Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

404. Bölüm Mucize Olacak Mı?!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

(Not: Bu bölüm Mehmet Demirbaş’ın sponsorluğunda sizlere doğru geliyor! Sponsorumuza teşekkür etmeyi unutmayalım!!)

.......

‘’Dikkat et!’’

 Li Mu söylendi, ‘’Fang Ge Que harekete geçti!’’

 Mesafeye baktığımda, [Efsane]’den bir grubun yürüdüğünü görmüştüm. Elinde yelpaze, Fang Ge Que uzaktan bizi izliyordu. Saldırıya geçtiğinde bizi yok etmeden durmayacaktı.

 ‘’Ne yapmaya çalışıyorlar?’’ Qing Qian sordu.

 Matcha’nın gözleri sonuna kadar açılmıştı, ‘’Bu durumun tek bir sebebi olabilir…katliam…’’

 ‘’Katliam mı?’’ Yaşlı K titredi, ‘’Şu Fang Ge Que pezevengi kimi katletmeye çalışacak ki?!’’

 Başımı çevirip, Luo Lei’ye bakarak cevapladım, ‘’Tabii ki Dük Luo Lei’yi hedef alacak. Onu öldürebilirse, Ba Huang tamamen savaşı kaybedecektir.’’

 Karanlık Bulutlar yumruklarını sıkarak söylendi, ‘’Vay anasını arkadaş. O kim ki bizim Dük’ü öldürecekmiş?!’’

 Han Bei Song cevapladı, ‘’Neyse, durumu nasıl halledeceğiz?’’

 Biraz düşünüp cevapladım, ‘’NPC ordusuna yakın durmamız lazım; şu an için onları korumak en büyük önceliğimiz. Huo Li acayip güçlü olduğundan ona kimse karşı çıkamıyor ve Fan Ge Que bu durumu kullanacaktır. Frost, Dalin ve Su Ke yaralandığına göre, durumu sadece biz kurtarabiliriz!’’

 ‘’Anlaşıldı!’’
  ……

 Huo Li gururlu figürüyle gözkyüzünde dikiliyor ve bir kez daha alevlerle kaplı yumruklarını etrafa savuruyordu. Artık bu duruma alışmıştık, savaşın en kötü yanlarından biri de buydu.

 Savaş son raddesine yaklaştığında, Ba Huang ve Jiu Li’den geriye fazla Npc kalmamıştı. İlk savaşta yüz binlerce insan yer almıştı ve Ejderha Şehri bile savaşa destek yollamıştı; yaşanan onca şeye rağmen iki taraf da pes etmiş değildi. Zi Feng Kalesi stratejik bir lokasyon olduğu için, bu savaşı kaybetmemek gerekiyordu.

 “Kang!”

 Titreyen Luo Lin ayağa kalktı. Elinde yeni bir kılıç, kükrüyordu, ‘’Ejderha Şehri! İlerleyin, Jiu Li Şehri’nden gelen herkesi geberteceğiz!’’

  Zeminde, 1000 Lekesiz Süvarisi saldırıya hazırdı. Kar Kurtları’nı süren heriflerin kaslı vücutları ve kızıl dişleri vardı. Vahşice kükreyerek Jiu Li askerlerine adeta kana susamış vampirler gibi saldırmaya başlamışlardı. Nihayetinde, Luo Lin son kartını oynamıştı.

 Frost beyaz savaş atına yaslanarak ayağa kalktı, ‘’Lordum, gerçekten Lekesizler’i kullanmak mı istiyorsunuz? Onlar…son askerlerimiz…’’

 Luo Lin onayladı, ‘’Evet, bunu biliyordum; ancak Ba Huang ve babam için bunu yapmak zorundayım. Frost, daha fazla bir şey söylemene gerek yok, ne yaptığımı biliyorum!’’

 Frost başını öne salladı, ‘’Anladım…’’

………

 Bin Lekesiz kılıçlarını kaldırarak, Gökyüzü Ordusu’na doğru ilerliyordu. Lin Qiong çoktan kolunu kaybettiği için savaşa devam edebilecek halde değildi. Durum böyle olduğundan, birkaç adamını alıp Jiu Li Şehri’ne geri dönmüştü. Görünüşe göre Gökyüzü Ordusu yakında yerle bir olacaktı. Lin Qiong ölmediği sürece, NPC ordusunun %80 tekrar dirileceği için gelecekte de var olmaya devam edeceklerdi.

 Ba Huang’ın 7 büyük ordusu da kalan güçlerini ileriye sürmüştü. 15,000 kişilik grup, 20,000 kişilik düşmana saldıracağı için durum net değildi.

 Luo Lin ve Frost gökyüzünde süzülen Huo Li’ye baktı.

 “Pa da,….. Pa da…..”

 Altın kanlar yere damlıyor, ve Huo Li daha fazla ayakta durabilecekmiş gibi görünmüyordu.

 Frost dudaklarını büktü, ‘’Huo Li çok kan kaybettiği için eski gücüne sahip olmadığını düşünüyorum. Eğer onu yormaya devam edebilirsek, başını alabiliriz. Onu öldürdüğümüz taktirde savaş bizimdir.’’

 Luo Lin başını öne salladı, ‘’Aynen öyle, ben de bu anı bekliyordum!’’

……..

  Tam o esnada oyuncu sesleri kulaklarımıza ulaştı. Donakalmıştım, ‘’[Efsane] nihayet geliyor. Şerefsiz herif, daha fazla dayanamadın değil mi?!’’

 Li Mu kılıcını kaldırdı, ‘’Kardeşlerim, savaşa hazır olun!’’

 [Efsane]’nin 10,000 kişilik ordusu canlı ve gururluydu. Fang Ge Que bizzat ordusuna önderlik ediyordu, ve yelpazesini sallayarak söylendi, ‘’İster oyuncu ister NPc olsun, kimi görürseniz öldüreceksiniz!’’

 Ba Huang’ın kraliyet ordusundan ileriye atılan yüz NPC saniyeler içerisinde [Efsane]’nin uzun mesafe oyuncularına can vermişti!

 ‘’Siktir…’’

 Karanlık Bulutlar korku içindeydi, ‘’Onu koruyacak 100 şövalyesi kaldığından, rakiplerini uzun mesafe saldırılarıyla yok etmeye çalışıyor. Fang Ge Que’nin cesaretine diyecek yok. Bize gerilla taktiğini uygulayıp, Ba Huang’ın üst seviye NPCleri’ni mi yormaya çalışacak?!’’

 ‘’Aynen öyle…’’ Han Bei Song titriyordu, ‘’Fang Ge Que 10,000 adamını bu an için saklıyordu…’’

 Tek bir kelime etmeden kılıcımı kavradım. Koştuğum gibi kükremeye de başlamıştım, ‘’Ön safları koruyun! 50 metreye geldiklerinde saldıracağız! Ne kadar adam öldürürsek o kadar iyi olur!’’

 ‘’Tamamdır!’’

 Üç büyük klandan 15,000 oyuncu yan yana Fang Ge Que’nin adamlarını bekliyordu.

 ‘’70 Metre!’’

 ‘’60 Metre!’’

 ‘’50 Metre! İleri!’’

  Kılıcını ve baltalarını kaldıran grup ileriye atıldı. Yaşlı K, Li Mu, Karanlık Bulutlar, ve Matcha’yla birlikte son saldırımıza geçiyorduk!

…

 “Pa pa pa…..”

 Vücuduma saplanan oklardan ve büyülerden sebep kaşlarım çatılmıştı. Şifacılar canımı dolduruyordu. 30 metre yaklaştığımda Tanrı’nın Ordu Kartları’nı çıkarıp, [Ruh Ordusu] ve [Yedi Yıldız Işınlanması]’nı aktif ettim. Yedi Yıldız Işınlanması’nı kullandığımda, aniden [Efsane] formasyonunun içine girmiştim!

 Arkamda, Li Mu Lu Chun Yang’a doğru koşuyordu. Kendi yetenekleriyle savaşa başlayan ikili çok geçmeden kritik canlarda kalmıştı. Yetenekler yağmaya devam ettikçe Li Mu’nun canı inmeye devam ediyordu. Bizimki kılıcını kaldırıp, Lu Chun Yang’ın omzuna saldırdı!

  “2327!”

 Lu Chun Yang tek bir kelime bile etmeden [Gök Sallayan Kesik]’le Li Mu’nun son canını almıştı; lakin rakibi öldürmenin keyfini yaşama fırsatını bulamadan göğsüne atılan alevli tilkiye, bir de Binlerce Güneş’in [Deniz Yosunu Oku] eklenince herif öteki dünyayı boylamıştı! [Efsane]’nin Başkan Yardımcısı’nı, Li Mu’nun fedakarlığı sayesinde öldürmeyi başarmıştık!

 Hong!

 Yerden yükselen [Sarmal Buz Dansı] Yaşlı K’yı bağlamayı başarmıştı. Öfkeyle kükreyen çılgın şerefsiz [Vahşi Hava Kesiği]’yle direkt Fang Ge Que’ye atıldı!

 ‘’Shua!’’

 ‘’ISKA!’’

 Geriye zıplayan Fang Ge Que Yaşlı K’nın saldırısını atlattı. Nihayetinde, [Vahşi Hava Kesiği] okçulardan birini öldürmüş ve Yaşl Kı [Sarmal Buz Dansı]’nın etkisinden hala çıkamamıştı. Göğsüne saplanan oklardan sebep canı kritik seviyeye düştüğünde, [Göklere Karşı]’yı kullanmaktan başka çaresi kalmamıştı; lakin ne yazık ki, bu yetenek yalnızca 7 saniye sürüyordu ve bu sürenin ardından Fang Ge Que [Alevlirüzgar Kilidi]’ni aktif edince, bir numaralı savaşçımızı yitirmiştik.

 Kalabalığın orta yerindeki Kurt aniden gelen mermi ordusuna can vermişti!

  ……

 ‘’Siktir…’’

 Karanlık Bulutlar öfkeden deliye dönmüş durumdaydı, ‘’Ne çabuk ölüyorlar…’’

 Mesafedeki Xuan Yuan Feng saldırılarıyla Karanlık Bulutlar’ı geri çekilmeye zorladı. Üst seviye bir oyuncuyla karşı karşıya olduğu için, Karanlık Bulutlar benden yardım istemişti, ‘’Xiao Yao, bir el at da şu Xuan Yuan Feng’i öldürelim!’’

 ‘’Tamamdır!’’

 Xuan Yuan Feng’in uzun mızrağıyla karşılaşan Karanlık Bulutlar kükreyerek, kolunu kaplayan Mavi Ejderha enerjisini çağırdı. ‘’Peng!’’ Mızrak [Siyah Kaplumbağa’nın Kalkanı]’ndan sebep geriye savrulmuştu, ve üstüne bir de [Anka Kesiği]’ni aktif eden Karanlık Bulutlar bununla da kalmamıştı; [Kombo Kesiği] meseleye dahil olunca rakibi geriye çekilmeden edememişti. Buna rağmen, herifi öldürebilmiş değildi; zira Xuan Yuan Feng’in canını dolduran çok insan vardı!

 ‘’Ding!’’

  İmparator Qin’in Kılıcı’nda beliren altıgenle hemen Yedi Yıldız Işınlanması’nı kullanıp, Xuan Yuan Feng’in arkasına ışınlandım. Aynı esnada kombom aktif olmuş ve iki kılıcımla herife 5 kesik atmıştım!

 “Ahhhh….”

 Acı içerisinde yere yığılan Xuan Yuan Feng, Karanlık Bulutlar’la yaptığımız işbirliğinin ardından öteki dünyayı postalamıştı. Ardından, tam o esnada ayaklarımda soğuk bir hissiyat belirdi; zira [Ateşin ve Buzun Fırtınası] aktif oluyordu. Fang Ge Que beni hedef almıştı!

 ‘’Gebert şunu!’’

 Karanlık Bulutlar kılıcını alarak Fang Ge Que’ye koşmaya başladı; lakin Fang Ge Que ona bakmaya bile yeltenmemişti ve büyülerini kullanmaya devam etmişti. Nihayetinde Karanlık Bulutlar’ın son canı kaybolduğu için adam yere yığılmıştı. Öfke ve çaresizlik içinde son nefesini vermeden önce söylendi, ‘’Onu…gebertin…ben…’’

…….

 [Kapıdaki Düşman]’ın Klan Başkanı bizi derinden yaralayan bir kayıptı. Han Bei Song da kılıcını kavrayarak kalabalığa atılmıştı; lakin nihayetinde diz çökerek hayata veda etmişti. Han Bei Song’un koruması olmayınca, Mavili ve Kırmızılı’nın da öleceğine şüphe yoktu. Kaşla göz arasında bütün planımız yerle bir olmuştu.

 ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao…!’’

Qing Qian’ın sesi hafiften titriyordu, ‘’Neredeyse herkesi kaybettik. Böyle devam edemeyiz…’’

 Kılıçlarımı kavrayarak tam gaz kalabalığı yarmaya devam ediyordum; elimden başka bir şey gelmiyordu.

 General Lian Po klan chatinden söylendi, ‘’Klan Başkanı, neden geri çekilmiyoruz? Böyle gidersek herkesi kaybedeceğiz. Zaten  [Efsane]’den yeterince adamı öldürdük. Saldırımız amacına ulaştı..’’

 ''Tamam o zaman, geri çekilelim!''

Kılıcımı kaldırıp, geri çekilmeye koyulduğumda, yerdeki cesetleri gördüğüm için duraksamıştım. Kurt, Li Mu, Yaşlı K…bu kardeşlerimi kaybetmiş olmam bana acı bir gerçeği hatırlatmıştı; onlarla birlikte dünyaya hükmedip, 100 savaş kazanmak istiyor olsam da, henüz bu hayalime çok ama çok uzaktım.

  ……

“Keng!”

 Arkamdan kıvılcımlar uçuyordu. Kılıç ustasından sebep geriye çekilmeye çalışan Matcha kalkanıyla bana baktı. Ardından sevgi dolu gözleriyle omzundaki Zhan Long rozetine bakmış ve Fang Ge Que’ye söylenmişti, ‘’Patronun yerine ben bakacağım, Zhan Long size kaybetmeyecek!’’

 Fang Ge Que’nin suratında soğuk bir ifade vardı, ‘’Öldürün!’’

 Alevlerin içerisinde kalan Matcha’nın zayıf vücudu yere yığılmıştı.

…..

 Ölümünü izlerken kalbimdeki acıya katlanamayacak duruma gelmiştim. [Efsane] gibi bir deve karşı, mucize denen şey gerçekten mümkün müydü?

 [] [] []