Yok oluşu temsil eden kiyamet gayet olumlu bence.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
13. Bölüm Geri Adım Attığımız Kısma Geldik
Jason dengesiz adımlarla arkalarından giderken üç eski mahkum merdivenlerden iniyordu. Dik basamaklarda alçaldıkça boğucu sıcaklık artarak grubu yutuyordu. Hava daha nemli, daha ağır hale geliyor, nefes almak bile bir angaryaya dönüşüyordu. Jason kanın bakırımsı tadının dilinin her zerresine yayıldığını hissediyordu. Havuz, yüzeyin hemen altına bir şeyler çarpıyormuşçasına gürültüyle çalkalanıyordu. Bu ses özellikle de odanın ortasına yaklaştıkça dört bir yanda yankılanıyordu. Basamakların sonuna doğru üzerinden geçtikleri Başrahip Darryl’in cesedi, elden çıkartılmış bir kukla misali yayılmıştı.
Jason, tam geçerken bedene tek bir parmağıyla dokundu.
- [Kan Tarikatı Lideri]'ni envanterinize katmak ister misiniz?
Basamaklardan inmeye devam ederken de zihniyle onayladı.
---------------------------------------------------------
[İyileşme İksiri (Bronz)] envanterinize eklendi.
3 [Altın Ruh Parası] envanterinize eklendi.
11 [Gümüş Ruh Parası] envanterinize eklendi.
216 [Bakır Ruh Parası] envanterinize eklendi.
341 [Demir Ruh Parası] envanterinize eklendi.
471 [Düşük Seviye Ruh Parası] envanterinize eklendi.
---------------------------------------------------------
Tıpkı Landemere Vane gibi başrahip de üzerinde binden fazla bozuk para taşıyordu. Onları nereye soktuğuna gelince, Jason yalnızca bir tahmin yürütebilirdi.
“Buradaki herkesin envanteri mi var?”
“Ne?” diye bağırdı Farrah. Kan havuzuna yaklaştıkça çılgınca fokurtuları yüzünden sesini duyurmak zorlaşıyordu.
Jason, “Yok bir şey,” diye bağırarak karşılık verdi.
Jason’ın ilgisini çeken asıl şey iyileşme iksiriydi ve odanın en alt noktasına ulaşır ulaşmaz da şişeyi envanterinden çıkartarak kafasına dikti.
Farrah Jason’ın iksiri içtiğini görünce uyarırcasına elini salladı.
“Jason, yapma—”
Ama iksir çoktan Jason’ın boğazından aşağı inmeye başlamıştı. “Ne oldu?” diyen Rufus, Gary’yle birlikte dönüp baktı. “Jason az önce bir iksir içti,” dedi Farrah.
“Bir ruh parası kullandıktan hemen sonra mı?” diye sordu Gary.
“Kötü mü yaptım?” dedi Jason. “Hakikaten iksir niye hiç etki etmedi ki?”
Diğerleri yalnızca acıma dolu bakışlarla karşılık verdi. Saniyeler sonraysa Jason’ın midesine çılgınca kramplar saplandı. İki büklüm oldu, çaresizce bir kusma isteğine kapılsa da bunu gerçekleştiremez hale geldi.
---------------------------------------------------------
Bedeniniz hala büyü etkisindeyken bir iyileşme iksiri kullandınız.
İyileşme iksiri etki etmekte başarısız oldu. [Mana Toksini]’ne maruz kaldınız.
[Mana Toksini] (acı, zehir, büyü): Mananızı geri kazanamazsınız. Onarıcı öğeler etki etmez. Mana kullanmanın bedelini ödersiniz.
---------------------------------------------------------
Jason homurdandı. Başlangıçtaki acı geçmişti ama artık midesi de kafası kadar korkunç durumdaydı.
“Ruh parası kullanmayı bilmeyişini hesaba katarak seni uyarmış olmalıydım,” dedi Rufus. “Ama iksirinin olduğunu bilmiyordum. İyi misin?”
“Dürüst olmak gerekirse,” dedi Jason, boğuk bir sesle, “bu beni o kadar da etkilemeyecek. Başıma gelebilecek çok daha kötü şeyler var.”
Rufus başıyla onay verdi ve Jason’ın en arkada olduğu grup, çalkalanan kırmızı sıvılarla dolu havuza döndü. Dışarıya açılan büyük kapıların yakınlarındaki bölge havuzun etrafındaki en geniş alanı teşkil ediyordu, odanın büyük bir kısmındaysa havuzla duvarlar arasında ufacık bir aralık vardı. Odaya ilk giriş yaptıklarında havuz yalnızca orta kısımdan çalkalanırken şimdi kaynamak üzere bir demlik su misali tamamından etrafa kırmızı sıvılar sıçrıyordu.
“Hepsi kan olamaz, değil mi?” diye bağırdı Jason, sesi bastırmak için.
“Evet,” diye yanıtladı Farrah. “Büyük oranda bir simya karışımı, içinde de bayağı kan var tabii. En az bir düzine insanın kanı akmıştır. Hatta belki yirmi.”
“Bu yaratıkla savaşmamız gerektiğinden emin misiniz?” diye sordu Gary. “Boynumda şu tasma olmasaydı kendimi çok daha iyi hissederdim.”
“Hepimiz aynı durumdayız,” dedi Rufus.
“Benden söylemesi,” dedi Gary. “Kıyamet yaratığı denen bir şeyle savaşacaksam güçlerimin olmasını yeğlerim.”
“Elimizden ne gelirse yapacağız,” dedi Rufus. “Elimizden gelmeyenlerden yakınmanın yardımı dokunmayacak.”
“Tam olarak yeraltı yaratığı olarak sınıflandırılmamış aslında,” dedi Farrah. “Bu daha ziyade gayri resmi bir kategori.”
“Tam da buna ihtiyacımız vardı zaten,” dedi Gary. “Bilgiçlik.”
“Bileklik mi dediiin?” diye bağırdı Jason. Kanvari havuzun çalkalanışı giderek kuvvetleniyordu. “Bileklerinde bir sorun mu var?”
“Bilgiçlik dediiim!” diye bağırdı Gary.
Rufus ise, “İkiniz de çenenizi kapar mısınız lütfen!” diye kükredi.
“Bu yaratığı kendi haline bırakırsak,” diye bağırdı Farrah, “dışarı çıkar ve yerel hayvanlardan beslenmeye başlar. Beslendikçe daha da güçlenir. Yolu bir köye ya da şehre düşerse de yerel güçlerin durduramayacağı kadar güçlü hale gelir.”
“Yeteneklerimiz mühürlüyken herhangi bir şey yapabilir miyiz ki?” diye sordu Gary. “Bir avuç mürit neyse de dünyaları yok eden bir kan yaratığı? Toplamda tek bir kılıcımız var. Yardım bulmaya gitmek çok kötü bir fikir olmayabilir.”
“Gerçek yardımın buraya ulaşmasına çok var,” dedi Farrah.
İkili belirleyici oyu vermesi için Rufus’a bakarken o, Jason’a odaklandı.
“Hepimizin şimdiye canavar çorbasına dönmemesinin tek sebebi sensin,” diye bağırdı Rufus. “Karar senin.”
Jason kendisine dönen üç kişiye baktı. Onun boyunu ne kadar aşan bir durumun içerisinde olduğuna dair hiçbir fikirlerinin olmadığı belliydi.
“Şansımız var mı ki?” diye bağırdı Jason. “Bittik,” dedi Gary.
“Pek sayılmaz,” dedi Rufus.
Farah’sa, “Artık var,” dedi eliyle bir şeyi işaret ederek.
Herkes o noktaya döndü ve Cressida’nın havuza değil, odanın köşesindeki taş zemine düştüğü fark edildi. Maalesef onlara uzak kalan taraftaydı. Zeminle havuz arasında tek bir taş parçası vardı ama Cressida oraya uzunlamasına inmeyi başarmıştı.
“Tasmalarımızın anahtarı onda,” dedi Farrah. “Şu şeyi boynumdan bir çıkartabilirsem bu havuzdan her ne çıkarsa çıksın kan çorbasına çevirebilirim.”
“O havuzun kıyısında yürümek isteyeceğimi zannetmiyorum,” dedi Jason. “Bazen tüm seçenekler kötüdür, sanırım.”
“Öyleyse biz yaparız,” dedi Rufus. “Farrah, sen anahtarı al ama havuza dikkat et. Bu şey belirmeden anahtarı alıp geri dönmen en ideali olur ama Gary ve ben mecbur kalırsak onu oyalarız. Jason, sen ne tür dövüş becerilerine sahipsin?”
“Hiçbir tür,” diye bağırdı Jason. “Adamın teki tarafından defalarca kürekle bayıltıldım. Dövüşmekte çok kötüyüm.”
“Sorun değil,” diye karşılık verdi Rufus. “Arkada kal ve ölmemeye çalış.”
Farrah çoktan harekete geçmiş, kitabı yere bıraktığı gibi Rufus’un konuşmayı bitirmesini beklemeden havuza doğru yola koyulmuştu. Ardından çalkalanan kan havuzuna dikkat ederek, ihtiyatla duvara sarıldı. Tam da o anda fırtınalı bir deniz misali dalgalanan kanlar, bir göletin suları misali kımıltısız, dingin bir hal aldı. Dört bir yana yayılan gümbürtüler de ansızın son buldu.
“İşte başlıyoruz,” diyen Rufus’un sesi, ani sessizliği ihlal etti.
Derken havuzun kıyısında dalgalanmalar oluştu ve kanların arasında beklediklerinden daha küçük bir şey belirdi.
“Sülük mü o?” diye sordu Jason. Sülük olabilecek boyda ve şekildeydi ama bufa balığı gibi dişlerle kaplı, açık bir ağzı vardı.
“O şeyin bacağıma yapışmasını istemem,” dedi Gary. “Bu konuda hepimiz hemfikir olabiliriz bence,” diye katıldı Jason.
O anda ikinci ve sonra da üçüncü sülük göründü. İkişer ikişer geldiler, sonra beşer, sonra onar derken rögardan çıkan sular misali fışkırmaya başladılar. Üst üste yığıldılar, kımıl kımıl bir kütle halini aldılar.
“Muhtemelen daha şekillenme aşamasındayken saldırmamız lazım,” dedi Rufus, Gary’ye. “Önden gitmek istediğini sanmıyorum?”
“Bir sülük yığınıyla nasıl savaşacağım ki?” diye sordu Gary. “Kılıcın işe yarayacağını zannetmiyorum. Hem tek silahımız da sende zaten.”
Sülük yığınından bandaj gibi uzun ve ince, kana bulanmış kumaş şeritleri çıkmaya başlıyordu. Ve şeritler sülüklerin etrafına dolanarak yığını şekle sokuyordu.
“Ne yaptığına dair bir fikri olan?” diye sordu Rufus. “Benim yok,” dedi Gary. “Jason?”
Jason yanıt vermeyince ikili etrafa bakındı ve Jason’ın ortalıkta olmadığı fark edildi.
Gary merdivenlerin yukarısına ve kapının dışına da baktı ama Jason’dan iz yoktu. “Topuklamış!”
Böyle bir anda dikkat dağınıklığına yer yoktu, bu yüzden önlerinde şekillenen canavara döndüler. Yığından yeni kanlı şeritler çıkıyor ve giderek insansı denilebilecek bir şekle bürünüyordu. Ama bu yalnızca kabaca bir benzetmeydi, çünkü bandajların arasından sülükler çıktıkça dikişler yerinden oynuyordu. Dengede kalmaya çalışırken sülüklerini dökerek zar zor, belli belirsiz adımlar atıyordu.
“Sen yalnızca dikkatini çekecek kadar yakınında kal,” dedi Rufus. “Çok hızlı görünmüyor, bir süre oyalasak yeter.”
“Yumruk da atabilirim,” dedi Gary. “Artık insan şeklinde. Ben de insan yumruklamayı biliyorum.”
“Ne? Hayır…”
Derken Gary’nin yumruğu yaratığa indi, kan lekeli bandajları aşarak doğruca yaratığın göğsüne saplandı. Ama yaratığa hiç etki etmemiş gibi görünürken sendeleyen Gary oldu. Çamura saplanmış bir bacağın çıkarken çıkaracağı tarzda bir sesle birlikte kolu sülük canavarının içinden çıktı. Kolu sülüklerle kaplanmıştı ve sülükler, tüylerini aşıp tenine dişlerini saplıyorlardı. Gary, sarsılarak sülükleri çıkartmaya çalıştığı sırada acıdan ziyade öfkeden bağırıyordu. Dişlerinin arasına sıkıştırdıkları et ve tüy öbekleri de sülüklerle birlikte gidiyordu.
O anda sülük yığınının bağları yavaşça sıkılaştı ve daha belirgin, insansı bir şekle büründü. Artık daha hızlı, daha koordineli büyüyordu. Kaşları çatılan Rufus, kılıcını bir kenara atarak Farrah’ın ardında bıraktığı ağır kitabı aldı. Yaratığa doğru atılırken iki kolunu adamakıllı savurdu.
Kitap yaratığın gövdesine indi ve onu geriye doğru sendeletti. Bağları gevşedi, ana yığından bir kez daha sülükler döküldü. Zemin sülüklerle kaplanırken hepsi de bacaklarını hedefleyerek Gary ve Rufus’a doğru ilerlemeye başladı.
Rufus, kendisine ilerleyen sülükler yüzünden gerilerken durumu tatminkar bir şekilde gözlemleyerek, “Bir de kitabın hiçbir yardımı dokunmayacak demişti,” dedi.
Rufus, dişleri eline gömülünceye dek kitabın üzerinde sürünen sülüğü fark edemeyince çığlığı basarak kitabı yere düşürdü. Yaratığı elinden sıyırıp attı, etinden bir parça da beraberinde gitti. Kitabı almak için uzansa da her yerini sülükler sarmıştı.
Farrah’ın, “Yardım ediiin!” şeklindeki feryadını işitti ve etrafına bakındı.
Gary hala kana bulanmış kolundan çılgınca sülük ayıklıyordu. Farrah’sa havuz kenarındaki yolun çoğunu tamamlamıştı ama sülük yaratığını saranlar gibi kanlı bandajlar havuzdan çıkmıştı ve kızı sürüklemeye çalışıyorlardı.
Rufus, kılıcı düşürdüğü yeri bulmak için etrafına bakındı, sonra da yerden alıp havaya fırlattı. Kendinden emin fırlatışı tam isabetle sonuçlandı, kılıç Farrah’ın birkaç adım ötesine indi. Kız da kılıca atılarak kendisini havuza çekmeye çalışan bandajları geri püskürtmeye başladı.
Bu esnada sülük yaratığı bir kez daha bağlarını sağlamlaştırdı ve Rufus’a doğru yürümeye başladı. Rufus yaratıktan hızlı şekilde geriye doğru sıçradı ama yaratığın hızı, attığı her adımda artıyordu.
Rufus ayağı takılarak sırtüstü düşerken yaratık hala üzerine geliyordu, işte tam da o anda yukarıdan parlak bir ışık indi. Maksimum aydınlatmadaki yıldız ışığı peleriniyle süzülen Jason, Rufus’la kanlı canlı dehşetin arasına doğru alçalıyordu. O sırada bir avuç dolusu tuzu alarak dehşetin üzerine döktü. Yaratık irkilerek geri çekildi. Jason aynı şeyi tekrarlayınca yaratık bir kez daha geri adım atmak zorunda kaldı.
“İşe yaramasına gerçekten sevindim.”
“O şey de ne?” diye sordu Rufus, yavaşça ayaklanırken. “Tuz,” diyen Jason’sa bir avuç daha döktü.
“Mana toksinine maruz kalmışken mana mı kullandın sen?” diye sordu Gary. Kolu kan içindeydi ve hala epey kanaması varmış gibi duruyordu ama sülükler gitmişti ve Gary de hiç endişeli görünmüyordu.
“Zamana duyarlı gibi gelmişti,” dedi Jason. “Off, acıttı. Bunu yapmadan önce bile manam dibi görmek üzereydi zaten.”
Gary, Jason’ın yıldızlı pelerinine baktı.
“Işıldamamı sağlayan bir gücüm var derken şaka yapmıyormuşsun.”
O saniyede havuzun öbür tarafında bir ışık patlaması gerçekleşti ve bir gürültü yükseldi. Yangın hortumundan çıkarmış gibi görünen parlak bir lav akışı havayı yararak sülük canavarına çarptı. Jason kafasını çevirerek gözleri yuvalarından çıkmış şekilde patlamanın kaynağına döndü.
“Lanet olasıca bir LAV MIYDI O?”
Tasmasından kurtulmuş olan Farrah, ışıldayan kırmızı elini yaratığa doğru uzatmıştı. Bir şeyler mırıldanışıyla odanın içerisinde ikinci bir lav akışı patlak verdi. Havadaki nemi dağıtıp kan havuzunu kavuruşuyla bariz bir cızırtı işitildi. İki akkor lav akışı sonrası sülük canavarı büyük oranda yok edilmiş, onu bütün halde tutan bağlar tamamen çözülmüştü. “Bizim geri adım attığımız kısma geldik,” diyen Rufus, elini Jason’ın omzuna koydu.
“Bu kısım mı?”
Jason sendeleyerek Rufus’un arkasına geçtiğinde ısıyı hala yüzünde hissedebiliyordu, önlem almak adına birkaç adım daha geri çekildi. Farrah’ın havuzun ötesinden büyü yapışını işiterek o yana baktı. Kızın üzerinde birkaç ateş küresi süzülüyordu. O sırada kumaş şeritlerden biri kızı yakalamak için havuzdan atıldı ama kürelerden biri tarafından önü kesildi ve temas gerçekleşir gerçekleşmez kül oldu.
Farrah büyülü sözcüklerini sonlandırırken Jason, sülük yığınının kalıntılarından yükselen gümbürtüyü işitti. Yığın dağılmaya başlamıştı ama o anda altındaki zeminden bir lav çağlayanı fışkırdı. Gary, Jason ve Rufus daha da gerilerken lavlar gayzerin etrafına saçıldı, azaldı ve sonunda durma noktasına geldi.
Jason, ağzı beş karış açık kalmış şekilde yerdeki ışıltılı deliğe bakakaldı. Kan havuzundan yayılan kırmızı ışıklar sönüp yok olmuş, oda karanlığa gömülmüştü. Artık yalnızca Jason’ın pelerini ve lavın belli belirsiz parıltısı ışık sağlıyordu.
“Tüm sülüklere ulaşmalıyız!” diye seslendi Farrah. “Tek bir tane bile kalırsa kendisini yeniden yapılandırabilir!”
Jason zemine bakındı. Ana sülük yığını yakılmış olsa da Rufus ve Gary yaratığı oyalarken etrafa çok sayıda sülük saçılmıştı. Tuz kesesi hala Jason’ın kolunun altındaydı. Rufus ve Gary sülükleri ayaklarıyla ezerken Jason da üzerlerine tuz serpmeye başladı. Sülük yığını tuz karşısında yalnızca irkilip çekilirken tek kalan sülükler dişlerle dolu ağızlarından kanlar kusarak kuruyup kalıyor, can veriyordu.
En nihayetinde sülüklerden geriye yalnızca kan ve kül lekeleri kaldı.
---------------------------------------------------------
[Kanlı Canlı Dehşet]’i yok ettiniz.
Görev: [Kanlı Canlı Dehşet]
Tamamlanan Amaç: Kanlı Canlı Dehşeti yok edin. 1/1.
Ödül: [Günah Özü]
Görev tamamlandı.
100 [Bronz Ruh Parası] envanterinize eklendi.
1000 [Demir Ruh Parası] envanterinize eklendi.
---------------------------------------------------------
Jason temkinli bir şekilde ilerledi. Sülüklerden birinin tamamıyla yok olmak yerine cayır cayır yanarak uzaklaşmayı başarmış olduğunu fark etti. Ve ayak parmağıyla dürttü.
- [Kanlı Canlı Dehşet]'i envanterinize katmak ister misiniz?
Jason zihinsel bir onay verdi.
---------------------------------------------------------
[Kıyamet Uyanış Taşı] envanterinize eklendi.
10 [Bronz Ruh Parası] envanterinize eklendi.
100 [Demir Ruh Parası] envanterinize eklendi.
---------------------------------------------------------
Jason, listelenen uyanış taşına baktı. Kıyamet.
Kulağa pek olumlu gelmiyordu.
Magnec