Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Ben Lav Topu İstiyorum

Çevirmen: Clumsy / Editor: Clumsy

“Herkes izlerken rahat edebileceğimden emin değilim,” dedi Jason. Gökyüzünün berrak olduğu bir sabahtı ama malikanenin iklimini etkileyen büyü, çölün sert sıcağını hoş bir ılıklığa dönüştürüyordu. Jason, Rufus, Gary ve Farrah terasta toplaşmış, balkon mobilyalarına yerleşmekteydi. Çoğu piknik masasının sandalyelerinde otursa da Gary sandalyeler için çok iri olması nedeniyle başka bir koltuk arayışına girmişti.

“Ama izleyebileceğimi söylemiştin,” dedi Farrah, Jason’a.

“Aslına bakarsan sen izleyebilir miyim diye sormuştun,” dedi Rufus, “ama o herhangi bir yanıt vermemişti.”

“Ben de izlemek istiyorum,” dedi Gary. Ve kiremit döşeli terasa monte edilmiş olduğu anlaşılan bir bankı yerinden kaldırdı. Döşemelerin bir kısmı da bankla birlikte gelirken verdiği hasara bakarak omuz silkti.

“Şurayı mahvetmeye bir son verir misin artık?” diye sordu Rufus. “Anisa en iyi gününde bile yeterince huysuz zaten.”

“Çalı labirentine yaptıklarımıza kıyasla bu hiçbir şey,” dedi Gary.

“Bunun durumu düzelttiğini mi düşünüyorsun yani?” diye sordu Rufus.

Gary tekrar gruba katılarak bankını büyük bir gürültüyle yere bıraktı. Yerden sökülüp alınan bankın bacakları eşit olmasa da Gary yeterince hoşnut şekilde banka yerleşti. Bank onun ağırlığıyla terası fena halde inletirken Rufus, yorgun bir şekilde başını salladı.

“Ben Büyü Derneğinin bir üyesiyim,” dedi Farrah, Gary’ye. “Benim Jason’ı öz kullanırken izleme arzum tamamen akademik kökenli. Senin bu işten ne çıkarın olacak ki?”

“Onu izlemeyip de ne yapacağım?” diye sordu Gary. “Anisa’nın dokümanları organize etmesine mi yardımcı olacağım? Kalsın, teşekkürler.”

“Muhtemelen kimsenin seçimi o olmazdı,” diye kabullendi Farrah. Grubun eksik üyesi Anisa, şu anda malikanenin ana çalışma odasındaydı.

Buradaki üyeleri diğer bölgelerdeki kan tarikatına bağlayan çeşitli mektup ve kayıtları ortaya çıkarmayı başarmışlardı. Anisa da malikaneden ayrılmadan önce kanıt olarak kullanmak adına belgeleri derleyip topluyordu.

“Tamam ya, burada kalabilirsiniz,” dedi Jason. “Yine bayılıp kalırsam başıma bir şey gelmesini istemem zaten. Ama benden büyük bir asalet gösterisi beklemeyin.”

“Ben hala onca özü eline nasıl geçirdiğin konusunda birazcık şaşkınım,” dedi Rufus. “Bizim dünyamıza daha dün geldiğini söylemiştin, öyle değil mi?”

“Yoğun bir gündü,” dedi Jason. “O konuda haklısın,” dedi Gary.

“Boş mideyle yapmalı mıyım acaba?” diye sordu Jason. “Açım ama buradaki yemeklere güvenmiyorum. Mutfaktakiler ömrüm boyunca göreceğim tüm kabuslara konu olacak.”

“Üzgünüm,” dedi Farrah, “ama biz hiç yemek taşımıyoruz.”

“Doğru, siz sadece para yiyorsunuz ki bu kesinlikle tuhaf değil. Elimde biraz gaddar sülün eti var gerçi. Senin ateş güçlerinle pişirebiliriz belki.”

“Gaddar sülünlere bayılırım,” dedi Gary. “Canavarın geri kalanıyla birlikte erimesini nasıl engelledin? Canavar hasadı büyüsü mü biliyorsun?”

“Bunun için bir büyü mü varmış? Benim sahip olduğum bir yetenek sadece.”

“Mantıklı,” dedi Rufus. “Dış dünyalıların türlü türlü yetenekleri oluyor ama genellikle hepsi de hayatta kalmaya yönelik araçlara odaklanıyor.”

Farrah başıyla onay verdi.

“Yağma yetenekleri nadir ve değerli olsalar da eşsiz sayılmazlar,” dedi. “Tam bir set yapacak kadar özün varsa demir kademeye ulaşabilirsin,” dedi Rufus. “Sonrasında sen de sadece parayla beslenebilirsin.”

“Tam set öz dört tane oluyordu, değil mi?” diye sordu Jason. “Bende çoktan kullandığım dışında sadece iki tane var. Elinizde fazladan bir tane yoktur herhalde?”

“Üç tanesi yeterli,” dedi Farrah. “Gerçekten hiçbir şey bilmediğini unutup duruyorum. Üçüncü özü kullandığında dördüncüsü kendiliğinden beliriyor. Bunlara birleşim özü deniyor, çünkü halihazırda sahip olduğun üç özün birleşiminden doğuyorlar. Mesela ben ateş, toprak ve güç özü kullanarak volkan özüne sahip oldum.”

“Birleşim özleri yalnızca üç öz de kullanılınca ortaya çıkarlar,” diye ekledi Rufus. “Ortalıkta bir volkan özü bulamazsın yani. Bir volkanın yakınlarında beliren özler bile genelde ya ateş ya da toprak özü çıkar.”

“Özler böyle mi oluşuyorlar yani?” diye sordu Jason. “Rastgele mi beliriyorlar?”

“Evet öyle,” dedi Farrah. “Senin dünyanda büyü olmayabilir ama burada fazlasıyla var. Hatta o kadar fazla ki her yerde tezahür edebiliyor.”

“Büyü tezahürlerinin öncelikli örneği canavarlardır,” diye açıkladı Rufus. “Umudumuz ıssız yerler olsa da ortalıkta öylece belirirler ama onları oluşturan büyü stabil değildir. En nihayetinde çözülür ve yeniden büyüye dönüşürler. Onları öldürmek yalnızca süreci hızlandırır.”

“Diyelim ki canavar değil de bir hayvanı öldürdüm,” dedi Jason. “Devasa bir yılanı mesela. O kokulu bir buluta dönüşmez mi yani?”

“Aynen öyle. Canavarlar ilk belirdiklerinde çoğunlukla bir sorun teşkil etmezler ama çözülme noktasına yaklaştıkça son derece saldırganlaşırlar. Maceracılar olarak işimizin büyük bir kısmı da canavarları o evreye ulaşmadan önce avlamak.”

“Öylece bir yerlere gidip karşınıza çıkan herkesi öldürmüyorsunuz yani?” diye sordu Jason. “Hayır,” dedi Rufus. “Midem bunu kaldırır mıydı bilemiyorum. Bunu yapanlarla çalışmayı da kesinlikle istemem.”

“Canavarlar deliye dönmeden önce ne kadar dayanabiliyorlar peki?” diye sordu Jason. “Kademelerine göre değişiyor,” dedi Farrah. “Düşük kademe canavarlar yalnızca bir iki hafta dayanıyorlar. Çözülme noktasına öyle yakın başlıyorlar ki belirir belirmez agresifleşiyorlar ama büyük bir tehdit teşkil etmiyorlar. Süpürgeli yaşlı bir kadın bile onların icabına bakabilir. Demir kademesindeki canavarlar bir ay kadar dayanabilir ve genelde son haftada agresifleşirler. Böyle böyle devam eder ama burası düşük bir büyü bölgesi, o yüzden çoğunlukla demir, bir miktar da bronza rastlarsın.”

“Canavarların da kademeleri var yani?” diye sordu Jason. “Onlar da öz kullanıyor mu öyleyse?” “Hayır,” dedi Rufus. “Bu yalnızca belirli bir gücün eşiğinde var oldukları anlamına geliyor. Söz konusu ister öz kullanıcısı olsun ister canavar, her kademenin daha düşük kademeler üzerinde baskılayıcı bir etkisi vardır. Biz hepimiz bronz kademeyiz. Herhangi birimizle savaştığın takdirde demir kademe becerilerin bize çok daha az etki eder.”

“Ruh paralarıyla niteliklerini geliştirerek kısa sürede bunun üstesinden gelebilirsin,” diye ekledi Farrah. “Bu sadece bir nebze işe yarar ve çok uzun sürmez tabii ki. Gücün ortadan kalktığında daha da zayıf düşeceğin için doğru anı seçmen gerekir.”

“Bunu gayet iyi biliyorum,” dedi Jason.

“Başka büyü tezahürleri de var,” dedi Rufus. “Onlar canlı değiller ki bu da onları daha stabil kılıyor ve sen onları kullanıncaya dek seninle kalıyorlar.”

“Özler,” dedi Jason.

 “En güçlü tezahür şekli,” dedi Rufus. “Ve de en nadir. Bir de bir nevi öz parçası denilebilecek timsaller var.” “Onlardan bir miktar toplayıp öz yerine kullanabiliyor muyuz?” diye sordu Jason. “Maalesef hayır,” dedi Rufus.

“İnsanlar yıllardır bunu gerçekleştirmeye çalışıyor,” dedi Farrah. “Sürekli nasıl yapılacağını çözdüm diyen bir çatlak çıkıyor ama mümkünatı yok.”

“Timsaller yine de işe yarıyorlar ama,” dedi Rufus.

“Öz kadar güçlü olmayabilirler,” dedi Farrah. “ama daha sık kullanılıyorlar. Ritüel büyülerinde, simyada, silah döverken.”

“Ben silah ve zırh yapıyorum mesela,” dedi Gary. “Yığınla timsal kullanıyorum. Gerçekten yığınla.”

“Dün bir büyü malzemesi deposu bulduk,” dedi Farrah. “Giderken tüm güzel şeyleri yanlarına almışlar ama arkalarında bayağı demir kademe timsal bırakmışlar.”

“İyiymiş,” dedi Gary.

“Son büyü tezahürü ise uyanış taşları,” dedi Rufus. “Genellikle öz yeteneklerini uyandırmak için kullanılırlar ama farklı büyü türlerinde de işe yararlar.”

“Bizi kurban etmeye çalıştıkları büyü gibi,” dedi Jason. Ve envanterinden dört kırmızı kristal çıkartarak masaya dizdi.

“Hepimizin kafeslerine bağlanmış bir çeşit ritüel kasesi vardı,” dedi.

Rufus taşlardan birini eline aldı. “Ne çeşit bir taş acaba?” “Ziyafet uyanış taşı,” dedi Jason. “Dördü de aynı.” “Bayağı yaygınlar,” dedi Farrah.

“Çocukken bizim mutfakta da bir tane vardı,” dedi Gary, “çorba tenceresinin içinde. Babam çorbaların tadı bu yüzden tuhaf oluyor derdi ama bence yalnızca çorba yapmaktan hiç anlamadığı içindi.”

“Doğru özlerle faydalı olabilirler,” dedi Rufus. “Yaygınlar, dolayısıyla nasıl bir yetenek vereceklerini kestiremeyiz. Ziyafet kavramıyla ilişkili olacaktır ama yüzlerce güç arasından herhangi biri tezahür edebilir.”

“Binlerce,” dedi Farrah. “Bir uyanış taşı ne kadar nadirse gücü de o kadar spesifiktir.”

“Nadir taşlar daha mı iyi yani?” diye sordu Jason.

 “Her zaman değil,” dedi Rufus. “Çamur kadar yaygın bir uyanış taşı da kişiye en nadir taşlarla aynı gücü verebilir. Sadece potansiyel güç havuzu çok daha geniştir. Nadir taşlar daha iyi değil, daha spesifik yetenekler bahşederler. Yani spesifik bir yetenek edinmek istiyorsan nadir taşlardan doğru olanı bulman gerekir.”

“Bunun da garantisi yok tabii,” dedi Farrah. “En nadir taş bile sana istediğin şeyi vermeyebilir. Yine de her daim hangi yeteneği edineceğindeki en belirleyici faktörün yeteneğin geldiği öz olduğunu aklında tutman gerekir.”

“Bende bu kan özü var,” diyen Jason, envanterinden kırmızı bir küp çıkarttı. Kaygan yüzeyi kanla ıslanmış gibi görünse de kupkuru ve ılıktı.

“Buralarda bir kan özü bulman pek şaşırtıcı değil,” dedi Rufus.

“Kan fantastik bir özdür,” dedi Gary heyecanla. “Tüm bu ziyafet taşlarını kullanarak bir sağlık çalma gücü edinebilirsin. Sonra da kendi kendinin şifacısı olursun.”

“Olabilir,” dedi Farrah. “Yaygın taşlarla hemen hemen her şey elde edilebilir ama kan ve ziyafet mi? Makul bir ihtimal.”

“Ekibine bir şifacı eklemenin zorluğu düşünülünce,” dedi Rufus, “kendi kendini iyileştirmenin yardımı dokunacaktır. Biz bu konuda çok zorlanıyoruz mesela.”

“Anisa var ya?” dedi Jason.

“Anisa geçici olarak aramızda,” dedi Rufus. “Normal şartlarda sadece üçümüzüz.”

“Kendi kendini iyileştirme kan özü için bayağı yaygın bir yetenek,” dedi Farrah. Ve “Güçlü saldırılar konusunda fazla beklentin olmasın ama,” diye uyardı. “Kan özü yetenekleri daha sinsi olma eğilimindedir. Kanatma, zehirleme tarzı şeyler.”

“Lav topu yok mu?” diye sordu Jason. “Maalesef yok,” dedi Farrah, kıs kıs gülerek. “Ama ben lav topu istiyorum.”