Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

58. Bölüm Pazarlıklar

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

 

Gece çökerken fenerler yanmaya başladı.

Büyük, kırmızı fenerler Yıldız Toplayan Şarap Köşkün dışarısında asılıydı. Sanki günün en iyi zamanının geldiğini haber veriyorlarmış gibi parlak bir şekilde yanıyorlardı.

Müşteriler tek tek girerken Yıldız Toplayan Şarap Köşkü hızla kalabalıklaşıyordu.

Su Chen ormanda alıştırma yapmadığı zamanlardaki gibi bir köşeye geçmiş oturuyordu. Çayını içtiği sırada, şarap dükkanında yaşanan alkollü sahneyi sessizce izledi. İnsanlar hep, Su Chen’in sıradan bir ölümlü gibi olmadığını; kendi halinde ve gizemli olup durumu ilgisizce izlediğini düşünürdü. Aslında Su Chen sürekli ruh gözünü, gözlerini güçlendirmek için kullanıyordu.

Üç aylık gelişimin ardından, Su Chen yavaş yavaş ruh gözünde daha da becerikli olmaya başlamıştı. Aynı zamanda ne kadar gözleri ruh gözünün gücünü arttıramasa da ruh gözünü çalışmanın gözlerinin evrilme hızını arttırmaya yardım ettiğini keşfetmişti.

Su Chen istemeden tahminlerinden birini doğrulayabilmişti: Ruh gözü, gözlerini tetikleyip evrilme hızını arttırabiliyordu.

Lin Xie ile dövüşürken görüşünü kazandığında ilk kez ışığı görmüştü. Köken enerji toplarını keşfi yeşim gözlü maymunla dövüşünden sonra gerçekleşmişti. Neredeyse ne zaman gözleri değişse onu tetikleyecek güçlü bir şey karşısına çıkmıştı.

Su Chen, beynindeki ruhu ile beynin pencereleri gibi olan gözleri arasında bir bağ bulunduğunu tahmin edebiliyordu sadece. Ruhunun tetiklenmesi de Su Chen’in daha hızlı gelişmeye devam etmesiyle sonuçlanıyordu.

Ruh gözünü kullanması, dolaylı yoldan bunu doğrulamıştı. Su Chen’in sürekli ruh tipi köken yeteneğini kullanması gözlerinin oldukça hızlı bir şekilde gelişmesine sebep olmuştu. Yeni yetenekler kazanmış olmamasına rağmen tetikçi büyük olduğunda, Su Chen’in bir insanın bedenindeki köken enerji hareketini daha net algılayabilmesini sağlayan bir gelişme yaşanmıştı.

Tıpkı Su Chen’in Gu Qingluo’yu ilk görüşünde olduğu gibi. Birinin bedenindeki özel köken akışını görebiliyordu ve o zamana göre daha net, daha sabitti. Bu akış sadece Köken Akışı Bilgeleri’nde görüldüğünden, Su Chen’in bunun köken enerji olduğunu anlamak için düşünmesine gerek kalmamıştı.

Ancak Su Chen bu yeteneğin ona nasıl getiriler sağlayacağını bilmiyordu. Üstelik gözlerinin kıyafetleri geçebilmesinin bir yolu olmadığından görüşü tam değildi.

Buna rağmen Su Chen üzülmedi. İlerleme olduğu sürece, öyle ya da böyle kendisini açığa çıkaran yeni yetenekler de olacaktı.

Su Chen çoktan, köşede gizlenen küçük fare üzerinde on bir kez ruh gözünü kullanmıştı. Zavallı şey, tekrar tekrar saldırıya uğramış ve etrafını büyü çevrelerken sersemlemişti. On ikinci ruh gözü aktifleştirilmesi de üzerine salındığında, fare daha fazla bu ağır yükü kaldıramadı ve acı içinde bağırarak yere düştü. Ölmüştü.

Tekrarlanan ruh saldırıları, fiziksel saldırı özelliği olmaksızın ciddi yaralanmalara yol açarak beyne ağır hasarlar veriyordu.

“Gerçekten de bir şeyler her zaman dünyanın onları sınıflandırdığı şekilde gitmiyor ve birçok şey kesin değil.” Su Chen farenin cansız, minik bedenine baktığı sırada düşündü.

Arka arkaya ruh gözünü kullandıktan sonra Su Chen bitkin hissetti. Biraz dinlenmek isteyerek gözlerini kapadı.

“İblis Surat.”

Tam o anda Kara El’in kaba saba sesi Su Chen’in arkasından duyuldu.

Kara El’in cildi biraz buruşuktu. Koyu bir tene sahipti ve oldukça zayıftı. Güçlü gözükmese de kimse onu bu yüzden küçük görmezdi.

Çok vahşi, kana susamış birisiydi. Dingin Vadi’de bulunduğu kısacık süre içerisinde, çoktan ikisi Köken Akışı Bilgesi olan altı kişiyi öldürmüştü.

Kara El, düşük toleranslı olması ile tanınıyordu ve gözünü kırpmadan birini öldürebilirdi. Adı da buradan geliyordu.

Su Chen arkasını dönmedi. Kara El’e yanına oturmasını işaret ederek elini salladı.

Kara El, Su Chen’i öldürebilme şansını ya da eğer ani bir hamle yapıp onu öldürürse sonuçların ne olacağını kestirebilmeye çalışıyormuş gibi bir süre Su Chen’in arkasına baktı.

Bir süre düşündükten sonra vazgeçmiş gibiydi. Su Chen’in yanına oturdu. “İblis Surat, yersiz davranıyorsun.”

“Nasıl yani?” Su Chen bakmak için kafasını çevirdi. Maskesinin altındaki siyah gözlerinde soğuk bir ışık parladı.

“Demir Uçurum benim saldığım bir köpekti. Aslında onu geri almadan önce birkaç günlüğüne cezalandırmak istemiştim. Ancak benim dikkatsizliğimden yararlanıp onu almanı beklemiyordum. Bu konuyla ilgili bana bir açıklama borçlu olduğunu düşünmüyor musun?”

“Birkaç gün sonra geri mi alacaktın?” Su Chen güldü. “Neyi geri alacaktın? Cesedini mi?”

“Sadece ceset bile olsa yine de benim!” Kara El konuştuğu sırada dişlerini gıcırdattı.

Su Chen vücudunu hafifçe yana yatırarak Kara El’e yaslandı: “Demir Uçurum’u mu istiyorsun? Tamam, yediği hesabı ödersen geri alabilirsin.”

“Ne kadar?”

“Bin iki yüz köken taşı.”

“Orospu çocuğu! Ne diyorsun sen?” Kara El birçok insanın ona baktığını fark etmeden önce sesini yükseltti. Sessizce geri oturarak, Su Chen’e dik dik bakmaya başladı.

“Dün burada yedi. Kurt Bıçağı’nı hatırlıyor musun? Daha önce söylediğim gibi eğer bana borçluysan her gece için borç yüz katı artar.”

Kara El’in gözleri kısıldı: “Beni tehdit mi ediyorsun?”

Su Chen kafasını salladı: “Asla insanları tehdit etmem sadece doğruyu söylüyorum. Hesabı sıfırladığımızda onu hemen geri alabilirsin. Ya da borcunu tamamen ödeyene kadar benim için burada çalışmasına izin verebilirsin.”

“Üçüncü bir seçenek var mı?”

Su Chen kafasını eğdi ve konuşmadan önce bir anlığına düşündü: “Var. Açacağın dükkanı kapatırsan onu sana geri veririm.”

Kara El bir anlığına şaşırdı ama hemen ardından kafasını kaldırıp gülmeye başladı: “Demek benim gelmemi bekliyordun. Ben de neden hala karşıma çıkmadığını merak ediyordum. Benim adamımı bile yanına aldın. Bunu söylemek için fırsat kolluyordun değil mi?”

Su Chen sorusuna direkt olarak cevap vermedi: “Dingin Vadi’de yeterince insan yok. Bir dükkanın işi için yeterli ama iki tanesini kaldırmaz. Daha çekişmeli bir hal alacaksa o zaman burada kalmak için bir sebep yok.”

“Umurumda değil. Eğer sen dükkan açabiliyorsan ben de açabilirim. Yapabilirsen dene ve durdur.” Kara El soğuk bir şekilde güldü. “Sakın Kurt Bıçağı ile Bai Fan’ı öldürdüğün için senden korktuğumu sanma.”

Su Chen iç çekti: “Dingin Vadi’de sonsuza dek kalmak gibi bir niyetim yok. Sadece zengin olabilmek istiyorum. Elbette, Dingin Vadi’deki herkesin aynı düşüncede olduğu söylenebilir. Ancak bazıları başarılı olurken diğerleri başarısız olur. Kara El, eğer iş için benimle rekabet etmek istiyorsan seni durduramam ve ben Kurt Bıçağı kadar salak değilim. Yine de sen dükkanını açtığın gibi bütün ürünlerimin fiyatlarını düşürebilirim.”

Kara El’in ifadesi değişti: “Bunu yapamazsın. O zaman hiçbir kârın olmaz!”

“Neden olmasın? Seninle açık konuşacağım. Geçen ay, dükkanım kabaca on bin köken taşı kazandı. Ancak sen de biliyorsun ki bazı ürünlerin bir kez alınması yeterli. Böylece işim yüzde otuz azaldı. Bu rekabet olmadan bile sadece yüzde altmış-yetmiş kazanabilirim. Eğer başka bir rekabetçi çıkarsa işimin yarısını kaybederim ve kazancım yaklaşık üç bin köken taşı olur. Tabii, bu fiyatlarda indirim olmadan… Ama gerçekten fiyat düşüşü olmayacağına inanıyor musun?”

Kara El’in dili tutulmuştu.

Tabii ki olacaktı. Kara El çoktan müşterileri çekmek için Su Chen’in fiyatlarına göre yüzde on daha az fiyat biçmeye karar vermişti.

Ancak sonuçta Su Chen de öylece durmayacaktı.

Su Chen’in cevabının bu kadar korkunç olmasını hiç beklemiyordu. Dükkanını açsa bile Su Chen çoktan fiyatlarını olabilecek en düşük seviyede tutmayı planlıyordu.

“Bu da gelecek ay, iki bin köken taşı kazanırsam şanslı olacağım anlamına geliyor. Sence böyle saçma bir tutarı umursar mıyım? Eğer bu durumla sen karşılaşsaydın ne yapardın?”.

Kara El bir anlığına düşündükten sonra cevap verdi: “Çok fazla kazanmasam bile rakibime ders vermek için böyle bir şeyi yapardım.”

Dövüş yolunda gelişenler doğal olarak iş adamı değildi.

Hepsi et ve kandan yapılmaydı. Hepsinin bir ruh hali vardı.

Eğer konu büyük bir şeyse belki buna katlanabilirlerdi.

Ancak eğer küçük bir şeyse büyük ihtimalle duygularına göre hareket ederlerdi.

Birinin kazandığı paranın miktarını etkileyen bir kişi varsa o halde kimsenin para kazanmaya ihtiyacı yoktu. Su Chen bunu yapmaya niyetliydi, Kara El de aynı şekilde.

Su Chen güldü: “Çok doğru. Ben de öyle tahmin etmiştim.”

Kara El homurdandı: “Sakın beni birkaç cümleyle vazgeçmeye ikna edebileceğini sanma. İkimiz de birbirimizi vazgeçmeye zorlayabiliriz ve kimsenin eline bir şey geçmez.”

“Ya da işleri biraz ertelersin ve herkes kazanır. Ne diyorsun? Dükkanını bir ay sonra açarsan sana kendi dükkanımı vereceğim. Tamamen bu işin peşini bırakacağım.”

“Kesinlikle olmaz!” Kara El reddetti. “Sen de biliyorsun ki yıldız gümüşünü bulmak gittikçe zorlaştı. Kalan miktar fazla değil. Hesaplarıma göre insanlar kazmaya elli gün kadar devam edebilir.”

“O zaman yirmi beş gün.”

“Çok fazla kaybetmiyor muyum? Daha az yıldız gümüşü kaldıkça insanların da daha az parası olacak ve alabilecekleri şeyler de azalacak. Kimse yarın ne olacağını bilmiyor. Ya daha sonra birisi benimle rekabet etmeye çalışırsa?”

“Hmm, haklısın.” Su Chen bir süre düşündü. “O zaman anlaşalım. Yirmi iki gün?”

“En fazla on beş gün. Eşyalarım çoktan ulaştı. Normalde dükkanı yarın açmayı planlıyordum. Sana en fazla on beş gün verebilirim. Bazı şeyler ertelenemez.”

“Eşyalarını senden satın alabilirim. Yirmi gün, benim sınırım. Bu noktada zaten benden on gün fazla zamanın var.”

“On sekiz gün! Bu da benim sınırım.”

“O zaman Demir Uçurum benim.”

“Anlaştık!”