Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

79. Bölüm Ani Değişim

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Görünüşe göre gri kıyafetli adam onu ikna etmeyi başarmıştı, Xiao Bojian dudaklarını birbirine bastırdı ve adamı dışarıya doğru takip etti.

Girişteki perdeden geçerken, arkasına dönüp hala masanın yanında ayakta duran Chu Lian’a bakmaktan kendini almadı. O anda tesadüfen Chu Lian da bakışlarını ona yönlendirmişti. Gözleri buluştu.

Xiao Bojian içinde, Chu Lian’ın o anki ifadesini asla unutmayacağını hissetti.

Kalbinde diğer bütün duygularını bastıran ezici bir acı hissetti.

Chu Lian’ın badem şekilli gözleri derinliklerinde şaşkınlıkla kocaman açılmıştı. Gözleri camın içinden geçen güneş ışığı gibi parlak ve netti.  Ayrıca gözlerinde saklamaya çalıştığı küçük bir miktarda küçümseme vardı. Bu doğru! Xiao Bojian’a karşı hissettiği küçümseme!

Xiao Bojian tam kalbinden bıçaklanmış gibi hissetti. Kaşları acıyla çatıldı.

Gözlerine bir buz katmanı çöktü. Bu soğukluk, güçlü atan  kalbini bile durdurdu ve tek dokunuşta parçalara ayrılacak bir heykele dönüştürdü. Chu Lian gözlerindeki o bakışı anlamamış olmayı tercih ederdi.

 Ama hala onu takip edenlerle karşılaşma riski vardı. Dişlerini gıcırdattı ve hiçbir ses çıkarmadan sadece ağzını oynatarak ona bir şeyler söyledi, ardından bir anda arkasına bakmadan kayboldu.

“Lian’er bu sefer seni hayal kırıklığına uğrattım. Beni bekle. Bunu kesinlikle telafi edeceğim ve sana dünyadaki en iyi hayatı sunacağım.”

Xiao Bojian ortaya çıktığı kadar hızlı bir şekilde kayboldu.

Xiao Bojian gittiğinde Chu Lian’ın aklında bir yığın düşünce vardı.

O gözlerindeki küçümseme bir taklit değildi, Xiao Bojian’ı gerçekten küçük görüyordu.

Xiao Bojian’ın korumasının ortaya çıkışından, Defeng Çayevi’nde kötü bir şeylerin olduğunu hissetti. Sadece kenarda durup izleyenleri bile etkileyecek bir şey.

Ama o kadar tehlikeli bir zamanda Xiao Bojian korumasını takip etmiş ve tek başına ayrılmış, ‘çok sevdiği’ Chu Lian’ı arkada yapayalnız bırakmıştı. Heh! Tehlike anında sadece kendini umursayan birinin bu tür romantik cümleler kurmaya hakkı yoktu! Chu Lian, o anda asıl kadın ana karaktere acıdı.

Böyle bir adama aşık olan kadın ana karakter mutlaka bir gün mutlaka o kişi tarafından sırtından bıçaklanırdı.

Bütün bu olaylardan sonra Chu Lian, Xiao Bojian’dan daha çok tiksinmeye başladı. Bir dahaki sefere daha dikkatli olması ve gelecekte böylesine korkunç bir adamla karşılaşmaktan kaçınması gerektiğine karar verdi.

Şu anda öncelikli olan şey kendisini koruması gerektiğiydi!

Chu Lian umutsuzca kaderinin sonuçlarını bekleyen birisi olmak istemiyordu.

İyi ki şu anda ana kadın karakterin bedenindeki kişi Chu Lian’dı. Yoksa bütün bunları nasıl sakin bir şekilde değerlendirebilirdi ki? O adama karşı duruşunu kaybetmemeliydi.

 Xiao Bojian bu utanmaz kaçışının, ona bundan sonraki hayatı boyunca kurtulamayacağı bencil sıçan etiketini kazandırdığını bilmiyordu.

Chu Lian demin odadaki geriliminden donup kalmış olan Xiyan’ı bütün gücüyle çekiştirdi. ”Xiyan neden donup kalıyorsun? Hemen gitmemiz lazım! Gri kıyafetli adamın ne dediğini duymadın mı?!”

Xiyan sonuçta sadece bir hizmetçiydi. Ne kadar sadık olursa olsun daha demin olanlardan sonra Xiao Bojian’ın özel odada aniden belirmesi kalbini tamamen paramparça etmişti. Chu Lian onu bir anda hareket etmeye zorlayınca tamamen bocalamıştı. Üçüncü Genç Madam’ın ne kadar sakin olduğunu görünce dayanağını bulmuş gibi görünüyordu. Chu Lian’a baktı ve zorla başını salladı.

Chu Lian, kadının koluna hafifçe rahatlatıcı bir şekilde vurdu ve onu çıkışa yönlendirdi. Yan taraftan gelen dövüşme sesleri daha da yükseldi ve yerde kırılan porselenlerin sesi eşlik etti.

Chu Lian’ın acelesi olduğu için bileğindeki yeşim taşından bileklik perdeye takıldı ve halıya düştü. Chu Lian ve Xiyan bunu fark etmedi.

Kapıya ulaştıklarında baygın olan Wenlan’la karşılaştılar. Chu Lian’ın ifadesi çok ciddi bir hal aldı. Wenlan’ın onu Xiao Bojian’ın ziyareti konusunda hiç uyarmamasına şaşmamak gerekirdi. Wenlan’ın çoktan icabına bakılmıştı.

Xiyan, Wenlan’ın duvarın kenarında baygın yattığını görünce neredeyse dehşetle çığlık atacaktı. Ama Chu Lian’ın uyarı bakışını alınca hemen elleriyle ağzını kapattı ve kendini susturdu.

Chu Lian ve Xiyan, ikisinin de bu durumda güçleri sınırlıydı. Baygın haldeki Wenlan’ı taşımaları mümkün değildi.

Xiyan artan endişelerini bastırmaya çalıştı ama sesindeki titremeyi kontrol edemedi, “Üçüncü... Üçüncü Genç Madam, şimdi ne yapmalıyız?”

Chu Lian önce  baygın Wenlan’a sonra korkudan aklını kaçırmış Xiyan’a baktı. Elleri kıyafetinin  geniş manşetleri altında küçük yumruklara kıvrıldı. Tırnaklarının ellerine saplandığını hissedince kendini sakin olmaya zorladı.

Chu Lian, Xiyan’a hemen cevap vermedi. Gözleri hızla özel odanın dışındaki alanı taradı. Yakınlarda bir rafta duran çanakları görünce oraya doğru gidip bakır bir tane  çömlek  aldı. Sonra tek bir hızlı hareketle Wenlan’ın yüzüne soğuk su attı.

Chu Lian bunun işe yarayıp yaramayacağından emin değildi ama eğer Wenlan’ı uyandıramazlarsa, Xiyan ve kendisi önce ayrılmak zorundaydı. Wenlan gözlerini açmaya çalışırken göz kapakları titredi. Bilincini kazandığında ilk gördüğü şey önüne çömelmiş yüzünde ciddi bir ifade olan Chu Lian oldu. Sonra bayılmadan önce olanları hatırlaması çok zaman almadı. Wenlan’ın göz bebekleri tuhaf bir şekilde küçüldü ve bakışları berraklaştı. Endişeli bir şekilde sordu, “Üçüncü Genç Madam, size bir şey oldu mu? Biri bana tuzak kurdu!”

Chu Lian rahat bir nefes aldı ve Xiyan’ın yardımıyla Wenyan’ı ayağa kaldırdı, “Açıklama yapacak zaman yok Wenlan, hemen buradan ayrılmamız lazım!” dedi.

Onlar konuşurken yan odadaki dövüş sesleri biraz bile azalmamıştı ve hatta kavga sanki daha kötü bir hal almıştı. Chu Lian kavganın ne zaman onların odasına taşacağını kestiremiyordu bu yüzden bir an önce oradan ayrılmaları gerekiyordu. Tecrübelerinden, Chu Lian’ın sözlerinden ve tuzağa düşürülmüş olduğu gerçeğinden dolayı Wenlan’ın aklındaki karmaşa hızla yatıştı ve hemen tepki verdi. İçinde oldukları durumu anladı ve Üçüncü Genç Madam’ın haklı olduğunu düşündü. Wenlan’ın ifadesi ciddileşti, “Üçüncü Genç Madam, bu hizmetçi önden dışarı çıkacak. Lütfen Xiyan’la birlikte hizmetçinin arkasından gelin.”

Chu Lian anladığını gösteren bir şekilde başını salladı. Wenlan konuşmasını bitirdikten sonra yüzündeki suyu sildi ve belinde gizlenmiş olarak duran bir kamçı çıkardı. Harekete geçerken kamçıyı elleriyle sıkı sıkı kavradı. Önce odanın kapısına yaslandı ve bir süre kapıyı dinledi. Sonra güvenli olduğuna karar verince Chu Lian ve Xiyan’a işaret verdi.

Wenlan dikkatle kapıyı açtı ve dışarı çıktılar. Saat öğleden sonra biri yeni geçmişti, yani Defeng Çayevi’nin özel odalarını kullanan çok fazla kişi yoktu. Odalarından ayrıldıktan sonra kimseyle karşılaşmadılar.

“Üçüncü Genç Madam hızlı hareket etmeliyiz. Jing’an Hanesi’nin arabası binanın arkasında!” diye fısıldayarak hatırlattı Wenlan.

Chu Lian zorla başını salladı. Kalbi deli gibi atıyordu.

Tam Xiyan ve o harekete geçmek üzereyken arkalarındaki kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Siyah kıyafetli bir suikastçı odadan dışarı tekmelenmişti ve kapıyı da kendisiyle birlikte almıştı. Siyahlı bir kaç adam aniden ortaya çıktıktan sonra çarpışan kılıçların sesi yankılanmaya başladı. Kapıyı parçalayan suikastçı Chu Lian’dan sadece birkaç metre ötedeydi.

Kalbi daha da hızlı atmaya başladı. Odadan dışarı dökülen ve koridorda duran bütün katılımcılar Chu Lian’ın olduğu tarafa baktı. Zaman donmuşken kadın soğuk terler dökmeye başladı.

Bir sonraki anda iki maskeli adam ve iki zengin giyimli görünen adam odadan dışarı fırladı. İçlerinden biri yeşim taşından bir taç takıyordu ve diğer üç adam tarafından çevrelenmiş bir şekilde korunuyordu. O adamın bakışları istemsiz olarak Chu Lian’a doğru döndü, Chu Lian’ın gözleri de tesadüfen o tarafa bakıyordu ve bakışları çakıştı.