Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

58. Bölüm Düşünüyorum VI

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

“Yıllar boyunca deniz kızlarıyla büyük küçük birçok savaş yaşadık. Biz kuzeyi kontrol ediyoruz, deniz kızları da güneyi.”

Paseton, Cale’e baktı. Koltuğa uzanmakta olan Cale hikayeye devam etmesi için çenesiyle ona işaret yaptı. On ve Hong Cale’in yüzüne baktıktan sonra yavaşça onun dizinden uzaklaştılar ve Kara Ejderha’nın yanına, odanın köşesine yöneldiler.

“Deniz kızlarının tüm okyanusta bir krallık kurmasını önlemek için savaşıyoruz. Fakat, altı ay önce bir şeyler değişti.”

Paseton’un yüzü düştü.

“Deniz kızları tuhaf davranmaya başladı.”

‘Tuhaf?’

Cale, kitapta deniz kızlarıyla ilgili olan bilgileri düşünmeye başladı.

“İki kabile arasındaki keskin sınırı geçtiler ve bizi kışkırtmaya çalıştılar.”

Bu, Cale’in bildiği bir şeydi. Deniz kızları, okyanusun kontrolünü ele geçirebilmek için onları provoke etmeye başlamıştı. Cale zaten bildiği bir şeyi duyunca rahatlamaya başladı. Paseton devam etti:

“Arkasında yatan nedeni çözmeyi başarmıştım."

‘Kendi krallıklarını yaratmak istedikleri için olduğuna eminim.’

Dördüncü ve beşinci kitaplarda Balina kabilesi, deniz kızlarının planını biliyordu ve Choi Han’ın onlara deniz kızlarıyla olan savaşta yardım etmesinin nedeni buydu.

“Doğu ve Batı kıtalarını birbirine bağlayan deniz yolunun kontrolünü elde etmeye çalışıyorlar.”

“Ne?”

Cale oturuşunu düzeltip Paseton’a baktı.

“Deniz yolu insanlar için olan bir şey değil mi?”

Doğu ve Batı kıtalarını bağlayan birçok deniz yolu vardı. Bu rotaları insanlar bulmuştu fakat çok uzakta ve tehlikelilerdi bu nedenle resmi birer rota değillerdi.

Romana göre, suda yaşayan ve karada yaşayan yaşam formlarını kapsayan bir anlaşma vardı. Deniz canlıları bu deniz rotalarına dokunmazdı ve kara canlıları da karşılığında denizdeki meselelere burnunu sokmazdı. Bu nedenle Choi Han Balinalar ve deniz kızları arasındaki savaşa dahil olup olmamak konusunda sıkıntı yaşamıştı.

Ama deniz kızları bu anlaşmayı bozacak mıydı?

Witira söze girdi.

“Başta kendi krallığını yaratmanın öncüsünün, deniz kızlarının yeni kralı olduğunu sandık fakat Paseton’un getirdiği bilgi tamamen farklıydı."

Cale iç çekti ve ılık çayından bir yudum aldı.

‘Yine öğrenmemem gereken bir şey öğrendim.’

Sorun bunun, şu ana kadar öğrendiği diğer bilgilerden daha büyük bir mesele olmasıydı. Hatta veliaht prens Alberu’yla ilgili olan olaydan daha büyüktü.

“Ve bir tuhaflık daha var.”

“Bekle.”

Cale, Witira’nın lafını bölerek onu durdurdu.

“Karanlık Orman neden dahil oldu, onu söyle.”

Cale, başka bir şey daha duyarsa kendisinin de büyük bir olaya dahil olacağını hissetti. Rahatsız hissediyordu. Witira’nın hafifçe gülümsediğini gördü.

Neden bu güzel Balina’nın gülümseyişi Cale’e korkutucu geliyordu?

“Evet. Bu da onunla ilgili!”

Cale’in ifadesi daha da kötüleşirken Witira yanıt verdi.

“Bahsettiğimiz gibi, deniz kızları bir iki ay önce güçlenmeye başladı. Bunun yaşanmasına sebep olan ‘malzeme’yi bulabildik.”

Cale gözlerini kapattı. Yavaşça geri açarken iki Balina’ya sordu.

“Bu malzeme Karanlık Orman’da mı?”

“Evet! Hemen anladın işte!”

‘Neler oluyor ya? Karanlık Orman arazisinden olan bir şey bir deniz canlısını nasıl güçlendirebilir?”

Cale şoke olmuştu.

Daha da önemlisi bir deniz kızı Karanlık Orman’a nasıl ulaşmıştı? Cale’in bu konuda şüpheleri vardı.

Kararlılıkla konuşmaya devam ederken Paseton’un gözleri parladı.

“Karanlık Orman’daki bir bataklıkla ilgili konuşurlarken duydum. Bu nedenle peşime düştüler. Bataklığa gidip o malzemenin ne olduğunu öğrenmemiz gerek.”

Cale’in başka bir şey duymaya ihtiyacı yoktu.

Karanlık Orman.

Choi Han’ın Harris Köyü.

Cale, şu anda muhtemelen kapının dışında olan on Kurt çocuğu düşündükten sonra odanın köşesine baktı. On ve Hong aralarında tuhaf bir boşlukla orada duruyorlardı. Görünmez Kara Ejderha muhtemelen ortalarındaydı.

- İnsan, ne bakıyorsun?

‘Ona villa inşa etmeyi düşünüyordum.’

- Çok havalı olduğum için mi? Pekala, bana bakmana izin veriyorum.

“Karmaşık.”

“Pardon?”

Balina kardeşlerin gözleri büyüdü. Ancak Cale düşünmeye başladı, onlara bakmadı.

‘Faydası ne olurdu?’

Faydanın ne olacağını çözmek için önce anlaması gereken bir şey vardı.

“İnsanlar denizdeki olaylara karışamaz.”

Witira hemen yanıt verdi. 

“Böyle olduğunu biliyoruz, fakat bundan ötürü senin dezavantajlı duruma düşmeyeceğinden emin olmak için hazırlık yapıyoruz. Biz her şeyi gizlilikle halledeceğiz.”

Ardından ekledi:

“Üstelik anlaşmayı ilk bozan taraf deniz kızları. Karanlık Orman’a ulaşmak için karadan yardım almaları gerekiyor.”

“Ama yine de büyük bir tehlike riski var. Bunu biliyorsunuz değil mi?”

“Evet.”

Sonra, bilmesi gereken ikinci şeye geldi sıra.

“Benim için ne var peki?”

Cale onları risk konusunda uyardıktan sonra bunu sormuştu. Witira, gülümseyerek konuştu.

Cale, ağzından çıkacak lafları biliyordu.

Kitapta Balina Kral’ın Choi Han’a teklif ettiği şartın aynısı olacaktı.

“Deniz yolu.”

Cale gülümsedi.

“Deniz kızlarının devralması için öncelik verilmiş bir deniz yolu var. İnsanlar onu henüz bulamadı. Ulaşılabilir en güvenli deniz yolu.”

Cale, bilmesine rağmen sordu.

“Nerede?”

Cale’in bunu bildiğinden habersiz olan Witira kendine güvenerek, “Okyanusumuzda.” dedi.

Batı kıtasının doğu denizi.

“Balina kabilesinin bölgesi içinde.”

Cale gülmeye başlayarak, “Balina bölgesi en tehlikeli yer değil mi? Okyanusun en güçlü canlıları orada.”

“Fakat sizin için şimdilik güvenli, genç efendi Cale. Size o rotayı kullanma hakkı verilecek.”

Cale kendine güvenen Witira’ya sıradan bir tavırla sordu.

“Ama ihtiyacım yok ki?”

“… Pardon?”

Cale’in öylesi bir deniz yoluna kesinlikle ihtiyacı yoktu. Onlara deniz yolu vermiyorlardı. Ona, kullanma hakkı veriyorlardı sadece. Cale’in huzurlu bir yaşam sürmek için o deniz yoluna ihtiyacı yoktu.

Fakat.

“Bir şart daha ekleyeyim.”

Deniz yolu, ailesini daha zengin, daha güçlü hale getirirdi. Elbette Basen bölgenin başındaki kişi olarak daha sıkı çalışacaktı fakat Cale için fark eden bir şey yoktu. Cale, Witira’nın yüzündeki karmaşık ifadeyi gördü ve geleceğin Balina Kraliçesi’ne sordu.

“İhtiyacım olduğunda gücünüzü bana ödünç verin.”

“Bizim gücümüzü mü?”

“Evet. İki kez.”

Cale için, kuzey şövalyeleri kıtanın bu bereketli ve sıcak topraklarına yöneldiğinde, Kuzeydoğu topraklarını güvende tutmak dışında hiçbir şey önemli değildi. Ubarr denizindeki girdaplar ve deniz üssü… başka türlü Cale neden tüm bunlara dahil olsun ki?

Çünkü Cale, roman hakkındaki bilgisine dayanarak geleceğe hazırlanıyordu.

“Karadaki meselelere dahil olamayız.”

Cale, Witira’nın soluk yüzüne baktıktan sonra doğal bir tavırla ekledi.

“Yani benden kendimi tehlikeye atmamı istiyorsun ama sen aynısını yapmıyorsun?”

“… Biz barış yanlısı bir kabileyiz.”

“Uzun süredir deniz kızlarıyla savaşırken böyle bir şey diyebileceğinizi hiç sanmıyorum.”

Balina kabilesi, güçlü deniz kızları yüzünden tehlikede hissediyordu. Daha önce hiç böyle bir tehlike hissetmemişlerdi. Muhtemelen, tehlikenin kaynağını tamamen ortadan kaldırarak huzurlu yaşamlarını sürdürmek istiyorlardı.

Cale, sessiz Witira’yla konuşmaya devam etti.

“Karanlık Orman, dünyadaki en gizemli ve en tehlikeli yerlerden biridir. Sırf güçlü olduğun için güvenle seyahat edebileceğin bir yer değil. Özellikle de senin gibi kara hakkında pek bilgisi olmayan biri için durum böyle.”

Cale, zaten Harris Köyü’ne gitmeyi planlıyordu.

“Sana yardım edeceğim.”

Karanlık Orman’da Choi Han onlarca yıl yaşamıştı. Choi Han, o kadar uzun süre yaşamasına rağmen orman hakkında her şeyi bilmiyordu. Yalnızca ufak tefek şeyleri biliyordu.

Ve elbette Choi Han’dan sonra Karanlık Orman hakkında en çok bilgiye sahip kişi Cale’di.

“Sanırım hangi bataklık olduğunu biliyorum.”

Witira, nazikçe yanıt verirken onun gülümsediğini görebiliyordu.

“Balina Kabilesi, okyanustaki en güçlü canlı olarak huzurlu bir yaşam istemiyor mu?”

Cale, Witira’nın bakış açısının değişmeye başladığını fark etti. Kadın yavaş yavaş talep eden kişi pozisyonundan, anlaşma yapan kişi pozisyonuna doğru değişiyordu. 

“Evet, genç efendi Cale.”

Balinalar huzur istiyordu. Bu yalnızca güçlü oldukları için mümkündü. Kitaptaki Balina Kabilesi, deniz kızlarıyla dövüşmek için her şeyi yapmıştı.

“Ben Witira, Balina reisinin varisi olarak, şartlarınızı kabul ediyorum.”

Witira kimliğini açıkladıktan sonra da Cale’in sakin olduğunu fark etti.

“Sen varis misin? Harika. Gecikme olmaksızın bugün anlaşmamızı tamamlayabiliriz.”

Anlaşmayı hemen tamamlayabilecekleri için mutlu görünüyordu. Elini uzattı ve sordu.

“Sana resmi bir şekilde mi hitap etmem gerekiyor?”

“Gerek yok, genç efendi Cale. Kimliğimi gizli tutmalıyım.”

“Bunu yalnızca ben mi bilmeliyim?”

“Doğru.”

Cale, Witira ile el sıkıştı. Bu yeterliydi. Balina kardeşler ayrıldıktan sonra Cale kendini koltuktan aşağı bıraktı. Ardından tavana baktı.

“Hey sen.”

Kara Ejderha kendini ortaya çıkardı ve isteksizce konuştu.

“Beni ‘sen’ diye çağırma.”

“Öyleyse ne demem gerekiyor?”

Cale, Kara Ejderha’nın koltuğun diğer tarafına indiğini gördü, burnunu kırıştırdı.

“Sen bulacaksın, insan.”

“Önce bana ‘insan’ demek yerine Cale demeye başlasan?”

Cale, Kara Ejderha’nın meraklı gözlerle burun kıvırdığını gördü, Cale’in sorusunu duymazdan gelmişti. Fakat yine de söylemek istediği şeyi söyleyecekti.

“Kendine ait bir ev istemez misin?”

Cale bunu bir süredir düşünüyordu. Eğer Kara Ejderha’yla yaşayacaksa bu, ‘dünyanın en mükemmel canlısına’ uygun bir ev vermek çok güzel olmaz mıydı?

“Ev mi?”

Ejderha kanat çırpmaya başladı. Normalde ejderhaların bağımsızlık arzusu çok güçlü olurdu. Bu ejderha biraz farklı olsa da, onun arzusu da yerli yerinde olmalıydı.

Ama Kara Ejderha’nın yanıtı tuhaftı.

“Beni kovuyor musun?”

Kara Ejderha kanatlarını çırparken bölgedeki mana vahşileşmeye başladı. Oldukça öfkelenmiş gibiydi. Cale hemen söze girdi.

“Mm, villa demek daha doğru olur.”

“… villa mı?”

“Evet. Sen, ben, On, Hong ve Kurtların gidebileceği ve eğlenebileceğimiz bir yer.”

Elbette bu “eğlence”nin bir kısmı Karanlık Orman’daki yaratıkları temizlemeyi de kapsıyordu. Kara Ejderha kanat çırpmayı bıraktı ve koltuğa rahatça uzanarak cevap verdi.

“… Villanın yerini ben seçeceğim.”

Kara Ejderha, uykuluymuş gibi gözlerini yavaş yavaş kırpıştırıyordu, birdenbire Cale’e keskin bir bakış attı.

“Karşılığında benim için bir isim seçeceksin. Halletmek için bir ay vaktin var.”

Kara Ejderha, Cale’in suratındaki şaşkına dönmüş ifadeyi umursamadı ve biraz kestirmek için gözlerini kapadı. Yüzünde tatminkar bir gülümseme vardı. Cale, On ve Hong’un kıkırdadığını görünce başını onlara çevirdi, On ve Hong hemen gülmeyi kesip hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başladılar. Cale’e art arda soru sordular.

“Ne zaman eve gideceğiz?”

“Balıkları severim ama denizi sevmiyorum.”

Cale, kediciklere yanıt verdi: “Yakında.”

İki gün sonra Cale, Amiru ve diğerleri onu geçirdikten sonra aracına bindi. Araç hızlanmaya başladı ve Cale aracın perdelerini kapatıp konuştu.

“Şimdi kapatabilirsiniz.”

Görünmezlik cihazını kapattıktan sonra Balina kardeşler ortaya çıktı. Kara Ejderha da kendini göstermişti.

Kara Ejderha’yı görünce Paseton korktu ve Witira’nın gözleri genişledi. Ejderha başını Cale’in bacağına koydu ve Balina kardeşlere boş boş baktı.

“Ne bakıyorsunuz?”

“Önceki mana dalgalanmaları… sendin o.”

Kara Ejderha ve Witira birbirlerine bakmaya başladılar. İkisi de birbirinin gücünün farkına varıyordu. Ayrıca ikisi de, karşısındakinin ne kadar güçlü olduğunu görmek istiyordu.

Tam o anda.

Pat.

Cale’in eli, Kara Ejderha’nın kafasına indi.

“Hadi sessizce eve gidelim.”

Cale sakince konuştu ve Kara Ejderha gözlerini kapatıp uyumaya başladı. Araç aniden sessizliğe gömüldü.

Birkaç gün sonra Cale Yağmur Şehri’ndeki Henituse bölgesine geri döndü ve gelir gelmez somurttu. [1]

“Genç efendi Cale-nim!”

“Oh!”

‘Başkentten buraya haberler nasıl ulaştı?'

Cale ona ve grubuna tezahüratlar eden insanlara karmakarışık bir ifadeyle bakıyordu.

‘Onun işe yaramazın teki olduğunu unuttular mı?’

Elbette aracı görür görmez donakalan veya uzaklaşmaya çalışan insanlar da vardı.

Ancak şimdi yeni bir unvanla ilişkilendirilmişti.

“Genç efendi Gümüş Işık!”

“Genç efendi Kalkan-nim! Kalkan!”

Cale yine somurtmaya başladı. Bu banal takma isimlerden kaçınabileceği bir yöntem olup olmadığını bilmek istiyordu. 

Ardından görüş alanına Yardımcı Yüzbaşı girdi. Bir atın üstünde aracı koruyan Yardımcı Yüzbaşı, gururla göğsünü kabarttı ve Cale ile göz göze gelir gelmez konuşmaya başladı.

“Genç efendi, kahramanlıklarınız her yerde duyulmuş! Haha!”

 Atı yavaşça taşıtın yanına yönlendirdi ve devam etti.

“Bence genç efendinin Gümüş Işık ismi çok havalı. Kıskandım genç efendi.”

Çtak.

Cale taşıtın camını çarparak Yardımcı Yüzbaşı’nın yüzüne kapadı.

Cale, Balina kardeşlerin ona meraklı gözlerle bakışını umursamayarak gözlerini kapadı ve kollarını çaprazladı.

O anda Kara Ejderha patisiyle hafifçe Cale’in dizine vurdu. Cale, yavaş yavaş gözlerini açıp baktı. Kara Ejderha, Cale’in yüzündeki ifadeyi görünce temkinli bir tavırla sordu.

“Evde miyiz?”

Cale ilgisizce, “Evet. Evdeyiz.” dedi.

On ve Hong gerinirken Kara Ejderha da kanat çırpmaya başladı. Tam o anda Cale, Yardımcı Yüzbaşı’nın sesini duyabiliyordu.

“Genç efendi. Utanmanıza gerek yok!”

“Oo, genç efendi Gümüş Işık!”

Cale, Yardımcı Yüzbaşı’nın yanı sıra tezahürat eden bir kişinin sesini de duyuyordu.

‘Lanet olası serseri.’

Cale, gözlerini kapadı ve Henituse arazisine gelene kadar da açmadı. Başkente giden işe yaramaz çocuk, şimdi evine dönmüştü.

Çevirmen notu
1. Anlaşılan Batı Şehri, Yağmur Şehri oldu.