Yaşasın bölümmm
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
25. Bölüm Ağzımı Bozmak Benim Olayım Sayılır
Heidel sürüsüyle işini bitiren Rufus, köye geri dönmüştü. Bir önceki ziyaretinden hanların aynı alanda toplaştığını biliyordu, dolayısıyla grubun kalanını bulmaktan yana bir endişesi yoktu. Çölün üzerine alacakaranlık çökerken gökyüzü, turuncu ve altın sarısının hakim olduğu zengin bir maviye dönüyordu. Büyülü lambalar köy yolunu boylu boyunca aydınlatıyor ve bir çeşit akşam pazarı kuruluyordu. Işığın kayboluşuyla vardiyalarını bitiren pek çok taşocağı işçisi de köye dönmüştü. Toplaşan insanların arasında ilerleyen Rufus, tanıdık bir yüzle karşılaştı.
“Jason?”
“Aa, merhaba, Rufus,” dedi Jason, el sallayarak. Et şiş satan bir tezgahın arkasındaydı ve Rufus’un tezgahın sahibi olduğunu düşündüğü bir adamın etleri kızartmasına yardımcı oluyordu.
“Ne yapıyorsun sen?” diye sordu Rufus.
“Dan bana şu yemeği yapmayı öğretiyordu… adı neydi ya?” “Bruschard,” dedi Dan.
“Devasa bir solucan aslında!” dedi Jason. “Neyse ki bunu öğrenmeden önce tadına bakmıştım.”
“Buraya bayağı uyum sağlamışsın anlaşılan,” dedi Rufus.
“Aynen, sen beni düşünme,” dedi Jason. “İntikamını almaya falan bak. Ben burada iyiyim. Ha bu arada, Gary en sondaki büyük logolu hanı tuttu. Tabelasında küçük bir ev ve yük arabası var.”
“Teşekkürler,” dedi Rufus.
“Eveet,” dedi Jason, Dan’e dönerek. “Şu sos malzemelerini tekrar etsene. Adlarını hiç duymamıştım, o yüzden hepsini not etmem gerekecek. Yani kağıda da ihtiyacım olacak…”
Bundan saatler önce Jason, çevre yolunda mutlu mesut dolanıp köyü turlamak için sık sık mola veriyordu. Konuşmaya fazlasıyla açık olduğu anlaşılan köylüleri durdurup onlarla sohbet ediyordu. Köylüler köyleriyle gururlanıyor ve Jason da bu haklı gururlarından memnuniyet duyuyordu. Renkli evler davetkar görünüyor, her yeri dolduran yeşillikler orayı çölden ayırıyordu. Hava ferah, temiz ve serindi. Jason, Gary’nin bir altın parayla şehirdeki en iyi binayı satın alırsın deyişini hatırladıkça acaba mı demeden edemiyordu.
Bir noktada kapalı bir otobüs durağını andıran bir şeye denk gelmişti ama üzerinde tarife yerine çeşitli kağıt parçalarının iliştirildiği bir ilan panosu vardı. Kağıtlarda çeşitli canavar tasvirleri ile en son ne zaman, nerede görüldükleri yazılıydı. Yoldan geçen birine bu konuda sorular sormuş ve kız da köyün adına yaraşır şekilde mutlu mesut yanıt vermişti. O köylü kızın, yani Doris’in anlattığı kadarıyla ne zaman köy civarında bir canavar görülse onunla ilgili tüm detaylar yazıya dökülür ve panoya asılırdı. Maceracılar da her ay o ilanları tarar ve panodaki tüm canavarların icabına bakardı.
Doris, Jason’ın bu denli temel bir şeyi bilmemesine şaşırmıştı. Jason da o öğleden sonra defalarca yaptığı gibi yakın zamanda dünyadan bihaber ücra bir yerden geldiğini söylemişti. Ki gerçek de aşağı yukarı böyleydi.
Ziyaretçilerin çoğu taş tüccarlarından oluştuğu için yerliler de Jason’ı onun kendilerini bulduğu kadar ilginç buluyordu. Maceracılar aylık devriyeler haricinde ortalıkta pek görünmüyordu ve eldeki verilere göre hepsi de huysuz insanlardı. Ücra köylere gitmek onlar için ceza mahiyetinde bir görevdi, haliyle bu ziyaretler dostane geçmiyordu.
Şu anda köyden geçmekte olan yüksek kademe maceracı grubu herkesin dilindeydi. Jason da onlarla seyahat ediyordu ama bir maceracı değildi, bu da onu daha yaklaşılası kılıyordu. Dedikodu malzemesi arayan köylüler için mükemmel bir kombinasyondu. Haliyle Jason, adak ritüeli ve kan tarikatına dair yürek parçalayıcı hikayeler anlatmakla yükümlüydü.
Yerliler Jason’a en iyi içkiyi nerede içeceğini ve sarhoş taşocağı işçileriyle dolu olması nedeniyle kaçınması gereken yerleri öğretmişlerdi. Jason, su timsali bulmak için göle dalarak geçinenlerle, köyün belediye başkanıyla ve de şelaleyi korumakla görevli adamla tanışmıştı. İnsanların çıkıp şelaleye bakmasına izin veriliyordu ama onları suyun kaynağı olan astral boşluktan uzak tutmak adına 7/24 nöbet tutan muhafızlar bulunuyordu.
Güneş batmaya başladığında şelaleden köydeki göle uzanan kanalın üzerindeki köprüye çıkarak göğün kırmızı-altın rengine bürünüşünü izlemişti. Köylülerden bir akşam pazarı kurulacağını öğrenince de yavaşça oraya yönelmişti. Kurulan ilk tezgahlardan birinde et şişleri kızartan bir adam görmüştü. Etin ve üzerlerine sürülen sosun kokusuysa inanılmaz kışkırtıcıydı.
“Harika kokuyor,” demişti Jason. “Şundan denemem lazım. Ben Jason, bu arada.”
Adam da kendisini, “Dan,” diye tanıtmıştı.
***
Gary, koca ayaklarını tahta basamaklara vura vura, uykulu gözlerle merdivenlerden iniyordu. Alt katta akşamları kullanılan bir bar ve birkaç masanın bulunduğu bir ortak alan vardı. Gary, Anisa, Rufus ve Farrah’la buluşmak için daha çok masanın bulunduğu avluya yöneldi.
“Jason kalkmadı mı?” diye sordu.
“Kapısını çaldım ama yanıt gelmedi,” dedi Rufus. “Uykusu ağır olabilir mi?” dedi Farrah.
“İki günde kaç kez bayıltılmıştı?” dedi Gary. “Muhtemelen dinlenmeye ihtiyacı vardır.”
O sırada bir hizmetli masalarına yaklaştı.
“Arkadaşınızı mı arıyorsunuz?” diye sordu. “Mutfakta.” “Ne işi var mutfakta?” diye sordu Farrah.
“Mucizeler gerçekleştiriyor!” diye bağıran Jason, avluda beliriverdi. Elinde dört tabak sığdırdığı kocaman bir tepsi taşıyordu. Tepsiyi masaya koyarak tabaklarla çatal bıçakları dağıttı.
“Meğer ellerinde demirhindi ve bir çeşit soğan varmış,” dedi Jason, “ben de damat yumurtası yaptım. Adının neden öyle olduğu hakkında hiçbir fikrim yok bu arada. Bu yumurtaların ne tür bir hayvandan geldiği hakkında da. Yine de leziz oldu.”
Kaynatılıp derin yağda kızartılan yumurtaların sos, kızarmış soğan ve bolca garnitür eşliğinde ikiye bölünerek servis edildiği bir yemekti. Jason, masadaki yerini almadan önce boş tepsiyi hizmetçi kıza uzattı.
“Diğer malzemelerin bir kısmında deneme yanılma yapmam gerekti,” diye itiraf etti, “ama sonuç bayağı iyi oldu. Martha muntazam biri.”
“Martha?” diye sordu Farrah.
“Bunlar harikaymış,” diye mırıldanan Gary’nin ağzında bir çatal dolusu yumurta vardı. Jason, “Martha, hanın sahibi,” dedi.
“Gerçekten buraya iyi uyum sağlamışsın,” dedi Rufus. Jason da kafa salladı ama ağzı dolu olduğu için konuşmadı.
“Bunlar iyiymiş,” dedi Farrah, iki ısırık arasında.
“Ben ruh parasıyla idare etmekten gayet memnunum,” dedi Anisa. “Harika,” diyen Gary, kızın tabağını da kendi önüne çekti.
Jason, yumurtaları işaret ederek Rufus’a, “Benim gözümde,” dedi, “buraya gelmek yeni bir başlangıç yapmak gibi. Artık hiç yapmadığım için pişmanlık duyduğum şeyleri yapabilirim. Sadece yirmi üç yaşındayım ama karşıma çıkan fırsatları boşa harcamak konusunda bayağı başarılıyım.”
“Çok şaşırtıcı,” dedi Anisa, düpedüz.
“Görünüşe göre çirkef olmak “pislik” sayılmıyor,” diyen Jason, Anisa’nın ayağa fırlamasına yol açtı.
“Ağzını bozmaya mı kalktın sen?”
“Sık sık yaparım,” dedi Jason, gülerek. “Benim olayım bu diyebilirim.”
“Bana kalırsa senin olayın aşçılık olabilir,” dedi Gary, bir ağız dolusu daha yumurta yerken.
“Birden fazla olayım olabilir.”
Anisa’nın patlamak üzere olduğu barizdi ama Rufus onun önüne geçerek ciddiyetle, “Anisa,” dedi. “Madem kahvaltı yapmayacaksın, gidip hazırlanmaya başlasana.”
“Hazırım zaten,” dedi kız, sertçe. “Öyleyse yürüyüşe çık,” dedi Rufus.
Anisa Jason’a ters ters baksa da daha fazla konuşmadan ortamdan uzaklaştı.
Rufus da bıkkın gözlerle Jason’a döndü.
“Şu kızı bu kadar zorlamama ihtimalin var mı acaba?” diye sordu.
“Dürüst olayım mı?” dedi Jason. “Muhtemelen yok.” Gary kıs kıs güldü.
“Hiç değilse deneyemez misin?” diye sordu Rufus. “İkimiz de onun asla boyun eğmeyeceğini biliyoruz, o yüzden büyüklük sende kalmalı. Takımın bütünlüğü için.”
Jason iç çekti.
“Sanırım birazcık çocukluk ediyorum,” dedi Jason. “Peki, elimden geleni yapacağım. Ama baştan uyarayım; ‘elimden gelen’ şey pek de fazla olmayabilir. Kız cidden sinirime dokunabiliyor, anlıyor musunuz?”
“Ah, inan ki anlıyoruz,” dedi Farrah.
“Sürekli burnu havadayken,” dedi Jason, “bir şeylere çarpıp durmaması şaşırtıcı.”
“Şöyle düşün,” dedi Rufus. “Daha az önce yeni bir başlangıçtan bahsediyordun. Bunu da daha iyi bir insan olma fırsatı olarak gör.”
Jason bir süre düşündü.
“Bunu sevdim,” dedi. “Eski hayatımın yükünü taşımadan kim olmak istiyorsam o olabilirim.”
“Peki ya o hayata dönmenin bir yolunu bulursan?” diye sordu Farrah. “O zaman gittiğimden daha iyi bir halde geri dönerim,” dedi Jason.
“Bu takdir edilesi,” dedi Rufus, sonra da çatalını ağzına götürdü. “Bunlar cidden güzelmiş.”
“Ağzın doluyken konuşma,” dedi Farrah. “Sen Gary değilsin.” “Bu bir iltifat mıydı, yoksa hakaret mi?” diye sordu Gary.
“Ee, çılgınca intikamınız ne oldu sizin?” dedi Jason. “Onu öldürmeyeceğinizi söylemiştiniz, değil mi? Farrah işkence etmeye fazla hevesli gibiydi, gerçi.”
“Adamı bulamadık ama ardında bir iz bırakmış,” dedi Rufus. “İzini sürüp sorularımızı soracak, sonra da onu Anisa’nın kilisesine teslim edeceğiz.”
“Yakalayabilirsek tabii,” dedi Farrah. “Bizim oğlan dün sabah aceleyle köyden ayrılmış anlaşılan.”
“Malikaneden kaçanlar onu uyarmış mıdır sizce?” diye sordu Jason.
“Büyük ihtimalle,” dedi Farrah. “Bugün şehri arayıp tarayacağız, neler bulabiliriz bir bakacağız. Bir sonuç alamazsak boş verir ve bu işi Anisa’nın kilisesine bırakırız.”
“Öyleyse marketteki İhtiyar Murph’le başlamalısınız,” dedi Jason. “Köyün tüm sırları o adamdan sorulur.”
“Jason,” diye sordu Farrah, “Işınlandığın dünya bu köy olabilir mi acaba?”
“Ne?” dedi Jason. “Onunla dün akşam tanıştım ya.”
“Ee, sen de bizimle gelecek misin?” dedi Rufus, Jason’a.
“Kan tarikatı maskaralıklarına fazlasıyla karnım tok, çok teşekkürler, o adama yapacağınız şeyin bir parçası olmak da istemem. Beni şelalenin tepesine çıkartacak bir adam buldum. Anlaşılan tüm o yolu çıkabilmemizi sağlayan bir dağ yolu varmış.”
“Seni astral boşluğa sokmayacakları kesin ama,” dedi Farrah. “Maalesef öyle,” dedi Jason. “Kimse burnunu sokmasın diye oraya bir muhafız yerleştirmişler. Yine de şöyle bir bakmak için yaklaşmamıza izin veriyorlarmış. Sizi de davet ederdim ama görülecek bir intikamınız falan var.”
“Bahse varım oranın manzarası harikadır,” dedi Gary. “Ben de seninle gelmek isterdim doğrusu.”
“Odaklan, Gary,” dedi Rufus.
“Herif gittiyse gitmiştir,” dedi Gary. “Her halükarda Anisa’nın kilisesine teslim edeceksek bırakalım bu işle onlar ilgilensin.”
“Olmaz,” dedi Rufus. “Benim yanıtlanması gereken sorularım var. O adamın izini süreceğiz.”
Diyen Rufus, çatalını yarım yumurtalardan birine sapladı. “Ama kahvaltıdan sonra.”
Magnec