Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

81. Bölüm Kurtarıldı

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Asil Prenses Duanjia gözlerinin kenarını sildi ve öfke patlamasına içinde devam etti.

“Chu Liu, seni aptal! Bundan sonra hayatta kalsan iyi olur! Hala bu prensese bütün bir kızarmış ördek borçlusun! Sözlerini öylece bozup ortadan kaybolamazsın! Bir sonraki sefer olacağına söz verdin! Yoksa bu prenses hayatı boyunca Jiang’an Hanesi’ne eziyet eder, özellikle de senin şu sinir bozucu kocana!”

Asil Prenses Duanjia bir anda He Changdi’ye sinirlendi. Sonuçta o kadar şeyden sonra Chu Lian artık en iyi arkadaşıydı. Kocası kesinlikle karısını terk eden bir hayvandı!

Chu Lian hala küçük avluda duruyordu, bütün bunları düşünecek zamanı olmamıştı. Kalbi göğsünde vahşice atıyordu. Korkmamak mümkün değildi ama bir seçeneği de yoktu. Chu Lian hızla prensesin kıyafetini giyindi ve kapalı avlunun girişinde bir yığın samana doğru koştu. Panikle içine doğru atladı. Bir yığın samanın altında kalan Chu Lian, biraz bile hareket etmeye cesaret edemedi. Avlunun haritasını aklında  bir köşede tutarken kaçacağı rotayı planladı. Sağ elini göğsüne bastırdı ve kalbinin atışını hissetti. Kalbinde Wenlan’ın bir an önce destekle geri gelmesi için dua etti.

Onu çevreleyen samanların arasındaki hava boşluklarından, avluya dikkatli bir şekilde adım atan takipçilerini görebiliyordu. Tamamen siyah kıyafetler giyiniyorlardı. Yüzleri bile siyah kumaşla sarılmış ve sadece günahkar gözlerini ortada bırakmışlardı. Tuttukları kılıçlar bir noktada kanla kaplanmıştı, kırmızı damlalar uzun kılıçlardan yuvarlanıyor ve ucundan mermer kaplı yere damlıyordu. Chu Lian neredeyse yere düşen kan damlarının sesini duyduğuna yemin edebilirdi.

Kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi atarken, suikastçıların yaptığı her hareketi izledi. İki adam avluya girdiklerinde sanki ya onu ya da prensesi bulabileceklermiş gibi önce gözleriyle bütün alanı taradılar.

Chu Lian gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Gözlerini tekrar açabildiğinde gökyüzündeki yıldızlar kadar parlaktılar.

Üçe kadar saydı ve çevresini saran samanı ittirdi. Daha fazla düşünmeye zaman bırakmadan Chu Lian avlunun girişine doğru koştu.

İki suikastçı bir anda ortaya çıkan kızı görünce içlerinden biri hemen arkasından takip ederken diğeri avluda kaldı. Diğer suikastçı Chu Lian’ın daha demin fırladığı saman yığınına yaklaştı ve kılıcını saplayarak içinde başka birisi olup olmadığını kontrol etti. Samanı kenara ittirip içeride saklana başka kimse olmadığını gördükten sonra öfkeyle kükredi. Sonrasında avluyu aramaya başladı. Görünüşe göre suikastçılar aptal değillerdi.

Bir süre sonra arkada kalan suikastçının gözü avludaki kuyuya düştü.

Kuyuya doğru atıldı ve kapağını kaldırıp gözleriyle içini taradı. Çok derin olsa da güneş ışığı olduğu için dibini görebiliyordu.

İçinde sadece bir parça odundan başka bir şey olmadığını görünce öfkeyle burnundan soludu ve arkasını dönüp ayrıldı.

Asil Prenses Duanjia tahta parçasının altında saklanıyordu. Biraz bekledikten sonra  nefes almak için yüzeye çıkmaya cesaret edebildi. Kalbinde suikastçıya milyon kere küfrederken aynı zamanda da Chu Lian için endişeleniyordu.

Ciğerleri daha fazla hava için çığlıklar atarken Chu Lian’ın adımları gittikçe ağırlaştı. Arkasından takip eden adımlar gittikçe yaklaşıyordu ve Chu Lian için hiç umut kalmamış gibi görünüyordu. Kıyafetinin geniş manşetlerinde daha önce saçından çıkardığı altın saç tokasını sıkı sıkı kavradı. Eğer başka hiçbir seçenek yoksa ölümü seçerdi!

Derin bir nefes aldı. Ölüm bütün bu gerilimin ortasındayken çok da kötü bir seçenek gibi gelmedi. Eğer ölürse asıl hayatına geri dönüp dönmeyeceğini merak etti. Eğer dönerse yapacağı ilk şey bu kitabın yazarını beş yüz kelimelik bir yorumla azarlamak olacaktı!

Takipçisinin yüzü, bütün o sargıların altında sapkın bir gülümseme taşıyormuş gibi görünüyordu. Kılıcı tam ona dokunmak üzereydi, Chu Lian hava akımını hissedebiliyordu

Bütün enerjisi tükenmişti. Nefes almak için çırpınıyordu. Bilinçli olarak bir sonraki adımında takılmış gibi yaptı ve şansına suikastçının saldırısını atlatmayı başardı. Sonraki saldırıyı atlatmaya gücü kalmayarak yere yığıldı, Chu Lian döndü ve suikastçıya baktı. Dudaklarını birbirine bastırdı, yüzündeki tek şey kararlılıktı.

Suikastçı sonunda hedefinin yüzünü görünce gözlerinden bir can sıkıntısı dalgası geçti. Yanlış kişiyi kovalıyordu!

Öfkeyle kükredi, “Seni lanet olasıca kadın! Beni kandırmaya mı çalışıyorsun! Madem prenses değilsin o zaman seni hayatta tutmanın hiçbir anlamı yok!”

Konuşmayı bitirir bitirmez keskin kılıcı yere doğru inmeye başladı, hedefi Chu Lian’ın beyaz ensesiydi.

Kılıcın silüeti Chu Lian’ın gözlerine yansıdı. Pes etmeyi reddetti! Bu kritik anda pes etmek istemedi! Nerede olursa olsun hiçbir şey onun hayatından daha önemli değildi. Gözlerindeki parıltı güçlendi ve nereden geldiği bilinmeyen bir güç bedenine akmaya başladı. Yerde yuvarlandı ve adamın saldırısını atlatmayı başardı! Sonra hemen yattığı yerde doğruldu.

Ellerindeki saç tokasını sıkı sıkı kavradı ve hiç tereddüt etmeden adamın ayağına sapladı.

Gözleri kıpkırmızı olan adam acıyla haykırdı.  En çılgın rüyalarında bile, bu küçük kırılıgan asil kızın ona zarar verebileceğini düşünemezdi.

Son hareketi Chu Lian’ın bedenindeki bütün gücü bitirdi. İçinde kavga edecek daha fazla enerjisi kalmamıştı. Kan lekeli kılıç parladı, her an üzerine inebilirdi artık. Chu Lian gözlerini kapadı.

Ama beklediği acı dalgası hiç gelmedi. Bunun yerine... Bir şeyin havayı aşmasının sesini duydu.

Chu Lian yerde hızlı hızlı soluyarak yatmaya devam etti. Gözlerini yavaş yavaş açtığında suikastçının çoktan yanına düşmüş olduğunu gördü. Boğazında bir ok duruyordu.

Chu Lian zorlukla doğruldu ve etrafına bakındı. Gök mavisi gözlü adamın hemen ikinci katta olduğunu ve elinde bir yayla durduğunu gördü.

Ok oradan gelmişti.

Chu Lian rahat bir nefes verirken vücudu gevşedi.

Chu Lian’ın soluklanmasını beklemeden başka bir okun daha havayı yarmasının sesi duyuldu. Biraz kasılmış bir şekilde bakmak için arkasına döndü ve ikinci suikastçının da tek bir okla vurulup öldürülmüş olduğunu gördü.

O zamana kadar Chu Lian çoktan hislerini geri kazanmıştı ve daha demin hemen önünde birinin öldüğünü fark etmişti. Göz bebekleri küçüldü ve yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi.

Hala kolları üzerinde dururken geriye doğru kaymaya başlayarak ölü adamdan uzaklaşmaya çalıştı.

Çok süre geçmeden, bir grup destek Defeng Çayevi’nden dışarı fırladı. Gök mavisi gözlü adam hepsini doğrudan Chu Lian’a yönlendirdi.

Askerlerin zırh giydiklerini ve hepsinin kılıç taşıdıklarını gördü. Bunlar Wenlan’ıın gönderdiği şehir korumaları olmalıydı.

Gök mavisi gözlü adam Chu Lian’ı ayağa kaldırmak için elini uzattı, “Altıncı Bayan Chu yaralandınız mı?”

Chu Lian kocaman bir jöle gibi hissediyordu ama ayağa kalkmak için kendini zorladı. Adama bir süre baktıktan sonra başını eğdi. Chu Lian dudaklarını birbirine bastırdı ve başını hayır dercesine salladı.

”Saygıdeğer Prens Jin ben iyiyim. Bir şok atlattım ama yaralanmadım.”

Chu Lian’ın ona Prens Jin dediğini duyunca  sıra dışı gök mavisi gözleri kısıldı. Prens Jin elini kaldırdı ve kalabalıktan iki hizmetkar hemen öne çıkıp Chu Lian’a iki taraftan destek oldular.

Bu sırada kalabalığın içinden Wenlan sıyrılmıştı. Chu Lian’ın güvende olduğunu görünce gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı, “Üçüncü Genç Madam, güvende olmanıza çok sevindim!”

Chu Lian, Wenlan’a zayıf bir şekilde gülümsemek için kendini zorladı. Konuşmasını beklemeden Wenlan ne sormak istediğini biliyordu, “Üçüncü Genç Madam lütfen endişelenmeyin. Xiyan da iyi durumda! Küçük bir yaralanma atlattı ama doktorlar ön avluda onunla ilgileniyorlar.”

İkilinin konuşmalarını bitirmelerini beklemeden kalabalıktan başka birisi fırladı.

Chu Lian bu kişinin Asil Prenses Duanjia’nın hizmetçisi Jinxiu olduğunu fark etti.

Jinxiu yanlarına geldiğinde Chu Lian’ın koluna yapıştı. Endişeyle bağırmaya başladı, “Üçüncü Genç Madam Prensesimize ne oldu?! Prensesimiz nereye kayboldu?!”

Prens Jin, Chu Lian’ın üzerindeki kıyafete baktı. Onun Asil Prenses Duanjia’nın kıyafeti olduğunu anladığında gözünden bir anlayış dalgası geçti.

Chu Lian kızardı ve soluk yüzündeki  kırmızılık bir ipucu oldu. Ucu ucuna tehlikeden kurtulunca kuyudaki prensesi tamamen unutmuştu.

Tuhaf bir şekilde öksürerek suçluluk duygusunu bastırmaya çalıştı ve gizlice Prens Jin’e baktı, “Benimle gelin.”

Wenlan hemen Chu Lian’a destek olmak için atıldı. Chu Lian Prens Jin’i ve askerleri avludaki kuyuya doğru yönlendirdi ve kuyunun içine bir bakış attı ve içinde kimsenin olmadığını gördü. Yüzeydeki tahta parçasının hala süzüldüğünü görünce yüksek sesle bağırdı, “Prenses! Dışarı çıkın! Destek geldi!” Etraflarını saran askerlerin yüzlerinde kasılmış bir ifade vardı.

Bununla birlikte suyun yüzeyinde dalgalanmalar olmaya başladı ve tahta parçasının altından bir kafa çıktı, bir su hayaleti gibiydi. Asil Prenses Duanjia’nın sesi öfkeyle yankılandı, “Chu Liu! Çok geç kaldın! Hemen git ve Prensesi yukarı çekecek birilerini bul!”

Asil Prenses Duanjia’nın sesindeki öfkeyi duyunca Chu Lian sonunda rahatlayabildi.

Chu Lian önceki hareketlerini değerlendirirken prensesi kuyuya ittirmesinin biraz kaba olmuş olabileceğini düşündü. Sadece onun hayatını kurtarmayı düşünüyordu ama kurtarılmış prensesin aklından geçecekleri düşünememişti. Şansına Asil Prenses Duanjia o kadar kırılgan bir insan değildi.

Askerler hemen bir halat hazırladı ve kuyuya attı. Sırılsıklam prenses dışarı çıkınca Prens Jin’in hazırladığı pelerini üzerine koymasını beklemeden, Asil Prenses Duanjia şaşkın Chu Lian’a sıkı sıkı sarıldı.

Chu Lian’ın kulağına fısıldarken Prensesin sesi biraz çatallıydı, “Aptal Chu Liu! O kuyuda tek başıma ne kadar korktuğumu biliyor musun?! Eğer bundan sonra kabuslar görmeye başlarsam, gidip bir kukla alacağım ve üzerine senin ismini yazıp travmamı hafifletmek için her gün bir iğne saplayacağım!”

Chu Lian prensesin sözlerini duyunca donup kaldı. Beklediği gibi bu prenses çok kin tutuyordu. Hayatını kurtardıktan sonra tek yaptığı şikayet etmekti! Chu Lian ne yapacağını şaşırmışken boynundan akan ılık bir şeyler hissetti.

Chu Lian’ın kalbi hemen yumuşadı. Asil Prenses Duanjia’nın sırtına nazik bir şekilde vurdu ve onu teselli etti. “Özür dilerim, benim hatam. Eğer Prenses ilerde kabuslar görürse, yemen için sana bir sürü lezzetli atıştırmalık ve yemek hazırlayacağım olur mu?”

Asil Prenses Duanjia şiddetli bir şekilde ağlarken Chu Lian’ı ittirdi ve göz yaşlarını sildi. Kıpkırmızı gözlerle Chu Lian’a baktı ve dudaklarını birbirine bastırdı, “Chu Liu ciddi misin? Sakın bana yalan söylemeye cüret etme! O kedi kafalı kurabiyelerden yemek istiyorum! Ve ev yapımı kızarmış ördek!”

Chu Lian: ....

Sevgili Prenses ruh halini bu kadar hızlı değiştirmeyi bırakır mısın? Kırılgan kalbim bunu artık kaldıramayacak.

Benden yemek almak için o kadar şiddetli bir şekilde ağlamadığına emin misin? Chu Lian prensese gözlerini devirmek istedi.