Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

71. Bölüm Planlanandan Farklı III

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Toonka heyecanlı bir ifadeyle haykırdı.

“Hemen hazırlayın!”

Birdenbire tam merkezde bir savaş alanı oluşmaya başladı. Özel hiçbir şey yoktu. Dövüş için yanıp tutuşan insanlar, eğitim alanının yakınlarındaki çadırları taşıyarak daha geniş bir savaş alanı yaratmaya çalıştılar. 

- Zayıf insan, tombul insan sana bakıyor.

Bu sözlerin ardından Cale başını çevirdi. Billos uzaklardan ona bakıyordu. Cale kayıtsızca onu çağırmak için el işareti yaptı.

Şefler Billos’un yanındaydı ancak endişelenmenin zamanı değildi. Önünde bir gölge oluştuğunu görünce Cale önüne döndü.

“Sizi ön tarafa yönlendireceğim.”

Bu kişi iri kadın Pelia’ydı, Toonka’nın sol koluydu ve mızrak ustasıydı. Arenanın seyirci bölümünü gösterdi. Cale’in ifadesi birden ciddileşti.

“Buna gerek yok.”

Cale arenaya yakın bir yerde durmayı asla istemiyordu. Toonka havaya uçarsa veya Choi Han yanlışlıkla aurasını yanlış bir yere yönlendirirse ölecek ilk kişi kendisi olurdu.

“Size en iyi yeri vermeliyiz.”

Pelia bunu söyleyerek ileri doğru bakarken Cale, askerlerin arenanın merkezine doğru bir yol açtığını görebiliyordu. Böylesi vahşi kişilerin bu kadar koordineli çalışması bir mucizeydi. Pelia gerçekten de Yardımcı General rütbesini hak ediyordu.

Cale iç çekti ve arenaya giden yolu izledi. Çoktan Hükmeden Aurasını gizlemişti ancak Pelia ve askerler gözlerini ondan alamıyordu.

Yavaş yavaş yürümesi, onu gündelik bir gezintiye çıkmış biri gibi gösterirken, arkasında yürüyen genç adam ve genç kadın tehlikeli görünüyorlardı.

- Neden tehlikeli bir yere gidiyoruz ki? Zayıfsın, bunu yapamazsın! Pençemin ucu kadar güçlü hale gelmen bir şey değiştirmez!

Ama Cale’in yavaş yavaş yürümesinin nedeni gitmek istememesiydi. Raon’un dırdırları karşısında bir şey yapamazdı. Cale’in arkasından gelen Rosalyn ve Lock da iyi görünmüyordu.

"Genç efendi Cale."
"Ne var?"

Rosalyn, Choi Han ve Toonka’nın dövüşeceği arenaya temkinli bir ifadeyle baktı.

“Ya bu nedenle bizden nefret ederlerse?”

‘Nefret?”

Cale’in bakışları şaşkınlıkla doluydu.

Ardından Lock ona yaklaştı ve fısıldadı.

“Noonanın da dediği gibi, Choi Han hyung onu yenerse kötü şeyler olmaz mı? Ya bize sinirlenirlerse? O zaman Toonka’nın öfkeleneceğini ve bizimle ticaret yapmaktan vazgeçeceğini düşünmüyor musunuz?”

Rosalyn de Lock da, Choi Han’ın kazanacağından şüphe duymuyordu. Aynısı Cale için de geçerliydi fakat Cale onlardan biraz daha farklı düşünüyordu.

Cale, yüksek rütbeli yetkililer için ayrılan sandalyelerden birine yavaşça oturdu. Ardından, ayakta duran bu ikili için de yanındaki oturakları işaret etti.

“Sonuna dek orada dikilecek misiniz?”

Rosalyn ve Lock, suratlarında karmakarışık ifadelerle oturdular. Cale lafa girdi.

“Endişe edecek bir şey yok.”

Toonka o kadar güçlü değildi. Elbette, sıradan bir insanla kıyaslandığında güçlüydü fakat Ejderhalar ve Balinalarla kıyaslandığında aşırı derecede zayıftı. Fakat Toonka güçlü biriyle karşılaştıktan sonra acı çekse ve her karşılaştığı kişi için intikam yeminleri etse şu anki pozisyonuna gelemezdi.

Böyle davranan tek kişi de o değildi.

“Etrafa bakın.”

Rosalyn, Cale’in gösterdiği açık alana baktı. Tam o sırada.

"Voo! Voo! Voo!"

Dev, açık alandan sesler yankılanıyordu. Askerlerin bağırışları Rosalyn’in kulaklarında çınladı. Dahası da vardı.

Boom! Boom! Boom!

Ayaklarını yere vuran halkın sesleri tüm alanı dolduruyordu. Bunları izleyen Lock, ayaklarının altındaki titreşimi hissedebiliyordu. İnsanlar ayaklarını yere vurmaya başladığında savaşçılar ve şövalyeler de vurmaya başladı.

"Voo! Voo! Voo!"

Boom! Boom! Boom!

Ve gürültü gitgide artıyordu. Sanki dünyanın kendisi bağırıyor gibiydi.

“Genç efendi! Ne, neler oluyor?”

Lock ürkmüştü, suratı kireç gibiydi. Cale'e baktığında onun gülümsediğini gördü.

Lock’a ve Rosalyn’e yanıt verdi:

“Kazanmak ya da kaybetmek onlar için önemli değil.”

Tam o anda Pelia, Cale’in yanına geldi ve arkasına oturdu. Cale’in ne söylediğini o da işitebiliyordu.

“Savaşçıların Ritüeli.”

Pelia bir anda durdu ve tepkisini fark etmeyen Cale’e baktı. İki savaşçı yavaş yavaş arenaya ilerliyordu.

Choi Han ve Toonka. Cale onlara bile bakmadan konuşmaya devam etti.

“Dövüşmek için.”

Toonka’nın halkına göre zafer ya da yenilginin bir önemi yoktu. Önemli olan tek şey dövüşmekti. Özellikle de rakip, düşmanları değilse savaşçıların mücadelesi daha da kutsal hale geliyordu.

“Önemli olan tek şey bu.”

Cale konuşmasını bitirince arkasına yaslanabildiği kadar yaslandı. Toonka ve Choi Han’ın arenaya girdiğini görünce yaralanmaktan korkmaya başlamıştı.  

O sırada, Raon konuştu.

- Endişelenme zayıf insan. Ben o ikisinden de güçlüyüm! Zarar görmeyeceksin.

Sözleri şefkatle doluydu. Cale, onun ses tonundan hiç hoşlanmamıştı, bu nedenle daha da geriye yaslandı ve sonra arkasına döndü.

“Ne oluyor?”

“Hiçbir şey.”

Cale, Pelia’nın oturduğunu ve bakışlarının ileriye döndüğünü gördü. O da oturuşunu düzeltti. Toonka’ya sadık olan Pelia’nın, normal tutumları yüzünden öfkelenmesini istemiyordu.

- Evet. Muhallebi çocuğu gibi oturma, dik otur! İnsan, aferin sana!

Cale bu anlamsız sözleri duymazdan geldi ve Toonka’nın diğer astı Hota’nın hakem gibi öne çıktığını gördü.  

‘Buna ihtiyaç duyduklarından değil.’

Rakip bayılana ya da pes edene dek. Bu insanların kuralı buydu. Böylesi bir mücadelede bayılmak bu kişiler için utanç kaynağıydı.

“Genç efendi, endişelenmeme gerek var mı?”

“Hayır, rahatlayabilirsiniz Bayan Rosalyn.”

Cale, ona yanıt verdikten sonra Hota’nın, insanların dikkatini çekmek için bağırdığını gördü. Ardından küçük bir flüt çalmaya başladı.

Biiiiiipp…

Savaş başladı.

Hemen birbirlerine koşsalardı güzel olurdu ancak Choi Han da Toonka da hareketsizce birbirlerine bakmaya devam ettiler. Cale, üzerine pek de düşünmeden izliyordu.

O sırada Toonka’nın sesini duydu. Arena büyüktü ancak en önde olduklarından sesleri duymaları zor değildi. Hem, Toonka’nın bağırarak konuşması da duymalarını kolaylaştırıyordu.

“Neden cılızın ne düşündüğünü umursuyorsun?”

‘Cılızın mı?’

Cale, kendisinden bahsettiğini düşündü.

‘Choi Han beni koruyor mu? Neden?’

Cale’in aklında bir soru vardı fakat uzun uzadıya düşünemezdi. Çünkü Rosalyn ve Lock ona yandan gizlice bakmaya başlamıştı. Toonka “cılız” derken kesinlikle ondan bahsediyordu.

O anda Choi Han’ın sesini duydular.

“… Az önce ne dedin sen?”

Sesi çok kısıktı. Cale, Toonka’nın suratındaki alaycı ifadeyi gördü.

“Diyorum ki neden cılızın düşüncelerini umursuyorsun! Savaş meydanlarında ilk cılızlar ölür! Bunu bildiğine eminim!”

Rosalyn ve Lock kaşlarını çattılar. O sırada, kulaklarına bir ses çalındı.

Cale iç çekti.

Cale’in iç çekişi Lock’u susturdu. Lock’un pençeleri keskinleşiyor ve yavaş yavaş uzuyordu. Rosalyn parmaklarıyla yüzüne dokundu. Ancak, ikisi de hemen sonra durdu.  

“Zavallı piç.”

… Zavallı piç? İkisi de şaşkın şaşkın Cale’e baktı. Cale, arenaya bakarken sanki az önce iç çeken kendisi değilmiş gibi bomboş bir ifade takınmıştı.

Cale’in tanıdığı Choi Han, lise iki öğrencisiyken Karanlık Orman denen cehenneme gönderilmişti. Uzun bir süre, ormandaki en zayıf varlık oydu. Cale, böyle birine karşı ilk ölenin zayıflar olduğunu söyleyen Toonka için üzüldü.  

“Genç efendi Cale, zavallı dediğiniz kişi kim…”

“… Bir göz at sadece.”

Cale ona yanıt vermektense arenayı gösterdi.

O anda Choi Han, kılıç kayışını belinden çıkardı. Kılıcı fırlattı ve kılıç, arenanın köşesinden uçtu.  

Plop.

Cale, kılıcın yere düştüğünü duydu ancak yalnızca başını sallayarak mırıldanmakla yetindi.

“Birini çıplak elle dövmek kesinlikle çok daha iyi.”

Lock ve Rosalyn irkilerek Cale’in sözlerinin gerçekleşmesini izlediler.

Vham!

“Ugh!”

Rosalyn, Cale’in kime zavallı piç dediğini anlayabiliyordu.

Pov! Pov!
Boom!
Boooom!

Arena sessizdi.

Kimse konuşamıyordu. Ancak Raon’un sesi Cale’in zihninde konuşmaya devam ediyordu.

- Pestilini çıkaracak!

Raon haklıydı. Choi Han, Toonka’yı döverken kendini biraz bile tutmuyordu.

“Ugh, seni şerefsiz!”

Toonka onun kalıplarındaki biri için çok hızlı hareket etti ve Choi Han’a doğru koşturarak ona bir yumruk salladı.

Pang.

Choi Han onu avuç içiyle bloke ederken hoş bir ses çıktı. Ardından Choi Han Toonka’nın elini kavrayıp sıktı ve ona yaklaştı. Tüm bunlar bir anda olmuştu.

Cale devamını göremedi. Ama duyabiliyordu.

Booom!

Toonka’nın vücudu yere fırladı. Darbenin etkisiyle arena tozla kaplanmıştı.

 “Ugh!”

Toonka nefes almada güçlük çekiyordu. Fakat Cale, onun hala gülümsediğini fark etti.

“Harika! Bu güç! Bu dövüş g… ugh!”

“Çok konuşuyorsun.”

Ama Choi Han onun gülümsemeye devam etmesine izin vermedi.

Cale, Toonka’nın, Choi Han’ın saldırısını engellemeye çalışmak için kollarını kaldırdığını gördü ama Choi Han’ın tekmesi Toonka’yı yine havaya uçurmuştu.

“Ugh! Hahaha!”

Toonka havaya uçtuğunda daha da şiddetli gülmeye başladı. Ardından bedenini büktü ve saldırmaya çalıştı, fakat sonuç değişmedi. Sonuç olarak sürekli ve sürekli dayak yedi.

Cale’in tek görebildiği Toonka’nın kanlı giysileriydi, yüzü öyle şişmişti ki bu kişinin Toonka olduğu bile belli olmuyordu ve hava sürekli toz içindeydi.

 “Hehe…hehe, düşmeyeceğim!”

Toonka sendeleyerek ayağa kalktı. O anda Raon, Cale’in kafasında ciddiyetle konuşmaya başladı.

- … Dayak yedikten sonra neden gülüyor? Dayak yemekten hoşlanıyor mu?

Cale başını kaldırıp göğe baktı. Ama hala kum torbasını döverken çıkan seslere benzeyen gürültüleri duyabiliyordu.

Balinalarla savaşabilen Choi Han gibi birinin Toonka’ya kolayca yenilmesine imkan yoktu. Yalnızca Choi Han; Raon ve Balina Kral Shickler ile dövüşebilecek güçteydi. Gerçekten ana karakter unvanını hak ediyordu.

Pov! Pov!

Cale merakla gökyüzüne bakmaya devam etti.

Choi Han ne zaman Toonka’yı dövmeyi bitirecek?

Toonka’nın gücünün tükenmesinin zamanı gelmedi mi?

Ama Toonka, çok güçlenmişti.

“Genç efendi Cale, Choi Han’ı durdurmalı mıyız?”

Cale, Rosalyn’in ihtiyatlı sorusuna kısa bir yanıt verdi.

“Savaşçıların Ritüeli’ne karışamayız. Yalnızca, savaşçıların isteğiyle bitebilir. Yapabileceğimiz tek şey bu kutsal ritüeli kenardan izlemek.”

Cale, tüm yüksek rütbeli savaşçıların o esnada ona baktığını bilmiyordu. Yalnızca, bir başka yumruk sesi daha duyduğunda aşağı bakmıştı.

 “Hehehe, gerçekten güçlü bir şerefsizsin. Pü!”

Toonka biraz kan tükürdü ve gülmeye devam etti. Choi Han ona iğrenerek bakıyordu. Toonka’nın ne denli deli olduğunu fark etmiş gibiydi.

Ne kadar dayak yerse yesin gülmeye devam ediyordu. Defalarca kez eşek sudan gelinceye kadar dövülmesine rağmen ayağa kalkıyordu. Asla pes etmiyordu. Çizgi film karakteri gibiydi.

‘Bu yüzden böyle çılgın bir piç.’

Cale, Toonka’nın moralinin bozulmaya başladığını anladı. Toonka’nın gözlerinin şu anda açık olup olmadığını bile göremiyordu.

Toonka, bir kez daha bağırarak koşarken berbat görünüyordu.

 “Ahhhhhhhhhh!”

Ardından havaya uçtu.

“… Roket gibi fırladı.”

Choi Han’ın yarı saydam siyah aurası, onu çok yükseklere yollamıştı.

“Huh, huh?”
“Çekil, çekilin!”
“Herkes çekilsin!”

Toonka onlara doğru düşerken askerler de Toonka’nın bedeninden kaçınmak için geriye doğru kaçıştı.

Booom!

Sanki meteor çarpmış da patlama olmuş gibi büyük bir çukur oluşmuştu. Toonka çukurun içinde baygın yatıyordu. Bayılmak, Toonka için en utanç verici şeydi.

Choi Han, Toonka’yı kontrol bile etmeden Cale’in yanına geldi. Cale hemen ayaklandı, sanki tüm dövüş boyunca bu anı bekliyordu.

O anda ayağa kalkan Rosalyn ve Lock, ürkmeye başladı. Aynı şey Toonka’ya doğru ilerleyen Toonka’nın astları için de geçerliydi.

Daha önce de hissettikleri duygu. Nazik ama endişe verici duygu. Cale, elini Choi Han’a uzattı.

“İyi işti.”

“Evet, Cale-nim.”

Choi Han onun elini tuttu ve gülümsedi. Cale, hükmeden aurayla kuşanmıştı, ardından etrafına baktı. Şimdi Toonka’nın arkadaşlarının Choi Han’a ve ona bakışı, buraya ilk geldiklerindeki asıl bakışlardan çok ama çok farklıydı.

Cale gülümsedi.

Şimdi doğru şekilde ayarlanmıştı. Tam da Cale’in istediği gibi.

Tap. Tap.

Toonka, birinin göğsüne vurmasıyla uyandı. Uyandıran kişi Pelia’ydı. Ancak Toonka, arkasında duran Cale’e baktı.

Cale, çökmüş haldeki Toonka’ya yukarıdan baktı ve söze girdi.

“Beni Sihir Kulesi’ne götür.”