleyeceğini bilemedi. Karşısındaki büyücü zevkten dört köşe olmuştu.

‘Raporları dikkatli okumakla iyi yaptım.’ Diye geçirdi Theo.

Büyü Kulesi ona, müfettiş tarafından yazılan bazı raporları sunduğunda, muhtemelen büyü kitabının neden olduğu zarardan önceydi. İkisi de bu ata yadigarı ikili kılıcın peşindeydi.

Theo, bu hiyerarşik ilişkinin tersine döndüğünü farkedince, yanındaki altın keselerini işaret etti. ‘Randolp şu andan itibaren 300 altının var. Acaba benimle paylaşmaz mısın?’

Randolph’un daha önce duymadığı bu ses, kesinlikle şeytanın fısıldamasıydı.

***

Sonunda, Randolph 200 altın karşılığında, peşinde olduğu ata yadigarlarının sorumluluğunu geri almaya mecbur kalmıştı. Böylelikle Theo da, 100 altın karşılığında ‘Gezen Kurtlar’ı kiralamış oldu. 50 altından fazla karı vardı.

‘Daha fazla kazanabilirdim ama... aç gözlü olmamalıyım. Askerlerden karşılıksız savaşmalarını bekleyemem.’

Birkaç saat önceki konuşmalarını hatırladı.

Eğer 300 altının hepsini almış olsaydı, bu görev bitince Theo ve Randolph sonsuza dek düşman olabilirdi. Ruhlarını satan askerler için karşılıksız yapılan her iş bir günahtı. Şayet Randolph 100 altını almış olmasa, askerlere cebinden ödemek zorunda kalacaktı ya da askerleri onu yalnız bırakacaktı.Kendini kılıçlara adamış Randolph için birkaç altın yeterliydi.

‘Bu iki tarafı da mutlu eden bir anlaşma oldu.’ Theodore yüzsüzlükle mırıldandı.

Randolph arkasından çıkagelip ona kaba bir şekilde sordu. ‘Sen ne kahrolası bir patronsun. Nasıl iki taraf da mutlu oluyormuş?’ 19 yaşındaki bir çocuğun ondan 200 altını geri çalmasını hazmedememişti. Ancak sonuç olarak aradığı kılıçlara sahip olacaktı.