Gittikçe daha sarmaya başladı seri
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
97. Bölüm İçime Bir His Doğdu I
Bir ay sonra.
Cale, bir ay boyunca rahattı. Doğrusu bu onun gözünde tembellik etmekti ama diğerleri farklı algılıyordu.
“Sıkıldı mı acaba?”
Raon, pencereden boş boş dışarıyı izlerken yaz meyveleri yiyen Cale’i inceliyordu. Raon’un yüzü son derece ciddiydi.
Nasıl sıkılabilirdi ki? Cale son iki saattir sallanan sandalyede sallanıp dışarıyı izlerken meyve yiyordu. Ne bir kelime etmişti ne de surat asmıştı.
Üzüm salkımından bir üzüm koparıp ağzına attı, dışarıyı izliyordu.
“Tuhaf, çok tuhaf.”
Biraz daha büyük kedi Hong, Raon’un yanında Cale’i izlerken kuyruğunu sallamaktaydı.
İkisi de pencere kenarındaki Cale’den uzaktaki yatakta yuvarlanıyorlardı ve bu nedenle Cale ne dediklerini duymuyordu.
“Her gün daha da geç kalkıyor. Gitgide daha az yemek yiyor. Sonra erkenden yatağa yatıyor. Son günlerde nadiren hareket ediyor.”
Raon, gözlemlerini Hong’la paylaşırken çok ciddiydi. Ardından suratını daha da astı.
“Yine uyuyor!”
Plop.
Cale’in elindeki üzüm yere düştü. Sandalyede sallanırken yine uykuya dalmıştı.
Raon’un gözleri titriyordu.
Çok uyuyor, az yiyor ve hareket etmiyor! Bunun tek bir anlamı var!
“… Hasta mı?”
Hong’un yüzü ciddileşirken kulakları dikleşti.
“Hayır, bu çok kötü!”
Raon ve Hong’un göz hapsindeki Cale’in suratı da solgundu. Tabii böyle olurdu çünkü diğer herkes yaz güneşiyle bronzlaşırken Cale içeride oturmaya devam ediyordu.
“… Öyle olduğunu sanmıyorum.”
Gümüş kedi On başını sağa sola sallarken küçük kardeşlerinin muhabbetini dinliyordu. Gördüğü tek şey, Cale’in her şeyi sinir bozucu buluyor olmasıydı.
“Hayır! Rosalyn’in geri dönünce bana verdiği kitapta bir şey okudum!”
Raon, kıtada konuşulan tüm dilleri öğrendikten sonra şimdi Rosalyn’in ona verdiği peri masallarını okuyordu.
“Hatta, sürekli uyumasına sebep olacak şekilde lanetlenen bir prensten bahseden bir öykü bile vardı!”
“Aman tanrım!”
Hong şoke olmuştu. Raon hararetle konuşmaya devam etti. Elbette, Cale’in duyabileceği kadar yüksek sesli konuşmuyordu.
“Doğal olarak dün lanetlendi mi yoksa zehirlendi mi diye görmek için kontrol ettim. Şükürler olsun ki hiçbiri olmamış. Bu da demek oluyor ki, hastalandı.”
‘Aman tanrım.’
On, Raon’un, Cale zehirlendi mi yoksa lanetlendi mi diye kontrol etmesi karşısında hayrete düştü. Ama Raon, umursamadan devam etti.
“Harris Köyü’ne ve Karanlık Orman’a geldikten sonra daha da kötüleşti. Karanlık Orman’da bulunmanın açıklanamayan bir yan etkisi olabilir.”
Cale’in grubu şu anda Harris Köyü’ndeydi.
Tabii Raon’un dediği gibi “daha kötü” hale gelmesinin nedeni, Cale’in Kont’tan ve diğer bölge yetkililerinden uzaklaştıktan sonra tembel yaşamına gerçekten başlayabilmesiydi.
Harris Köyü’nde de diğer insanlar vardı ancak onlar mezarlıkları ve köyün restorasyonunu tamamlamak için gelen uzmanlardı.
Dışarı çıkmayan Cale için onlarla karşı karşıya gelmeye gerek yoktu.
Cale şu anda, Karanlık Orman’a son gelişlerinin ardından inşa edilen iki katlı minik bir evdeydi.
‘Baba, Harris Köyü için sorumluluk almayı seçtiğime göre, gidip şahsen restorasyonun durumunu incelemek isterim.’
‘… Cale, bahsettiğin villayı tamamlamaktan çok uzaklar.’
‘Uzmanların kaldığı birçok ev var. Bir iki katlı ev yeter. Ayrıca, Ron’un uzak bir köyde, sessizce iyileşmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum.’
‘Pekala, anladım.’
Cale babasının onayını aldıktan sonra çarçabuk Harris Köyü’ne yola koyulurken neşeliydi.
Bu konuda hiçbir fikri olmayan Raon ise endişeliydi. O sırada biri kapıyı çaldı.
“Genç efendi!”
Yardımcı kahya Hans gelmişti.
Sesi On ve Hong’un esnemesine neden olurken Raon kanatlarını açıp kapadı.
Kapı açılınca Hans önce irkildi, ardından iç çekti.
“Merhaba Hans.”
“Seni görmek çok güzel, yardımcı kahya.”
“Yardımcı kahya, ben acıktım.”
Raon, Hong ve On’un kelimeleri Hans’ın kaşlarını çatmasına neden olmuştu. Burun delikleri alev alevdi, yanakları bile seğiriyordu.
“… Kalbim duracak sandım.””
Hans elini kalbine götürdü.
Harris Köyü’ne gelir gelmez On, Hong ve Raon hakkındakileri öğrenmişti. İlk etapta şoke ediciydi ama hemen atlatmıştı.
Uyanan Cale, gözlerini açar açmaz iç geçirdi. Hans ona baktı ve çığlık attı, neredeyse ağlayacaktı.
“Hiç bu kadar sevimli ve cana yakın varlıklar olduğunu bilmezdim! Size hizmet ettiğim için çok farklıyım, genç efendi!”
‘Ne diyor bu şimdi?’
Cale, Hans’ın saçmalıklarını duymazdan geldi. Hans, Cale’le ilgilenmektense, yaş ortalamaları yedi olan çocuklarla vakit geçirdi. Hans’ın her öğün Cale’in odasına gelme nedeni de Cale’den ziyade çocuklar gibiydi.
“Yardımcı kahya! Yemekte ne var?”
“Aaah, Raon-nim. En sevdiğiniz olan taze biftek ve Rosalyn-nim ve Beacrox’un birlikte yaptığı tatlı vanilyalı dondurma var.”
Oh.
Bunlar çocukların bayıldığı şeylerdi.
Cale, onların sohbetini izlerken doğruldu.
“Ugh.”
Cale homurdandı.
‘Biraz esnemeli miyim acaba?’
Uzun zamandır hareket etmeden sallanan sandalyede oturmaktan vücudu kaskatıydı. Ama Cale, tembel yaşamı için bu kadarcık sorunla başa çıkmaya razıydı.
Kaygısızca Hong’a ve çok ciddi duran Raon’a bir süre baktıktan sonra Hans’a döndü.
“Herkes orada mı?”
“Evet efendim. Bugünkü eğitimleri erken bitmiş olmalı.”
Cale başını sallayarak ilk kata yöneldi.
İlk kattaki yemek odasında uzun bir masa vardı.
“Genç efendi.”
“Ron, artık daha sağlıklı görünüyorsun.”
“Evet efendim. Buyrun, limonatanız.”
Mm. Cale önündeki limonataya tuhaf bakıyordu. Ron, tek koluyla da epey becerikliydi.
Cale, limonata bardağını kaldırdı.
Tam o anda.
Tang!
Bir tabak masaya çarptı. Beacrox, kötü kötü bakarak konuşmaya başladı.
“Neden önce temizlenmiyorsunuz?”
Cale irkildi. Ardından yakın zamanda duş aldığını anımsayarak etrafına bakındı.
‘Çok kötü haldeler.’
Lock, on Kurt çocuk ve Yardımcı Yüzbaşı Hilsman berbat haldeydi. Hepsi de terli ve kılıksızdı.
“Haha, şef, lütfen anlayın! Eğitimden sonra öyle yorulduk ki önce yemek yememiz lazım.”
Hilsman mazeretini sunarken güldü ve başını sallayan Cale’e baktı.
“Beni merak etmeyin, yiyin.”
Bunu söyler söylemez, Hilsman ve Kurtlar yemeğe girişti. Choi Han onlara tatminkarlıkla bakıyordu.
Cale, Choi Han’a döndü.
“Çok abartmaman gerektiğini söylediğimi hatırlıyorsundur, değil mi?”
Kurt çocuklar ve Hilsman, Karanlık Orman’da her gün eğitime gidiyordu. Cale’in sözleri karşısında bir an çekindikten sonra Choi Han’a baktılar.
Yardımcı Yüzbaşı, titreyen elleriyle çatalını tutarken donmuş gibiydi ve çok komik görünüyordu.
“Evet, Cale-nim. Onları çok çalıştırmıyorum. Yavaş yavaş gelişiyoruz.”
Choi Han, Cale’in ondan şüphe duymamasını sağlayacak, nazik bir tebessümle yanıt verdi. Zaten Cale dahasını duymak istemiyordu.
Kurt çocuklar Choi Han’a, cehennemden çıkan bir Talim Çavuşu’na bakar gibi bakıyorlardı ancak her sabah Choi Han’ı bulmaya gidenler de onlarrdı.
‘Çocuklardan ziyade…’
Şövalye gibi görünmüyorlardı. Daha çok özel kuvvet gibilerdi. Cale, limonatasını içti ve bu tarz işe yaramaz düşünceleri kafasından attı.
“Genç efendi Cale, kışa kadar burada mıyız?”
Cale, Rosalyn’in sorusunu başını sallayarak onayladı.
“Muhtemelen. Baharda eve dönmeyi düşünüyorum. Lütfen araştırmanız için nereye gitmeniz gerekiyorsa gidin. Ayrıca, ihtiyacınız olan malzemeleri bana bildirebilirsiniz.”
“Teşekkürler, genç efendi Cale.”
“Bir şey değil.”
Rosalyn şu anda bu binanın bodrum katında büyüyle ilgili deney ve araştırmalar yapıyordu. Rosalyn geleceğin Sihir Kulesi’nin efendisi olacağı için ona tam destek veriyordu.
‘Daha sonra iyiliğinin dokunmasını isteyebileceğim çok sayıda insan olması güzel.’
Sosyal ağlar önemli araçlardı.
Cale, yemeğini bitirdikten sonra odasına döndü ve hemen sallanan sandalyesine oturdu.
Mutlu mutlu iç çekti. Önündeki yetmiş yılı daha böyle yalnızca akşam güneşini seyrederek geçirmek istiyordu.
Raon ve Hong onu izlerken fısıldaşmaya başladı.
“Çok sıkıldığı için mi iç çekti?”
“Sanırım. Bence yolculuğa çıkmak istiyor olabilir.”
On, odanın köşesinde parlamaya başlayan şeyi fark edene kadar başını iki yana salladı. Ardından hemen söze girdi.
“Görüntülü iletişim cihazı parlıyor!”
‘Hmm?’
Cale şaşırdı. Görüntülü iletişim cihazı mı? Evden biri mi arıyordu?
On konuştu.
“Kırmızı!”
Cale kaşlarını çattı.
Cale, sinir bozucu bir şey isteme olasılığı olan herkesin çağrısını, cihazda kırmızı ışık yakacak şekilde ayarlamıştı.
Ve şu anda kırmızı renkte parlamasını sağlayacak tek bir kişi vardı.
Veliaht prens Alberu Crossman.
“Oh! Bu veliaht prens! Hemen çağrıyı bağlıyorum!”
Raon birden enerjikleşti ve cihaza uçtu.
‘Bunu yapmana gerçekten gerek yok.’
Cale, Raon’un hemen harekete geçtiğini görünce iç çekti ve sandalyesini, yüzü cihaza dönük oturacak şekilde çevirdi.
“Bağlıyorum.”
Raon cümlesini bitirdiği gibi, cihaz mavi bir ışıkla kaplandı. Hemen sonra cihazın üzerinde minik bir ekran oluştu.
Cale, Alberu’nun gülümsediğini görebiliyordu.
- Genç efendi Cale, krallığımızın hazinesi.
- Gününüz iyi geçiyordur umarım?
“Neden böyle davranıyorsunuz?”
- Aramızdaki ilişkiyi düşünüce, böyle davranmamam için bir neden mi var?
‘Aramızdaki ilişki ne ki?’
Cale sonunda Alberu’ya “majesteleri, krallığımızın yıldızı” diye seslendiğinde onun ne hissettiğini anlıyordu.
“Sanırım ilişkimiz son derece iyi?”
Söylediğinin aksine Cale’in yüzündeki ifade kayıtsızdı. Ancak Alberu hala nazikçe gülümsüyordu.
- Elbette. Ve böyle güzel bir ilişkimiz olduğundan…
‘Tuhaf bir şey var.’
Cale’in içine uğursuz bir his doğru. Son bir ayda hiçbir şey yapmamanın verdiği huzur, bir film sahnesi gibi geçiyordu sanki.
‘… Bir şey yoktur.’
- Umarım bana bir iyilik yapabilirsiniz.
“Çok zor. Şu an çok meşgulüm.”
Doğal olarak Alberu Cale’in yalanını duymazdan gelerek söyleyeceği şeyi söyledi.
- Bana yardımcı olmazsanız veliaht prens pozisyonundan alınıp ölebilirim.
Cale bu ciddi sözler karşısında irkildi.
Alberu şu anda Whipper Krallığı’nın büyücülerini topluyor ve güçlerini geliştriiyordu. Bu, Roan Krallığı’nın korunmasına yardımcı olacak bir şeydi.
Cale, krallığın ve tatlı evinin, huzurlu bir yaşam sürmesi adına güvende olması için ona yardım ediyordu.
Cale, Alberu’nun suratını inceledi, parlak bir şekilde gülümsese de gözleri endişe doluydu.
Cale kimliğini çözdüğü zaman bile bu kadar endişeli görünmemişti.
Cale sandalyesinden kalktı ve söze girdi.
“Ne söyleyecekseniz buyurun söyleyin. Neden yardımıma ihtiyacınız var, majesteleri?”
Cale sırtında bir ürperti hissetti. Bu uğursuz hissiyat uzun zamandır ona uğramamıştı. Veliaht prense görünmeyen Raon ve Hong, parlak gözlerle yan yana oturuyorlardı.
Alberu söze girdi.
- Kara Elf.
‘Biliyordum.’
Cale bu kelimeleri duyacağını beklemişti.
Gözlerini kapadı ve ellerinin arasından yitip giden tembel yaşamına el sallayarak veda etti.
Veliaht prens Alberu, çeyrek Kara Elf, devam etti:
- Kara Elf Köyü’ne gidebilir misiniz?
Magnec