Sonunda biraz aksiyon geldi seriye hep ekipman yapıyordu 10-20 bölümdür
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
71. Bölüm Ork Şefi - 1
“Durum penceresi.”
İsim: Grid
Seviye: 83 (331.400/2,298,000)
Sınıf: Pagma’nın Soyu
* Ekipman yaparken fazladan seçenek eklenme olasılığı artar.
* Eşya geliştirme olasılığı artar.
* Bütün ekipmanlar hiçbir koşul olmadan takılabilir. Fakat, ekipmanın seviyesine göre bir kısıtlama uygulanacaktır.
Unvan: Efsane Olan Adam.
* Anormal durumlar sizi fazla etkilemez.
* Canınız minimum düzeye düşse bile ölmezsiniz.
* Kolayca tanınabilirsiniz.
Unvan: Tek Efsanevi Ekipmanı Yapan Adam
*Çeviklik/Beceri: +350
Unvan: İlk Özel Eşya Yapımcısı
* Çeviklik/Beceri +200
Unvan: Şövalye Katili
* Dayanıklılık +100
* Güç +30
Unvan: Adaletin Havarisi
* Bütün hünerler +10.
* Adaletin Havarisi’nin cesareti eşsizdir.
Can: 7,886/7,886 Mana: 522/522
Güç: 679 Dayanıklılık: 517 Atiklik: 202
Zeka: 174 Çeviklik/Beceri: 844
Dirayet: 168 İçgörü: 149
Dinginlik: 149 Asalet: 149 İnat: 198
Cesaret: 93
Hüner Puanları: 0
Ağırlık: 8.302/17.540
Üç günlük mücadelenin ardından buzulışık orklarını katlederek kendini resmen aşmıştım. Buraya ilk gelişimde 45. Seviye’deydim, şimdiye 83. Seviye’ye çıkmıştım.
“3 gün… sadece 3 günde 83…”
Savaşçı olduğum günlerde 80. Seviye’ye ulaşmak bir yılımı almıştı. Eksik yeteneğim ve finansal açıdan zayıflığım söz konusuydu, ama suçu sisteme atıyordum. Fakat şimdi sadece üç günde savaşçı seviyeme ulaşmıştım. Gerçek gibi değildi.
“Meğerse eskiden oyunu gerçek manada oynamıyormuşum… Gerçi efsanevi sınıfla da alakası olabilir…” gerçekten böyle düşünüyordum. “Şimdi düşününce, iyi bir ekipmanı olan insanlar bir ayda 100. Seviye’ye ulaşabiliyor. Yani 3 günde 38 seviye kasmam o kadar da abartılacak bir şey değil.”
Para gibisi yoktu, hemen envanterimi açtım. Envanterimde 40 buzulışık orku derisi, 60 eski mücevher, kaba el baltaları ve yayları ile üç Sylph pulu vardı.
“580 altın… fena değil.”
Keyifle ıslık çaldım, sonra bir anda titredim.
“Dur biraz, neden sadece 3 tane Sylph pulu var?”
Seviye kasmaya kendimi öyle kaptırmıştım ki buraya neden geldiğimi bile hatırlamıyordum. 20 Sylph pulu toplamam gerekiyordu! Fakat üç günlük avdan sonra elime sadece üç tanesi mi geçmişti?
“Neler oluyor? Neden sadece üç pul var? 80’den fazla ork öldürdüm!”
O zaman demek ki Sylph pullarının düşme oranı çok azdı! Bu acı gerçeği fark ettiğimde Huroi bana yaklaştı.
“Grid, selam.”
Bir süredir beni izliyordu. Bildiğim için çok şaşırmadım.
“Ah, geldin demek.”
“Heok? Grid! Yoksa başını bir yere mi vurdun?”
“Ne alaka?”
“Şey, garip geldi de. Normalde bana küfredip çekip gitmen gerekmiyor mu?!”
“Oh, doğru diyorsun. Eee? Seni her gördüğümde küfredeyim mi istiyorsun?”
Huroi hızla başını iki yana salladı. “Olur mu canım, istemiyorum tabii. Böylesi daha iyi. Beni kabul ettiğin için mutluyum.”
Başını kaşıdı ve güldü. Birkaç gün önce Huroi’yi çılgının teki olarak gördüğüm için ona yaklaşmak istemiyordum. Fakat şimdi farklıydı. Onu kurtardığım için Adaletin Havarisi olmuştum ve bu, orkları avlamamı kolaylaştıran bir unvandı.
Onu görmezden gelmeyi bırakarak konuşmaya çalıştım.
“Huroi, beni kurtarıcın olarak gördüğünü biliyorum. Sonuçta hapisten seni ben çıkardım, ama neden bana hizmet etmek istiyorsun?”
Onunla konuşmak istediğimi görünce Huroi’nin gözleri fıldır fıldır açıldı, ardından parlak bir ifadeyle başladı açıklamaya.
“Sadece hücreye kapatılmamıştım. Orada, gerçek hayatta 50 saat boyunca oyundan çıkmamın yasak olduğu bir görev yapıyordum. Oyun zamanıyla 200 saat geçirdim o hücrede. Cehennem gibiydi… Ama sen, beni o cehennemden çekip çıkardın.”
“Ne? Hey, bu ne saçma bir görev böyle? 200 saat oyunda, hem de tek kişilik hücrede mi? Mantıklı mı bu?”
İnanmadığımı görünce açıkladı.
“İkinci sınıf ödülü veren bir görevdi. Zor olması doğal.”
“Ne?”
Yanlış mı duymuştum? Öyle olmalıydı, değil mi? Şüpheyle ona yaklaştım.
“S-seviye mi? Ödül de ikinci sınıftı demek?”
Huroi’nin ifadesinde değişiklik yoktu, “Evet.”
Titreyen ellerimle omuzlarına sarıldım. Ardından derin bir nefes çektim, “Yani sen… Tatmin’de ikinci sınıf alan ilk oyuncu musun?”
Huroi keyifle güldü. “Evet, aynen öyle. Hahahahat! Şaşırdın mı? Ne zaman haberleri görsem ben de hayran kalıyorum. Hahahahat! Bütün bunlar senin sayende!”
“… O zaman hizmetini daimi kılalım.”
Kacck!
Huroi’nin omzunu tutan elimi sıktım. Son üç gündür atladığım seviyelerle gelen puanların çoğunu güce yatırmıştım. Dolayısıyla Huroi gücüme dayanamayarak acıyla titredi.
“G-Grid…?”
“Ahh! Kuooh!”
Öfkeden konuşamıyordum. Kıskançlığım anbean yükseliyordu. İlk ikinci sınıf alan oyuncu Huroi’ydi! Üstelik ona ben yardım etmiştim!
“Bu… sana müthiş bir servet verecek kadar şanslı olduğumu düşünmemiştim!” Huroi’nin boğazını tuttum ve bağırdım. “Sen! Sonsuza dek bana hizmet edeceksin! Bundan böyle efendin olacağım! Sen de hizmetkarım! Kahrolası şanslı pezevenk!”
“K-keoook! A-anladım. Zaten yemin etmiştim ya! Bırakabilirsin beni. N-nefes alamıyorum…!”
Tam o esnada…
Kuuong! Kuuong!
Köyün ucundan ağır ayak sesleri geldi. Hemen dikkat kesilerek başımızı çevirdik; orada, 4 metreden de uzun bir ork vardı.
“O ne öyle…?”
Devasa bir ogreye benziyordu! Huroi şaşkındı.
“Buzulışık orklarının şefi! 140. Seviye alan bossu. Köyü yok ettiğini duyunca gelmiş olmalı.”
“…”
Gerçekten de bir süre sonra yaratığın üstünde Buzulışık Ork Şefi isimleri belirdi. Bossun ismi altın sarısıydı. Arkasında 11 buzulışık orku vardı.
Huroi’ye emrettim, “Ben kaçacağım, zaman kazan!”
Huroi’nin görevi buydu. Onu terk edip tek başıma kaçmayı düşünüyordum. Peki o zaman Huroi arkada kalacağı yerde neden peşimden geliyordu?!
“#!@#&! Ne yapıyorsun sen? Efendin olacağımı söylemiştim! Niye beni dinlemiyorsun?”
Huroi cevapladı.
“Gerek yok ki! Birlikte onu avlayabiliriz.”
“Ne?”
Tereddüt ettiğim sırada Huroi açıkladı.
“İkinci sınıfımın adı Adaletin Havarisi’nin Yoldaşı! Adaletin Havarisi’yle bir aradayken bütün hünerlerim %20 artıyor ve şu anda 138. Seviye’deyim! Sen de zamanında şövalyelere üstün gelmiştin; iş birliği yaparak bossun icabına bakabiliriz!”
Kendine güveniyordu. Huroi’nin hiç tereddüt etmeden şövalyelerin kılıca doğru atıldığı anları hatırladım.
‘Doğru ya. Bu şerefsiz güçlüydü. Ve benim de eski halimden eser yok!’
Zaten alan bossları zindanlardaki normal bosslardan zayıftı. Ormanın Muhafızı gibi olağanüstü olanları vardı, ama nadiren görülüyorlardı.
‘Bahsi açılmışken, sıralamadaki tipler alan bosslarını tek başlarına indirebiliyorlardı, değil mi?’
Efsanevi sınıfa sahip bir adam ve ikinci sınıfı ilk alan adam iş birliği yaparsa 140. Seviye alan bossunu öldürmek mümkün olabilirdi.
‘Tamam.’
Kararımı verdim. Ardından hançerimi kavradığım gibi Huroi’ye baktım. “Hey! Buraya benim için geldiğini söylememiş miydin? O halde bosstan düşen bütün ekipmanlar benim olacak, değil mi?”
“Neler diyorsun…?”
“Ne? Hizmet edeceğine söz vermiştin? Yoksa efendinin ekipmanlarını mı çalacaksın?”
“Hayır. Sadece seninle savaşabileceğim için bile mutluyum. İkinci sınıfım sen yokken işe yaramıyor.”
“Güzel, başlayalım!”
Grup ayarlarından ‘Ekipmanlar Grup Lideri’ne Gider’ seçeneğini işaretledim ve Huroi’yi gruba davet ettim.
[Grup davetiniz kabul edildi.]
Bir grup olarak seviyelerimizi görebiliyorduk, ama aynı şey sınıflarımız için geçerli değildi. Huroi şoke olmuştu.
“G-Grid! Bu doğru mu? Sen 83. Seviye’de misin?”
“Öyleyse ne olmuş? Şikayetin mi var?”
“Hayır, sadece 83. Seviye’deki bir kullanıcının şövalyeleri nasıl korkuttuğunu ve buzulışık orklarını nasıl katlettiğini merak ediyordum. Ah! Acaba gizli bir sınıfın mı var? Sadece üç kişide olan şu destansı sınıflardan…!”
Destansı sınıf mı? Komikti. Ben efsanenin ta kendisiydim. Fakat bunu söylemek istemiyordum.
“Eh, öyle sayılır. Ne yapıyoruz? Bosstan önce etrafındaki yaratıkları indirelim.”
“Ha? Evet, tamam. Tamam?”
“Güzel. Yaratıkları ben halledeceğim, sen bossu oyala.”
“B-ben mi? Ah, tamam! Anladım! Tabii!”
Huroi yaratıklara yaklaştı ve şefe baktı. “Hey, anasının bok diye sıçtığı ç>$£$>£@@@$£>$>! Rakibin benim! Senin ta >#@€@$$@#@@!!!”
“…”
İlk defa görüyordum. Benden de beter küfreden birini!
ROaaa!
Şef çılgına döndü ve Huroi’ye saldırdı. Öte yandan ben, 11 buzulışık orkuyla buluşacaktım.
“Demirci’nin Öfkesi! Mutlak Adalet!”
…..
Magnec