prens karşı hamle yaptı ya la
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
47. Bölüm Bir Şekilde V
Prens Alberu, Cale’in verdiği cevapla birlikte onun bu söylediğine inanamadığını anlamıştı.
“...Ben bir insan mıyım?”
Bu soru, prensin neden böyle aptal bir soru sorduğunu belirtmek üzere verilmiş bir tepkiydi. Alberu istemsizce iç çekti.
“Aaah. Evet, insansın tabii.”
Alberu konuşmaya başlamadan önce ikisine işaret etti.
“Sen ve ben, ikimiz de insanız.”
O esnada Kara Ejderha, Cale’in kafasının içinde konuştu.
-Yalan söylüyor. Kesinlikle insan değil.
‘Biraz susar mısın lütfen küçük ejderha?’
Cale sakinliğini korumakta zorlanıyordu. Fakat Cale ve Kara Ejderha’nın arasında kritik bir zaaf oluşmuştu. Ejderha istediği zaman Cale ile konuşabiliyordu fakat Cale bunu yapamazdı. Tek yönlü bir iletişimdi.
Hiçbir sihir yeteneği olmadığı için bu onun suçuydu.
-Muhteşem şahsım dört yıllık hayatında ilk defa böyle bir tür görüyor.
Ejderhanın dört yıllık hayatı. Kara Ejderha hayatında sadece kendisini, insanları, Kedi Kabilesi’ni ve son zamanlarda tanıştığı Kurt Kabilesi üyelerini görmüştü.
Prens, bu türlerden hiçbirine mensup değildi. Cale, kendisine bakan veliaht prense doğru konuşmaya başladı.
“Elbette. İnsan olmak çok mu mühim? Birlikte yaşadığımız sürece hepimiz insanız.”
Cale, Kara Ejderha’nın söylediklerini unutmaya karar vermişti. Prens Alberu, Cale düşünürken, onunla konuşmaya başladı.
“Yemek salonundayken hata yaptığımı düşünüyordum fakat etrafınızdan garip kokular geliyor.”
“...Koku?”
Cale şaşkınlıkla cevapladı.
“Daha yeni duş aldım.”
Cale böyle cevap verdikten sonra prens, birkaç kez ağzını açıp kapadı. Cale, Alberu’nun kaşlarını çattığından yüzündeki kırışlıkları görebiliyordu. Kafasında bir şeyler kuruyor gibiydi. Fakat yüzü hemen değişti ve direkt konuya geldi.
“Bizim gibi birbirine benzeyen iki insanın konuşurken lafı eveleyip gevelemesine gerek olmadığını düşünüyorum. Ödül olarak ne istersiniz?”
Alberu, Cale’e sorarken bacak bacak üstüne attı. Alberu’nun buraya çok geç gelmesinin sebebi olaydan geriye kalan şeylerin icabına bakmasıydı, ama ayrıca Cale Henituse hakkındaki dosyalara da bakması gerekiyordu.
Fakat Cale ile alakalı hiçbir şey yoktu. Tamam, birkaç şey vardı ama bunlar tamamen işe yaramaz şeylerdi.
< Kuzeydoğuda, serseriliğiyle ünlü. >
< İki yıl önce, varis olma şansını tamamen kaybetti ama bu karara hiç karşı çıkmadı. >
< Evde herhangi bir olay çıkarmaya niyeti yok. >
Cale’in sadece aylak aylak gezip içki içmeyi seven bir serseri olduğunu yazıyordu. Hakkında hiç bilgi olmamasından daha kötü bir durumdu. Alberu’nun önündeki Cale ise kesinlikle bir serseri değildi.
Örneğin, prensin sorusuna verdiği cevabı ele alın.
“Majesteleri, lütfen ilk önce sizin için ne yapmam gerektiğini söyleyebilir misiniz?”
İşe yaramaz bir serserinin böyle bir şey sorabilmesinin imkanı yoktu. Alberu dürüstlükle cevap verdi.
“Soylulara hiçbir şey söylemenizi istemiyorum.”
En zor şey de buydu. Dolayısıyla prens bunu istemişti. Bugün olan olaylar kraliyet için utanç vericiydi ve söz konusu durumun güçlerini etkilemesine izin veremezlerdi.
Cale’den bu istekte bulunmasının sebebi açıktı ve bunu sorarken de gayet rahattı, çünkü Cale, hiçbir gruba mensup olmayan Henituse ailesinin bir üyesiydi.
“Ayrıca lafı geçtiği zaman arada bir kraliyeti övmenizi istiyorum.”
“Sizin anlayışlı karakterinizi de dahil edeyim mi majesteleri?”
“Elbette.”
Hem Alberu,hem de Cale gülümsemeye başlamıştı. Gülüşleri de birbirine benziyordu.
“Antik bir güçtü… Bugün yaşananlar sadece gördüklerimizle mi sınırlıydı?”
“Evet. Başka hiçbir işe yaramıyor.”
Cale, cevap vermesi gereken kişi kendisi olmasına rağmen Alberu’nun sorgulayıcı bakışlarına karşı omuzlarını silkti. Cale’in romanda okuduğuna göre, prens Alberu antik güçler hakkında çoğu kişiden daha çok şey biliyordu.
‘Şimdi aklıma geldi, İyileştirici Yıldız ona annesi tarafından verilmişti.’
Ansızın bu bilgiyi anımsadı. Prens, ona ödül olarak ne istediğini sormuştu. Alberu’nun sesi, sanki Cale ne isterse kabul edecek gibiydi ama aynı zamanda da rahattı.
“İsteğiniz nedir? Aileniz için bir şey mi? Kuzeydoğu sahil şeridine yatırım anlaşması mı? Yoksa Kuzeydoğu’da güç için bir savaş başlatmak mı?”
Cale rahat bir şekilde cevap verdi.
“Bunların hiçbiri bana ait değil majesteleri.”
“...Size ait değil mi?”
Cale, Alberu’ya bakarken kendini işaret etti.
“Lütfen bana özel bir şey verin.”
Cale’in istediği, kendisi için bir şeydi.
Bir süre sessiz kalan Alberu homurdandı. Bu serserinin kendisinden ne istediğini anlamıştı. Cale bir serseri olarak yaşamış olsa da, insanların, hayır yaşayan tüm yaratıkların gözü her zaman daha yüksekteydi; herkes her şeyin sahibi olmak isterdi.
Sonuç olarak Cale’in hayatı, kendisi için en önemli şeydi, hatta ailesinden bile daha önemliydi.
“Ne istiyorsunuz yani? Daha yüksek bir rütbe mi? Madalya mı? Başkentte kendi grubunuzu kurmak mı?”
Alberu’nun ifadesi, soru sordukça tuhaflaştı. Umduğunun aksine Cale, Alberu’nun her sorusuna hayır dercesine kafa sallamıştı. Sonra tek bir kelime söyledi.
“Para.”
“...Ne?”
Cale, düşündüğünü olduğu gibi söyledi. Cale gibi en büyük isteği huzurlu bir hayat olan insanlar için paradan daha önemli bir şey olamazdı.
“Bana para verin lütfen. Madalya ya da daha yüksek bir rütbe istemiyorum.”
Nakit para her zaman en iyisiydi. Bir savaş başladığında, madalya veya rütbe ne işine yarayacaktı? Parayla yemek, toprak ve diğer şeyleri satın almak daha akıllıcaydı.
Cale’in en son peşinde olduğu ‘Rüzgarın Sesi’, para harcadıkça güçlenen bir güçtü.
Alberu, elini alnına koydu. Sonra elini indirip Cale’e bir soru sordu.
“İçki almak için mi?”
Cale hemen cevap verdi.
“Nasıl bildiniz?”
Alberu gülümseyip Cale’in isteğini kabul etti. Sonra ayağa kalktı ve Cale’i bilgilendirdi.
“Yarın rapor elinize geçince bir göz atın ve bana ne kadar istediğinizi bildirin.”
“Beni tekrar ziyaret edecek misiniz?”
“Neden? Hoşunuza gitmedi mi?”
Cale, yüzünde son derece sahte bir ifadeyle cevap verdi.
“Sizi tekrar görmek, bana bahşedilecek en büyük onur olur, majesteleri.”
Alberu, Cale’in cevabı karşısında ensesinde bir soğukluk hissetti ve hızla odadan çıkmadan önce ona dinlenmesini söyledi. Cale sessizce prensin kapıdan çıkışını izledi.
-Manadan başka ne tür bir güç onun saçını boyamasını sağlamış olabilir ki? İnsan, bana cevap ver. Merak ediyorum.
Cale, Kara Ejderha’nın sorusunu duymazdan geldi ve hemen yatağına yattı. Artık ‘hasta’ bir kahramandı.
Fakat huzur içinde dinlenebilecek bir hasta değildi. Hans, Ron’un yazdığı bir mektubu sabah ilk iş Cale’e teslim etti.
“Bay Ron, planlandığı gibi çıkış yaptı.”
Cale başıyla onayladı ve mektubu açtı.
< Genç efendi. Size ayda bir rapor vereceğim. İçinizde böyle bir güç sakladığınızı bilmiyordum. Choi Han, o büyücünün nasıl göründüğünü bana tarif etti. Unutmayacağım. Ayrıca, Beacrox’u da bilgilendirdim. >
Redika, Ron ile karşılaşırsa da ölecek gibi görünüyordu. Cale, Hans’tan sonra onu ziyarete gelen kişiye bakarken bunu düşünüyordu.
“...Ciddi bir şekilde yaralandığını duydum.”
Eric Wheelsman. Cale, Eric’i daha önce hiç bu kadar endişeli görmemişti. Fakat Cale, iyiyim demedi. Plana sadık kalıp üstüne düşen rolü oynaması gerekiyordu.
“Vücudumda hiç güç yok.”
“...Cale.”
Vücudunda hiç güç yoktu, çünkü tüm gün uyumuştu.
“Midem de bir tuhaf.”
Çünkü uyumadığı sıralarda hep tıkınıyordu. Midesi o kadar doluydu ki başka tek bir şeye daha yer yoktu. Eric endişeli görünüyordu, Gilbert’ın yüzünde sert bir ifade vardı ve Amiru da bir şeyler hakkında bir karara varmış gibi duruyordu. Odadakilere bakıp duran kediler başlarını sallamaya başladılar.
“Eğer bir şeye ihtiyacın olursa bana haber ver.”
“Evet, lütfen haber verin. Ne istiyorsanız hemen getiririz.”
Cale sadece başıyla onayladı ve sordu.
“Sadece iyi olup olmadığımı görmeye gelmiş gibi görünmüyorsunuz..”
Cale’in sorusunu duyduktan sonra Eric, Gilbert ve Amiru birbirlerine baktılar. Amiru ve Gilbert’ın başlarıyla onayladığını gören Eric cebinden bir doküman çıkarıp Cale’e verdi.
“Kuzeydoğu sahil şeridine yapılacak turizm yatırımı için olan güncel teklifimiz. Saraya seni görmeye geleceğimiz için yanımızda getirdik.”
Cale belgenin ilk sayfasını açtı. Bir sonraki sayfadaki ilk kelime ‘Donanma’ idi. Gilbert de kararını vermiş gibi duruyordu.
Cale, kendisine doğru gülümseyen Amiru’ya bir bakış attı. Eric’in davranışlarına göre, Amiru bunu Cale’in istediği gibi bir sır olarak saklamıştı.
“Haberler, yakında teklifimizle birlikte Henituse bölgesine ulaşacak.”
“Anlıyorum. Sonra veliaht prens ile mi görüşeceksiniz?”
“Evet. Bu gece için bir görüşme ayarladık. İlgi duymadığı takdirde harekete geçemeyiz.”
Cale; Amiru ve Gilbert’a bakıp gelişi güzel konuşmaya başladı.
“Eminim işe yarayacaktır.”
Sesi kendinden oldukça emindi. Eric ve diğerleri, Cale’in söylediğini duyunca bir rahatlama hissetti. Cale elindeki dosyayı sallamaya başlayıp konuştu.
“Böyle dosyaları ileriki zamanlarda hizmetkarlarla birlikte yollayabilirsiniz. Ziyarete gelmenizin zor olduğunu biliyorum, o yüzden uğraşmanıza gerek yok.”
“Hayır, gelmeye devam edeceğiz. Sizin de bunları bilmeniz gerekiyor.”
Cale sadece başıyla onayladı ve Eric, Gilbert ve Amiru’yu dışarıya gönderdi. Üstünde hasta cübbesiyle yatakta yatarken insanları selamlamak zordu. Bu yüzden Cale battaniyeyi ittirdi ve sonraki misafir grubunu rahatça karşıladı.
Orada bir günahkar gibi dikilen Choi Han ile konuşmaya başladı.
“Başla.”
Rosalyn dudaklarını ısırdı. Büyüsünü kaldırmıştı ve orijinal kırmızı saçları ve kırmızı gözleriyle duruyordu. Ayrıca cübbesini de çıkarmış ve onun yerine resmi kıyafetler giymişti.
“Özür dilerim, genç efendi Cale, ama Choi Han ve Lock’a ihtiyacım var.”
Rosalyn artık kendisini sarayda açık ettiği için bir an önce Breck Krallığı’na dönmek zorundaydı. Hayatta olduğu ortaya çıktığı için onu öldürmeye teşebbüs eden insanlar delilleri saklamaya başlayabilirdi.
Fakat kendi başına gidemezdi. Bu olan olaylardan dolayı yetenekli bir büyücü olduğu ortaya çıkmıştı ve buna istinaden düşmanları da ona saldırırken daha güçlü destekler getirebilirdi. Bu yüzden güçlü müttefiklere ihtiyacı vardı.
Lock, Cale’e yaklaşmadan, kapının orada tedirginlikle kıpırdayıp duruyordu. Cale, Choi Han ve Lock’a baktı ve her şey normalmiş gibi konuştu.
“Neden özür diliyorsunuz? Bayan Rosalyn, çok zor bir durumda bize yardımcı oldunuz. Biz de size yardım etmeliyiz.”
Rosalyn, Cale’in gülümsediğini görebiliyordu.
“Bayan Rosalyn, Lock’un noona’sı ve Choi Han’ın arkadaşıdır.” [1]
“...Böyle düşündüğünüz için teşekkür ederim.”
Rosalyn, suikast teşebbüslerinden dolayı ölüm tehlikesi altında olabilirdi fakat bunun, onun için bir dönüm noktası olacağına emindi.
Cale bir adım ileri attı ve Choi Han’a baktı.
“Cale-nim, sizi korumak zorundayım.
“Choi Han.”
Cale’in huzur içinde dinlenip savaş boyunca saklanabilmesi için Choi Han’ın gitmesi gerekiyordu. Cale’in yüzündeki eşsiz ve rahat gülümsemeyi gördü.
“Ölmeyeceğim.”
‘Tonla para kazanmayı ve huzur içinde yaşamak için yeterli derecede güç toplamayı planlıyorum. Yaşayabildiğim kadar uzun yaşamak için elimden geleni yapacağım.’
Cale ayrıca yanındaki Kara Ejderha’yı da düşünüyordu, Choi Han’ın onu koruması için hiçbir sebep yoktu. Hatta Kara Ejderha buradayken Choi Han onlar için sadece bir yüktü.
“Anlıyorum. Boş yere endişelendim.”
Cale, biraz kendine gelen Choi Han’ı bırakıp Lock’a döndü. Onu yanına çağırmak için parmağını şıklattı. Lock, Cale’in hareketine karşılık ilk önce olduğu yerde kaldı ve sonra yavaş yavaş yaklaştı. Niye bu kadar korkak davranıyordu?
Fakat Cale, bu tepkiyi hiç düşünmemişti bile.
“Lock, kardeşlerine bakacağım. Git ve üç ay içinde Henituse bölgesine gel.”
“...Affedersiniz?”
“Ne affedersinizi? Anlaşmamızı unuttun mu?”
“Ha.”
Lock boş bir ifadeyle ona bakarken Cale, Lock’u nasıl kullanacağını düşünmüştü. Sonra Lock’a bir harita verdi. Hans’tan aldığı Kuzeydoğu bölgesi haritasıydı.
“Henituse. İşaretlenmiş olana gel. Kardeşlerinle orada olacağım, demem o ki ne yapıp edip geri dönmek zorundasın.”
“...Dönecek bir yer-”
Cale, Lock’un mırıldandığı şeyi duymazlıktan geldi ve Lock’un omzunu sıktı. Cale’in hayatının daha kolay olması için Lock’un geri dönmesi gerekiyordu.
“Evet. Geri dönecek bir yer. Unutma. Üç ay içinde dönmelisin.”
“Emr-Emredersiniz efendim! Üç ay içinde kesinlikle geri geleceğim.”
Lock’un başıyla onayladığını gören Cale, bir rahatlama hissetti. Romandaki hikaye biraz değişmişti ama en azından asıl konu olması gerektiği gibi devam ediyordu.
Bu iyi bir şeydi ,çünkü ne kadar çok şey romana uygun giderse geleceği o kadar çok tahmin edebilirdi. Beacrox’u da onlarla gönderemediği için canı sıkılmıştı ama Ron izinden döndükten sonra, Beacrox’u her zaman onunla gönderebilirdi.
Cale odadaki insanlara bakınırken yatağa uzandı ve her zamankinden daha rahat hissetti. Sonra, kapıyı açıp içeri giren Hans’a döndü.
Hans, bir şövalye gibi kapıyı koruyan Choi Han’a baktı, sonra kedilerle oynayan Lock’a, ardından büyülerle ilgili bir kitap okuyan Rosalyn’e ve en sonunda yatağında dinlenen Cale’e baktı. Sessizce ona yaklaşıp fısıldadı.
“Majestelerinin size bir madalya takmayı istediğiyle ilgili bir söylenti dolanıyor genç efendi.”
Hans’ın söylediği şeyi duyunca odadaki herkes durdu.
Sonra Hans, Cale’e sessizce bir dosya uzattı. Plaza Terör Olayı hakkında etrafta dönen söylentileri içeren bir dosyaydı. İlk satırı okuduktan sonra Cale’in sadece bir tepkisi vardı.
< Cale Henituse; Krallığı Karanlık Orman’dan koruyan Henituse ailesinin gurur kaynağı.>
“Aaaaahhhh.”
Oldukça derin bir iç çekişti.
Bunun olmasını bekliyordu ama yine de asabı bozulmuştu.
…..
Magnec