Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

51. Bölüm Özgürlük

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Eriyen Balhae Klanının üye sayısı azalıyordu. Arnin’de yaşanan olay ve Satranç Ormanındaki işlerin gidişatındaki beklenmeyen değişiklik onları ciddi derecede yaralamıştı. İnternet ortamındaki insanlar bile onlara karşı duruyorlardı. Artık Eriyen Balhae ismi dalga geçilen bir materyal haline gelmişti.

 

Şimdilik durum buydu.

 

Crockta ve Jeremy bile onları sıkıcı oldukları dolayısıyla eleştirmişlerdi.

 

“Kardeş, bunlar sonuncular mıydı?” Jeremy son Eriyen Balhae üyesini sağlam bir halatla sıkıca bağladıktan sonra sordu.

 

“Öyle görünüyor.”

 

Crockta onayladı. Eriyen Balhae’ye ait bir binaya baskın düzenlemişlerdi ve şu an içinde bulundukları oda o binadaki son odaydı. Satranç Ormanından sonra uğradıkları üçüncü şehirdi burası. Jeremy’nin esir aldığı kullanıcı hiç kurtulma şansı olmadığının farkındaydı ama mücadele etmeye çalışıyordu.

 

Yalvardı, “Lütfen yapmayın! Nasıl gelişeceğim! Param var, size verebilirim, lütfen…!”

 

“Kapa çeneni geri zekalı.”

 

Jeremy sırtına vurdu. Jeremy adam onun elinden kurtulmak için kıvrılıp bükülmeye, kaçmaya çalıştıkça adama vuruyordu.

 

Crockta omuz silkti. Görünüşe göre bu kullanıcı karakterini geliştirmek için çok çaba harcamıştı. Ekipmanları ileri seviyeydi ve klan içerisindeki güçlü üyelerden bir tanesiydi. Ama Crockta ve Jeremy daha güçlüydüler.

 

Jeremy adamın yüzünü tekmeledi. Adamın ağzından burnundan durmaksızın akan kan Jeremy’i durdurmamıştı. Adam bir süre sonra nefes almakta zorlandı ve baygınlık geçirdi. Jeremy son bağlama işlerini de bitirdi adam bayıldıktan sonra, ayağa kalktı ve adamla mücadelesi sırasında oluşan alnındaki terleri elinin tersiyle sildi.

 

“Pheww. Gerçekten onlardan etrafta çok var.”

 

Bütün Eriyen Balhae Klanı üyeleri, Crockta ve Jeremy’nin olduğu odada elleri ayakları sıkıca bağlı ağızları kapatılmış şekilde istiflendikleri yerlerde duruyorlardı. Kendilerine gelmiş olanlar solucan gibi kıvrılıp bükülerek kurtulmanın bir yolunu bulmaya çalışıyorlardı. Kapı açıldı, arkasından Derek’in daha önce göndermiş olduğu ulak belirdi.

 

“Bu temiz iş için elinize sağlık.”

 

Crockta nasıl olduğunu bilmiyordu ama Derek ona, çok sağlam kazanç sağladığından bahsetmişti. Adama göre Derek, basitçe Eriyen Balhae’yi bölgeden uzaklaştırarak, kontrolü ele almayı ayarlamıştı. Crockta ayrıntılar hakkında soru sormamıştı.

 

“Hey, Patron’un işleri iyi mi?” Jeremy sordu. Adam Jeremy’e dik dik baktı ve onayladı. “Tabi ki.”

 

“Uzun zaman oldu. Söyle ona bir hediyeyle yakında döneceğim.”

 

“Anlıyorum. Patron Derek’te senin için bir hediye ayarladı.”

 

“Patron’dan bir hediye? Ooo beklentimi arttırmalıyım o zaman? Nedir peki?”

 

“Ne olduğunu bilmiyorum.”

 

Jeremy adama yaklaştı ve bir elini adamın omuzuna koydu.

 

“Lanetlileri kontrol altında tutma işi iyi gidiyor değil mi?”

 

“Evet, endişelenme. Bir çoğu yıldızlar tarafından geri alındı bile.”

 

NPCler, bir kullanıcının karakteri tamamen gözden kaybolduğunda, onların kayboluşlarını ‘yıldızlar tarafından geri alınmak’ şeklinde ifade ederlerdi. Eriyen Balhae Klanının üyeleri, yarattıkları karakterleri silmek zorunda bırakılmışlardı, oyuna yeniden başlamış ya da oyunu bırakmışlardı.

 

“Bir sonraki durak noktamız neresi?” Crockta sordu.

 

Adam Crockta’ya karşı saygılı bir ifadeyle konuştu. “Crockta, başka durak noktası yok.”

 

“Neden?”

 

“Eriyen Balhae Klanının ilerleyişi durdu ve sahip olduğu üyeler artık piyasada değiller. Muhtemelen Klan dağıtılmış gibi görünüyor.”

 

“...Anlıyorum.”

 

“Evet, Eriyen Balhae Klanının sonu geldi.”

 

Eriyen Balhae Klanının dağılış süreci çok kısa bir sürede olmuştu. Kurdukları üsler, çalıştıkları bölgeler baskına uğramış, oralardaki üyeleri ‘Beton Metodu’ ile ele geçirilmişlerdi, dağılmaları aslında garip bir durum değildi.

 

Crockta pencereye doğru yürüdü. Odanın zemininde elleri kolları bağlı klan üyeleri vardı ama Crockta onları umursamadı, üzerlerine basarak yürümeye devam etti. Pencereye ulaştığında gökyüzüne baktı, mavi gökyüzünü görebiliyordu.

 

Pencereyi açtı, soğuk esinti bir anda içeriye doldu. Crockta gökyüzüne bakmaya başladı. Lenox için çıktığı bu intikam yolunun bu kadar çabuk sonlanacağını beklemiyordu. İçinde ne olduğunu bilmediği bir his vardı.

 

“Gerçekten sona erdi mi?”

 

“Evet, Crockta, Senden hiç bir şey saklanmadı.”

 

Crockta aniden döndü ve adamın yüzüne baktı. Adam konuşmaya devam etti. “Belki bu kaçınılmaz sonuçtu. Sen ve Jeremy her yerde o klanın üyelerini yakalayarak aktivitelerini baltaladınız. Bu kadar harika iş yaptınız.”

 

“Görüyorum.”

 

Jeremy ıslık çaldı. “Kardeş, tebrik ederim. Sonunda, intikamını almayı başarmadın mı?”

 

Crockta omuz silkti.

 

İntikam, gerçekten alabilmiş miydi? Soylu bir NPC ailesiyle müttefik olan Eriyen Balhae’nin orklara ihanet eden üyesi Grom’u yakalayamamıştı. Eğer klan dağılmışsa artık onların izini sürmek çok daha zor olacaktı. Crockta acı acı güldü.

 

Bu sadece yarım bir intikamdı. Ama Eriyen Balhae yarıdan fazla üyesini kaybetmişti. Crockta’nın ne kaybettiği onlar için önemsiz bir konuydu ve Crockta’da onların içinde bulunduğu durumu önemsemiyordu.

 

Şu anda zaman dinlenme zamanıydı. Yine de bu durum nihayete ermiş değildi. Bir gün Elder Lord’un güneşinin altında bir kez daha karşılaşacaklardı ve o zaman orkların intikam için geldiklerini ve bu intikamı ne kadar istediklerini anlayacaklardı.

 

“Derek sana bir hediye bıraktı.”

 

Adam Crockta’ya, üzerinde bir adres ve garip bir parola bulunan bir parça kağıt uzattı, şifre görünüşe göre bir iletişim metodu için parolaydı.

 

“Eğer klanın kalıntıları arasında kaybolan üyelerini aramak istiyorsan bunu kullan. Bu bir istihbarat loncasının adresi ve giriş için gerekli olan parola. Bu senin için yapabileceğimiz elimizden gelen son şey.”

 

“Teşekkür ederim.”

 

Crockta kağıt parçasını ceplerinden birine koydu. Bu yaşadıkları karşılıklı çıkar içeriyordu nasıl olsa. Artık her şey Crockta’nın kendi başaracaklarına bağlıydı.

 

“İyi iş.” Crockta Jeremy’le konuştu.

 

Jeremy güldü. “Kardeş gerçekten bir çok badire atlattın. İntikamın konusunda da emin ol iyi iş çıkardın.”

 

“Derek’in yanına geri mi döneceksin?”

 

“Tabi ki benim yanım Patron’un yanıdır.”

 

“Anlıyorum.”

 

Crockta Jeremy’nin yanına yürüdü ve sessizce kulağına fısıldadı. “Derek konusunda dikkatli olmalısın.”

 

“Huh?”

 

“Av köpekleri sadece kontrol edilebildikleri noktaya kadar yetiştirilirler, eğer zincirlerini kırarlar ya da kırmaya çalışırlarsa o zaman icaplarına bakılır.”

 

“Sen neden bahsediyorsun böyle?”

 

“Dikkatli olmaktan zarar gelmez.”

 

Crockta başka bir tarafa doğru bakıyordu. Derek tarafından gönderilen ulak fısıldaşırlarken onları izliyordu. Crockta gülümsedi ve Jeremy’nin sırtına vurdu.

 

“Bul’tar! Sende bir çok badire atlattın. Tekrar görüşene kadar hayatta kal.”

 

“Bu şimdi bir ayrılık mı? Ne kadar moral bozucu.”

 

“Seni bir gün tekrar göreceğim.”

 

“Evet. Kardeş bir gün mutlaka Anail’e gelip beni tekrar görmelisin.”

 

“Ayrıca, bunu bir kere denemek istiyordum.”

 

Crockta sırıttı ve Jeremy’le yumruklarını tokuşturdu.

 

“Bul’tar! Değil mi?”

 

“Yanlış. Sesinde hiç bir duygu yok. Daha güçlü. Bul’tar!”

 

“Pff, ne komik. Evet, Bul’tar!” Jeremy güldü ve kollarını indirdi. “Kardeş, hemen gidecek misin?”

 

Crockta onayladı.

 

“Bu doğru, gitmeliyim.”

 

Jeremy kolunu Crockta’nın boynuna doladı ve adamla konuştu. “Buranın temizliğinin icabına bakın.” Sonra Crockta’ya döndü. ”Kardeş, seni yolcu edeyim.”

 

“Tabi.”

 

Crockta ve Jeremy odadan ayrıldılar.

 

İçinde bulundukları binanın girişine doğru ilerlerlerken geçtikleri her yerde Eriyen Balhae Klanının üyeleri bağlarından kurtulmaya çalışarak kıvranıyorlardı. Bir kısmı oyunla bağlantılarını kesmişlerdi bile. Crockta ve Jeremy manzara karşısında sırıtmadan edemediler.

 

Girişe ulaşmışlardı, birbirlerine baktılar. İkili ciddiyetle el sıkıştılar. Ayrılıkları uzun sürmemişti, sadece kısa bir el sıkışma ve göz teması. Birbirlerinin omuzlarına vurup farklı yönlere dönerek, bir gün yeniden karşılaşacaklarına dair emin olarak, ayrıldılar.

 

*** ***

 

Jeremy Crockta’nın gidişini izledi ve tekrardan Eriyen Balhae’nin binasına girdi. Burası artık Derek’in malıydı ve Derek’in elemanları binayı Eriyen Balhae üyelerinden temizliyorlardı.

 

Derek’in onlarla iletişim kurması için gönderdiği ulak seslendi, “Jeremy.”

 

“Huh?”

 

“Patron’dan bir mektup var sana.”

 

“Bir mektup?”

 

Adam Jeremy’e beyaz bir zarf uzattı. Her zamanki gibi zarf kırmızı bal mumuyla ve Derek’in damgasıyla mühürlenmişti. Jeremy zarfı açtı ve üfledi. Bal mumu kalıntıları yere döküldü.

 

“Hrmmm… Bu sefer ne yapmalıyım bakalım…?”

 

Bir an için, Jeremy gözlerine inanamadı. Mektubun içeriği beklenmedikti. Bitirdiğinde neredeyse ‘ne lan bu şimdi’ diyecekti ağzını açıp.

 

‘Derek’e dikkat etmelisin’

 

Crockta’nın ona söylediklerini hatırladı. Daha tam olarak neler olduğunu anlamasada, Jeremy’nin iç güdüleri yüzünü tam bir sakinlik maskesiyle koruması gerektiğini söylüyorlardı. Jeremy delicesine atan kalbini sakinleştirdi ve gülümsedi. Şu an yaşadıklarını dışarı vuramazdı ve sanki daha önceden bekliyormuş gibi davranmalıydı.

 

“Kesinlikle…”

 

Sesi konuşurken titremişti. ‘Sakinleş Jeremy.’

 

“Patron’dan beklendiği gibi değil mi? Çok dikkatli biri. Değil mi?”

 

“.....”

 

“Risk faktörleri her zaman ortadan kaldırılmalı. Bu her zaman en önemli şey.”

 

Jeremy güldü. Kas katı kesilmiş elleriyle zorlukla katladı mektubu. Sonra zarfın içerisine yerleştirdi tekrardan, hala gülümsüyordu. Yüzünde bir gülümseme vardı ama zihni içinde bulunduğu durumu hızlıca analiz ediyordu.

 

Derek’in Jeremy’e gönderdiği mektubun içeriği basitti.

 

[Crockta’yı öldür.]

 

Jeremy, Derek’i iyi tanıyordu. Bu şekilde yanında çalışanları test ediyordu Derek. En ufak bir tereddüt ya da şaşkınlık gösteremezdi. Sadık bir köpek olmalıydı, eğer avlanmayı reddederse anında icabına bakılırdı.

 

‘Ama neden? Patron, neden ben?’

 

Jeremy aklından o soru geçtiği anda farkına vardı. Gülmeden edemedi.

 

‘Anlıyorum.’

 

Crockta’yı öldürme işi… Derek halihazırda bir şeylerden işkillenmişti ve şüpheleri vardı, sanki Jeremy’nin içini görebiliyor gibi. Derek mutlak bir itaat isterdi. Jeremy daha önce Derek’in emirlerine uymayanların icabına, ‘hainlerin icabına’ bir çok kez bakmıştı.

 

Bu sayede Derek’in aklından geçenleri anlayabiliyordu Jeremy. Bu şekilde bir düşünce yapısıyla, Derek’in ondan gelecekte isteyebileceği adaletsiz istekleri yerine getirebileceğini zannetmiyordu Jeremy.

 

‘Kesinlikle Patron harika bir adam.’ Jeremy düşünmeye devam etti. Derek, Jeremy’nin aklından geçenleri, daha kendisi bile farkına varmadan, görmüştü.

 

Ama aynı zamanda birazda alınmıştı. Derek’in direk altındaki adam olarak her şeyle o ilgileniyordu. Bu işi hiç şüpheye yer bırakmadan yapmıştı şimdiye kadar. Derek için özel bir yeri olduğunu düşünüyordu. Bir köpekten daha fazlası olduğunu umuyordu.

 

Bu sadece onun gururuydu.

 

“Hey, Kardeş. Patron sana bir şey söyledi mi?” Jeremy sordu.

 

Adam şaşırmış göründü ama Jeremy sadece güldü. “Eğer herhangi bir şaşkınlık yada itiraz ifadesi gösterseydim, beni anında öldürecek miydin?”

 

“.....!”

 

Adamın gözleri genişledi. Geri çekilmeye çalıştığı an, Jeremy’nin kılıcı boğazını deşti, etrafa kan saçıldı.

 

“Bir şekilde, boğazın sanki yaşlı adamlarınki kadar sıkı.”

 

“Öhöööe…”

 

Adam yere yığıldı.

 

Derek’in orada bulunan diğer adamları Jeremy’nin etrafını sardılar. Saldırıları ezici derecede akıcıydı. Buradaki adamlar güçlüydüler.

 

Jeremy kıkırdadı.

 

Onların dikkate almadıklar, ön göremedikleri bir şey vardı. Jeremy’nin vücudu rüzgar gibi hareket ediyordu, karşısındakiler onun kim olduğunu bilmiyorlardı. Bunu fark ettiklerinde adamlardan biri için artık çok geçti. Düşman formasyonu içlerinden bir tanesinin ölmesiyle bozulmuştu, Jeremy onların icabına sırayla bakıyordu, direnemeden katlediliyorlardı sanki, ölüyorlardı. Jeremy’nin onları öldürürken ki ifadesi bir buz kadar soğuktu ve son adamında boğazını kesti.

 

Jeremy artık çok güçlüydü. Crockta ile birlikte savaştıktan sonra eski haline göre çok güçlenmişti.

 

Bu durum Derek’in beklentilerinin ötesindeydi. Bu doğal bir durumdu aslında, Jeremy, Crockta’yla beraber çok uzun zaman geçirmişti, başka biriyle değil. Derek’in ön görüsü bir kez daha ork savaşçı Crockta tarafından yanıltılmıştı. Crockta ön görülemez ya da tahmin edilemez biriydi, etrafındaki olaylara sürekli müdahale ederek tahmin edilemez şekilde değişmelerine neden oluyordu.

 

“Eğer o ork kardeşle birlikteysem, daha güçlü olmalıyım.”

 

O kadar umarsız bir adamın yanında olmak için, güçlü olmak bir gereklilikti. Jeremy derin bir nefes aldı ve pencereden tarafa doğru yürüdü. Yerdeki Derek’in adamlarının cesetlerine ve elleri kolları bağlı lanetlilere basarak, onları umursamadan ayakları altında ezerek yürüdü. Pencereye ulaştığında mavi gökyüzünü görebiliyordu.

 

Jeremy önündeki enginliğe baktı.

 

“Bu görüntü ork kardeşin burada durmasının nedeni olsa gerek.”

 

Eriyen Balhae Klanını bitirdikten sonra, Crockta pencerenin önüne gelmiş ve gökyüzüne bakmıştı, Jeremy o an Crockta’nın bunu neden yaptığını anlayamamıştı.

 

“Gökyüzü haklı.”

 

Derek onu terk etmişti ama aslında o da Derek’i terk etmişti. Onu tutan zincirlerden kurtulmuştu bir kere. Hem Derek, hem de onu sınırlayan Anail’in arka sokaklarındaki hayatı, artık yoktu onun için.

 

Dünya onun bildiğinden ve gördüğünden çok daha geniş ve engindi, artık onu bağlayan bir zincir de kalmamıştı.

 

Jeremy kollarını açtı. Dışarıdan içeriye doğru esen serin rüzgar onu arındırıyordu sanki.

 

Muhtemelen Derek onun peşine düşecekti. Ayrıca bir işte bulması gerekiyordu. Bildiği tek şey kılıcını nasıl kullanabildiğiydi. Ailesi yada arkadaşı yoktu. Bu dünyaya sadece elinde kılıcıyla fırlatılmıştı sanki.

 

“Hiç bir yere ait olmayan bir insan…”

 

Geleceği ve kaderi kendi ellerine geri dönmüşlerdi. Gelecekte bir sürü düşmanı olabilirdi.

 

Özgürlük.

 

Jeremy gözlerini kapattı.

 

...Zevkten kendinden geçmek üzereydi.