Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

101. Bölüm Komplo (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Genç adam sözlerini bitirdikten sonra, kitaplıktan deri bir parşömen alarak masaya yayıp Faust'un haritasını gözler önüne serdi. Dokunuşuyla büyülü bir şekilde genişleyen harita, efsaneler kentinin üç boyutlu bir modeli haline geldi.

Yedinci katın üçüncü adasına hafifçe dokundu, “İlk önce küçük Richard'ımızı bu kokuşmuş adadan çıkarmalıyız. Ve… Hmm, kesinlikle Ebedi Ejderha Kilisesi'ne göz atmak isteyecektir, o yüzden şurası iyi bir yer olur. Sen ne düşünüyorsun, Usta Valen?”

Valen adındaki yaşlı adam, delikanlının işaret ettiği Ebedi Ejderha Kilisesi ile Işınlanma Tapınağı arasında nispeten sakin ve sessiz yere baktı. Tabii ki, “nispeten” olması önemliydi, zira şehir kapılarına ve uçuş duraklarına yakın olduğu için orada hala bir miktar trafik vardı. Valen’in göz bebekleri o yeri gördüğü an daralırken, adam başını salladı, “Bu harika bir yer ama hızlı olmak lazım. Kimi gönderiyorsun?”

“Faulk, Faulk Joseph. O en iyi seçeneğimiz,” diyerek tereddüt etmeden cevap verdi genç adam.

Odadaki atmosfer biraz değişirken Kevin bile şöyle yorum yaptı, “Faulk mu? Bu gerekli mi?”

Genç adam beyaz bir mendil çıkarıp ellerini silerken kayıtsızca cevap verdi, “Elbette gerekli. Eğer başka birini gönderirsek Gaton'ın pes edeceğini mi sanıyorsun? O yaşlı tilkiler bizim küçük planımızı anlayacaklardır ama onu şimdilik tahammül etmeye zorlamalıyız. Bu bizim açımızdan büyük bir fedakarlık gerektiriyor. Yaptığımız şeyin farkında olacaktır, ancak bizimle ilgilenmeyi mecburen daha sonraki bir tarihe bırakmasını sağlamalıyız. Şimdi ihtiyacımız olan şey zaman. Pekala Usta Valen, Faulk'u ikna etmeyi size bırakıyorum.”

“Dediğin gibi yapacağız,” dedi yaşlı adam saygıyla. Ardından ayağa kalkıp geri kalan adamlarla birlikte oradan ayrıldı.

Genç adam, yani Dük Joseph'in dördüncü oğlu olan Raymond Joseph, bir karar verdikten sonra sorgulanmaktan hoşlanmazdı. O, hem düzlemsel savaşlara hem de topraklarını yönetmeye ilgi duyan, ailesinin en güçlü üç üyesinden biriydi. Ama bununla meşhur değildi - kısa bir süre önce küçük baronluğunu iki Archeron vikontunun saldırılarından korumuştu!

 

......

 

Sürekli okuma ve meditasyonla geçen birkaç sıkıcı günden sonra, Richard bir gezintiye çıkıp kitaplarda okuduğu bilgilerle Faust sokaklarını incelemeye karar verdi. Faust'un şehir merkezi, bir servet kazanmaya ya da orada yararlı bir şeyler bulmaya çalışan yüzlerce ittifak, birçok güçlü grup ve kimselerle gelişip büyüyordu. Dürüst olmak gerekirse, Faust'ta yeteri kadar altını olan biri, istediği her şeyi elde edebilirlerdi.

Demi ve Venica, aile adasında kalmak konusunda Richard için büyük bir dezavantaj haline gelmişti. Kızların saldırgan girişimlerinden paçayı sıyırmak gittikçe zorlaşıyordu ve en azından günde bir kez Richard'ı ziyaret etmek için derslerinden erken çıkmaya başlamışlardı. Eğer bu böyle devam ederse, çok geçmeden kızların nihai hedefi gerçekleşecek ve Richard’ın eşleri olup çıkacaklardı.

Demi ve Venica normal Archeron kadınlarından farklıydılar. Güçlü çocukların üretilmesi, tasarılarının tek bir yönüydü; zira Richard'la birlikte düzlemsel savaşlara katılmaya daha çok ilgi duyuyorlardı.

Bu yüzden Warren, Richard'ı Ebedi Ejderha'nın Kilisesi'ni ziyaret etmeye davet ettiğinde, Richard hemen kabul etmişti. Her ne kadar Warren'ın bariz düşmanlığına karşın onunla takılmak istemesi oldukça garip olsa da, hala bir yere kadar mantıklı geliyordu. On beş yaşındaki bir rün ustasıyla arasını iyi tutmayı kim istemezdi ki? İyi eğitimli her soylu çocuk, çıkarları uğruna kişisel duygularını bir kenara bırakmayı öğrenmişti. Aksi takdirde, ailelerinin iç savaşlarında yok olmuşlardı bile.

Öte yandan Richard, kiliseyi görecek olmaktan dolayı heyecan duyuyordu, bu yüzden planlarını bildirmesi için kişisel uşağını çağırdı. Gaton, ne zaman dışarı çıkmak isterse aileyi bilgilendirip gerekli düzenlemeleri beklemesini söylemişti ona.

Uşak, Richard’ın talebi üzerine kalenin yanındaki küçük bir odaya gidip kadın bir şövalyeye onun planlarını bildirdi.

Kadın sıra dışı bir tarzı olan hafif ama zarif bir zırh giymişti. Göğüs, boyun ve kasıkları korumaya odaklanan geleneksel tasarımlardan farklı olarak, zırhı olağanüstü vücudunu ortaya çıkarmaya odaklanmış görünüyordu. Tüm kıvrımlarına, neredeyse özel dikim bir gece elbisesiyle kıyaslanabilecek kadar sıkıca oturmuştu. Tüm zırh, güzel çiçekli çizgiler, birçok gömülü mücevher ve kristalle süslenmişken, hayati bölgeleri için gözle görünür herhangi bir özel koruyucu yoktu.

Damarlı desenler göğüs kafesinin her tarafına yayılmıştı, belli alanlarda neredeyse yarı saydam görünen mücevherler yıldız gibi parlıyorlardı. Geleneksel olarak tasarlanmış omuz pedleri dışında, sadece gösteriş için giyilmiş bir zırh gibiydi. Ne var ki, ondan yayılan farklı büyü aurası aksini söylüyordu - bu kesinlikle sıradan bir zırh değildi.

Kadın göreceli olarak güzeldi, hatta cilveli bakan gözleriyle biraz şehvet doluydu. Yaklaşık 20 yaşında gözüküyor, kısa kesilmiş kahverengi saçları onu neşeli ama tecrübeli de gösteriyordu. Rahatça sandalyede oturmuş, bacaklarını masaya uzatmıştı. Uylukları ulu orta açıktaydı tabii. Beyaz ve narin görünümlü teni, altın güneş ışığında daha da arzu uyandırıcı gözüküyordu.

Faust'un kasten güçlendirilmiş gün ışığının altında, her an uykuya dalacakmışçasına rahat görünüyordu. Koltuğun kolçağına yaslayıp bıraktığı kılıcı yavaşça aşağı kayıyordu ve her an yıpranmış zemine düşecek gibiydi. Uşak, bütün bunların görünüşte olduğunu biliyordu ve bu ölümcül silahla can veren adamlar da fırsat olsa bunu kabul ederlerdi.

Archeronlar'ın düşmanlarına göre, Kutsal Şövalye Senma hiç de güzel ve sevimli değildi.

Uşağın verdiği rapordan sonra Senma'nın bacaklarını masadan kaldırıp esneyerek tembelce gerinmesi beş dakikasını aldı. Bu oldukça sinir bozucu bir süreçti çünkü zırhının alt yarısı uzun bir eteğe benziyordu ve orasını burasını meydana çıkarıyordu. Tabii ki, hem güç hem de güzelliği olan bir kadın, erkek katiliydi. Pek çoğu kılıcının ucunda ölüp gitmişti, eteğinin altını dikizlemeyi bir anlığına düşündüklerinde...

Fakat Archeronlar için 30 yıldır çalışmakta olan uşak, 13 rün şövalyesine aşina olmaktan öteydi, bu yüzden odaya girdiği andan itibaren gözlerini ayaklarından on santimetre yukarıda tutmuş, bir anlığına bile oradan ayırmamıştı.

13 şövalyenin hepsinin kendine özgü bir huysuzluğu vardı; Senma kışkırtıcı giyinmeyi severdi ama eğer ona edepsizce bakan biri olursa, öfkeden deliye dönerdi.

“Bizim küçük Richard gezintiye mi çıkmak istiyor? Warren'la mı?" diye sordu Senma şaşkın gözlerle.

“Evet.” Uşak saygıyla yanıtladı.

“Tamam, anladım. Çocuğun dünyayı görmesine izin verelim, bu adada bütün gün boyunca onu kapalı tutmak iyi değil. Tüm o kükürt cildine iyi gelmez! Endişelenme, onu güvende tutacağım. Ama bu sadece Richard'a özel, o yarı elf köylü çocuk geberip gitsin umurumda değil.”

Uşak, Senma’nın son sözlerini duymamış gibi davranıp eğilerek selam verdikten sonra oradan ayrıldı. Kutsal şövalye arada bir lanet okurdu, zira alışkanlıklarından biriydi bu. Ancak kadının verdiği söz, uşağın içini rahatlatmıştı.