Heheh iyi, iyi
He changdi aslında bizim kıza yardım ediyorsun demek? :P afferinn lan kocum !
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
76. Bölüm Yuehong Restoranı’nın Kızarmış Ördeği
Chu Lian, Mei Avlusu’ndan gösterişli ve umursamaz Asil Prenses Duanjia’nın böylesine tuhaf ve sevimli olmasını beklemiyordu.
Gülümsemesi daha da genişledi, ”Tabii ki anlıyorum.”
“Tamam, kedili kurabiyelerden yapabileceğin tek kişi benim! Eğer başkasına yaparsan suçunun bedelini ödediğinden emin olurum!”
Chu Lian aklına bir not aldı: Asil Prenses Duanjia sadece tuhaf ve sevimli değil aynı zamanda oldukça sahiplenici.
İkili tatlı atıştırmalıklar ve ballı suyla bir süre oturma odasında oturdular. Baş başa olan buluşmalarının ortasında Prenses Wei onlar için biraz vişne getirdi ama kızının nadir bir buluşma içinde olduğunu görünce onları rahatsız etmemeye karar verdi. Kızının birisiyle bu kadar iyi anlaştığını görmek alışkın olduğu bir manzara değildi.
Asil Prenses Duanjia, geçen zamanı fark ettiğinde çoktan öğlen olmuştu bu yüzden nazikçe öksürdü ve konuştu, ”Chu Liu bugün seni yemeğe götürmeme ne dersin?”
Chu Lian’ın nasıl tepki vermesi gerektiğine dair bir fikri yoktu. Prensesin kişiliği normalden çok farklıydı. Bir misafiri dışarıda yemeğe davet etmeye gelince; yerleşkenin içinde yemek dışarı çıkmaktan daha pratik değil miydi? Prenses neden onu yemek için dışarıya davet ediyordu ki?
Chu Lian’ın tepkisi sadece gözlerini kocaman açıp sessizce ona bakmak olunca Asil Prenses Duanjia sadece somurtarak konuştu, “Her neyse sadece Yuehong Restoranı’nın kızarmış ördeğinden yemek istemiştim. Geliyor musun, gelmiyor musun?”
Yuehong Restoranı mı?
Başkentin en ünlü restoranlarından birisiydi ve modern dünyadaki Quanjude Kızarmış Ördek Restoranı’na benzer olarak kızarmış ördeğiyle meşhurdu.
Chu Lian’ın elinde hala işletmesi gereken Guilin Restoran’ı vardı. Başkentteki diğer restoranların nasıl olduğuna bir göz atmak hiç de kötü bir fikir değildi.
Gülümsedi ve başını salladı.
Asil Prenses Duanjia heycanlı bir şekilde Prens Wei’yi bilgilendirmesi için bir hizmetçi gönderdi ve aynı zamanda dış avluda bir araba hazırlaması için Kıdemli Hizmetçilerinden birini görevlendirdi.
Asil Prenses Duanjia ve Chu Lian Yuehong Restoranı’nın girişine 11’den önce ulaştılar. İkili arabadan hizmetçilerinin yardımıyla indiler. Chu Lian’ın gözleri etrafına bakarken fal taşı gibi açıldı.
Beklediği gibi bu Yuehong Restoranı sıra dışıydı. Bütün Zhuque Ana Caddesi üzerinde en iyi noktada konumlanmıştı. Her gün yüzlerce müşteri yağıyordu. Durdukları yerden Chu Lian ilk katın ana salonunun çoktan tıklım tıklım dolmuş olduğunu görebiliyordu.
Özel bir garson onları yan kapıdan içeri aldı.Asil Prenses Dunajia Yuehong Restoranı’nın müdavimlerinden biriydi demek ki. İkili, garson tarafından ‘Gökyüzü’ yazılı bir özel odaya yönlendirildiler.
Asil Prenses Duanjia garsona hızla bir liste yemek saydı, bazılarını Chu Lian hayatında ilk defa duyuyordu.
Bu özel odanın nasıl dekore edildiğini inceledi. Çok şatafatlı mobilyalarla döşenmişti, masanın yanındaki pencerenin kenarında Bonzai ağaçları bile vardı. Oldukça asil ve üst sınıf bir görünüşü olsa da yemeklerinin de bu görüntüyle uyumlu olup olmadığını görmeliydi.
Asil Prenses Duanjia çenesini avucuna koymuş akıllı gözleriyle Chu Lian’ı izliyordu, ”Chu Liu daha önce böyle bir yere gelmedin mi?”
Chu Lian, Asil Prenses Duanjia’nın bu şekilde doğrudan bir soru sormasını beklemiyordu. Bu yüzden sadece gülümseyip başını sallayarak, “Daha önce hiç böyle bir yere gelmemiştim. Bu ilk seferim!” dedi.
Asıl ‘Chu Lian’ ailesindeki diğer hanımlarla çok iyi anlaşamıyordu. Ayrıca üvey annesi tarafından baskıya maruz kalmıştı yani parası da yoktu. Yerleşkeden ayrılmayı aklından bile geçiremezdi çünkü dışarı çıksa, hizmetçilere bahşiş verecek kadar bile parası yokken nasıl Yuehong gibi lüks bir restoranda yemek yemeyi karşılayabilirdi.
Asil Prenses Duanjia onun dürüst itirafını duyunca Ying Yerleşkesi’ndeki günlerinin çok da iyi olmadığını düşündü. Ama buna rağmen gözlerinin berrak ve parlak olduğunu, bir parça bile nefret ve karalık içermediğini görünce, prenses onun rahat kişiliğine biraz daha hayran kaldı.
“O zaman bugün bol bol ye. Burada işimiz bitince de Defeng Çayevi’ne gideriz. Duydum ki bugün birisi ‘Anka Kuşu Ruh eşini Arıyor’u sunacakmış.”
Onun için dışarı çıkıp oynayacak kadar anlaştığı birini bulmak çok nadir bir olaydı. Chu Lian sosyal sınıflar arasındaki farktan da çok rahatsızmış gibi görünmüyordu. İkili sanki alışverişe çıkmış iki yakın arkadaş gibiydi, bu yüzden Chu Lian teklif üzerinde fazla düşünmeden kabul etti.
Bütün yemekler servis edildiğinde umut dolu Chu Lian ağzının kenarındaki seğirmeyi kontrol edemedi.
Masada onun üstünde imzalı (o restorana özel, ünlü yemekleri) yemek vardı ama sadece kızarmış ördek değerlendirmeyi geçebilir nitelikte görünüyordu. Kalanı Jing’an Yerleşkesi’nde gördüklerinden çok da farklı görünmüyordu.
Buna karşılık Asil Prenses Duanjia bu zayıf sunuma karşı gözleri parlayarak bakıyordu. Hizmetçisi çoktan onun ve Chu Lian’ın tabağına kızarmış ördek yerleştirmeye başlamıştı bile.
Önlerine yerleştirilmiş iki küçük tabak daha vardı. Bunlardan biri koyu renkli bir soya sosuyla doluydu diğeri ise ağzına kadar tuz kristalleriyle doluydu.
Asil Prenses Duanjia iki küçük tabağı işaret etti, “Chu Liu kızarmış ördeği koyu soya sosuna ve tuza batırmalısın. Çok lezzetli! Denesene!”
Konuşması biter bitmez tabağından bir parça kızarmış ördek aldı ve sosa batırıp ağzına attı. Prenses bu lezzetin tadını çıkarmak için gözlerini kapadı.
O tek parçayı bitirdikten sonra dudaklarını sanki bu tadı hafızasına kaydedermişçesine birbirine bastırdı. Sonra beklenti dolu gözlerini Chu Lian’a çevirdi.
Beklenti dolu gözlerle karşılaşan Chu Lian, Asil Prenses Duanjia’nın yönergelerini takip ederek kızarmış öredeği sosa batırıp ağzına attı.
Chu Lian: ...
Kızarmış ördek kıtır kıtır olsa da yüzeyi yağ ile kaplıydı ve içi aromadan tamamen yoksundu! Soya sosu ve tuza batırmalarına şaşmamak gerekirdi!
Soya sosu ve tuz ikilisi ete biraz tat katabilirdi ama bu sadece dış katmanda kalırdı. Ama buradaki en iyi öğütülmüş tuz bile modern dünyadaki sofra tuzundan daha sertken bunun hiçbir değeri yoktu. Açık bir şekilde her bir tuz tanesini görebiliyordu ve daha büyük kristaller kapladıkları kıtır kıtır dış yüzeyi sadece daha da tuzlu bir hale getiriyordu. İçindeki et için ise durum bunun tersiydi, tamamen tatsızdı. İlk ağza gelen tat bir ağız dolusu tuz gibiyken çiğnerken ortaya çıkan tat aynı derecede berbattı. Bir parça bile ördek tadı almıyordu. Bu tür orantısız şekilde dağılmış tatlar nasıl lezzetli olarak geçebilirdi ki?
Chu Lian daha hafif tatlara alışkındı ve bu ördek kesinlikle onun damak tadına uygun değildi. Ama Asil Prenses Duanjia onu izlerken ağzındakini tüküremezdi. Hızla ağzındaki ördek parçasını çiğnedi ve zorlukla yuttu.
İğrendiğini saklamak için iki kez öksürdü, prenses onun tepkisini görünce sordu, “Chu Liu, nasıl? Sevdin mi?”
Chu Lian başını kaldırıp prensese baktığında ifadesi sakin olsa da gözlerinin olumlu bir cevap beklediğini gördü.
Chu Lian onun bu niyetini yok sayamazdı bu yüzden üzerini kapatmaya çalıştı, “Fena değil.”
Beklemediği bir cevap alınca Asil Prenses Duanjia kaşlarını çattı, “Lezzetli mi değil mi?”
Chu Lian tuhaf bir şekilde gülümsedi. Çoktan buradaki berbat yemeklere karşı dayanıklı hale gelmişti. Belki de Büyük Wu Hanedanlığı’ndaki imparatorluk ziyafetleri bile bu standartlardaydı.
Bir anda Asil Prense Duanjia’nın gözleri aydınlandı, “Chu Liu. Acaba... Sen daha iyi kızarmış ördek yapmayı biliyor olabilir misin?”
Chu Lian hayır demek istedi ama Asil Prenses Duanjia’nın sözleri şu şekilde devam etti, “Bana yalan söyleme! Yoksa babama gidip bana zorbalık yaptığını söylerim!”
Ah... Asil Prenses Duanjia’nın ona karşı bir anda bir tsundere gibi davranacağı Chu Lian’ın aklına bile gelmemişti.
*Daha öncede geçmişti ama kaçıranlar için tsundere Japonca kökenli bir kelime aslında ama yazar Çince versiyonda doğrudan bu kelimeyi kullanmış. Başta somurtkan, öfkeli görünen birinin bir olay karşısında aniden samimi bir kişiliğe bürünmesi ya da tam tersi kişiler için kullanılan br kelime.
Prens Wei’nin konumunu düşününce ve onu Ying Hanesi yok olma yolundayken rahat resmi bir iş adı altında işini boşlayan kendi babasıyla karşılaştırınca Chu Lian teslim oldu. Prensesin babası onun için fazla güçlüydü. Eğer babalarını çağıracak olsalar tamamen yenilgiye uğrardı.
Chu Lian o anda bir düşünce değişikliğine gitti, “Asil Prenses, benim kızarmış ördeğimin daha ağır basacağı garantisini veremem ama en azından Yuehong Restoranı’nınkinden miniminnacık daha iyi olurdu.”
Chu Lian farkın ne kadar az olacağını göstermek için elini kaldırarak neredeyse birbirine değecek kadar yakın duran parmaklarıyla bir işaret bile yaptı.
Asil Prenses Duanjia önünde oturan bu veletin gerçekten kızarmış ördek yapmayı bildiği aklının ucundan bile geçmemişti. Düşünürken gözleri odayı tarıyordu, “Birkaç gün içinde yerleşkeme gelmen için bir davet daha göndereceğim. Birlikte kızarmış ördek yapmaya ne dersin?”
Asil Prenses Duanjia bunu dümdüz bir ifadeyle söylüyor olsa da içinden kahkahalar atıyordu. Hmpf! Bu kızarmış ördeğin o kadar da iyi olmadığını biliyordu. Dördüncü kardeşi bu ördeğin tarifini almak için büyük bir meblağ para harcamıştı. Şimdi Chu Liu bile bundan iyisini yapabilirdi. Ne kadar da komik! Dördüncü Erkek Kardeşi’ne kesinlikle Chu Liu’nun yapacağı kızarmış ördekten bir parça vermeliydi. Bakalım öfkeden patlayacak mıydı?
Kendini beğenmiş düşünceleri içinde kaybolan Asil Prenses Duanjia, Yuehong Restoranı’na bu kızarmış ördeği yemeye gelmek isteyen kişinin kendisi olduğunu unutmuştu.
Ama şimdi Chu Lian ördeğe böylesine kötü bir değerlendirme yapınca her ne kadar yemeye devam etse de önceki kadar lezzetli görünmüyordu .
Chu Lian Prenses’le bu günü nasıl geçireceklerine dair düşünceleri arasında bütün günü yemek yiyerek geçirmek yoktu.
Bir kez daha gülse mi ağlasa mı bilemiyordu.
Yuehong restoranında prensesin sevdiği tek yemek kızarmış ördekti ve diğer yemeklerin o kadar da iyi olmadığını düşünüyordu. Chu Lian yüzünden artık daha fazla kızarmış ördek yiyesi de kalmadığından ikili yemekten sadece biraz daha yedi. İkili Yuehng restoranının ikram ettiği tatlı meyve şarabını beğendiğinden ondan biraz daha içtiler.
Asil Prenses Duanjia ve Chu Lian özel odalarında mutlu bir şekilde sohbet ederken söyledikleri her şeyin yan odadaki bir kişinin kulağına gittiğinden habersizdiler.
Tang Yan elleriyle ağzını kapatarak kahkahasını tutmak zorunda kaldı. Sonuçta bu savaşı kaybetti ve öksürmeye başladı. Pes etti ve doğrudan gülmeye başladı.
Asil Prenses Duanjia’nın bahsettiği Dördüncü Kardeş Prens Jin’di. Çoktan yüzünde mutsuz bir ifade vardı. O sıra dışı mavi gözleri soğuk bir şekilde Tang Yan’a baktı ve adamın içinin titremesine sebep oldu.
Tang Yan uyarı bakışını aldıktan sonra gülmeyi bıraktı. Sırtını dikleştirdi ve ciddi bir ifadeye bürünerek konuştu, “Bu alt sınıf memur Dördüncü Prens’e sorma cüretinde bulunuyor ama kızarmış ördek tarifine ne kadar para verdiniz?”
Prens Jin’in yüzü bir kez daha kasıldı ve adama uçan bir bıçak değerindeki bakışından tekrar attı, “Tang Yan bir memur olarak çok fazla maaş aldığını düşünüyor olabilir misin? Sonuçta hepsini harcamak için Yuehong Restoran’ına geliyorsun!”
Onun hakkında biraz bilgisi olan Tang Yan hemen sustu.Ama Asil Prenses Duanjia gibi artık önündeki o çıtır kızarmış ördeği yiyesi çok kalmamıştı.
Hayıflanarak konuştu, “Bu alt sınıf memur prensesin arkadaşının kızarmış ördek pişirmede ne kadar yetenekli olduğunu merak ediyor. Bu alt sınıf memur denemek isterdi.”
Prens Jin cömert bir şekilde ona bir kez daha delici bakışını attı, “Cesaretinin sınırlarını denemek bağımlılık mı yaptı?”
Tang Yan öksürdüken sonra konuyu tekrar asıl olaya çevirdi, “ Ekselansları, He Sanglang Liangzhou’ya ulaştı. Bunlar onun gönderdiği mektuplar.”
Tang Yan, Prens Jin’in emri altındaki memurlardan biri ve bir o kadar da güvenilir bir danışmanıydı.
Prens Jin mektupları Tang Yan’dan aldı ve sadece He Changdi’nin kendisine yazdığı mektubu okudu. Jing’an Hanesi’ne yazılan diğer iki mektubu kenara ayırdı. Eve ulaştığında bir hizmetkarla onları Jing’an Yerleşkesi’ne yollardı.
“Changdi’ye bir grup adam ve at gönder. Tamamen onun gözetimi altında olacaklar.”
Tang Yan başını sallayarak onayladı.
İkilinin işi neredeyse bitmişti ki Prens Jin yan odadaki hanımların gerçekleştirilecek gösteri için Defeng Çayevi’ne doğru yola çıkmaya hazırlandığını duydu.
He Changdi’nin Chu Lian’la ‘özel olarak ilgilen’ kelimelerini hatırlayınca Prens Jin ve Tang Yan da Defeng Çayevi’ne girmek üzere gizli bir şekilde kalktılar.
Aslında ‘özel olarak ilgilen’ kelimelerini yazarken He Changdi öfkeyle dişlerini gıcırdatıyordu. Kelimeleri yazarken kalemi içindeki nefretle titriyordu ve neredeyse öfkesinin gücünden bilincini kaybedecekti. Prens Jin’in onun kalbindeki öfkeyi ve duygu karmaşasını anlayıp anlamadığını kim bilirdi ki?
Magnec