trajik bişiler yaşamış galiba
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
68. Bölüm Avlanma Sezonu (3)
“Neden imkansız olsun?” Crockta sordu.
Adam aniden gökyüzüne baktı. Kuzeye doğru bakıyordu.
“Zaman kalmadı.”
“Ne…?”
Kafa derisini ve mantikorun kalbini paketledi adam, yanında getirdiği çuvalın içine koydu. Sonra kanatları ayırdı. Crockta ve Tiyo adamın mantikorun vücudunun parçalarını ayırmasına yardım ettiler. İşleri bittiğinde, adını hala bilmedikleri adam yürümeye başladı.
Crokca ve Tiyo arkasından boş boş baktılar. Adam kısa süre sonra durdu.
“Sizde gelin.”
Tekrardan yürümeye başladı. Crockta ve Tiyo takip etmeden önce bir an için bakıştılar. Adam onlarla dalga geçer bir şekilde konuştu, “Mantikor öldü ama diğerleri gelecektir.”
Tiyo homurdandı, “O zaman bizi burada ölmeye bırakmak yerine neden yardım ettin?”
“Ben istememiştim. “Adam duygusuz gözlerle Tiyo’ya baktı. O soğuk bakış Tiyo’nun irkilmesine neden olmuştu. “Ama Skolla çok sızlandı.”
“Skolla? O da kim?”
Adam cevap vermedi.
Avcının evine doğru yol almaya devam ettiler.
Geri dönerken geçtikleri yerler farklıydı, sanki mesafe bile farklı geliyordu, daha da uzamış gibi. Uzun bir süre yürümemişlerdi ama şu anda geri dönmeleri çok daha fazla zaman alıyordu. Gittikleri yön de değişmişti. Elindeki pusula hala bir yönü işaret ediyordu.
“Zannedersem orman değişti…” Crockta mırıldandı.
Adam güldü. “Burası Yaratıklar Ormanı.”
“Cidden orman sürekli değişiyor mu?”
“Bilmiyor muydun? Cidden buraya düşünmeden gelmiş olmalısın.” Adam taşıdığı çuvalı diğer eline aldı. Dibinden mantikorun kanı damlıyordu. “Böyle şeyleri bile bilmeyen siz aptallar neden kuzeye gidiyorsunuz?”
“Ben babamı bulmak istiyorum dot.” Tiyo ilk cevap veren oldu. “Hiç maceracı Anato ismini duymuş muydun? Benim babam kuzeye gitmiş olan büyük bir maceracıydı dot.”
Adam Tiyo’ya güldü, “Hayır kuzeye giden hiç kimseyi görmedim.”
“Hrrmmm, o zaman muhtemelen buraya o geçtikten sonra gelmişsindir. Ne zamandır buralardasın?”
Adam normal bir ses tonuyla cevapladı, “50 yıldır.”
“....!”
Crockta ve Tiyo’nun gözleri genişledi. Adam standart orta yaşlı biri gibi görünüyordu. Eğer burada 50 yıl geçirdiyse, peki buraya kaç yaşında gelmişti?
“Buraya yaklaşık 40lı yaşlarımda geldim.”
“Yani sen şu anda…” Tiyo cümlenin devamını getiremedi. Oralar normal bir insan hayatının zaten bitmiş olduğu bölgelerdi.
“Belki de sen bir melezsin?”
“Bir insanım.”
“Buna inanamıyorum.”
Yaşamasını geçtik, 90 yaşında bir insanın bu kadar sağlıklı olması imkansızdı. Adam ekledi, “Ben Shakan Klanındanım.”
“Shakan…”
Tiyo başıyla onayladı. Crockta ne olduğunu bilmiyordu bu yüzden Tiyo’ya baktı, Tiyo da açıkladı, “Shakan eski bir avcı klanıdır. Ama onların yok olduklarını duymuştum.”
“O klandakiler bu kadar uzun yaşarlar mı?”
“Bilmiyorum. Klan hakkında pek bir bilgi yok… belki de yalan söylüyordur ama…” Tiyo sesini alçaltarak devam etti. “Shakanlar asla kin güttükleri kişiyi unutmazlar dot.”
Avcı klanı Shakan, asla kinlerini unutmayan kişiler. Tiyo’nun açıklamasını dinledikten sonra adamın görünüşü daha da bir nahoş gelmişti.
“Ama 50 yıl dediğine göre babamı görmüş olmalı. O yalan söylemiş olmalı dot.”
“Belki de sadece birbirleriyle karşılaşmamışlardır.
“Yine de…”
Tiyo adama doğru şüpheli gözlerle bakıyordu. Bu sefer adama bir soru soran Crockta oldu. “Peki kuzeydeki Düşmüş Tanrının Tapınağı hakkında bir şey biliyor musun?”
Adam önüne bakmaya devam ederken başını sağa sola salladı. Sessizliği hala devam ediyordu.
Crockta bir kez daha konuştu. “Bize ismini söyler misin?”
“.....” Adam cevap vermeden önce bir süre duraksadı. “Bana Shakan diye seslenirler.”
“Senin adın.”
“Shakan.”
Shakan klanından olan adı da Shakan olan adam. Bunun arkasında kesinlikle bir hikaye yatıyor olmalıydı.
Sessizce Shakan’ı takip ettiler.
O andan kısa bir süre sonra Shakan’ın evine varmışlardı. Hendek ve dikenli tel etrafını sarmıştı evin. Daha önce ineği takip ettikleri seferde yaptıkları gibi hendeğin sığ kısmından geçip, küçük delikten sürünerek ilerlemişlerdi.
Crockta o ara fark etti ki, avcının kalesinin gerçek bir kapısı yoktu ve o delik tek giriş yoluydu. Bir eser buranın varlığını koruyor ve gizliyordu. Hendek ve çitte gayet sağlam görünüyorlardı. Birde üstüne üstük giriş gizlenmişti, riskleri minimuma indirmek adına.
O görmüş geçirmiş bir avcıydı.
Geri döndüklerinde inekler onları selamladılar, “Moooooooooo…”
Shakan yüksek sesle güldü. Crockta ve Tiyo’ya karşı o kadar soğuk davranmış olan adamdan beklenmeyecek kadar inanılmaz olan bir gülüştü o. Shakan ineğe yaklaştı ve ona sarıldı.
“Evet, onları getirdim Skolla, lütfen daha fazla şikayet etme. Tamam, tamam.”
Görünüşe göre inekle muhabbet ediyorlardı. Crockta ve Tiyo hafifçe kafalarını yana eğdiler.
Shakan onlara doğru döndü. Sert yüzü bir parça rahatlamıştı. Yuvarlak gözleri sanki nazik bir gülümseme esnasındaki gibiydiler.
“Benim ilk oğlum Skolla.” İneğin başını seviyordu.
“Bu ise Penando, diğeri Achilles.” İnekleri sırasıyla işaret etmişti. “Onlar da benim gibi birer Shakanlar, ilerde harika avcılar olacaklar. Merhaba deyin.”
Crockta ve Tiyo yüzlerinde masum birer ifadeyle başlarını eğdiler. Adamın onlara şaka yaptığını mı yoksa ineklerle gerçekten bir bağı mı olduğunu anlayamamışlardı. Shakan hızlıca inekleri tekrar besledi. İnekler kuyruklarını sallıyorlardı.
“Misafirlerle ilgilenmek bir Shakan geleneğidir. “Shakan sanki dalga geçermiş gibi bir tonda konuşmuştu.
“... Bu da ne böyle Crockta?” Tiyo Crockta’nın yan tarafını dürtmüştü. Crockta’da bilmiyordu. Bir adım öne çıktı ve konuştu. “Skolla isimli inek akıllıymış.”
“Huh?” Shakan, Skolla’nın başını sevmeye devam ederken bir anda Crockta’ya doğru çevirdi bakışlarını.
“Ormanın içinde yolunu bile bulabiliyor…”
“İnek mi?”
“Evet o inek. Ona Skolla dedin.”
“Huh?”
Shakan, Crockta’ya boş boş bakıyordu. Sonra tekrar Skolla’ya döndü. Gözlerini kırpıştırırken bir Skolla’ya bir Crockta’ya bakmaya devam etti. Sonra gözleri Crockta’da sabitlendi.
“Ah.. evet... inek…”
Sonra ifadesi değişti. O ineklerle gülüp eğlenen adamın yumuşak ifadesi gitmiş, Crockta ve Tiyo ile birlikte olduğu zamandaki gibi sert ve soğuk ifade geri gelmişti.
“Evet. İnek. Bir inek. Bu inek mi zeki?”
“Evet.”
“Bu garip. Bir inek, sadece bir inektir. Onları sadece süt için yetiştiriyorum.”
Crockta’nın, adamın bu tavrındaki ani değişim karşısında tüyleri diken diken oldu. Bu zor bir iletişim tarzıydı.
“Onu oğlun olarak tanıştırdın bizimle.”
“Ne?” Ama Shakan hala kafası karışmış görünüyordu. “Sen ne diyorsun?”
“Huh?”
“Benim oğullarımın hepsi öldü.”
“Sen Skolla dedin…”
Adam kafası karışmış biçimde göz kırpmaya devam etti. Crockta konuşmayı sürdürdü, “Sen söyledin, ineklerine Skolla, Penando ve Achilles olarak tanıttın.”
“Ben?” Adam şaşkındı. İfadesinde ne vardı? Sonra kafasını salladı. “... Ben sadece ineklerime ölen çocuklarımın isimlerini verdim. Bunda başka bir anlam yok. Ölü ölüdür.”
Sonrasında kulübesine girdi. Skolla isimli inek uzun bir ses çıkardı. “Mooooo….”
“.....”
Crockta ürperdiğini hissetti.
Adam burada 50 yılını geçirmişti. Yaratıklar Ormanında yalnız başına yaşamıştı ve kimse onun yanına gelmemişti. Bu kadar yalnızlığın ve tehlikenin ortasında kim bilir nelere dayanmak zorunda kalmıştı, bu şekilde davranması normaldi.
“Crockta…” Tiyo arkasından ona seslenmişti. “Burada kalmamız sence uygun mu…?”
Tiyo görünüşe göre adamın o tuhaf tavırlarından sonra bir parça endişelenmişti. Crockta elini Tiyo’nun omuzuna koydu.
“Kötü biri olduğunu zannetmiyorum, ondan orman hakkında daha çok şey öğrenebiliriz.”
Crockta ve Tiyo, Shakan’ın evinin içine girdiler.
İçeri girdikleri gibi, bir yaratığın kafatası karşılarına çıktı. Bir devin kafası. İnsan gibiydi ama kafatası çok daha büyüktü, aynı testere kadar keskin ve pütürlü olan dişler görülebiliyordu. Bir gulyabaninin kafatası, ama onlardan iki tane vardı. İki kafatası sanki birbirlerine bağlılarmış gibi yan yana yerleştirilmişlerdi.
“İki başlı gulyabani…?”
Sadece o kadar da değildi. Her türden kafatası vardı o evin içerisinde, Shakan’ın geçmişinin kanıtları gibiydiler. Kafa taslarına ek olarak, eller, dişler, pullarda av kayıtları olarak etrafta duruyorlardı. Sanki bir kafatası müzesinde gibiydiler. Buradaki her şeyi yalnız başına Yaratıklar Ormanında avlamıştı. Av malzemeleri evin bir köşesinde asılıydı. Elinde her türden alet edevat vardı, uzun yay, bıçaklar, baltalar ve bir avcının ihtiyacı olabilecek her şey.
“Sebze ve yumurtayla hazırlanmış bir güveç size uygun mu?” Shakan’ın sesi arka taraftan duyuldu.
“Evet, teşekkür ederim.”
“Sadece bekle.”
Yemeğin kokusu yayılmaya başladı. Crockta ve Tiyo mutfağa girdiler. Shakan’ın önünde durduğu kaynayan güveçten geliyordu koku. Crockta ve Tiyo masanın başına oturdular.
“Yardım edebileceğimiz bir şey var mı…?”
“Yok.”
Soğuk bir cevaptı. Tiyo suratını astı.
Kısa zaman içerisinde yemeğin hazırlanması tamamlanmıştı, yürekli güveç yenmeye hazırdı. Shakan tabaklara güveci bol bol doldurdu, sanki yüzü evin sıcak atmosferinde yumuşuyor gibiydi.
“Neden kuzeye doğru gidiyoruz demiştiniz?” Yanlarından geçerken sordu. Tiyo cevapladı.
“Ben babamı bulmak istiyorum dot. Crockta’da Düşmüş Tanrının Tapınağını arıyor. Ve ayrıca…” Tiyo önündeki güveçten bir kaşık aldı ve devam etti. “Tabi ki, bu bir macera olarakta devam ediyor. Yeni yerler görmek istiyorum dot.”
“Macera…”
Shakan başını önüne eğmiş parmaklarına bakıyordu. “Yeni yerler konusunda meraklı mısındır?”
“Tabi ki dot.” Medeniyetin nasıl ilerlediğini, geliştiğini görebilirim dot! Mücadele ve karşılık!”
“Mücadele…” Adam güldü. “Benim oğullarım da öyle yaparlardı.”
Crockta ve Tiyo adamın ağzından ‘oğullarım’ kelimesi çıktıktan sonra, bir kez daha sessizleştiler.
Shakan ayağa kalktı ve sıcak süt çıkarttı. “Oğullarımda bir gün harika Shakan avcıları olacaklar. Shakanlar en iyi avcılardır.”
Shakan sanki bir yayın kirişini geriyormuş gibi poz vermişti.
“Avcılar her zaman dikkatli olmalıdırlar, aynı zamanda sabırlı ve cesur. Benim ilk oğlum Skolla bir keresinde çamurun içerisinde tam bir ay geçirmişti, bir suna yakalayabilmek için, sonunda ağzına bir ok atmıştı. Bu harika bir sabır örneği değil midir? Shakan geçmişinde bir ilk olarak benim oğlum bir suna yakaladı. Huhuhuh.”
Crockta ve Tiyo’nun hareketleri yavaşlamıştı.
“Bizler son Shakanlarız ama ben inanıyorum ki oğullarım bizim ismimizi tekrardan dünyaya yayacaklar.”
“Son Shakan…?”
“Hepsi öldüler. Artık Shakan’ları hatırlayanlar da ortadan kayboluyor ve Shakan sadece eski bir isim haline geliyor. Benim ilk oğlum Skolla, Shakan isminin tekrardan canlanması için büyük bir şeyler planlamıştı. Kuzeyi açarak bütün kıtanın Shakan ismini duymasını sağlayacaktı.”
“Kuzeyi açmakla neyi kastediyorsun?
“Yaratıklar Ormanındaki sıkıntıdan kendi çabasıyla kurtulmayı düşünüyordu!”
Tiyo’nun gözleri parladı.
“Böylece Yaratıklar Ormanına gitmek için ayrıldı. Yani Yaratıklar Ormanının kaynağı… bu… ne oldu…” Shakan kafasını kaşıdı. Yüzü şaşkın bir ifadeye bürünmüştü. “Ahh…”
Kafasını ellerinin arasında aldı. “Bu gün ne? Bekle… başım ağrıyor. Biraz bekle…”
Mutfaktan çıktı.
Crockta ve Tiyo ağır bir sessizlik altında sebze güveçlerini yediler.
*** ***
‘Baba, ben kuzeyi açacağım!’
Yapamazsın, Çok tehlikeli.
‘Yapabilirim. Bizler Shakan’ız.’
Shakanlar birer avcıdır kahraman değil. Bu söylediğin şey çok kokutucu.
‘Shakanların kurucusu bir ejderha avladı ve kalbini Shakan soyunu oluşturmak için kullandı. Ben korkmuyorum bile. Biz ejderha kanıyla doğmuşuz.’
Sen gerçekten sıra dışı bir avcısın. Belki benden bile iyisin. Ama oğlum…
‘Yapabilirim. Bu son Shakan için bir görevdir.’
Shakan eti çiğniyordu. Sert kasın üzerine kapanıyordu dişeri. Ona dayandı. Yemek borusu içine doğru kan akarken, reddeder gibi oldu, titredi. Gözlerini açtı. Canlı anılar etrafında, her yerdeydiler.
‘Baba. Bir Shakan asla düşmanlarını unutmaz.’
Yapamazsın. Çok tehlikeli.
‘Bu benim kardeşimin isteğiydi.’
O senin avlayabileceğin bir şey değil.
‘Shakanların avlayamayacağı bir şey yoktur. Ve bizler Shakanlarız.’
Benim sözlerim…
‘Bir Shakan düşmanlarının yaşamasına izin vermez!’
Gerçeklik ve anılar birbirlerini karışmıştı ve zihninin ağırlaşmasına neden oluyorlardı. Geçmişte yaşananlar omuzlarına bir yük olarak kalmıştı. Nefes alış verişi acı vericiydi ama ona dayandı.
“O sezon yeniden geldi…”
Son kalan eti çiğnedi. İradesi bir anda güçlendi. Kanın demirimsi tadı ona ok başlarını ve kılıçları hatırlattı. Vücudu gerilmişti ve kasları kasılmıştı.
Bu onun son şansıydı. Belki gelen ziyaretçiler ona sunulan son nimetti.
Onun sonu yalnız olmayacaktı. Çocukları. Ve…
‘Daha fazla yaşayamam.’
Karısı.
Magnec