Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

77. Bölüm Sağırı Oynamak

Çevirmen: Rosanixe / Editor: lotus

Saat öğleden sonra birdi. Bu saatte Defeng Çayevi çok kalabalık olmazdı, bu yüzden Asil Prenses Duanjia ve Chu Lian rahatlıkla bir özel oda seçtiler ve yerleştiler. Gösterinin başlamasına hala bir saat vardı.

Onlarla birlikte  gelen birileri de çoktan  olabilecek en iyi özel odada oturuyordu. Yüksek olan ikinci kattaki odadan çay evinde olan her şey görülebiliyordu. Alanı gözlemlerken Xiao Bojian’ın gözleri parladı. Bakışları sadece beklediği kişinin üzerinde sabitlendi.

Gelmişti! Lian’er gelmişti!

Xiao Bojian heyecanını kontrol etmeye çalışırken çay fincanını sıkı bir şekilde tuttu. Fincandaki içecek titreyen elleriyle sarsıldı. Bu heyecanlı halindeyken, Xiao Bojian zar zor yarım fincan çay içebildi.

Xiao Bojian bakışlarını Chu Lian’a eşlik eden kıza çevirdi. Yaklaşık aynı boydaydılar ama kızın kimliğini karıştırması mümkün değildi. Kızı tanımasıyla kontrol edemediği gülümsemesi soldu.

Kısılmış gözleri daha da küçüldü. Asil Prenses Duanjia’nın neden Chu Lian’la dışarı çıktığını anlayamamıştı. Üstüne üstlük bir de yakın arkadaşlarmış gibi görünüyorlar, birlikte sohbet edip gülüşüyorlardı.

Defeng Çayevi’nin başka bir köşesinde Prens Jin ve Tang Yan çoktan Asil Prenses Duanjia ve Chu Lian’ınkinin yanında bir özel oda seçmişlerdi. Korumaları sayesinde dikkat çekmeden yerleşebilmişlerdi.

Bir, aniden Xiao Bojian’ın özel odasında belirdi ve saygıyla sordu: “Efendim, emirleriniz nedir?”

Xiao Bojian, Chu Lian’ın özel odasına doğru bir bakış attı. Sonra Bir’e dönüp kulağına bir şeyler fısıldadı. Bir emirlerini aldıktan sonra kayboldu.

Chu Lian’ın özel odasında Asil Prenses Duanjia çay fincanını tutuyor ve ballı suyunu azar azar yudumlarken canı sıkılmış gibi görünüyordu. Başını kaldırıp karşısında oturan kadına baktı ve heyecanı büyüdü. Bilinmeyen bir sebepten Chu Liu’yla iyi anlaşıyordu.

İlk geldiklerinde odadan kovaladıkları profesyonel çay demleyicisini düşününce Asil Prenses Duanjia’nın dudakları kıvrıldı, “Hey Chu Liu, neden sencha içmeyi sevmiyorsun?”

“Tadı çok karışık, hoşlanmıyorum.”

O dönemde çoğunluk senchayı severdi özellikle de demlenme sürecini.  Bu süreci sanki bir sanat dalıymış gibi değerlendirirlerdi: Her türlü baharatı eklemek, çay çeşitlerini sınıflandırmak ve farklı aromaları adlandırmak... Sanki çok sofistike bir işmiş gibi. Ama Chu Lian bütün bu süreci sadece “çok karışık” kelimelerine indirgemişti, sanki sencha demlemek kadar basit bir iş çok abartılıyormuş gibi. Ne kadar ilginç!

Asil Prenses Duanjia,  Chu Lian’ın bir şeylerden hoşlanmamasının sebebinin daha iyisini bilmesi olduğunu düşünüyordu.

“Chu Liu, ne tür çay senchadan daha lezzetli?”

Asil Prenses Duanjia bu kadar istekli sorunca Chu Lian düşünmeden cevapladı, “Mingqian çayı ve Yuqian...”

Konuşmayı bitirmeden Chu Lian işleri batırdığını biliyordu. Hemen konuşmayı bıraktı.

Büyük Wu Hanedanlığı’nda doğru düzgün yeşil çay bile yokken yüksek sınıflı dağda yetişen Mingqian çayı ve Yuqian çayını bulmak imkansızdı. Demin çok büyük pot kırmıştı!

Chu Lian söylediklerinden o kadar pişmandı ki...

Asil Prenses Duanjia, konuşmasının yarı yolda kesildiğini görünce onu sıkıştırmaya devam etti, “Hey Chu Liu öylece duramazsın! O bahsettiğin Mingqian çayı ne? Hemen bana açıkla!”

Chu Lian’ın yüzünde karmaşık bir ifade vardı. Nasıl açıklayabilirdi ki? Büyük Wu Hanedanlığı’nda doğru düzgün çay tarımı bile yoktu. Eğer konuşmaya devam ederse prensesin dili tutulmaz mıydı?

Bunları prensese nasıl açıklayacağı konusunda endişelenirken kapı çaldı.

Asil Prenses Duanjia, hizmetçisine bir bakış attı ve hemen sonrasında hizmetçi profesyonel görünen bir garsonla odaya döndü.

“Prenses, garson gelmiş. Size biraz atıştırmalık getirmiş.”

 Asil Prenses Duanjia başını salladı. Tecrübeli garson, Defeng Çayevi’nin özel atıştırmalıklarını masaya yerleştirdikten sonra kutudan uzun boyunlu bir şişe çıkardı. Daha sonra ciddi bir ses tonuyla açıkladı, “Saygın misafirlerimiz bu sizin için çay evinin bir ikramı olan bal likörü. Çay evi sahibinin bugün bir kutlaması var, bu yüzden her misafir bir porsiyon alıyor. Bu likörü yapmak için kullanılan formül çay evi sahibinin ailesinde nesillerdir aktarılan bir formül ve tadı oldukça lezzetlidir. Sayın misafirlerimiz biraz denemek ister misiniz”

Not: Bakmak isteyenler için; Chu Lian’ın bahsettiği çayın asıl adı Longjing çayıymış ve birkaç türü varmış.

Asil Prenses Duanjia yeni şeyler denemeyi severdi ama Chu Lian çok ilgili görünmemesine rağmen Prenses’in yüzündeki heyecanı görünce ona bir fincan içerek eşlik etmeyi kabul etti.

Asil Prenses Duanjia başını salladı. Hizmetçisi bir fincan likör aldı ve tadına baktı. Bir sorun olmadığından emin olduktan sonra iki hanıma birer fincan koyması için garsona işaret verdi.

Chu Lian küçük bir yudum aldı. Likörün tatlı ve yumuşak bir tadı vardı ve bir parça üzüm aroması geliyordu.

Tadının gerçekten de garsonun tarif ettiği gibi olmasını beklemiyordu, mükemmeldi. Alkol tadı çok hafifti, yani bir kadın için oldukça uygundu. Yuehong Restoranı’nın meyve şarabına karşı kaybetmezdi.

Garson odadan ayrıldıktan sonra  Asil Prenses Duanjia likörden birkaç büyük yudum daha içti. Ballı su onun damak tadına göre fazla hafifti ve kıyaslayınca bu içtiği onun damak tadına çok uygundu.

İkili Defeng Çayevi’nde günlük olarak yapılan performanslardaki şarkılarla ilgili konuşmaya başladı. Asil Prenses’in daha önce de bahsettiği gibi bugünkü performansta ‘Ankakuşu Ruh Eşini Arıyor’ şarkısı seslendirilecekti. Bu şarkı sadece ayda bir çıkardı. Ana salonda titreşen ışıklar göründü ve müzik çalmaya başladı.

Asil Prenses Duanjia hizmetçisine camları açmasını ve perdeleri indirmesini söyledi. Perdelerdeki aralıklardan ana salona doğru baktılar ve gösterinin gerçekten de başladığını gördüler.

Asil Prenses Duanjia bu durumu tuhaf buldu ve sordu:

“Henüz başlamamış olması gerekirdi, neden erken başladı?”

Chu Lian daha önce hiç bu çay evine gelmemişti, bu yüzden tek yapabileceği kafası karışık bir şekilde etrafına bakınmaktı.

Müzikten hiç anlamıyordu. Tek yapabileceği şarkının iyi olup olmadığını söylemekti. Nedenini belirtmesi gerekirse, şarkıyı ne kadar dinlemiş olursa olsun büyük ihtimalle bir cevap veremezdi!

Melodi ve notalar ise tamamen farklı bir boyuttu onun için!

Chu Lian içeceğinden bir yudum aldı ve olan biteni anlıyormuş gibi davrandı. Gerçekte ankakuşu mu eşini arıyor eşi mi ankakuşunu kimin umurundaydı?! Performansın zamanının erkene çekilmiş olması da umurunda değildi. Şarkının içine gizlenmiş bir mesaj olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti.

Asil Prenses Duanjia’nın yanında duran hizmetçisi şaşkınlıkla ağzını açtı ve sessiz bir şekilde konuştu, “Prenses, Üçüncü Genç Hanım, görünüşe göre bugün normal sanatçı çıkmıyor.”

Duygularla dolu müziğin sesi odaya yayıldı. Notalar hatasız ilerliyordu sadece dinleyici olarak gelen birisi bile sanatçının guqinde oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirdi.

Asil Prenses Duanjia kahkaha attı, “Sadece ayda bir sergilenen bir şarkı sıradan bir müzisyen tarafından sunulamaz. Eğer yapabilselerdi her gün çalmazlar mıydı? Korkarım ki bu aşkını itiraf etmek için çıkan terk edilmiş bir aptalın eline geçen bir fırsatı değerlendirmesi olmalı!”

Asil Prenses Duanji tam üstüne basmıştı. Bu birinin aşkını itiraf etmek için “Ankakuşu Ruh Eşini Arıyor” şarkısını kullandığı ilk sefer değildi. Herkes bir hanımın Defeng Çayevi’nde bir aşk itirafı almasının büyük bir iltifat olduğunu bilirdi.

Chu Lian yukarı baktı, gözleri parlıyordu. Kim basit bir şarkının arkasında böyle ilginç bir hikaye olabileceğini tahmin edebilirdi ki? Ne kadar da eğlenceli!

Kadınlar hiçbir dönemde değişmiyordu. Dedikodunun kokusunu alınca gözleri parlar ve onu elde etmek için çırpınmaya başlarlardı.

Chu Lian heyecanla Defeng Çayevi’nden eski dedikoduları Asil Prenses Duanjia’yla tartışmaya başladı. Bu duygusal aşk itirafının sahibinden tamamen bihaberdi...

Bu itirafın sahibi ta kendisiydi.

Xiao Bojian guqin’in önüne oturmuş parmak uçlarıyla büyülü sesler çıkarıyor kendi duygularını bu müzikle sevdiği kadına taşıyor ve o kadına her düşüncesini ve duygusunu açıkça gösteremediği gerçeğine lanet ediyordu.

Chu Lian’ın ne kadar etkilendiğini ve ona sırılsıklam aşık olduğunu hayal ederken, Xiao Bojian’ın yüzünde kararlı bir gülümseme belirdi.

Uzun parmakları nazik bir şekilde guqin tellerine çarpıyordu. Lian’er’in bugünkü buluşmalarına gelmeyeceğini düşünmüştü, fazla bir umudu yoktu. Ama kim gerçekten de geleceğini düşünürdü ki?

Onu gördüğü anda kalbi tarif edilemez hislerle doldu. Aklında sadece tek bir düşünce vardı: Chu Lian’ın hala ona karşı hisleri vardı.

Aşkını yüz yüze ifade edemese de müziğin gücünü ödünç alarak, kalbindeki açlığı ve ona karşı hissettiği arzuyu duymasını sağlayabilirdi.

Not: ‘Ankakuşu Ruh Eşini Arıyor’ ya da ‘Feng Qui Huang’ gerçek bir şarkı. İsterseniz internetten bulup dinleyebilirsiniz.

Xiao Bojian kendi baştan çıkaran neşesine kapılmışken bu tür bir itirafın Chu Lian’a karşı etkisiz olduğunu bilemezdi. Bugüne kadar ‘Ankakuşu Ruh Eşini Arıyor’ adlı bir şarkı olduğundan  bile haberdar değilken şarkının ne ifade etmek istediğini nereden bilebilirdi ki?

Hemen yanlarındaki özel odada Prens Jin ve Tang Yan gözlerinde anlayışla şarkıyı dinliyordu.

Prens Jin kişisel korumalarından birine işaret ederek emir verdi, “ Git ve sanatçının kim olduğunu öğren.”

Gökmavisi gözleri kısılmışken bakışları yanlarındaki duvara kitlendi ve o anda bakışlarıyla duvarı delerek yan taraftaki kadınların ne yaptığını görebilmek istedi.

Hangisi bu güzel şarkının sahibiydi...?

Saat öğleden sonra biri yeni geçmişti. Defeng Çayevi’nde şu anda çok fazla genç Leydi yoktu. Olanlar sadece henüz yeni gelmiş olan Jing’an Hanesi’nin Üçüncü Genç Madam’ı ve Asil Prenses Duanjia’ydı.

Şarkı bittikten sonra Xiao Bojian havalı bir şekilde toparlandı ve çay evinin normal müzisyeniyle yer değişti. Koruma Bir, bu fırsatı değerlendirerek sessizce yanına gitti ve emirlerini başarıyla gerçekleştirdiğine dair rapor verdi.

Xiao Bojian’ın dudaklarının kenarı kıvrıldı ve başını salladı.

Hızla ayağa kalktı ve fark edilmeyeceği bir odaya geçti. Geniş manşetlerinin altından sade işlemeli bir kutu çıkardı.

Müziğin sesi yavaş yavaş azalırken Asil Prenses Duanjia bir kaç kez başını salladı. Müzisyeni övmeden duramadı. “Müzisyenin dış görünüşünü dışarıda bırakarak, guqin üzerindeki yeteneğiyle ilgili yapılabilecek hiç bir olumsuz eleştiri olamaz. Guqin’i bu seviyede çalabilen birinin beceriksiz olması imkansız. Bu alçak gönüllü dinleyici bu ilahi müzikle kutsandı.”

Chu Lian söylediklerine biraz bile anlam veremiyordu. Sadece şarkının iyi çalındığını söyleyebilirdi. Ama modern dünyadan gelmiş biri olarak her türlü müziği duymuş ve hatta konserlere gitmişti. Ona göre bu antik guqin şarkısı çok da önemli değildi.

Bu çok geniş bir dünya algısına sahip olmanın zararıydı. Değiştirilemezdi.

Asil Prenses Duanjia hafif dalgın görüntüsüyle likör yudumlayan Chu Lian’a bir bakış attı. Bu kadar dahice bir guqin müziği dinledikten sonra nasıl bu kadar ilgisiz olabilirdi? Prensesin içinde yine merak doldu ve sordu, “Chu Liu bu müzisyenin çaldığıyla ilgili ne düşünüyorsun?“

Chu Lian nasıl bu kişinin müzikal yetenekleriyle ilgili yorum yapabilirdi? Öksürdü ve Asil Prenses Duanjia’nın söylediklerinin üzerinden gitmeye karar verdi, “Fena değildi.”

Asil Prenses Duanjia’nın ağzı açık kalmıştı. Daha önce Chu Lian’ın yemek konusundaki yeteneklerini gözden kaçırmıştı bu yüzden diğer alanlarda da yeteneklerini saklıyor olabileceğini düşündü. O kusursuz performans Chu Lian’dan sadece bir ‘fena değil’ değerledirmesi  mi almıştı!? İnatçı Prenses içinden bir karar aldı bir sonraki buluşmalarında Chu Lian’a mutlaka bir şarkı çalmalıydı.

Chu Lian sıradan yorumunun Asil Prenses Duanjia’yı onun için bir performans sergilemeye motive ettiğinden habersizdi. Eğer bilseydi doğruyu söylemiş olmayı tercih ederdi.

Böylece Asil Prenses Duanjia’nın günlerce müzik aleti çalışını dinlemenin ızdırabını çekmek zorunda kalmazdı.

İkili sıradan bir şekilde sohbet ederken Prenses aniden esnedi. İfadesi çarpıldı.

Chu Lian bu değişimi fark etti ve bir anlığına endişelendi, “Asil Prenses, iyi misiniz? Canınız acıyor mu?”

Sorgulandığında Asil Prenses Duanjia kıpkırmızı kesildi ve hızla cevapladı, “Chu Liu bekle biraz. Ben hemen lavaboya gidip geleceğim.”

Asil Prense Duanjia’nın zorlukla bir şeyleri tuttuğunu görünce Chu Liu başıyla onayladı ve daha fazla sorgulamadan gitmesine izin verdi.

Prenses ayrıldığı ve Wenyan dışarıda nöbet tuttuğu için odada sadece Chu Lian ve Xiyan kalmıştı.

Wenlan dışarıda her an kavgaya hazır bir pozisyonda dururken ifadesi bir anda değişti. Ensesinden ani bir acı dalgası yayılana kadar tepki vermeye fırsatı olmamıştı ve anında bilincini kaybedip sanki kemikleri yokmuş gibi yere yığıldı.

Xiao Bojian yanındaki korumaya bir bakış attı ve Bir hemen gölgelere saklandı.

Xiao Bojian odanın  girişinde perdenin arkasından görünen güzeller güzeli silüete baktı ve kalbi hızla atmaya başladı. Hançerini tutan eli daha da sıkı kavradı ve odaya doğru yönelerek perdelerin arasından süzüldü.