Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

421. Bölüm Ou Yang Chuan

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Herkes yerini aldıktan sonra, Lin Tian Nan yemekleri söylemişti; lakin ortamdaki gerginlik yerini koruyordu. Lin Tian Nan çok sayıda ordu personelini çağırmıştı ve bu adamların hepsi de Wei Fan’ın kim olduğunu biliyordu. Kendisi Kan Tırpanı’nın patronuydu yani diğer bir deyişle, yeraltındaki en fazla güce sahip insandı. Aslında, Wei Fan Muhafız birliğinin ana hedefiydi ve o esnada adam, bizimle aynı masada oturuyordu. Açıkça seçilebildiği üzere Wei Fan hemen arkasında duran Ou Yang Chuan’dan sebep kendine güveniyordu.

 Lin Tian Nan’ın ordudan gelen arkadaşları rakibin ne denli güçlü olduğu hakkında herhangi bir fikre sahiplermiş gibi görünmüyorlardı; lakin Lin Tian Nan, bir Yang Yan üstadının ne kadar dehşet verici bir insan olduğunu bildiği için, diğerlerine durmaları için işaret vermişti. Aksi taktirde, korkarım ki bu odadan kimse canlı çıkamayacaktı.

……..

  Şarabı koyan Lin Tian Nan bardağını kaldırıp gülümsedi, ‘’Bu yemekte bizlere katıldığınız için epeyi şanslıyız, Şef Wei. Size içelim, şerefe!’’

  Fondipleyen Lin Tian Nan bir kez daha bardağını kaldırıp, arkadaşlığını göstermeye koyuldu. Wei Fan da hemen ayağa kalkıp, saygıyla elindeki bardağı bitirmiş ve gülümsemişti, ‘’Geçmişte, sizin itibarınıza hayranlık duyuyordum, Şef Lin. Artık sizinle tanıştığım için bu hayranlığımın ve söylentilerin ne kadar doğru, haklı olduklarını anlayabiliyorum. Lockheed Martin’in teknoloji merkezi, Tian Jin Grubu’nun kurucusu, gerçekten de karmaşık bir adamsınız…’’

 Lin Tian Nan acı acı gülümsedi, ‘’Olur mu öyle şey hiç? Şef Wei’nin eğlence sektöründeki başarılarının yanında, benim yaptıklarım ufak şeyler kalıyor. Ben sadece basit bir silah tüccarıyım. Senin gibi gökleri tek eliyle kapatabilecek biriyle kıyaslanmam mümkün değil.’’

 Wei Fan tereddüt etmiş, ardından gülümsemişti, ‘’Şef Lin, gerçekten alçakgönüllüsünüz. Ben sadece kanunu takip eden basit bir tüccarım. Kötü bir şey yapmadım.’’

 Lafını bitiren Wei Fan başını çevirip, Wan Er’e baktı, ‘’Bu dediklerimi ufak hanımefendiye sorabilirsiniz. Kendisi Fan Shu Şehri’nin en güzel süikastçisi, Cang Tong; ben de Ba Huang Şehri’ndeki [Binlerce Mezar]’ın Klan Başkanı’yım, ittifak olduğumuzu bile söyleyebilirsiniz. Son zamanlarda bu oyuna kafayı takmış durumdayım, kafayı koyduğumda bile rüyalarıma giriyor. Öyle kirli işlere ayıracak zamanım yok. Ufak Hanımefendi Lin, yanlış mıyım?’’

 Wan Er gülümsedi, ‘’Duyduğuma göre [Binlerce Cenaze] dört bir yana saldırıyor, oyuncuları öldürüyor ve oyunda adil olmayan ne varsa her şeyi yapıyormuş. Belki de Ba Huang Şehri’nin oyuncuları arasında, şeytani bir gücü temsil ediyorsunuz…’’

 Wei Fan utanmıştı. Gülümsedi, ‘’Eski borçlarımızı ödememiz lazım, yanlış mıyım? Bana sorun çıkaran insanlara karşı öyle hiçbir şey yapmadan duracak değilim ya? Zaten kaç yaşına gelmişim, gençlerin bana zorbalık yapmalarına izin veremem, doğru muyum?’’

 Wan Er onayladı, ‘’Evet, haklısınız.’’

 Wei Fan bana baktı, ‘’Bu ufak kardeşimiz Kaygısız Xiao Yao, değil mi? Beklediğim gibi…görünüşün, aynı oyundaki gibi yeteneklerini çok iyi gizliyor. Zhan Long’un kaç kişiyi öldürdüğünü hatırlıyor musun?’’

 Suratım ekşimişti, ‘’Ne yani, Şef Wei oyundaki meseleleri gerçek hayata mı taşımaya çalışıyor?’’

 Wei Fan burnunu ovdu, ‘’Olur mu canım öyle şey! Ben öyle biri değilim. Ayrıca sen, Şef Lin’in misafirlerinden birisin. En azından ona bu kadar saygı göstermem gerekir. Sadece…şunu unutma ki dağ dönmese bile, su değişecektir. Er ya da geç intikamımızı alacağız…Yani, Zhan Long dikkatli olsa iyi yapar, [Binlerce Cenaze] her an size saldırıp, geçmişte yaptığınız hareketleri ödetebilir….Ben gerçek hayatta intikam arayan biri değilim, yani en azından bu konuda rahat olabilirsin.’’

 Başımı öne sallayıp gülümsedi, ‘’O zaman sıkıntı yok. Zhan Long her zaman savaşa hazırdır!’’

……..

 Yemekler geldi. Şarap içmemiş, sadece masadaki yemeklere gömülmüştüm. Ardından Wan Er’in yemesi için birkaç yemek seçtim. Lin Tian Nan da bu konuda bana katılıyormuş gibi görünüyordu; zira hiçbir şey söylememişti. Sonuçta, Wan Er’le aramda yakın bir ilişkinin olduğunu biliyor olmalıydı. Etrafımıza o kadar koruma yerleştirdiğine göre bu kadarını bilmiyor olması mümkün değildi.

  Şarabı üç kere döndüren Wei Fan’ın suratı kızardı. Elindeki bardağı kaldırıp, ayağa fırlamış ve Lin Tian Nan’a doğru gülümsemişti, ‘’Patron Lin, bir kadeh daha kaldıralım. Ben…bendeniz, Wei Fan, hayatımda sizden başka kimseye hayranlık duymadım. Samimi söylüyorum. Tian Jin Grubu’nun yaptığı silahlara diyecek yok. Dünya çapındaki en iyi şirketlerden birisiniz. Duyduğuma göre yarattığınız Kahin Sistemi, Aegis Savaş Sistemi’yle bile başa çıkabiliyormuş. O Amerikalılar çıldırıyor olmalı, hahaha…’’

 Lin Tian Nan gülümsedi, ‘’Yok canım. Ben sadece bir tüccarım, öyle farklı bir yeteneğim yok. Asıl şirketi yöneten insan benim için önemlidir.’’

 Wei Fan gözlerini kıstı, ‘’Tian Jin Grubu’nun son zamanlarda nano mermileri ürettiğini biliyorum. Bu mermiler tank zırhlarına bile nüfuz edebiliyor. Duyduğuma göre televizyondaki ‘Garip Bilim Adamları’ bile buna karşı bir şey yapamamışlar. Hehe, sizden bir iyilik isteyecektim…’’

 Lin Tian Nan gülümsedi, ‘’Neymiş?’’

 Wei Fan gülümsedi, ‘’Sizden nano mermi almak istiyorum. Hei Hei, tabii bunu kabul edip etmeyeceğinizi bilmiyorum.’’

Lin Tian Nan soğuk bir kahkaha attı, ‘’Kendin için nano mermi mi alacaksın? Bu kanuna aykırı, biliyorsun ya? Daha yarım saat önce bana sıradan bir tüccar olduğunuzu söylemiştiniz. Bu gerçek ne ara değişti?’’

 Wei Fan tavrını koruyordu, ‘’Bu…ne demek istediğimi biliyorsunuz. Şirket olarak insanların bize saygı duymalarını sağlamak için, asıl meseleleri halletmemiz gerekir. Son zamanlarda Hang Zhou’daki suçluların çığırlarından çıktıklarını biliyorsunuz. Eğer Şef Lin bana birkaç kutu nano mermi yollayabilirse, o zaman birkaç el ateş ettiğim taktirde o suçlulara teknoloji çağında yaşadığımızı öğretebilirim…’’

 Lin Tian Nan acı acı gülümsedi, ‘’Pes et. Devletten izin almadığın sürece, sana tek bir mermi bile satmayacağım.’’

 ‘’Hey, Yaşlı Lin, bana bu kadarcık saygıyı bile çok mu görüyorsun?!’’ Wei Fan sahte gülümsemesiyle söylendi, ‘’Kardeşler böyle mi yapar? En azından bana birkaç bin mermi ver…’’

 Lin Tian Nan’ın suratında soğuk bir ifade vardı, ‘’Eğer vermeyeceğim diyorsam, vermeyeceğim! Silah piyasasındaki kuralları iyi biliyorsun. Bu kuralları çiğneyemeyiz.’’

 ‘’Oh?’’ Wei Fan hafifçe söylendi, ‘’He he, patron Lin cidden demirden bir tavukmuş. Bir tüy bile vermiyorsun. Hmph, cidden iyilik yapmıyorsun. Madem öyle…’’

 ‘’Shua Shua!’’ İki orta yaşlı ordu memuru ayağa kalkıp, Wei Fan’ın başına silahlarını dayamıştı. İçlerinden biri söylendi, ‘’Wei Fan, yapılan iyilikleri geri çevirme istiyorsan. Kim olduğunu sanıyorsun? Seni Hang Zhou’dan çekmek istemiyorum. Tian Jin Grubu’nu tehdit edeyim deme, yoksa sonun iyi olmaz!’’

 Wei Fan tereddüt etmişti, ‘’Haha, neden silah çekiyorsunuz ki? Burada barışçıl bir ortamda konuşuyoruz. Sadece şunu diyecektim; madem öyle…Yaşlı Lin bana saygı göstermiyor olsa bile, patronum olacak.’’

 Korgeneral yavaşa tabancasını çekti, gözleri öldürme isteğiyle doluydu, ‘’Sokak serserisi!’’

 Diğer general de hafifçe söylendi, ‘’Ufak bir doğum günü olsa da, bölgenin bir kilometre çapını ordu güçleri çevirmiş durumda. Wei Fan, eğer gerçekten tek bir elinde gökleri kaplayabileceğini düşünüyorsan, neden bunu bize göstermiyorsun!’’

 Wei Fan onaylayarak gülümsedi, ‘’Tamam tamam. Ben öyle biri değilim…’’

 Ou Yan Chuan hafifçe ayağa kalkıp, elini generalin silahına bastırıp gülümsedi, ‘’Genç adam, niye hemen sinirleniyorsun? Hadi, kaldır şu silahı. Bugün buraya Şef Lin’in doğum gününü kutlamaya geldik, niye kılıçları, silahları karıştırıyorsunuz ki…’’

 Yaşlı adam konuştuğu esnada parmaklarından alev hüzmeleri fırladı. Kaşla göz arasında general acı dolu bir çığlık atarak elindeki silahı bırakmıştı. Silahın namlusu oracıkta eriyip, masaya damlamaya başladı….

……

 ‘’Bu…’’ Korgeneral ayağa fırladı. Daha silahını çekemeden herifin etrafındaki hava donakalmıştı. Ou Yang Chuan yine harekete geçiyordu. Üst seviye Kraliyet Alemi üstadının aurasını kontrol ederek, kısa bir süre için herkesi durdurabiliyordu.

 Lin Tian Nan oracıkta titriyor ve hareket edemiyordu.

 Wan Er hemen bana baktı.

 Yavaşça ayağa kalkıp, kadehimi kaldırdım, ‘’Neden sakinleşip, biraz şarap içmiyoruz? Zaten bu olay başlı başlına bir yanlış anlaşılmadan çıkmadı mı?’’

 Ou Yang Chuan bana baktı, ‘’Oh? Bu genç adam epeyi güçlüymüş…’’

 Herife bir bakış attım, Ou Yang Chuan’ın aurasını hissedebiliyordum. Yang Yan üstadının enerjisi beni durdurmaya fazlasıyla yeterliydi; ancak enerjimi toplayarak karşı koymayı başarabiliyordum. Ou Yang Chuanyerinden kıpırdamadan bana bakıyordu. Burnundan bir ter damlası akmış olsa da, nefesi benim kadar ağır değildi. Herifin Yang Yan Alemi’ne henüz adım attığı anlaşılabiliyordu; aksi taktirde, eski bir üstat olsaydı çoktan yere yapışmış olurdum…

 “Ha ha ha ha….”

 Ou Yang Chuan aniden başını geriye atarak gülmeye başladı, ‘’Gençler bizim gibi yaşlı bunakları geçecek…Al, iç hadi iç. Daha demin ufak bir yanlış anlaşılma yaşadık. Fazla üstelemeyin!’’

……..

 Ortam sakinleşmiş ve Lin Tian Nan minnettarlık dolu bakışlarıyla bana bakmıştı. Eğer zamanında ayağa kalkmasaydım muhtemelen Ou Yang Chuan kafasına eseni yapacaktı.

 Tabii içten içe korkmuyor değildim. O yaşlı bunak bana zamanında, Yang Yan seviyesine ulaşmadan önce bir Yang Yan ustasıyla dövüşmemem gerektiğini söylemişti; yoksa ölüm ansızın gelebilirmiş. Görünüşe göre bu söyledikleri doğruydu. O kadar korkmuştum ki bacaklarım titremiş ve zayıf zayıf geri oturmuştum. Elimi tutan Wan Er hafifçe fısıldadı, ‘’Nasıldı?’’

 Derin bir nefes çektim, ‘’Sinir bozucu, haha…’’

 ‘’Hala gülebiliyorsun…’’

………

 Yemek devam ediyordu. Generallerin Ou Yang Chuan’ı öldürmek istediklerini biliyordum; ancak Lin Tian Nan onları durdurmuştu. Burada önem arz etmeyen tek bir insan bile yoktu, ve Lin Tian Nan kimseye bir zarar gelmesini istemiyordu. Sonuçta, Qi eğitimindeki farklılıkları anlayabiliyordu.

 Doğum günü pastasını da yedikten sonra akşam yemeği bitmişti.

 Lin Tian Nan alt kata gidip, dört korumasıyla arabasını beklemeye başladı. Wan Er’in elini sımsıkı tutarak, onu da Lin Tian Nan’ın takımıyla götürdüm. Bu sayede sadece onu değil, Lin Tian Nan’ı da koruyabilecektim.

 Lin Tian Nan’ın giden arabasını görünce hafiften rahatlamıştım.

 Audi TT’ye binip, arabayı çalıştırdım.

 PENG!

 Aniden yukarıdan bir ses duyuldu. Tavanda kızıl bir ışık belirmiş ve herifin teki arabaya zıplamıştı!

 Ou Yang Chuan’ın elleri alevlerle kaplıydı. Herif şeytani bir gülümseme savurarak söylendi, ‘’Li Xiao Yao, nedir bu acele? İstiyorsan seni ben yollayayım?!’’

 [] [] []