asla bir tarikatçıya güvenme (paralel evrende)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
30. Bölüm Kapıyı Çarpmak
Jason, ikindi gölgesinde hanın avlusunda rahatça oturmuş, yerdeki tek bir sülüğü izliyordu.
“Anladın, değil mi?” diye sordu. “Evet için sola, hayır için sağa. Benim sol ve sağım yani, senin içinse sağ ve sol. Olur mu?”
Sülük sola kaydı.
“Tamamdır, bu evet demek. Yanlış anlayıp hayır demeye çalışıyor da olabilirsin tabii.”
Sülük sağa sola kımıldandı.
“Aynen, benim de kafam karıştı. İşleri gereğinden fazla karmaşıklaştırmadan edemiyorum galiba. Neyse, biz senin anladığını varsayalım. Sana uyar mı?” Sülük sola kaydı.
“Harika. Ee, bir ismin var mı?” Sülük sağa kaydı.
“İsmin yok, tamam. Sana bir isim vermemi ister misin peki?” Sülük sola kaydı.
“İyi bari,” dedi Jason. “Sana Sülükçük demeye devam etmek istemem. Bu Gary’nin bana İnsancık demesi gibi bir şey olur. Dış Dünyalıcık gibi ya da. Üff, artık insan olmamak büyük bir darbe.”
“Kimle konuşuyorsun sen?” dedi avluya giren Gary. “Yoldaşıma bir isim bulmaya çalışıyordum,” dedi Jason.
“Zaten bir ismi olmadığını nereden biliyorsun?” diyen Farrah da Gary’nin ardından avluda belirdi.
“Ona sordum,” dedi Jason.
“Ve o da yanıt verdi?” dedi Gary.
“Bir sistemimiz var,” dedi Jason. “Ee, siz nerelerdeydiniz? Burada işler kızıştı.”
“O herifin çölde bir kulübesi olduğunu öğrendik,” dedi Farrah. “Toprak özü aramak için girdiği bir mağara varmış. Oraya saklanmış olabilir diye düşündük.”
Jason, hanın içerisinde bir kapı çarpma sesi işitti. Şöyle bir bakmak için ayaklanıp ortak salona girerken hanın sahibi Martha’nın da aynı şeyi yaptığını gördü. Ve her ikisi de tepesi atan Rufus’un ayaklarını vura vura merdivenlerden inişine tanık oldu, hemen arkasından da ikinci bir kapı çarpma sesi geldi.
“O kamıştan kapıyı nasıl bu kadar güçlü çarpabildi?” diye düşündü Jason, yüksek sesle. “Gerçekten hafif bir kapı.”
“Ustalık ve öfkenin baş döndürücü birleşimi,” dedi Farrah. “Adam kulübesinde değildi herhalde,” dedi Jason.
“Ah, oradaydı,” dedi Farrah. “Ama Anisa biz daha ağzından tek kelime alamadan adamı öldürdü.”
Jason surat ekşitti.
“Sanırım o adamın icabına kilisesinin bakacağı konusunda ciddiymiş,” dedi. “Rufus o adamı konuşturmaya neden bu kadar takmıştı ki?”
“Bunu oturup konuşsak daha iyi,” dedi Gary, “ama öncesinde bir içkiye hayır demezdim.”
“Ruh parası kullan işte,” dedi Farrah.
“Daha iyisini yapabiliriz,” dedi Jason. “Martha, şu meyve kokteylinden biraz alabilir miyiz?”
“Sen nasıl istersen, şekerim.”
Farrah, “Senin bu köy halkıyla aranda ne var ya?” diye sorarken grup yeniden avluya dönerek bir piknik masasına yerleşti. “Köye döndüğümüzde insanların senin hakkında konuştuğunu duyduğuma yemin edebilirim.”
“O benim yakışıklılığımdandır,” dedi Jason. Farrah ve Gary ikilisi bakıştı.
“Hey…” dedi Jason, mutsuzca. Ardından diz çöküp elini uzattı, sülüğünün tırmanıp omzuna yerleşmesini sağladı.
“Onu oraya koymak istediğine emin misin?” diye sordu Gary. “Şahsen ben dişlerin kulağıma bu kadar yakın olmasını istemezdim.”
“O bana zarar vermez,” dedi Jason. “O benim küçük adamım. Bana kalırsa erkek yani; bir yerlerde sülüklerin cinsiyet değiştirebildiğini okumuştum galiba.”
“Tuhaf bir adamsın,” dedi Farrah.
Martha içinde iri buz parçaları olan, meyve suyuyla dolu büyükçe bir sürahi getirdi. Yeğeni Harold da üç bardakla arkasından geldi, Jason’ın omzundaki sülüğe bakakalınca Martha’dan bir darbe aldı.
“Teşekkürler, Martha,” diyen Jason, bardakları doldurdu. İçlerinden biri, Gary kadar iri, kulplu bir kupaydı.
Hanın sahibinin ve yeğeninin gidişiyle Jason, bir kez daha Rufus konusunu açtı.
“Geldiğimiz bölgede,” dedi Farrah, “büyü yoğunluğu bu bölgeye kıyasla daha fazla, dolayısıyla canavarlar da çoğunlukla daha güçlü. Bu bölgede normal olan demir kademe canavarlar, bir miktar bronz kademe de var. Gümüşlerse çok nadir görünüyor.”
“Ama bizim geldiğimiz yerde,” diye ekledi Gary, “en çok gümüş kademe canavara rastlanıyor. Bronzlar kadar altınlar da görünüyor, hatta bazen elmas kademe canavarlar beliriyor. Demir kademeler belirecek olursa sayıları mutlaka en az kırkı buluyor.”
Devasa bardağının yarısını tek seferde kafaya dikip sürahiden tazeledi. “Siz şu büyük şehirlerin birinden mi geliyorsunuz?” diye sordu Jason.
“Aynen,” dedi Gary. “Vitesse.” “Çiçekler Şehri,” diye ekledi Farrah.
“Tuhafmış,” dedi Jason. “Benim dünyamdaki bir dilde Vitesse hız anlamına geliyor.”
“Bizde hiç değil ama,” dedi Gary.
“Vitesse görebileceğin en acelesiz, sakin şehirlerdendir,” diye açıkladı Farrah. “Kültürü, mutfağı… En kötü durumdakilerin bile parası boldur. Vitesse’deki bir işçi, buradaki bir zanaatkar kadar kazanabilir.”
“İyi bir zanaatkar kadar değil tabii,” dedi Gary, “ama yine de…”
“Tüm bunların Rufus’un öfkeli olmasıyla ne alakası var ki?” diye sordu Jason. “Şey,” dedi Gary, “demir kademe bir maceracı buralarda nispeten güvenli bir şekilde dolaşabilir. Karşısına birkaç canavar çıkarsa tek başına ya da küçük bir ekiple peşlerine düşebilir.”
“Ama Vitesse civarında,” dedi Farrah, “bunu yapmak canına susamak demektir. Bronz kademeliler bile gümüş kademe bir eşlikçiyle dışarı çıkarlar. Buraya gelmek kendi başımıza iş görmemiz için büyük bir fırsattı.”
“Ve kendimizi kanıtlamak için,” dedi Gary.
“Sonra kalkıp esir alındınız,” dedi Jason. “Rufus da sorumluluk onda olduğu için kendini suçluyor.”
“Aynen öyle,” dedi Farrah, “ama üzerindeki baskının düzeyini anlayamazsın. Onun ailesi Remore Akademisini işletiyor ki onların borusu sadece Vitesse’de değil, her yerde ötüyor.”
“Dur bir tahminde bulunayım,” dedi Jason. “Rufus bu akademinin öğretim yöntemlerinin yaşayan örneği; dolayısıyla onun başarısız olması, ailesinin itibarına kara bir leke sürer.”
“Ailesi öyle değil aslında,” dedi Gary. “Onlar başarısızlığın önemli bir ders olduğunu çoğu kişiden iyi anlıyorlar. Rufus bu baskıyı kendi kendine yaratıyor.”
“Her şeyden öte bizi tehlikeye soktuğu için kendisini suçluyor,” dedi Farrah. “Sorumluluğunu ciddiye alıyor ve bizi yüzüstü bıraktığını düşünüyor.”
“O adamı yakalamakla kafayı bozmuş olmasının nedeni,” dedi Farrah, “nerede hata yaptığını öğrenebilmekti. Rufus bırak hatalarını tekrarlamayı, herhangi bir hata yapmaktan bile kaçınmak için herkesten çok çabalar. Ona kalırsa Anisa, yaptığı hatayı anlama fırsatını elinden aldı. Rufus’un gözünde Anisa’nın yaptığı şey, ekibi tehlikeye sokmakla eşdeğerdi.”
“Anisa’dan şaibeli bir izlenim alan tek kişi ben miyim?” diye sordu Jason. “Sessiz sedasız bir işler çeviriyor olabilir mi?”
“O kadarı da biraz fazla bence,” dedi Gary.
“Muhtemelen,” dedi Jason. “Önyargılı davrandığım kesin ama bir düşünsenize. Bu işi kilisesinden size o ayarladı, değil mi? Sonra da sözüm ona onun için çalışan adam sizi tuzağa düşürdü?”
“Şüpheli diyorsun yani?” dedi Farrah.
“Ama Anisa da bizim gibi kafeslenmişti,” dedi Gary.
“Evet,” dedi Jason, “ama ritüel odasına götürülmedi, haksız mıyım? Ben ortaya çıkmasaydım onun geride kalması için nasıl bir bahane bulunacaktı kim bilir! Hem oradan kendi kendine mi kurtuldu yani?”
“E sen de öyle yaptın.”
“Çünkü beni sürekli hafife aldılar,” dedi Jason, “ve şansım da yaver gitti. Bir kan tarikatının Saflık rahibesini hafife alacağını mı sanıyorsunuz?”
“Ona da bizim gibi tasma takmışlardı,” dedi Gary. “Elinden bir şey gelmeyeceğini düşünmüş olabilirler.”
“Tabii,” dedi Jason. “Ama kaçışının fazlasıyla uzun sürdüğünü ve bizi kurtarmaya kalksaydı trajik bir şekilde geç kalacağını fark etmediniz mi?”
“Zorlama gibi,” dedi Farrah.
“Biz kendi kendimizi kurtardık,” diye devam etti Jason, “bazı cevaplara sahip olabilecek adamı bulup sorgulama fırsatı elde ettik. Ama adam daha soru sormaya bile başlayamadan susturuldu.”
“Ben ikna olmadım,” dedi Farrah. “Arada çok fazla boşluk bıraktın.” “Kesin konuşmuyorum,” dedi Jason. “Dediğim gibi, olaylara objektif bakamayacak kadar önyargılı olduğumun farkındayım. Ama burnuma kötü kokular geliyor, o yüzden gözlerinizi açık tutmanız iyi olabilir.”
“Her zaman öyle yaparız,” dedi Gary.
“Gafil avlanıp bir kan tarikatına yem edilen siz değil miydiniz?” dedi Jason.
“Bu gerçekten lezizmiş,” diyen Farrah, kokteylinin son yudumunu içerek konuyu değiştirdi.
“Değil mi ya?” diyen Jason da bir bardak daha kokteyl aldı. “İçine neler koyduğunu öğrenmem lazım. Yerel malzemelerin çoğu adını bile duymadığım şeyler. Geçen gece tarifleri kaydetmek için kendime bir defter aldım.
O sırada hanın ön kapısının bir kez daha çarpıldığı duyuldu. “O kapı kırılacak bu gidişle,” dedi Jason.
Anisa avluyu hızla arşınlayarak Jason’ın karşısına dikildi.
“Niye herkes senden bir kasaba kahramanıymış gibi söz ediyor?” diye sordu. Jason’ın sırtındaki sülüğü gördüğündeyse yüzü öfkeyle doldu. “O şey de ne?”
“Colin,” dedi Jason. “Ona Colin demeye karar verdim. Ve arkadaşlarına da. Colin Takımı.”
Anisa’nın eli hızla sülüğe uzandı, bronz kademe refleksleri Jason’ın tepki veremeyeceği kadar hızlıydı. Ama bileğini kocaman, kıllı eliyle kenetleyen Gary kadar hızlı değildi. Anisa kolunu çekiştirirken gözlerini Gary’ye dikse de Gary, tutuşunu hiç gevşetmedi.
“Mümkünatı yok,” dedi Gary.
“O şey şeytanın ta kendisi,” dedi Anisa.
“Ne olduğunun bir önemi yok,” diyen Rufus da avluda belirdi. Diğerleri ona dönerken Jason bir bıçak çekip parmağının ucunu delerek kıyamet sülüğü Colin’in kanına karışmasına müsaade etti. Yılan dişli hançeriyle kazara kendini zehirlememek için masadan küçük, keskin bir bıçak almıştı. Bıçağı yerine bıraktıktan sonra Anisa ve Rufus’un dalaşmaya başlayışını izledi.
Anisa Rufus’u, “O şeye sahip olduğunu biliyordun,” diye itham etti. “Biliyordum,” dedi Rufus sakince.
“O kirletilmiş,” dedi. “Onu yakmamız lazım.”
“Bu saatten sonra ne yapıp ne yapamayacağımızı söylemek sana düşmez, Anisa. Özellikle de söz konusu birini öldürmek olduğunda. İşin bitti.”
“Neden bahsediyorsun sen?”
“Başından beri geçici bir iş birliğiydi zaten,” dedi Rufus. “İş birliğimiz burada son buluyor.”
“Onun yüzünden mi?” diye sordu Anisa, Jason’ı işaret ederek.
“Hayır Anisa, senin yüzünden,” dedi Rufus. “Ne zaman söz dinleyip ne zaman kafana eseni yapacağına kendin karar veriyorsun. En ufak idealini bile ekibin refahının önüne koymaya hazırsın ve bu kabul edilemez bir şey. Bir ekip için en önemli şey güvendir ve ben sana güvenmiyorum.”
“Siz insanlar,” diyen Anisa, küfreder gibiydi. “Hepiniz pisliksiniz.”
Ardından arkasını döndü, hızlıca yürüdü ve handan ayrılışıyla bir kez daha kapının çarpılma sesi işitildi. Rufus öfkeden kudururken Jason, Farrah ve Gary arasında temkinli bakışmalar yaşandı.
En sonunda Gary, “Sanırım kapının parasını ödememiz gerekebilir,” dedi.
Ama Rufus'un Anisa'ya ayarı çok iyiydi, o kızdan hiç hazzetmedim, bu şekilde uğurlanmasına sevindim açıkçası. Peki Jason'ın teorisi doğru mudur, kız gerçekten ikili oynuyor olabilir mi acaba? Bir gün cevabımızı alırız herhalde. Hadi gelecek bölümlerde görüşmek üzere!
Magnec