Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

36. Bölüm Sakin Kalmak III

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Choi Han, Kara Ejderha’ya baktıktan sonra Cale’e döndü ve sordu.

“Her şeyi yok mu edeceğiz?”

“Hayır. Kesinlikle hayır.”

‘Hayatı niye hep uçlarda yaşıyorsun sen?’

Cale yatağa uzandı ve Choi Han’a el salladı.

“Acele et, çabuk gel. Ha, bir de şapka tak.”

“Anlaşıldı.”

Choi Han dışarı çıkıp Hans’a bir şeyler söylemeden önce bütün ışıkları kapatıp sadece komodinin ışığını açık bıraktı. Cale ise gözlerini yumdu ve uyuyor taklidi yaptı.

Sonra kapı kapandı ve Hans içeri girmedi. Kapı açıkken görünmez olan Kara Ejderha, görünmezliğini kaldırdı ve yatağa indi. Ejderha endişeli bir sesle konuşmaya başladığında yatağın bir tarafı çökmüştü.

“Sakın gerçekten uyuya kalma.”

Cale, ejderhanın söylediklerini duyduktan sonra düşündü.

‘Bu ejderha beni dört yaşında mı sanıyor?’

Cale iç çekti ve yataktan kalktı. Birkaç dakika sonra Choi Han, üstünde bir cübbeyle pencereden odaya girdi.

“Gelmişsin. Sanırım cübbe, şapkadan çok daha iyi.”

Choi Han başıyla oynadı ve Cale bir şapka alırken, Choi Han da ejderhayla konuştu.

“Arkamızdan bu halde mi geleceksin?”

“Görünmez olurum.”

“...Ejderhaların şekil değiştirebildiğini duymuştum. İnsana dönüşebilir misin? Bence böyle daha kolay olur.”

Ejderhanın büyüsü, kendi iradesinin bir ifadesiydi. Dolayısıyla Choi Han, ejderhanın istediği takdirde insana dönüşebileceğini düşünüyordu.

Kara Ejderha, Choi Han’ın söylediklerine homurdandı.

“İnsanlardan nefret ederim. Onlar gibi olmak istemiyorum. Ejderhaların havalı ve harika olduğunu söylemişti.”

“Bunu kim dedi?”

Kara Ejderha, Cale’e doğru bakış attı ve hemen kafasını çevirdi. Sonrasında görünmez oldu ve gökyüzüne yükseldi. Yatağın çökmüş tarafı eski haline döndü.

Cale, kendisine tuhaf bir ifadeyle bakan Choi Han ile konuşmaya başladı.

“Ejderhalar çok havalı.”

“Gerçekten de öyleler.”

Choi Han başıyla onayladı ve terasa doğru giden Cale’i takip etti. Üçüncü kattaki teras penceresinden dışarı baktı ve aniden durdu.

“Iııı, Cale-nim.”

“Noldu?”

“...Sizi yine taşımak zorunda mıyım?”

Cale, Choi Han’ın bu mızmız sorusuna homurdandı ve işaret parmağıyla tavanı işaret etti. O anda Cale’in vücudu yerden yükselmeye başladı ve görünmez oldu.

Cale, görünmez olduktan sonra konuşmaya başladı.

“Ejderhalar harika ve kudretli.”

“Doğru. Harika ve kudretliyim.”

Görünmez Kara Ejderha, Cale’e cevap verdi. Choi Han, Cale görünmez olmadan önce yüzünde oluşan şeytani gülüşü görmüştü. Cale’in ejderhayı nasıl da kontrol ettiğini anladıktan sonra aynı şeyleri söyledi.

“Ejderhalar harika ve kudretli.”

Bunu söylediği an Choi Han da görünmez oldu ve hiçbir endişeye sebep vermeden evden ayrılabildiler. Elbette evin etrafındaki çitlerde büyü saptama araçları vardı, ama onlar sadece izinsiz girenleri önlüyordu. Evden ayrılanlara karşı herhangi bir tepki göstermiyorlardı.

Choi Han, evden biraz uzaktaki bir patikada durdu ve konuştu.

“Buradan sonrasında sorun yok.”

Bunu söyler söylemez,Cale ve Choi Han’ın üstündeki görünmezlik büyüsü kalktı. Yerden yükselme büyüsü de kalkan Cale, havada süzülürken on santimetreden hafifçe yere indi. Cale, bu olan olaylar karşısında şaşkındı.

‘Kara Ejderha’nın yetenekleri, beklediğimden çok daha müthiş. Acaba kendine has özellikleriyle mi alakalı?’

Söz konusu büyü, üst düzey büyücülerin büyülerinden de etkiliydi. Yetişkin bir ejderhanın, eğer isterse tüm bir krallığı kolayca yok edebileceğini boşuna söylemiyorlardı.

‘Fakat Rüzgarın Sesi’ni aldığımda böyle bir yardıma ihtiyacım olmayacak. Sonrasında, ejderha veya Choi Han’ı yanıma almadan hareket edebilirim.’

Rüzgarın Sesi, Cale’in almayı planladığı üçüncü antik güçtü. Fakat bu gücü bulmak için, Roan Krallığı’nın Kuzeydoğu sahillerine gitmesi gerekiyordu.

‘Genç leydi Amiru’nun bölgesine gitmem gerekecek.’

Cale başkentten dönerken, Rüzgarın Sesi’ni almak için oraya gitmeyi planlıyordu. Bahaneyi çoktan hazırlamıştı; hazır dışarı çıkmışken orayı gezmek istediğini söyleyecekti. Antik güç deniz kenarında olduğu için biraz endişeliydi, ama çok kafaya takmadı, zira çünkü gücü sessizce alabileceğine inanıyordu.

‘O zamana kadar, Choi Han’ın ekibi zaten yanımdan ayrılmış olur.’

Cale, Balina Kabilesi ve deniz kızlarının, dördüncü cildin sonunda ortaya çıkacağından emindi. Doğu ve Batı kıtaları arasında yaşanan okyanus savaşı... Tek yapması gereken, o esnada sahilden uzak durmaktı. Balinalardan daha çok o çılgın deniz kızlarından uzak durması gerekiyordu.

Cale cebinden bir harita çıkarmadan önce kırmızı saçlarını şapkayla kapattı ve sonra öne geçti.

“Beni takip edin.”

Choi Han ve hala görünmez olan Kara Ejderha, soyluların güney bölgesinden çıkıp Huiss’in merkezine kadar Cale’in iki yanında yürüyüp onu takip ettiler.

Huiss’in merkezine yaklaştıklarında gece, gün gibi aydınlanmıştı. Bir şeyler satan dükkanlar ve bu saatlerde canlı olan barların sokakları ışıl ışıldı.

“Başkentteki gece hayatı diğer yerlerden çok farklı.”

“Kesinlikle öyle.”

Cale, Choi Han’ın söylediklerini duyunca başını salladı ve Huiss’in merkezindeki İhtişam Plazası’na doğru ilerlediler. Önlerinde, dört yanında da süs havuzu bulunan yuvarlak bir plaza vardı. Her süs havuzunun etrafına vatandaşlar toplanmıştı.

Bu insanların, uzun ve yorucu bir günden sonra aileleri ve arkadaşları ile orada rahatladığını görebiliyorlardı. Saat akşam üzeri 9 suları olduğundan, 11’de muhafızlar devriye gezene kadar plazada eğlenmeye devam edebilirlerdi.

Cale sola doğru baktı. Choi Han, bu çarşı yerinin doğu kısmında bazı ailelerin kahkaha atıp eğlenmelerini boş bir ifadeyle izliyordu.

Choi Han’ı ve önlerindeki sahneyi izleyen Cale konuşmaya başladı.

“Bizi duymalarına engel ol.”

Bunu söylediği anda, üstlerinde görünmez bir kubbe ortaya çıktı. Sadece kubbenin içindeki Cale,  Choi Han ve Kara Ejderha, bunu görebiliyordu.

Choi Han sonunda Cale’e döndü.

“Sihirli bomba diye bir şey var.”

“Bomba mı?”

“Evet. Bomba. Sihirli bombaların şekilleri ve boyutları birbirlerinden farklı olabilir. Batı kıtasının büyüyle yürütülen uzun bir tarihi olduğu için, bu bombalar da biraz gelişti.”

Choi Han sessizce Cale’in hikayesini dinledi.

“Fakat birçok kısıtlama var. Sihirli bombanın yeri, içindeki mana akışını kontrol etmek ve diğer birçok şey bu bombaların kullanımını gerçekten karmakarışık hale getirebilir.”

İşte bu sebepten savaşlarda, sihirli bomba kullanmak yerine büyücülere büyülerini kullandırtmışlardı. Ama bu seferki sihirli bombalar, daha önce kullanılanlardan farklıydı.

“Bahsettiğim bombaların  yeni geliştirilmiş olanları altı gün içinde burada ve etraftaki başka yerlerde patlayacak.”

Cale, romanda Choi Han ve Rosalyn’in bulduğu bombaların aynı kalacağını düşünmüyordu. Hikaye çoktan değişmişti. Dolayısıyla bu durum kolayca değişebilirdi. Bu yüzden Cale yeni bir plan yapmıştı.

Fakat terör olayının hala anlatıldığı gibi meydana geleceğinden emindi.

‘Çünkü çılgın büyücünün krallıkta olduğunu biliyoruz.’

Yeni sihirli bombaları yaratan kişi o çılgın büyücüydü. Başkentteki olaydan sonra gizli örgüt, bu bombaları Roan Krallığı’nın farklı bölgelerine dağıtacaktı. Elbette, gizli örgüt olarak kimliklerini saklayacaklardı.

“Burada bir bombanın mı patlayacağını söylüyorsunuz?”

“Evet.”

Choi Han süs havuzlarına ve çarşı yerindeki insanlara baktı. O anda kulaklarını soğuk bir ses doldurdu.

“Bir yere gömülmüş, hatta bir insanın üstüne takılmış bile olabilir. Tabii bahsettiğimiz insanlar bomba taşıdıklarının farkında olmayacaklar. Bileklik, çanta ya da herhangi bir şey olabilir.”

Bir insanın üstünde. Bu tabir Choi Han’ın başını Cale’e çevirmesine neden oldu. Cale, Choi Han’a soğuk bir şekilde cevap verdi.

“İşte bu yüzden patlamaya engel olmalıyız.”

Bunu elbette Cale yapmayacaktı. İcabına bakacak olanlar Choi Han, Rosalyn ve Kara Ejderha idi. Cale rahat takılmayı planlıyordu. Başkentte olabildiğince keyfine bakmayı…

“Nasıl önleyebiliriz?”

“Basit.”

Cale plazadaki ağaçlardan birine yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi ve konuşmaya devam etti.

“Sihirli bombalar özünde mana parçacıklarıdır. Yani anlayacağın, tek yapmanız gereken mana hassasiyeti yüksek birine alanı incelettirmek ve mana yoğunluğu olan yerleri bulmasını sağlamak.”

Choi Han ihtiyatla sormadan önce Cale’in sakin tavrı karşısında duraksadı.

“Kolayca saptanabilecek kadar çok mu?”

“Hayır. Sadece biraz fazla, bu da ortalama bir büyücünün fark etmesini zorlaştırıyor. Fakat çok olmadığına bakma, patlama sırasında etrafındaki manayı çekerek büyük bir felakete sebep olabilir.”

Choi Han endişeli görünüyordu. Kılıç ve aura kullanıcısı olduğu için manaya karşı az da olsa duyarlıydı. Fakat büyücüler kadar değildi ve yardımcı olamazdı.

“Kolay olacağını sanmıyorum Cale-nim.”

“Bence çok kolay, değil mi?”

O anda cevap, yukarıdan geldi.

“Yapılabilir. Sadece sinir bozucu.”

Cale’in yanında, manaya en duyarlı yaratık olduğu söylenen ejderhalardan biri vardı. Choi Han hemen anladı ve başıyla onayladı. Ejderhanın ne kadar harika ve kudretli bir varlık olduğunu unutmuştu.

Cale elindeki haritayı Choi Han’a uzattı.

“Kim olduklarını bilmiyorum, ama patlayacak olan bombaların olayın yaşanmasından iki gün önce yerleştirileceğini biliyorum.”

Bombalar kralın geldiği gün patlayacaktı. Yani güvenlik, kral gelmeden bir gün önce bölgedeki güvenlik katlanacaktı. İşte bu yüzden bombaları yerleştirmek için iki gün öncesinde harekete geçmeleri şarttı.

“Diğer yerleri bilmiyorum, ama plazanın yakınlarında en az bir tane patlayacağına eminim. En çok insan olan yer burası.”

“Doğru. Katılıyorum.”

“İşte bu yüzden, merkez nokta olarak plazayı alacaksınız.”

Cale önce Choi Han’a sonra gökyüzüne işaret etti.

“Choi Han, sen ve ejderha sihirli bombaları bulmak için her gece başkent etrafında dolanacaksınız.”

“İkimiz mi?”

Cale eliyle Choi Han’ın omzuna vurdu ve cevap verdi. Choi Han ve Kara Ejderha ile başa çıkmak esasında aynı şeydi.

“Evet. Fark edilmeden, gizlice hareket edebileceğini biliyorum. Bu konularda oldukça yeteneklisin.”

Choi Han ciddi bir ifade ile başını salladı ve sordu.

“Bombaları bulunca ne yapacağız?”

“Şimdilik oldukları yerde bırakın.”

“...Kurtulmayalım mı?”

“Olayın olacağı gün kurtulacağız.”

“Nedenini sorabilir miyim?”

Cale sırıtmaya başladı.

“O büyücüyü bulmak istemiyor musun?”

Choi Han’ın sorusunun cevabı bu değildi, ama başıyla onayladı. Cale plazaya bakındı. Hekes mutlu görünüyordu, ama gizli örgütün üyeleri aralarında olabilirdi. Cale kan içen büyücünün nerede olduğunu bilmiyordu. Bir yerde saklanıyor veya kılık değiştirmiş olarak etrafta geziyor olması mümkündü.

“Büyülü bombayı patlatmak istiyorsan büyücüye ihtiyacın var. Bombayı yapan büyücünün bombayı tetiklemesi ya da üstüne koyduğu kısıtlamaları kaldırması gerekir.”

“...Sonra-.”

Choi Han aklına gelen şeyi söyleyecekti ki kendini durdurdu ve Cale’e baktı. Cale ilgisiz bir sesle devam etti.

“Önce bombaları bulun. Eğer şansınız yaver gider de bombaları kuran insanları bulursanız, fark edilmeden onları takip edin.”

Kara Ejderha yanında olduğu için Choi Han büyü tarafından fark edilmeden hemen önce durabilirdi . Fakat Cale, insanları kolay kolay bulabileceklerini düşünmüyordu.

Bombaları bulmak için hafifçe artmış mana değişiminin yerini aramak çok zaman alacaktı. Çok zor ve yorucu olacaktı. Cale bu yüzden, görevi ikisine bırakmıştı. Onlara yardım edemezdi ve daha önemlisi yardım etmeyi istemiyordu da.

“Yani etkinlikten iki gün öncesine kadar sadece etrafta dolanmamız mı gerekiyor?”

“Hayır. Etkinlikten önceki gün de gelmeniz gerekiyor.”

“Önceki gün?”

‘Daha çok muhafız olduğundan işler karışmaz mı?’

Choi Han, sorusunu sormadı. Zor olacaktı, ama imkansız değildi. Sadece biraz daha çaba sarf edip biraz daha dikkatli olması gerekecekti.

O anda Choi Han bir kez daha Cale’in yüzündeki şeytani gülümsemeyi gördü.

Cale, çantasından siyah bir küre çıkarıp Choi Han’a gösterdi.

“Ha.”

Choi Han’ın bir an için nefesi kesildi. Bu siyah küreye aşinaydı. Mana bozma aletiydi. Daha önce bir defa Cale tarafından kullanılmıştı. Bir dağın tüm menzilini kaplayacak kadar güçlüydü.

Cale gülümseyerek konuştu. Bombaların ne zaman patlayacağını biliyordu.

“O gün orada bir sürü büyücü olacak, bu yüzden muhtemelen etkisi on dakika bile sürmeyecek ama işe yarayacak. O süre zarfı içinde büyüyle alakalı hiçbir şeyin çalışmamasını sağlayacak.”

On dakika yeterliydi.

On dakika içinde tek yapmaları gereken üzerinde bomba olan insanları kurtarmaktı. Zaten ortalıkta olacaklardı ve o noktada, Choi Han ve ejderha da dahil olmak üzere bir sürü insan ve hayvan insan devreye girecekti.

Choi Han yutkunup konuşmadan önce, bir Cale’e bir de siyah küreye baktı.

“...Cale-nim, her şeyi tek başınıza yapmayı mı-.”

“Sebebi bu.”

Cale, Choi Han’ın ne söyleyeceğini biliyordu. Bu yüzden araya girdi ve ikisine doğru konuştu.

“Gidin ve çalışın.”

Choi Han boş boş Cale’e baktı. Cale, birası ile ünlü olan barı işaret etti.

“Sizi burada bekliyor olacağım. Bugün geri gelmeden önce 11e kadar dolanın.”

Choi Han, iç çeker gibi bir kahkaha atıp başıyla onaylamadan önce bir anlığına düşündü.

“Anlaşıldı. Ejderhayla birlikte plazanın iç tarafına bakacağız.”

Choi Han aslında Cale’in neden onlarla gelmediğini soracaktı. Fakat neden olduğunu hemen fark etti. Cale onlara yük olmak istemiyordu.

Çok güçsüzdü. Ne vücudunda ufak bir mana belirtisi vardı ne de herhangi bir dövüş sanatını biliyordu. Hem boş bir insandı hem de boş değildi.

“Çok çalışacağım, bu yüzden geri gelince bana bir bira ısmarlayın.”

“Tabii. Ejderha, yardımın için sana da teşekkürler.”

Kara Ejderha, Cale’in sözlerine cevap verir gibi ses geçirmez kubbeyi kaldırdı. Choi Han, Cale’den uzaklaşırken hafifçe başını eğdi.

İki saat sonra Cale, hiçbir şey bulamayan Choi Han ve Kara Ejderha ile eve döndü.

Bir sonraki gece de bir şey bulamamışlardı.

Gece uyuyamayan Cale, gün ortasında nihayet uyandı. Fakat yorgun değildi çünkü Kalbin Canlılığı, Cale’in yorgun hissetmemesini sağlıyordu.

“Uyandınız mı genç efendi?”

“...Ron?”

Cale’in tatlı uyuklaması, gerçek hayata döndüğünde ortadan yok oldu.

“Döndüm.”

Ron dönmüştü. Cale’e bir mektup uzattı. Cale mektubu görünce, uzun süredir ilk defa Ron’a bir emir verdi.

“Ron, gidip en iyi şaraplardan birini paketle.”

Üstünde Flynn Tüccar Loncası’nın arması olan bir mektuptu. Cale mektubu açtı; sadece tek bir cümle yazıyordu.

[Genç efendi Cale, yakın zamanda bana bir içki ısmarlayacak mısınız?]

Flynn Tüccar Loncası liderinin piç oğlu Billos, yakında başkente varacaktı.

Cale mektubu görünce kısa süre içinde veliaht prensle görüşeceğini anımsadı. Orada bir sürü kötü insan olduğu sakin, çok ama çok sakin olmanın tam zamanıydı.

………

Çevirmen notu
Bugünün 2. bölümü yarın arkadaşlar. İyi akşamlarrrr