Hobaa bu beklenmedik Warren sanki diğer aile avantajı elde etsin diye hareket ediyor? yada bir salak? Bölüm için teşekkürler.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
102. Bölüm Komplo (3)
Richard ve Warren, Işınlanma Tapınağı'ndan birlikte çıkıp dağların zirvesindeki kiliseye giden gölgeli bulvara doğru ilerlediler. Yolculuk birkaç kilometre uzunluğundaydı, ancak yol boyunca daha kısa olduğunu hissettirecek kadar manzara vardı.
Richard yalnız gelmişti ama Warren her birinin göğsünde çarpıcı bir Archeron amblemi olan dört muhafız getirmişti yanında. Bolca zırhlı rün şövalyesi, gösterişli at arabaları ve sokaklara çöp atan bir sürü yaya, burada çok fazla trafik oluşturuyordu; zira Faust'un kutsal Ebedi Ejderha Kilisesi büyük bir takipçi kitlesine sahipti. Kilise inananlarının kalplerinde statüsünü güçlendiriyordu. Kilisenin bir kilometre yakınına geldiklerinde, İttifak’ın imparatoru Kana Susamış Philip bile, Ebedi Ejderha’ya olan saygısını göstermek için arabasından atlayıp yolun geri kalanını yaya giderdi.
Kiliseye giderlerken Richard, Warren'la sohbet ediyordu. Şehirde daha fazla zaman geçirmiş olan çocuk, Richard'dan çok daha fazla şey biliyordu ve on dört ailenin ve imparatorluk halkının sırlarından bahsetmek, onları tüm yolculukları boyunca meşgul etmek için yeterliydi.
Tam bir köşeyi dönüp kiliseye giden yolu tutmak üzereydiler ki, bir grup insan yollarına çıktı. Yanlarında beş ila altı muhafızla birlikte, kıkırdayan bir avuç aristokrat gençti bunlar. Aralarında göze çarpan kişi, geri kalanı tarafından korunup refakat ediliyor gibi görünüyordu; statüsünü, köklü çevre ve eğitimini yansıtan zarif ve lüks kıyafetler giymişti. En önemlisi, göğsündeki üç uzun kılıç amblemi, Joseph ailesinin varislerinden biri olduğunu gösteriyordu.
Richard, Archeronlar ve Josephler arasındaki kine ilişkin olarak alabildiğine bilgisizdi. Ancak Warren küçümserce birkaç büyük adım atıp önündekilerin yolunu kapatırken pek iyi gözükmüyordu.
Gençler ilk olarak bu ani davranış karşısında şaşkınlığa düştüler. Bu öyle kışkırtıcıydı ki karşı taraftaki gardiyanlar dövüşe hazırlanmak için ileriye doğru çıkıp kollarını sıvamışlardı.
Warren'ın kendi muhafızları sayı ve güç bakımından daha aşağı nitelikte olsalar da, hiçbir korku belirtisi göstermediler. Yine de korkmamak, beyinsizlik demek değildi ve aralarından biri rapor vermek için kaleye koşup gitmişti bile. Şimdi bu anlaşmazlığın üstesinden gelinmesi zor gibi görünüyordu.
“Anlaşılan halin vaktin yerinde Faulk,” Warren, sıktığı dişlerinin arasından tısladı.
Adı söylenen delikanlı kahkaha attıktan sonra, Warren'ın konuştuğunu fark ederek, dramatik bir şekilde cevap verdi:
“Hey! Bu Archeronlar'ın küçük Efendisi Warren değil mi? Evet, gerçekten hayatımı doya doya yaşıyorum, Thor'a şükür. Kumarhanede iyi para kazandım ve hatta eski bir elf kabilesinin aile yadigarı olduğu söylenen bir şey bile kazandım! Bugün çok şaşırtıcı bir şey duydum, siz de öğrenmek ister misiniz?”
Faulk'u çevreleyen gençlerin hepsi bir ağızdan konuşmaya başlayıp tanrılardan bir kehanet bekliyorlarmış gibi davranıyorlardı. Warren’ın yüz ifadesi hiç iyi görünmüyordu, çünkü o yadigarı kaybeden oydu. Faulk'un şok edici haberlerine gelince, çocuğun neden bahsettiğine dair hiçbir fikri yoktu ama iyi bir şey olmayacağından emindi.
Richard, Warren'ın arkasında duruyor, Faulk ve çetesine şaşkın gözlerle bakıyordu. Ortaya çıkan sayılar sabit hale gelip pek çok kritik istatistiği açıklığa kavuşturdu. Richard, karşı tarafın kuvvetini onların hareketlerindeki değişimlerden aşağı yukarı tahmin edebiliyordu, bir büyücünün aurasından onun mana rezervlerini hesaplama yöntemine benziyordu bu.
Faulk dövüşçü sınıfından 10. veya 12. seviyeler arasında gibi görünüyordu, muhafızları ise 8. seviye ve 10. seviyeler arasındaydı. Faulk'un etrafındaki gençlerin ise ya çok az güçleri vardı, ya da zayıflardı; aralarından en güçlüsü sadece Warren'ın standartlarındaydı.
Richard hızlıca Warren'ın omzuna dokunup, “Haydi gidelim, daha kiliseye yolumuz var,” dedi.
Bu durumda bir hamle yaptıkları takdirde, sonunda ikisi dayak yiyecekti. Richard, yeraltı dünyası teknikleriyle bile altı güçlü muhafız ve Faulk'a karşı çıkamazdı çünkü aslen bir savaşçı değildi. Muhtemelen böyle bir grup yakın dövüşçüyle savaşabilmesinden önce, Ebedi Ejderha'dan bir lütufa ihtiyacı vardı, yoksa hızlı büyü yapabilmek için yanında malzemesi olsa bile bu kadar yakın mesafeden yapması mümkün değildi.
Ek olarak, bunu başlatan kişi Warren'dı. Aristokrat geleneklerine göre bu anlamsız bir kavga sayılırdı, hatta şehrin dilinde espri malzemesi olup çıkarlardı büyük ihtimalle. Richard sebepsiz yere dövülmek istemezdi, hem Warren'a hiç de yakın değildi. Paylaştıkları kan bağı olmasa, Richard için tanıdık sayılırdı anca.
Warren dönüp Richard'a bağırdı, “Bilmiyor musun? Bu adam Joseph Ailesi'nden! Dük Joseph'in üçüncü oğlu ve en sinir bozucu olanı!”
Richard kendisine bağırıldıktan sonra pek iyi görünmüyordu, elini Warren’ın omzundan çekip geri adım attı. Ailenin kavgaları ve kinleriyle hiç ilgilenmemişti ve Warren'ın burada bir olay çıkarmaya çalıştığı belliydi. Faulk'un ses tonu, onunla Warren arasındaki olayın aileleri arasındaki düşmanlıkla pek alakalı olmadığını, daha çok çocukça bir kavga olduğunu belli ediyordu.
Ve Richard kendi aile üyelerinden biri tarafından da olsa, kullanılmaktan hiç hoşlanmıyordu.
Tam o sırada Faulk şöyle konuştu: “Bana yenildikten sonra Büyüleyici Bahçe'de biri benimle dalga geçmiş diye duydum. O Nancy sürtüğü sonra bana ne dedi bilin bakalım. Malum biri 5 dakikadan fazla dayanamıyormuş! Ve onun malum uzantısı, kara elflerinkinden daha küçükmüş, hah!”
Faulk'u çevreleyen gençler kahkahalara boğuldu. Onlara göre yatak odası, düzlemsel savaşlardan bile daha önemli bir savaş alanıydı bazen. Warren'ın yüzü utançtan kıpkırmızı oldu ve çatlak bir sesle bağırdı, “Faulk! Kimden bahsediyorsun sen?"
Faulk'un gözleri buz gibi donuklaştıktan sonra şöyle dedi, “Bir sürtüğün p**inden bahsediyorum. Ne oldu, bir diyeceğin mi var?”
Warren, öfkeyle çığlık atarak Faulk'a saldırıp yüzüne bir yumruk geçirdi. Hareketleri okçu eğitiminden dolayı hızlıydı, bu yüzden Richard'ın tepki gösterecek vakti bile olmamıştı.
* Wham! * Warren’ın yumruğunu indirdiği Faulk’un elmacık kemiğinden alçak bir ses yankılandı ve çocuğun üst vücudu çarpışmadan dolayı geriye doğru eğildi. Faulk saldırıdan sıyrılmak yerine, olduğu yerde durup Warren'ın yüzüne vurmasına izin vermişti. 10. seviye bir savaşçı olduğundan, bu saldırı onu zar zor yerinden kımıldatmıştı. Yine de kaba kuvvet Warren’in uzmanlık alanı olmasa da, Faulk’un yüzünün şişirip gözünü morartacak kadar güçlüydü.
Faulk, Warren'a bakıp kurnazca gülümsedi, “Seni p**! İşte bunu bekliyordum!”
Tehlikeyi algılayınca Richard'ın kalbini korku sarıverdi. Faulk’un gözlerinde ölümcül titreşimler görmüştü! Ne var ki herhangi bir büyü yapabilmesi için çok geçti artık ve elini çabucak cebine atığı halde hançer gibi bir şey bulamadı çünkü Naya'nın ona kendini savunması için verdiği hançeri, Gaton uzun zaman önce volkanın içine atılmıştı.
Nihayet Richard'ın korktuğu başına geliyordu, Faulk, parmağıyla Warren'ı suçlarca işaret edip haykırdı, “Bu Archeron o***** çocuklarını gebertin!”
Joseph ailesinin altı muhafızı, hücum edip onların etrafını sardı. Faulk'u takip eden birkaç genç de onlara katılmıştı; bireysel güçleri vasat olsa da, bu gibi çete kavgalarında oldukça etkili olan sayıca üstünlüğe sahiplerdi.
Faulk’un rolüne gelince, bir süre olduğu yerde kaldıktan sonra ellerini uzatıp ileriye doğru yürüdü.
Magnec