Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

116. Bölüm Uçan Kılıç Ustası?

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Winston’un yakınlarındaki bir avlanma bölgesi… 100. Seviye civarındaki kullanıcılar arasında çok popüler...

“Eh? Şu neydi?”

Yaratıklarla mücadele eden oyuncular bir anda gökyüzündeki siyah noktayı görünce duraksadılar. Sonra kendi aralarında konuşmaya başladılar.

“Kuş olamaz, çok büyük. Grifon mu yoksa?”

“Bu bölgede grifon yok ki. Fakat grifondan başka bir şey gelmiyor aklıma… Eğer öyleyse durum ciddi. Ölmeyelim?”

“A-ah? İnsan olmasın?”

Nokta yaklaştı. İlginçtir ki süzülen şey bir oyuncuydu.

“Vov… İkinci geliştirmesini almış bir büyücü.”

“İlk defa sıralamadaki oyunculardan birini bu kadar yakından görüyorum. Çok havalı!”

“Yanındaki şu parlayan şey ne? Evcil hayvan mı?”

Kuaaaang!

Kızıl pelerinli adam gökyüzünde uçuyordu! Onu takip eden şey kavrulan güneşin ışıkları arasında ışıl ışıldı. Tabii ki uçan adam Grid’den başkası değildi. Durmadan devam etti ve gözden kayboldu. Sonra geniş bir ormana geldiğinde durdu.

‘Manam bitti.’

Yolculuk esnasında bir mana iksiri içmişti, ama iksirin dolma süresi geçmeden manası yine bitmişti. Yere inmekten başka çaresi yoktu.

“Ormanın hemen arkasında Winston… Yürürken manam dolar.”

Derin bir ormandı.

Grid Winston’la aradaki mesafeyi tarttı ve buzulışık ork şefinin miğferini taktı. Ormandan sonra yoluna çok sayıda insan çıkacaktı. Miğfer İnsan Kasabı’nın imza ekipmanı olduğu için ortalık karışacaktı.

“Bir an önce değiştirmem lazım bu miğferi.”

Grid bir kez daha mistik kahramanlara uygun bir miğfer takacağına yemin etti; o esnada pavranium başının üstünde daireler çiziyordu. Keyifliydi adeta.

“300 yılın ardından taze hava aldığın için heyecanlandın mı yoksa?”

Yürüdüğü sırada sordu, ama pavranium cevap vermedi. Doğaldı tabii. İradeye sahipti, ama sadece bir mineraldi. Konuşamazdı. Yine de Grid laflamayı sürdürdü.

“İnanılmaz bir hıza sahipsin. 7 saniyede 100 metre ancak uçabiliyorum, ama beni takip ederken hiç sıkıntı çekmedin. Acaba dayanıklılığın sonsuz mu?”

Grid sevgiyle baktı pavraniuma. Demircilerin iyi minerallere karşı böyle tavırlar takınması gayet normaldi.

“Kuoooh!”

“Ver bana! İnsan! Hayatını ver! Et ve kan! Ayrıl! Yırtılll!!”

Pavraniumla lafladığı sırada orklar araya girdi. Kaba derileriyle hiç hoş görünmüyorlardı ve yanlarında bir de büyük kurt vardı. İnsan dilini fena konuşmadıklarına göre bunlar kendi türleri arasında nispeten güçlü sayılan kurt dişi orkları olsalar gerekti.

Grrrrr…

Kurt başını kaldırdı. Malacus’un Pelerini’nden gelen kan kokusunu almıştı. Orkları buraya getirmesinin sebebi buydu. Ayrıca…

Kuuong! Kung!

Kyaooooh!

Ogreler, goblinler ve yılanlar gibi türlü türlü yaratık da gün yüzüne çıkıyordu. Grid kaşla göz arasında yüzü aşkın düşmanla karşı karşıya kaldı.

“Vov… Neler oluyor burada?”

Yakınlarda avlanan oyuncular karmaşayı fark edince koşarak geldiler. Onlarca yaratığın tek bir adama odaklandığı manzarayı gördüler.

“Boku yemiş.”

“Ne yaptı da bu kadar yaratığın dikkatini çekti?”

“Hayret bir şey, insan avlanırken dikkatli olmalı.”

İşin aslını bilmedikleri için kendi aralarında konuşuyorlardı.

Syuok! Syuok!

Arka taraftaki goblin okçular Grid’e saldırdı. Kullanıcılar gökyüzünü kaplayan okları görünce Grid’in öleceğini düşündüler. Fakat Grid yüksek hünerleri sayesinde 200. Seviye’deki savaş tipi sınıflardan aşağı kalır değildi. Ayrıca Jishuka’nın okçuluğunu gördükten sonra goblinlerin saçma sapan saldırılarına hiç takılmadı.

“Bu oklara can verecek kadar aptal insanlar var mı, merak ediyorum…”

Grid kahkahayı bastığı anda İdeal Hançer’i kaptı ve oklara karşı Rüzgar Patlaması’nı kullandı.

Kuaaaang!

114. Seviye’ye gelerek kazandığı bütün puanları güce basmıştı. Rüzgar Patlaması’nın verdiği hasar saldırı gücüyle doğru orantılıydı. Dolayısıyla güçteki artış direkt olarak yeteneği etkiliyordu ve bu yetenek 100 goblinin karşı koyabileceği türden bir şey değildi.

 “Kiek!”

“Kyak!”

Ok yağmuru anında parçalandı ve kolları yahut bacakları kopan goblin okçular çığlık çığlığa yere yığıldılar. Sesleri duyan yaratıklar aynı anda Grid’e saldırdı.

“Pelerin işe yaradı!”

Avlanmak… seviye kasmanın gerçek yoluydu!

Dainsleif’i kaptı ve mana iksiri içti. Ardından Dalga’yı kullanarak dört bir yana çılgınlar gibi saldırdı. Yaklaşan yaratıklar anında yere yığıldı. Ogreler sağ kalacak kadar güçlüydüler, ama Dalga’nın etkisiyle yavaşladılar. Bu halleriyle Grid’e dokunmaları mümkün değildi.

Peeok! Pajik!

"Keok!”

Puoook!

“Kkieek!”

Dalga tek hamlede yaratıkların çoğunu katletti, Grid geri kalanını teker teker öldürdü. Bu esnada kalan birkaç goblin var güçleriyle ok atıyordu. Birkaç ok Grid’e doğru uçmayı başarmıştı.

“Peh!”

Katliama öyle kaptırmıştı ki kendini okları fark etmedi bile. Gelen saldırıyı görünce acıya hazırlandı, ama oklar vücuduna ulaşamadı.

Kajak! Kajajajak!

Pavranium hızla devreye girerek okları engelledi.

“Vov…”

Bir sınıfın böyle güçlü savunmaya ve saldırıya sahip olması normal miydi? Kara kılıçlı kılıç ustası müthiş gücüyle yaratıkları katlediyor, aynı zamanda metal evcil hayvanı vücudunu koruyordu. Mükemmel denge diye buna derlerdi.

“İnanılmaz… Pardon, ama sınıfın neydi?”

Grid yaratıkları temizlemiş, düşen şeyleri toplamaya başlamıştı. Bunu gören kullanıcılar onu soru yağmuruna tuttu.

“Yanında süzülen şu altın şey ne? Evcil hayvan mı? Yoksa yeni zırh çeşidi falan mı?”

“Bayım, peki ya siz? Üst düzey bir kullanıcı mısınız? Öyleyse burada ne işiniz var?”

“Bayım-?”

“Bayım, duymuyor musunuz? Cevap verin.”

Kullanıcılar Grid’in zor durumda olduğunu görünce yardım etmemişlerdi. Ayrıca Grid, insanları zaten pek sevmezdi. Sorulara cevap vermeyecekti.

“Sinir bozucu. Uç.”

Grid gürledi ve Uç’u kullandı. Ardından oracıkta havalanarak göğe yükseldi.

“…?”

Geride bıraktığı kullanıcılar afallamıştı. Birkaç dakika geçtikten sonra dünyadaki farklı topluluklarda garip başlıklar açıldı.

<Uçan kılıç ustası gördüm.>

Winston’un yakınlarında, Popo Ormanı diye bilinen bir yerdeydik. Arkadaşımla avlandığımız sırada yaratıkları katleden üst düzey bir oyuncu gördük. Bütün yaratıkları öldürdükten sonra öylece uçup gitti. Bir kılıç ustasıydı.

RnfkRk: ㅋㅋㅋㅋㅋㅋ Kılıç ustaları uçamaz ㅋㅋㅋㅋㅋ

Durururubam: Kılıç ustası uçuyor mu? Bak sen şu işe, ben de rahibim, ama Şifa’yı kullanamıyorum. ㅂㅅ

Kara Ejderin Sağ Kolu: Kukukuk… O kılıç ustası bendim… Kukukuk… Dikkatliydim, ama demek birileri görmüş… Yare yare…

Zkxhfm: Yalandan kim ölmüş.

Amiral: Annen doğduğun gün yosun çorbası falan mı içti senin?

30.000 wonluk Maaş: Tıklanma kasacağım diye saçmalamayın.

Korkunç bir yoldu. Kullanıcılar konuyu açan adamı yerin dibine soktuğu için olaya tanık olan diğer insanlar çenelerini kapatı tuttular. Dolayısıyla geçici bir sorundu ve kendiliğinden çözüldü.

Bu esnada Grid demirciye varmış, soluğu ocakta almıştı. Pavrinumu ocağa koydu ve ısıyı kontrol ederken erime noktasını bulmaya koyuldu.

“1.900 derece.”

Pavranium öyle küçüktü ki neredeyse anında eridi.

“Ruhun Aracı’nı yapana dek yanımda bir yumurta taşımak istemiyorum. Nasıl yapsak…”

Miktar az olduğu için doğru düzgün bir ekipman yapmak kolay olmayacaktı. Hançere yetecek kadar bile malzeme yoktu. Dolayısıyla Grid araya başka mineraller karıştırmayı düşünüyordu. Fakat bir yandan da pavraniumun saflığını yitirmesini istemiyordu.

“Neyse, şeklini değiştireyim yeter.”

Pavraniumla biraz zaman geçirdikten sonra malzemenin sahibini koruduğunu anlamıştı. Bu özellikten faydalanmamak için aptal olmak gerekirdi.

“Savunmaya uygun bir şekil… Aha!”

Grid Malacus’un kalkanını anımsadı.

“Saldırının geldiği noktaya büyü gücünü kullanarak disk şeklinde bir kalkan koyuyordu…”

Ttang! Ttang!

Başladı çekiçle vurmaya. Bir süre sonra, pavranium iki disk haline geldi. İkisi de insan elinden küçüktü.

“Tamam.”

Diskleri tamamladı. Havaya atılan diskler Grid’in etrafında dönmeye başladılar. Keyif vericiydi. Böylece çoğu saldırıdan korunabilecekti. Tam o sırada Jishuka demirciye girdi. Grid ona baktı.

“Bana ok fırlat.”

“Ha?”

“Çabuk.”

“Hmm, tamam.”

Jishuka havada süzülen altın diskleri görünce Grid’in ne yapmaya çalıştığını anladı. Tereddüt etmeden ok attı.

Syuk!

Chaaeng!

Müthiş bir manzaraydı. Havadaki iki disk okun geldiği yöne atıldı ve onu kolayca durdurdular.

“Güzel…”

Jishuka pek memnun görünmüyordu. Egosu zedelenmişti.

“O kadar basit miydi yani? Yoksa yavaş mı kaldı biraz?”

“Hey, dur biraz…!”

Grid dehşete düştü. Jishuka yeniden ateş etti, ama bu kez yayı sonuna kadar gerdi.

Saeek!

"Aaaagh!”

Ok hızla Grid’e uçtu.

Tam o anda!

Jjejeong!

“...Hah!”

Aynı anda şaşırdılar. Jishuka hoşnutsuzca sırıttı, Grid keyifle güldü.

“Deminki ok çeliği bile delebilirdi… Bu nasıl bir disk böyle? Braham’ın dediği gibi, nihai mineral sanırım.”

Doğruydu. Altın diskler oku hemen durdurmuştu, ama saldırının arkasındaki güç yoğun olduğu için bir süre hareketsiz kaldılar. Yeniden harekete geçmeleri iki saniye kadar sürdü.

‘Yoğun saldırılardan sonra iki saniye hareketsiz kalıyorlar…’

Jishuka durmadan ateş ederse diskler onu koruyamazdı. Grid’in görevi tamamlayıp diğer pavraniumları da alması şarttı.

‘Ama… Diğer 27 parçayı alsam da zırha yetecek kadar mineral olmaz… Neyse, sorun değil. Her halükarda kullanabilirim.’

Grid rahattı. Sınırlı miktardaki pavraniumla büyük bir ekipman yapmaya çalışmaktansa ufak ekipmanlarla etkiyi maksimize etmeyi yeğlerdi.

‘Örneğin pavraniumdan yapılmış bir bıçak yapıp zırha ekleyebilirim. Böylece beni göremediğim ya da tepki veremediğim saldırılara karşı korur.’

Kendi başına hareket edebilen bir ekipman! Görevi tamamlar ve kalan pavraniumu almayı başarırsa ekipman tarihini yeniden yazabilirdi. Grid keyiften dört köşeyken demircinin kapısı çaldı. Jishuka sordu.

“Bu diskleri başkalarına göstermene gerek yok, değil mi?”

“Öyle tabii. Saklayacağım.”

“Tamam.”

Grid diskleri envantere kaldırdı. Ardından demircinin kapısı açıldı. Bir şövalye ve düzinelerce asker içeri girdi. Nazikçe Grid’i selamladılar.

“Kont Steim sizi görmek istiyor.”

“Kont Steim? Leydi Irene’nin babası mı?”

“Evet.”

“Oh? Tamam! Gidelim!”

Kuzeyin efendisi, Ebediyet Krallığı’nın ağır toplarından birinin Grid ile ne işi olurdu ki? Zaten NPC şövalyeleri gibi kibirli kimselerin bir oyuncuya saygı göstermesi yeterince garipti.

Jishuka onları izlediği sırada sormadan edemedi.

“Neler oluyor?”

Görünüşe göre Vantner’in zırhı biraz daha bekleyecekti.

……