En sevdiğim ana karakter sonunda kişiliğini biraz göstermeye başladı.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
107. Bölüm En Ufak Detaylarına Kadar Planlanmış Çılgınca Bir Pusu
Şu söylenmeliydi ki, Trunks bu bölgeye gerçekten aşinaydı. Mantikorunun sırtındayken ise adeta bir canavara dönüşüyordu.
Eğer has iblislerin gözlemi olmasaydı, Han Shuo Trunks’ın saldırılarına nasıl karşı koyacağını bilemezdi. Muhtemelen gecenin karanlığında ciddi zarar görürlerdi. Sonuçta, Han Shuo’da dahil olmak üzere yedi maceracıdan hiçbirisi tek başına Trunks’ın dengi değildi.
Has iblislerin varlığı ise dezavantajlarını ortadan kaldırıyordu. Avcı Trunks muhtemelen ilk defa başkasının avı olacaktı.
‘’Geliyor.’’ Odysseus’la aynı çadırı paylaşan Han Shuo aniden konuştu.
Odysseus Han Shuo’nun üstün algısı hakkında bir şey söylemedi. Sadece elindeki uzun kılıcı sıkıca kavradı ve gence baktı, ‘’Bu durumla nasıl baş etmeliyiz?’’
‘’Endişelenme, Trunks şu an bizi gözlemliyor. Saldırmak için harekete geçtiğinde biz de geçeceğiz.” Han Shuo konuştuktan sonra gözlerini kapattı ve bağdaş kurarak oturdu.
Trunks maymun kadar çevik bir şekilde ağaçtan ağaca atlıyordu. Yumuşak dalları birkaç ağaç arasındaki büyük kayaların üzerine yığdı ve bu işi ses çıkarmadan halletti. Karanlıkla bir bütün olduğu için fark edilmesi oldukça zordu.
Mantikor ise çadırların etrafında yavaşça dolaşıyordu. Avlanma konusunda son derece usta bir yaratık olan mantikor, tıpkı Trunks gibi bir avcının sabrına sahipti.
Trunks yavaşça kampın yanındaki bir ağacın üzerine indi. Soğukça altındaki çadırlara baktı, sanki nasıl ilerleyeceğini hesaplıyordu.
Elinde birkaç küçük taş tutuyordu ve taşlardan ikisini çadırlara doğru fırlattı. Taşlar hafif bir sesle yere çaptığı anda çadırlardan birkaç şaşkın haykırış koptu ve Han Shuo ile Odysseus dışarı fırlayarak, sesin geldiği bölgeye doğru ilerlemeye başladılar.
Mantikor da bilerek aynı anda diğer taraftan ses çıkardı. Gordon ve diğer silahşor ise mantikorun bulunduğu yöne doğru ilerlediler. İki büyücü ile okçu oldukları yerde kalarak çevreyi gözlemliyor ve diğerlerine destek sağlamak için bölgeyi koruyorlardı.
Tam Han Shuo ve Odysseus taşların ses çıkardığı yere varmak üzereyken, Trunks aniden esnek bir dalı Gordon ve diğerine doğru yaklaşmak için kullandı. Görünüşe göre ilk olarak Gordon ve yanındaki silahşoru halletmeyi planlıyordu.
‘’Gidelim.’’ Han Shuo fısıldadı ve Odysseus’la beraber bir daire çizerek, Trunks’a başka yönden yaklaştılar.
Gordon ve arkadaşı ihtiyatlı adımlarla ilerliyorlardı. Mantikor on metre uzaklarındaki çalılarda pusuya yatmıştı ve yaklaştıkları anda uyarmadan saldıracaktı.
Dalları ilerlemek için kullanan Trunks aniden ikilinin kafasının üzerinde belirdi.
O anda birdenbire bir arbaletin tıngırtısı duyuldu. Arbaletten çıkan ok gecenin sessizliğinde kulak delici bir ses çıkarıyordu. İkiliye saldırmaya hazırlanan Trunks aniden bu arbaletin kendisini hedef aldığını fark etti ve şoke oldu.
Trunks ağaçtan atlamış ama daha yere ulaşmamıştı. Bu nedenle oktan kaçınmak için bedenini çevirdi. Bu esnada çadırların yakınında bekleyen iki büyücü ve okçu, ansızın Trunks’a bir su ejderhası, bir yıldırım huzmesi ve üç ok yolladı.
Trunks saldırılara havada yakalanmıştı ve düşüşünü durdurması mümkün değildi. Kılıcından kar beyazı savaşçı aurası kabardı ve kendisini savunmaya çalıştı, lakin tam anlamıyla başarılı olamadı. Nia’nın üç okunu ikiye bölebilse de, yıldırıma yakalanmış ve su ejderhası göğsüne çarpmıştı. Alçak bir inilti eşliğinde kalın çalılara düştü.
‘’Soldaki üçüncü ağaç, beş adım önünüzde, saldırın!’’ Han Shuo birden haykırdı.
Birkaç dizi saldırı ateşlendi. Saldırılar yere yeni inmiş olan Trunks’ı hedef almışlardı. Trunks bu kez iki büyücünün saldırısından kaçındı fakat okçu Nia’nın attığı ok şans eseri Trunks’ın tam kıçına saplanmıştı.
Trunks aniden acı dolu bir inilti koparırken kendini daha tam anlamıyla toparlayamamıştı. Aniden yön değiştirdi ve diğer yönden saldırmak istedi fakat Han Shuo konumunu haykırmaya, diğerleri de Trunks’ın olduğu yere saldırılarını yağdırmaya devam ettiler.
‘’Siktir, Neler oluyor?’’ Saldırı yağmuru nedeniyle oldukça acı çeken Trunks, hayatında bugün olduğu kadar hiç kasvetlenmemişti ve sonunda küfretmeden edemedi.
Trunks her zaman hareketlerini gizleme ve diğerlerine pusu kurma kabiliyetine güveniyordu. Daha önce Karanlık Orman’da hareketlerini fark edebilen birisiyle hiç karşılaşmamıştı. Ne var ki, ilk defa böyle sıra dışı kabiliyetleri olan bir macera grubuyla yüzleşiyordu. Nereye giderse gitsin saldırıların altında boğuluyor ve çok da hafif olmayan yaralar alıyordu.
Pusuda bekleyen mantikor ustasının zor durumda kaldığını görünce sabırsızlığını daha fazla bastıramadı. Koşarken çalılıkları etrafa savurdu ve bel kalınlığında bir ağacı devirdi. Varlığı ve yaydığı etki son derece hayret vericiydi.
‘’Mantikor geliyor, saldırın!’’ Üç silahşor yayılıp mantikorun yolunu kapatırken Odysseus yüksek sesle kükredi.
Devamlı Trunks’ı hedef alan saldırıların bir kısmı son hızda hücuma kalkan mantikora yöneldi. Ne var ki, mantikor dayanıklıydı ve yıldırım kadar hızlıydı. Grubun tüm saldırıları boşa gitmiş sadece Nia’nın attığı birkaç ok mantikorla temas etmişti, lakin onlar da mantikora pek zarar verememişti.
O anda, Han Shuo Büyülü Hazine Aktifleştirme Yasası’na göre İblisdoğrayan’ı kontrol etmeye başladı. Birdenbire bir mor ışık huzmesi belirdi, karanlık gökyüzünde güzel bir kavis çizdi ve mantikorun sırtını hedef aldı. Seviye bir büyülü yaratık olan mantikor yaklaşan tehlikeyi hissetmiş ve son derece çevik bir hareketle İblisdoğrayan’ın ilk saldırısından kaçınmıştı.
Bu esnada topallayan Trunks açığa çıktı. Öfkeyle kılıcını kaldırdı ve iki büyücü ve Nia’ya yaklaşmaya başladı. Belli ki, mantikorla birleşip herkesi öldürmeye çalışacaktı.
‘’Mantikoru görmezden gelin, saldırılarınızı Trunks’a odaklayın.’’ Han Shuo birden bağırdı ve iki büyücü ile Nia’nın Trunks’a saldırmaya devam etmelerine neden oldu.
Gordon’da Nia ve büyücülere destek olmak için harekete geçerken, geri kalanlar mantikora doğru hücuma kalktılar ve saldırmak için savaşçı auralarını kullandılar. Ne var ki, Odysseus’un zirvesine kadar topladığı savaşçı aurası bir pençe darbesiyle yok oldu. Odysseus da kendisini mesafeye uçarken buldu. Diğer silahşor ise mantikora saldırmak için fırsattan yararlandı, lakin sadece ufak bir yara açabildi. Yaptığı saldırı yaratığın daha fazla öfkelenmesine neden olmuştu.
Öfkeli mantikor pençesini kaldırdı ve yanındaki silahşoru ezerek öldürmeye çalıştı. O anda, mor ışık huzmesi birden yeniden belirdi ve mantikorun kuyruğuna atıldı.
Mantikor tehlikeyi hissetti ve bir sıçrayışla ileri doğru atıldı fakat İblisdoğrayan çoktan sırtını kesmiş, Mistik Buzul Büyüalevi yaratığın bedeninde kabarmaya başlamıştı. Yanındaki silahşor ise hayatını ucu ucuna kurtarmıştı.
Mantikor aniden delirmişçesine öfkeyle kükredi. Han Shuo İblisdoğrayan’ı kontrol ettiği için yaratığın öfkesini hissedebiliyordu. Hemen bütün dikkatini İblisdoğrayan’ı kontrol etmeye odakladı ve mantikorun canını almaya çalıştı.
‘’Lanet olsun, yoldaşımı yaralamaya cüret ettin ha!’’ Tökezleyen Trunks’ın kıçından bir ok sarkıyor, ağzından kan sızıyor, göğsüne vuran su ejderhası yüzünden de üzerinden su damlıyordu. Ayrıca yıldırım saldırısına maruz kaldığı için saçının bir kısmı yanmış ve en baştaki heybeti tamamen kaybolmuştu. Tamamen perişan haldeydi.
‘’Köpeğini bırak, senin de canını yakacağım.’’ Han Shuo soğukça sırıttıktan sonra söylendi. İblisdoğrayan hâlâ inatla mantikora saldırmaya devam ediyordu.
Birden Trunks tiz bir ıslık çaldı. Son derece delirmiş olan mantikor ıslığı duyduğunda, hemen geri çekildi ve mesafeye kaçtı. Trunks tiz ıslığından sonra gruba nefretle baktı ardından mantikorun zıt yönüne doğru hızla kaçtı.
‘’Olduğunuz yerde kalın, peşine düşeceğim.’’ Yere düşürdüğünüzde o kişinin canını almalıydınız. Trunks ağır yaralıydı ve Han Shuo doğal olarak fırsattan nasıl yararlanacağını biliyordu. Mantikor tarafından savrulan Odysseus’un kan tükürerek yerden kalktığını gördükten sonra, hemen Trunks’ın kaçtığı yöne doğru atıldı.
Magnec