Bacım şurada iki dakika tsunderelik yapmadan dur ya seni kurtarmak için hayatımızı tehlikeye attık insaf azıcık:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
80. Bölüm Ani Değişim (2)
Gök mavisi gözler! Keskin bakışlar!
Chu Lian’ın bütün bedeni titredi.
Bir ton bilgi aklına akmaya başladı. Demek oydu!
Chu Lian öfkeyle ayağını yere çarptı. Nasıl bu kadar şansız olabilirdi! Sadece bir bardak çay için dışarı çıktığında böylesine önemli birisiyle karşılaşmıştı. Neden böylesine sadece kırk yılda bir olacak bir suikast girişimin ortasında kalmış olmalarına şaşmamak gerekirdi.
Chu Lian içinde bulunduğu bu durumdan nefret etse de çabucak bir karar vermek zorundaydı. İki hizmetçiye hemen oradan ayrılmaları gerektiğini söyledi.
Arkasını döndü ve ayrıldı. Gök mavisi gözlü adamın, ona bir anlığına baktıktan sonra siyahlı adamlarla olan kavgasına devam ettiğini fark etmişti. Her biri dövüş sanatlarında oldukça yetenekli, yedi sekiz kişilik başka bir suikastçı grubu odadan dışarı fırladı.
Ve gök mavisi gözlü adamın çevresinde sadece üç koruma vardı!
Chu Lian gözlerini sıkı sıkı kapadı. Ona yardım etmek istese de kendi sınırlarını biliyordu. Eğer ona yardım etmeye çalışsaydı sadece bir yük olurdu. Şansına suikastçılar hedeflerine odaklanmıştı. Onun kaçtığını fark etmiş olsalar da onu kovalaması için kimseyi göndermediler. Bu yüzden rahat bir nefes daha verdi.
Chu Lian tam üçünün tehlikeden uzaklaştığını düşünürken, Defeng Çayevi’nin ikinci kat merdivenlerinden gelen ağır adım sesleri duydular. Chu Lian yukarı baktığında Asil Prenses Duanjia’nın bakışlarıyla karşılaştı.
Asil Prenses Duanjia açıkça koridordaki yoğun kavgayı fark etmemişti. Zayıf bir şekilde gülümsedi ve sordu, “Chu Liu neden odadan ayrıldın?”
Chu Lian olayların daha kötüye gideceğini biliyordu bu yüzden panikle arkasını döndü. Beklediği gibi gök mavisi gözlü adamı saran suikastçılar Asil Prenses Duanjia’yı fark etmişti. İçlerinden biri, iki kişiye işaret verdi ve iki adam kılıçları havada o tarafa doğru gelmeye başladı.
O kısa anda Asil Prenses Duanjia da koridorda çok da uzak olmayan köşede olanları fark etmeye başlamıştı. Göz bebekleri küçüldü ve endişeyle bağırdı, “Dördüncü Abim!”
Onun bağırmasının hemen üzerine suikastçıların ortasında sıkışıp kalan adamın koluna kılıç sürterek bir yara bıraktı. Asil Prenses Duanjia’nın kalbi endişeyle ağırlaştı. Kararlı bir şekilde arkasında onu takip eden iki kişiye abisine yardım etmelerini söyledi.
Chu Lian yaklaşan bir baş ağrısı hissetti. Prensese doğru yürüdü ve onu kendisiyle birlikte merdivenlerden aşağı doğru çekti.
Chu Lian onu bütün gücüyle çekti ama onu bile hareket ettirecek kadar gücü yoktu. İfadesi ciddileşti ve öfkeyle doldu. “Prenses! Dördüncü Prens’i burada kalarak kurtaramazsınız! Sadece onun için bir yük olursunuz. Eğer hemen ayrılmazsanız Dördüncü Prens için hiç umut kalmaz!”
Asil Prenses Duanjia iki koca saniye boyunca boş bir şekilde Chu Lian’a baktıktan sonra, Chu Lian’ın bağırmasıyla kendine geldi. Mantığını geri kazanınca kaçarken Chu Lian’ın kolundan çekiştiren o olmuştu.
Chu Lian bir an donduktan sonra rahat bir nefes verdi. Asil Prenses Duanjia’ya eşlik eden hizmetkarlar çoktan Prens Jin’e yardım etmek için gitmişlerdi yani prensesin yanında kimse kalmamıştı. Aralarında dövüş sanatları bilen tek kişi Wenlan’dı ve siyahlı adamlar arkalarından onlara yaklaşıyordu.
Chu Lian ve Prenses Duanjia sonuçta sadece zayıf kadınlardı. Bir süre koştuktan sonra bacakları çoktan güçten düşmüştü. İlk kata ulaştıklarında ve binanın arkasına yöneldiklerinde Chu Lian etrafındaki yabancı çevreye baktı. Tuhaf bir şekilde kalbinde bir karar aldı. Asil Prenses Duanjia’yı bir köşeye yerleştirdikten sonra Wenlan ve Xiyan’a emirlerini verdi, “Wenlan sen daha hızlısın. Git ve yardım getir! Xiyan saklanacak bir yer bul ve sakın dışarı çıkma, ne olursa olsun! Anlıyor musun?”
Üçüncü Genç Madam’ın normalde yumuşak ve nazik olan ses tonu, sarsılmaz bir kararlılık ve azimle doldu. Sesi aynı olsa da diğerlerinin itaat etmek istemesine sebep olacak, gözle görülmeyen bir gücü vardı.
Tam Wenlan onun emirlerini reddedecekken Chu Lian’ın nemli kararlı gözleri gözleriyle buluştu ve nasıl karşı çıkacağını bilemedi.
Asil Prenses Duanjia kenardan Chu Liu’ya baktı, gözleri daha önce Chu Lian’a karşı beslediğini fark etmediği hem hayranlık hem de güvenle dolmuştu.
Wenlan dudaklarını birbirine bastırdı ve hemen arkasını dönüp ayrıldı. Chu Lian ve diğerleri olmadan Wenlan’ın hızı iki katına çıktı. Birkaç saniyede çoktan görüş alanlarından kaybolmuştu.
Chu Lian, Xiyan’a tek bir bakış attıktan sonra onu tamamen göz ardı etti. Asil Prenses Duanjia’yı dar bir kapıdan geçirdi.
Chu Lian içinden acı acı gülümsedi. Onun için hayatta kalmak aslında çok kolay olurdu. Tek yapması gereken Asil Prenses Duanjia’dan kurtulmaktı. Suikastçıların sadece imparatorluk ailesini hedeflediğini hissetmişti. Ama bunu yapamazdı.
Asil Prenses Duanja’yla yeni filizlenmeye başlayan arkadaşlıklarını bir kenara bıraksa bile Asil Prenses Duanjia’yı burada bırakırsa, bugünkü olayların sonucu ne olursa olsun sonuçlardan bir şekilde etkilenirdi. Şimdiki imparatorun ve Prens Wei’nin öfkesi görmezden gelinecek bir durum değildi. Ayrıca o ve prenses çoktan tanışma şansını elde etmişlerdi. Bu kozmik tasarımın bir parçası olsun ya da olmasın uyumlu kişiliklerinin bir anlamı olmalıydı. Prensesi terk etmek şu anda yapabileceği bir şey değildi.
Chu Lian kendisine karşı biraz hayal kırıklığına uğramıştı ama adalet duygusunu bastıramadı. Sadece kendine sinirlendiğiyle kaldı. Yüzü bu iç çekişmelerinde soğuk bir hal almıştı. İki kız ne kadar hızlı koşarsa o kadar yoruluyordu. Arkalarındaki ayak sesleri sanki ölümlerine doğru geri sayıyormuşçasına gittikçe daha da yükseliyordu . Chu Lian’ın kalbi çok hızlı atıyordu, içinde bulundukları avluya başka bir giriş yoktu, yani kaçamazlardı. Hemen alanı onlara yardımcı olacak bir şey bulmak için taradı.
Bakışları avluda iki belirli noktada durdu. Chu Lian çözümünün güçlendiğini hissedebiliyordu. Asil Prenses Duanjia’yı avludaki kuyunun yanına çekti ve ciddi bir tonla konuştu, “Prenses dış kıyafetinizi çıkarın!”
Asil Prenses Duanjia’nın göz bebekleri doğrudan Chu Lian’ın gözlerine bakarken tuhaf bir şekilde küçüldü. Chu Lian’ın ne yapamaya çalıştığını hemen anladı, “Chu Liu! Yapamazsın!”
Chu Lian Prenses’in şu anda karşı çıkmasına nasıl izin verebilirdi? Çoktan kıyafetinin düğmelerini açmaya başlamıştı. “Prenses bana güvenin. Hızlı olun daha fazla zamanımız kalmadı. Eğer bize yetişirlerse her şey sona erer!”
Asil Prenses Duanjia’nın gözlerinde yaşlar belirdi. Alt dudağını ısırdı ve daha fazla tereddüt etmeden kıyafetini çıkardı.
Chu Lian kendi dış kıyafetini prensese fırlattıktan sonra Prenses Duanjia’nın çıkardığı kıyafeti giymeye başladı. Takipçilerinin konuşmasını duyunca gerildi ve Asil Prenses Duanjia’nın kıyafetini doğru düzgün giymesine izin vermeden onu kuyuya ittirdi.
Kızın suya çarpmasıyla büyük bir ses çıktı. Prenses şaşkınlık seslerini ağzını kapatarak engelledi. Etrafındaki su biraz soğuktu. Bir tepki vermeye fırsatı olmadan Chu Lian kuyuya bir şey attı ve prenses hemen geri çekildi.
Chu Lian kuyunun kenarında durdu ve karanlık sınırdan aşağı doğru baktı. Asil Prenses Duanjia nazik sesini duyabiliyordu, “Prenses tahta parçasına tutunun! Orada saklanın!”
Sonra kuyunun ağzını kapattı ve çevresindeki dünya doğal olmayan bir sessizliğe gömüldü.
Asil Prenses Duanjia, Chu Lian’ın dediklerini yaptı ve yuvarlak tahta parçasına tutunarak suyun yüzeyinde kaldı. Gözleri kuyudaki su yüzünden zaten nemliydi ama sanki içlerinden sıcak bir şeyler süzülecekmiş gibi hissediyordu.
Suyun yüzeyini sert bir şekilde öfkeyle yumrukladı, “Chu Liu! Eğer sonradan bu tahta parçasını atmasaydın bu prensesi öldürmeye çalıştığını düşünebilirdim! Seni aptal! Birini nasıl kurtaracağını biliyor musun ki? Bu prenses çok cesur olduğu ve yüzme bildiği için çok şanslı değil misin? Eğer bir mendili bile tutmaktan aciz o narin küçük asil Leydiler gibi olsaydım, suikast hedefi olmaya yaklaşmadan bile ölümüne korkmuş olmaz mıydım?!”
Magnec