Hikaye artık daha çok sapacak cale kolay gelsin
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
57. Bölüm Düşünüyorum V
Cale eliyle Toonka’yı işaret edip konuşmaya başladı.
“Sen ve grubun da… her şeyi un ufuk etmek için çıldırıyorsunuz, değil mi?”
Toonka bir kahkaha patlattı.
“Hahahaha-”
Resmen kükrüyordu. Bir süre sonra durdu ve başını iki yana sallayarak cevap verdi.
“Yok. Yok canım.”
Bir anda buz gibi kesilen ifadesiyle sert gözlerini Cale’e dikti.
“Çıldırdığımız falan yok.”
Cale böyle bir cevap alacağını biliyordu. Toonka Whipper Krallığı’nın büyücü olmayanlara ait olduğuna inanıyordu. Bunu herkese kanıtlayacaktı.
“Tabii ki. Ben de aynıyım.”
Toonka ‘çılgın’ olmadığını söyleyen Cale’i süzdü. Onu bir süre izledikten sonra konuşmaya başladı.
“Alacaksan bizzat gel.”
Sihir Kulesi’ni yok edeceğini ya da başka bir şey yapacağını söylemiş değildi.
“Öyle yapacağım tabii.”
Cale Toonka’nın astlarının bu konuda ona bir zorluk çıkaracağını düşünmüyordu.
Whipper Krallığı Batı Kıtası’nın en büyük büyülü gereç sağlayıcısıydı. Yani krallığın parası büyücülerden ve büyü gereçlerinden geliyordu.
Büyücü olmayan grup savaşı kazandığında para konusunda ciddi bir sıkıntı yaşayacaktı. Üstelik bu insanlar Whipper Krallığı’nda büyüye dair hiçbir şey olsun istemiyordu.
İşte Cale’in fırsatını kolladığı an buydu.
‘Gerçi veliaht prensin amacı farklı olacak.’
Toonka ve çetesinin içi boş sanacağı Sihir Kulesi, esasında büyücü olmayanların belki de hayallerini süsleyecek ganimetlerle dolu olacaktı.
“Ama anlamadığım bir şey var… Büyücü olmayan gruptan biri olduğumu nasıl fark ettin?”
İç geçirir.
Cale bir kez daha iç çekti. Bunu gören Toonka kaskatı kesildi ve Cale hemen cevapladı.
“İç savaşın eşiğinde gezen Whipper Krallığı’ndan geliyorsun. Ayrıca büyücü olduğumu söyleseydim bana kesin saldıracaktın. Yani demem o ki tahmin etmem pek zor olmadı.”
“… Öyle mi?”
Cale cevabı duyduktan sonra başını çevirdi. Toonka’nın normal konularda nasıl bu kadar aptal ve savaş alanında nasıl bir o kadar keskin zekalı olduğunu anlayamıyordu.
Fakat Toonka iyice meraklanmış gibiydi, zira Cale’e yaklaştı.
“Buraya neden geldin?”
Cale’in sorusunu duyan Toonka hiç çekinmedi.
“Eğlenceli bir şeyler yapacakmış gibi görünüyordun. İzlemek istiyorum.”
Şu içgüdüleri… cidden tam bir baş belasıydı. Cale elini salladı.
“Şuraya git, girdapla oyna. İşim gücüm var.”
“Soylu olduğuna emin misin?”
Toonka her seferinde şaşırıyordu. Amiru isimli soylunun diğer soylulara kıyasla epey sakin ve rahat olduğunu düşünmüştü, ama önündeki serseriye kıyasla o kadın bir hiçti. Genelde soyluların önünde rastgele konuşmak insanın başına sıkıntı çıkarabilirdi, ama Toonka nedense bu soyluyla resmi konuşamıyordu.
“Evet, eminim. Sen ne kadar savaşçıysan ben de o kadar soyluyum.”
Cale yanıtladı ve etrafına baktı. Bugün yapması gereken çok iş vardı. O esnada arkadan gelen sesi duydu.
“İlginç.”
Cale’in yüzü ekşidi ve Toonka’yı duymazdan geldi. Sonra gümüşi kalkanını kullandı. Kalkanın yanında parlayan gümüşi kanatlar hafifçe sallandı. O esnada Kara Ejderha’nın sesi yankılandı zihninde.
-Çok zekiyimdir.
Cale’in vücudu süzülmeye başladı. Kara Ejderha tam zamanında büyüyü kullanmıştı. Cale önce diğer girdapların işine bakacaktı.
“Bob.”
Sahte adını sarf etti. Şu anda herkes Toonka’yı Bob olarak tanıyordu.
“Ne?”
“Bütün bunların sır olduğunu biliyorsun, değil mi?”
“Elbette. Zaten keyifli şeyleri kendime saklamayı tercih ederim.”
Toonka yüzündeki o gülümsemeyle gerçekten çılgının tekine benziyordu. Vücudu, saçları ve gülümsemesi; karanlık yüzünden her şeyi daha bir korkunçtu. Cale havada süzülürken mırıldandı.
“Sana bir gemi, bir de tayfa bulacağım. Bir an önce eve dönmen gerekmiyor muydu?”
“Oh? Teşekkür ederim.”
Cale aklı karışan Toonka’ya doğru elini salladı ve bulutlara yöneldi.
“Kazan. Yapabilirsin.”
Toonka ve grubu kazanamazsa Cale o karmaşadan hiçbir şey elde edemezdi.
Başka bir girdabın olduğu diğer adaya doğru döndü. Arkadan Toonka’nın kahkahası geliyordu. Hiç olmadığı kadar gürdü.
“Hahahahaha!”
‘Bu şerefsiz niye sürekli gülüyor?’
Diye merak ederken ilerlemeyi sürdürdü. Toonka uçup giden Cale’i bir süre izledikten sonra girdaplardan sıkıldı ve kaldığı yere döndü. Fakat Cale onun neler yaptığını bilmiyordu.
Kara Ejderha’yla konuşmaya başladı.
“En çok neye kızıyorum, biliyor musun?”
-Neye?
Kara Ejderha yüzündeki rahat gülümsemeyi görüyordu.
“İşe yaramaz diye bazı şeyleri ucuzdan sattığımda, sonra da altın değerinde olduklarını öğrendiğimde asabım bozuluyor. Özellikle de altına ihtiyacım varsa.”
Kara Ejderha’nın dudakları titredi.
-İyi bir şey öğrendim.
“Hayır. Dahası var.”
-Dahası?
“Evet.”
Cale sakince devam etti.
“O altını almak için ederinden daha fazla ödemem gerekiyor… Bu beni çileden çıkarıyor.”
-… Hiç hoş bir durum değil.
Cale kötü bir gülümsemeyle yanıt verdi ve işe koyuldu. Bir sonraki adaya vardılar.
“Burada kimse yok.”
Kara Ejderha bölgenin boş olduğunu söyleyince Cale iki elini de yere koydu.
Boom.
Kalbi küt küt atıyordu.
‘Kalbin Canlılığı gerçekten de Rüzgarın Sesi’ne güç katıyor.’
Cale rüzgarın ayaklarından ellerine doğru güçlenerek estiğini hissediyordu.
Bir saniye bile sürmedi.
Sviiiiiish.
Rüzgar ellerinde kükrüyordu. Böylece Cale iki girdabı birleştirdi.
Szzz.
Birleşen iki girdaptan garip bir ses çıktı ve ısı yaymaya başladılar. Fakat efendileri ortak olduğu için çarpışmak yerine iç içe geçtiler ve nihayetinde büyük bir girdap küresine dönüştüler. Cale o küreyi havaya kaldırdı.
Boom!
Sonra küreye Yıkılmaz Kalkan’la saldırdı. Küre suyun altındaki girdaba doğru fırladı.
Sviiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiish---
Rüzgar küresi ve girdabın içindeki rüzgar dalgaları birleşmeye başladı.
Kara Ejderha’nın büyüsüyle geriye süzülen Cale başını çevirdi. Artık girdap en az altı ay dinmeyecekti. Bir yıla kalmadan kaybolacağını düşünüyordu ve zamanı gelince ne yapacağına karar verecekti.
“Sıradaki.”
Kara Ejderha kanatlarını çırparak hızlandı. Cale girdaplara rüzgar küreleri fırlatmaya devam etti; sonrasında ‘tesadüfi karşılaşma’ konu başlıklı su birikintisini toplamaya gitti.
Ertesi gün, sabahın erken saatlerinde limandaydı.
“Bob.”
Toonka’yı gemi tayfasıyla tanıştırdı. Toonka bir süre onlara baktıktan sonra konuştu.
“İki ay sonra gel. O zaman dünya değişmiş olacak.”
Cale takip eden iki aylık süreçte ne olursa olsun Whipper Krallığı’na gitmemeye karar verdi. Toonka’nın gözlerindeki heyecanı görüyordu ve adamın çıldıracağını biliyordu.
“… Hadi, evine bakalım.”
Onu kendi başına bıraktı ve gitmesini söyledi. Toonka çekip giden Cale’e bakarken biraz tereddüt etti, ama nihayetinde sormaya karar verdi.
“Zayıf mısın?”
“Evet.”
Bu keskin ve net cevap Toonka’nın aklını çok karıştırmış gibiydi. Fakat cevabını aldıktan sonra gemiye atladı.
“İki ay sonra görüşürüz.”
“Evet, tamam.”
Cale rastgele elini salladı, başını çevirdi. O anda Toonka başladı bağırmaya.
“İsmim Toonka! Sakın unutayım deme!”
Cale yeniden döndü. Orta boyutlardaki gemi gün ışığının altında denize açılıyor, güvertedeki Toonka ona el sallıyordu.
Ana karakterin yolculuğa çıktığı animelerdeki sahnelere benziyordu. Cale görmemesi gereken bir şeyi gördüğünü düşünerek hiç çekinmeden arkasına döndü. Toonka’nın sesini hala duyuyordu, ama bir daha arkasına bakmadı.
Fakat iki ay sonra yaşanacakları sadece düşünmek bile ona keyif veriyordu. Ona hayatı boyunca yetecek kadar çok para kazanacaktı ve sağlam bir kale kurma yoluna da kavuşacaktı.
Kaldığı yere dönüp herkese selam verdi. Biraz kedileri, On ve Hong ikilisini sevdi; geldikleri günden beri burada saklanıyorlardı.
“Gelmenize gerek yoktu.”
“Teşekkür etmeye ve sizi korkuttuğum için özür dilemeye geldim.”
Onve Hong boş boş Witira’ya baktılar. Paseton’u gördüklerinde pek tepki vermeyen minik ikili, Witira’ya karşı bambaşkaydı.
Witira Cale’in ifadesine baktı, dikkatlice sordu.
“İyi misiniz, genç efendi Cale?”
“Eh, her zamanki gibiyim.”
Kalbin Canlılığı sayesinde her zaman dinçti. Mükemmel bir durumdaydı ve günde bir ila iki saat uyusa bile yorgun düşmüyordu.
Sonra aniden duran Witira’ya ve yanındaki Paseton’a bakarak konuştu.
“Yeterince teşekkür ettiniz. Bir daha söylerseniz ciddiye almayacağım. Aynı şey özür için de geçerli.”
“Anlaşıldı. Çok teşekkürler.”
Cale onunla resmi şekilde konuşan Witira’ya boş boş baktı ve hakkında düşünmeye koyuldu. Balina Kralı’nın soyu. Bu diğer Hayvan kabilelerinin şeflerinden farklıydı, zira Balina Kralı okyanusun yarısına hükmediyordu. Bir krallığın kralı kadar etkindi.
Fakat Witira şu anda Cale’e saygıyla konuşuyordu. Romanda Choi Han’a karşı böyle davranmamıştı.
‘Balina kabilesinden olduğunu söyledin zaten, buna rağmen niye kimliğini saklıyorsun?’
Fakat Cale bu soruyu dile getirmedi. Balina Kabilesi’ne dair birkaç şey bildiğini göstermek istemiyordu.
“Yine teşekkür ettin. Daha fazla istemiyorum demiştim.”
Cale resimden fırlamışa benzeyen iki kardeşe baktı.
“Birbirinizi bulmanıza sevindim. Artık gidebilirsiniz.”
Toonka’yı zaten göndermişti ve Henituse’a dönmeden önce Ubarr bölgesinin başıyla görüşmek istiyordu. Elbette evde yapacak işleri vardı, ama en azından Whipper Krallığı’na gidene kadar dinlenebilecekti.
O esnada…
“Pardon, genç efendi Cale.”
Witira’nın, efsanelerde insanların kalbini cezbeden ve onları suya çeken Balina Kabilesi’ne ve deniz kızlarına özgü o güzeller güzeli sesi yankılandı.
Cale o efsanevi varlığı düşününce tir tir titredi. Başını yavaş yavaş Witira’ya çevirdiğinde içinde garip bir his vardı.
“Eski bir düşmanımız var. Paseton’u iyileştirdiğinize göre siz de biliyor olmalısınız. Deniz kızları.”
‘Biliyorum. Bilmez miyim hiç…’
“Fakat, kardeşim Paseton nasıl bu kadar güçlendiklerini öğrenmeyi başardı.”
‘Ne diyor bu kadın?’
Cale yüzü ekşiyerek onlara bakarken Paseton ekledi.
“Deniz kızları peşimdeydi, çünkü aniden nasıl güçlendiklerini keşfettim.”
Melez Balina Paseton, romanda deniz kızları tarafından kovalanıp öldürülüyordu. Kovalanmasının bir sebebi vardı ve elindeki bilgi çok önemliydi.
“Genç Efendi, Henituse ailesinden olduğunuzu duydum.”
“…Evet?”
Witira ve Paseton hemen cevap vermek yerine birbirine baktı. Bu durum Cale’i iyice şüphelendirdi. Sonunda Witira döndü ve konuştu.
“Karanlığın Ormanı. Oraya gitmek istiyorum. Hayır, oraya gitmek zorundayım.”
Cale beklenmedik bir şey duymuştu.
“Bizim bölgemize mi?”
Karanlığın Ormanı ya da Karanlık Orman. Choi Han’ın onlarca yıl yaşadığı yer, aynı zamanda Batı Kıtası’nın en tehlikeli ve gizemli beş bölgesinden biriydi.
Henituse ailesi uzun zamandır krallık adına o bölgeyi kontrol ediyordu.
“Yalvarırım. Size ödeme mahiyetinde büyük bir şey hazırladık. Lütfen sizinle gelmemize izin verin.”
İri ve ufak Balina ikilisi ona yalvaran gözlerle bakıyordu. On ve Hong ön patileriyle Cale’in dizine dokundular. Cale’den Balinaları yanına almasını böyle istiyorlardı. Aynı zamanda kapı çaldı ve içeri Kurt çocuğu, Maes girdi.
“Genç Efendi, çay ve atıştırmalık getirdim.”
Arkasında tepsi ve çaydanlık taşıyan iki kurt çocuğu daha vardı. Beacrox başlarında, onları izliyordu.
-Ben daha yakışıklı ve güzelim.
Cale ejderhanın mırıltılarını duyduktan sonra gözlerini yumdu. Kendini kaotik bir girdabın içinde bulmuştu sanki.
“Ehh, genç efendi?”
Cale başını kaldırıp konuşan Witira’ya bakınca kadın anında sustu. Kurt çocuklar gittikten ve oda yeniden sessizleştikten sonra Cale gözlerini yavaşça açtı.
Koltuğa sırtını yaslamış, dağınık, ama havalı saçlarıyla gayet sakin görünüyordu. Fakat koyu kahverengi göz bebekleri öyle derindi ki sonunu görmek mümkün değildi.
Cale cevabını verdiğinde Witira ve Paseton dikkat kesilmişti.
“Önce bana her şeyi açıklayacaksınız.”
……..
Magnec