2. yaptığı nadir kalkanı çekti galiba :) Elinize Sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
90. Bölüm Cehennemin Bekçileri
“…Bu!”
Regas’ın kellesini parçalamak üzere olan Malacus, ansızın dehşete düştü ve duraksadı.
‘Tesadüf değil miydi?’
Tzedakah Klanı gelmeden önce Malacus Grid ile mücadele etmiş ve onu öldürmeyi başaramamıştı. Grid güçlü değildi. Hatta çok zayıftı. Malacus istediği takdirde onu saniyeler içinde öldürebilirdi. Fakat Grid garip bir adamdı. Zayıf olmasına rağmen üstünde garip bir güç vardı. O güç yüzünden Malacus geri çekilmek zorunda kalmıştı.
‘Anlamıyorum.’
İlk başlarda buna çok takılmamış olsa da, aynı şeyi yaşayınca tesadüf olmadığını fark etti. Grid’den yayılan baskı gerçekti. Yeni yetmenin teki böyle bir baskıyı nasıl saçabiliyordu?
‘Sadece Tanrı Yatan’dan korkarım ben!’
Malacus o dikkat dağınıklığı anında Regas’ı bıraktı. Aynı zamanda Grid yaklaşıyordu.
‘Kahretsin!’
Malacus hemen geri çekildi, bu esnada Grid Regas’a yardım ediyordu.
“Regas, iyi misin?”
“Grid...”
Regas parlayan gözleriyle baktı Grid’e. Grid tek bir kılıç dansıyla Malacus’u geri çekilmeye zorlamış, Tzedakah Klanı’nın iki numaralı üyesini kurtarmıştı. Grid tek başına ilk 100’deki 17 oyuncuyu dehşete düşürmüştü, varlığı Regas’ın bugüne dek tanıştığı diğer üstatlardan çok daha başkaydı.
‘Sıralamadaki ünlü oyunculardan biri bile değil, ama şu asaleti…’
Regas onunla ilk tanıştığı zamanı anımsadı. Üstünde zırh yoktu ve sadece kılıçla savaşıyordu. Herkes ona sahtekar deyip dalga geçmişti, ama Regas inanmıştı. Grid’in güvenilir bir adam olduğunu düşünüyordu.
“Grid’e baktıkça onun ne kadar büyük olduğunu görüyorum.”
Regas ortak sıralamada ilk 30’daydı. Fakat Grid’i kıskanıyordu. Grid bu sözleri duyunca keyiflendi.
‘Kısa bir süre önce sıradan oyuncunun tekiydim; şimdi sıralamadakiler bile beni takdir ediyor.’
Eski Grid için sıralamada olan oyuncular, sadece televizyonda izleyebileceği figürlerdi. Fakat Pagma’nın Soyu olduktan sonra hayatı baştan aşağı değişmişti.
‘Dudaklarım titriyor!’
Grid Regas’ın sözlerine sarılmak istedi, ama ne yazık ki Baskılanmış sadece üç saniye sürüyordu. Rahatlayacak zaman yoktu.
‘Ne yazık ki böyle bir durumda…’
Regas’la kaçmanın ona sağlayacağı çıkarları ve neden olacağı zararları hesaplamaya koyuldu.
‘Kılıç dansını kullandıktan sonra faydasını hemen gördüm. Orası kesin. Regas’ı tanıyorsam bu borcunu gelecekte ödemek isteyecektir.’
Üç saniye kısaydı. Baskılanmış sona erdikten sonra Malacus kendine geldi. Ardından aniden Grid’in önünde belirdi. Hızla ileri atılmış değildi, uzayın katmanları arasından geçmesini sağlayan üst düzey bir büyüydü.
“Eh?”
Grid onu görünce şoke oldu.
“H-Hayalet?!”
Malacus dişlerini sıktı.
“Vücudundan yayılan baskı ansızın kayboldu, sanki gerçek değildi. Yanıldım mı yoksa? Olamaz! Beni kandırdın! Alçak herif. Göster yeteneklerini, yoksa buradan sağ çıkamazsın.”
İki sesin karışımını andıran ürkütücü bir tınıydı.
“Hiiik!”
Grid’in beti benzi attı. Başını eğip yalvarmaya çalıştığı sırada bir ateş küresi Malacus’a çakıldı.
Peeeng!
“Kaç!”
Malacus patlamayla meşgulken Grid başını çevirdi ve yakından tanıdığı bir kadını gördü. Sormadan edemedi.
"Laella?”
Laella. 18 yaşındaki İngiliz kız, aynı zamanda küresel çapta ünlü bir şarkıcı ve Tatmin’in sıralamadaki oyuncularından biriydi! Burada ne işi vardı?
“Y-Yoksa?” Laella’nın sıkı bir hayranı olan Grid hemen Regas’ın omuzlarını sarstı. “Regas, yoksa Laella da mı sizin klanda?”
Gözleri kan çanağına dönmüştü ve burnundan dumanlar çıkıyordu. Regas homurdandı ve Laella’ya doğru başını salladı. “Evet. L.T.S günlerinden beri klanımızda olan bir yoldaş. Grid, şarkılarını seviyor musun?”
“İnanılmaz! Laella’nın memelerine hastayım… Ah, pardon, yok canım! Şarkıları diyecektim! Hahaha!”
Laella’nın güzelliğine öyle kapılmıştı ki hayatının risk altında olduğunu bile hatırlamıyordu.
Jishuka bağırdı. “Daha ne kadar duracaksınız? Buraya gelin!”
Pahat!
Jishuka konuşurken birkaç düzine ok fırlattı. Oktan yağmur patlamadan kaynaklı dumanların arasındaki Malacus’un üstüne yağdı. Grid’in hareketleri yüzünden dikkatini yitiren, dumandan dolayı doğru düzgün etrafı göremeyen Malacus, kalkanı ayarlayamayınca oklara hedef oldu.
Grid ve Regas fırsattan istifade Jishuka’ya doğru koştular, ama Malacus onları yakaladı.
“Kaçmanıza izin verir miyim sandınız?”
Kuoooh!
Malacus sırtına çakılan okları çıkardı, kollarını salladı ve üç kara mızrak saldı havaya. Üçü de Grid’e doğru uçuyordu.
“Ah, niye benim peşimde bu şerefsiz? Sikeyim! O kadar mı korkuttum seni?”
Grid tam envanterinden Dainsleif’i çıkaracaktı ki bir gölge öne atıldı ve hem onu hem de Regas’ı saldırıdan korudu.
Kwa kwang!
Vücuduna çakılması gereken kara mızraklar yere düştü ve patladılar. Malacus’un yüzü değişti.
“Melez köpeklerin arasında bir de fare varmış.”
Malacus’un önünde kara bir hançer belirdi. Ardından hançer Grid’i koruyan gizemli figüre doğru atıldı.
Seokeok!
Gizemli figür kaçamazdı! Fakat çarpışmadan kan çıkacağına hiçbir şey olmadı; figür öylece sislere karıştı.
“Kopya mı? Tsk, sinirim bozuluyor!”
Malacus öfkeliydi; bir kez daha Grid’in peşine düştü. Fakat her seferinde donuk suratlı genç bir adam ortaya çıkıp araya giriyordu. Sağa sola atılarak düzinelerce kopya yarattı.
Pepepepeok!
Syu syu syu syu syuk!
Hançerler ve türlü türlü silah ışıldadı. Dört bir yandan saldırı gelince Malacus kendini nasıl koruyacaktı? Cevap basitti. Kalkanla bütün vücudunu kapladı.
“Geçemeyeceksin!”
Mutlak savunma! Yaşananları gören Vantner gözlerine inanamadı.
“Gerçek mi bu? Kalkan dediğin öyle mi olur? Büyü bile yapmadan şak diye aktif ediyor, bu yetmezmiş gibi bir de bütün vücudunu kaplayabiliyor. Yenilmez bir adam bu! Nasıl indireceğiz?”
Pon aynı fikirde değildi.
“Kalkan düşündüğün kadar ‘yenilmez’ olsaydı onu sürekli aktif tutardı, ama bunu yapmıyor. Demin gördün, Jishuka sırtına birkaç tane ok saplamayı başardı. Kalkanı olabildiğince az ve öz kullanıyor. Muhtemelen onu kullanmak için epey büyü gücü harcıyordur.”
“Aynen öyle.”
Malacus karanlığın zincirleriyle kopyaların ayaklarını prangaladı, ardından cehennem ateşiyle onları yaktı.
Grid ve Regas’ı kurtaran gizemli figür fikrini belirtti. “Eğer Pon’un dediği doğruysa… savunmada kalmak yerine bize saldıracaktır. Büyü gücünün bitmesini bekleyeceğini hiç sanmıyorum.”
Haklıydı.
“Cehennemin yüce efendisi! Çağlar boyunca ehlileştirdiğin köpeklerin dizginlerini sal artık! Onları bırak ki bu aciz hizmetkarın karşısında duran insanların kalplerini yesinler!”
Mavi gökyüzü karardı. Ay ya da yıldız yoktu, sadece karanlık. Ardından yoğun karanlık ormana dağıldı. Kara büyü bölgeyi sardı ve klan üyelerinin vücutlarını titretti.
Pon mırıldandı. “Ölecek miyiz?”
Jishuka hemen araya girdi. “Grid’i koruyun!”
Grid’in kılıç dansını gördüğü için onun bir demirci olup olmadığı konusunda şüpheleri vardı. Grid’in sınıfı muhtemelen kılıç dansçısıydı. Yine de Jishuka’nın içinde hala bir umut vardı. Grid tek bakışta Özel Yafa Okları’nı tanımıştı. Dolayısıyla önceliği Grid’i korumaktı.
“Ohhh!”
Toban Grid’in önüne geçti. Ardından en iyi savunma yeteneğini kullandı. Hepsi bu da değildi. Vantner, Pon, Faker, Laella ve diğer bütün klan üyeleri onu korumaya hazırlandılar.
Malacus’un üstünde durduğu toprak lav misali hareket ediyor, düzinelerce gölge varlığa bürünüyordu. Kısa sürede gölgeler üç başlı köpeklere dönüştüler.
Roff! Havv!
2 metrelik devasa köpeklerin üç başı da farklıydı; biri ateş, biri buz ve biri de zehir kusuyordu. Kızıl gözleriyle kuduz köpeklere benziyorlardı. Malacus onlara bakınca keyifle gülümsedi, köpekleri tatlı buluyordu.
“Cehennemin bekçileri!”
Keeong!
Bekçi köpekler klan üyelerine doğru atıldılar.
“Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz?”
Vantner ikiz baltalarıyla Malacus’a dokunamıyor olabilirdi, ama birkaç köpek sorun teşkil etmiyordu. Öz güvenle ileri atıldı ve baltaları fırtına gibi sallamaya başladı.
“Oraaaaa!”
Pepeok! Peok!
Bark bark! Bark!
İlk bakışta avantaj ondan yana gibiydi, ama saniyeler içinde durum değişti. Bekçiler balta hamleleri tarafından kesilip biçilmelerine rağmen ölmediler ve Vantner’in bacaklarına buz tükürdüler. Üstelik zehirde dolayı adamın yüzü yemyeşil kesildi ve siyah kanlar kusmaya başladı. İki baltası bile paslanmıştı ve eskisi kadar sağlam değillerdi.
Buz, ateş ve zehir üçlüsü… köpekler sadece ona değil, herkese aynı kombinasyonla saldırıyordu.
Pon Mak Mızrağı’yla Vantner’i kolladı.
Pepepeng! Pepepepeng!
Sonik mızrak Vantner’in etrafını saran bekçileri parçaladı.
Yip! İhhh!
Bekçiler panikledi ve etrafa dağıldılar. O boşluktan istifade ederek nefeslenen Vantner, hemen dokunulmazlık veren yeteneğini kullandı ve uzaklaştı.
Yaşananları izleyen Toban’ın hali hiç iyi görünmüyordu.
“Biri bile ölmedi…”
Normal yaratıklar Pon’un mızrağına dayanamazdı. Kritik vurduğunda bosslar bile ağır hasar alıyordu. Fakat Mak Mızrağı bekçileri öldürmeyi başaramamıştı. Sıradan yaratıklardan çok daha sağlamdılar.
Jishuka ve klan üyeleri durumun ciddiyetini fark etti.
“Vantner bütün puanlarını güce vermiş olsa da nihayetinde bir muhafız şövalye. Klanımızda en yüksek savunmaya ve büyü direncine sahip olan insanlardan biri. Fakat onu bile birkaç saniyede ölümün eşiğine sürüklediler. Köpeklerin saldırı gücü inanılmaz.”
Pon başını salladı. “En az 300. Seviye’de olsalar gerek. Muhtemelen aynı anda en fazla iki ya da üç tanesiyle kapışabiliriz.”
300. Seviye’de olan 29 köpek… Üstelik Malacus da arkadaydı. Koşullar iyice klanın aleyhine dönüyordu. Havada ağır bir koku vardı. Bekçiler klan üyelerine yaklaştılar.
Jishuka emretti.
“Uzun menzilli saldırılar!”
Bekçilerle kafa kafaya çarpışacak olurlarsa buradan sağ çıkamazlardı. Jishuka’nın emri yerindeydi, ama klanda uzun menzil odaklı fazla sınıf yoktu.
Hav! Hav!
“Ahh!”
Bekçiler beklendiği üzere klan üyelerini aştılar, Toban’ın kalkanını indirdiler ve zehir tükürdüler. Toban’ın eriyen kalkanını gören Grid tehlikede olduğunu anlayınca hemen envanterinden altın bir kalkan çıkardı.
O esnada müthiş bir olay yaşandı.
Kiiing! İiiih!
Jishuka’nın oklarına bile bana mısın denemeyen bekçiler, Grid’in kalkanını görür görmez geri çekildiler.
…..
Magnec