Umarım hikayenin devamı şuan tahmin ettiğim gibi klişe olmaz :/
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
9. Bölüm Evlenelim mi? (3)
Dük’ün sözde bir eş istemesinin tek nedeni, gayrimeşru bir çocuğu olmasıydı. Soylular arasında gayrimeşru çocuklar yaygındı, ancak Dük bu aşk çocuğunun kendi varisi olmasını istiyordu.
Xenon, gayrimeşru çocuklara karşı hoşgörülü bir ülkeydi. Çocuk aile kütüğüne kayıtlı olduğu sürece, hiçbir sorun olmazdı. Ancak çocuğu kaydettirmek için her iki ebeveynin de bunu kabul etmesi gerekiyordu. Lucia’nın hatırladığı kadarıyla Dük’ün sözde eşi ile başka bir çocuğu olmayacaktı. Çocuk yapıp yapamadıkları veya çocuk sahibi olmamakta anlaşıp anlaşmadıkları bilinmiyordu, ama büyük olasılıkla ikincisiydi.
“Ekselansları'nın yakın çevresi arasına herhangi bir casus yerleştirmedim.”
Dük'e göre Lucia’nın sözleri gülünçtü. Bir casus mu? Bir 16. prenses mi? Böyle bir şey doğru olsaydı, güvenlikten sorumlu kişilerin sabah ilk iş bunun bedelini canlarıyla ödemesi gerekirdi.
“Bir casus yerleştirmiş olsan bile, önemli değil. Devam edebilirsin.”
Lucia, Hugo’nun hakkında sahip olduğu tüm bilgiler için bir açıklama yapması konusunda kendisine baskı yapacağına inandığından tedirgindi. Ancak adamın verdiği karşılıklar şaşırtıcı derecede sakindi. Hatta şu anda keyifli görünüyordu. Lucia ona garip gözlerle baktı; onu son gördüğü zamana kıyasla çok farklı davranıyordu. Şaşırtıcı bir şekilde çok sabırlı ve yumuşak huyluydu. Bir insanın karakterinin onunla yalnızca bir kez karşılaşarak yargılanamayacağı çok doğruydu. Lucia’nın içinde küçük bir umut yeşermişti; belki de ona meramını anlatabilirdi.
“Ah… evet. Dediğim gibi... Çocuğunuzun varisiniz olmasını istiyorsanız, evlenmeniz gerekecek, Ekselansları.”
“Bu yüzden, seninle evlenmem gerektiğini mi ima ediyorsun?”
“…Evet.”
Dük alçak sesle güldü.
“Gayrimeşru bir çocuğum olması bir sır değil. Bu çok az çabayla bulunabilecek, kolayca erişilebilen bir bilgi. Yoksa bu gerçeği bir sır olarak saklamaya mı çalışıyorsun?”
“Hayır! Ekselansları, sizi tehdit etmeye çalışmıyorum. Böyle şeyleri aklımdan geçirmeye cüret bile etmem. Size söylediğim gibi, bir sözleşme teklif etmek için buradayım. Benimle evlenerek elde edebileceğiniz faydaları size göstermek istiyorum.”
Hugo, Lucia'ya boş gözlerle bakıp dudaklarını açtı.
“Nedir o? Seninle evlenmekle ne kazanacağım, Prenses?”
Adamın ses tonu kuru ve mesafeliydi.
“Hiç akrabam yok. Ekselanslarının bu tarz şeylerle ilgilenmesine gerek kalmayacak. 16. prenses olarak kraliyet ailesindeki statüm çok düşük, bu yüzden pahalı bir çeyiz gibi bir yük altına girmenize gerek kalmayacak. Ama bir prenses olduğum için, görünürde falanca yerden gelmiş isimsiz bir asille evlenmeye kıyasla benimle evlenmek daha hoş görünür diye düşünüyorum. Gerçi zannedersem Ekselansları bu kadar küçük konuları önemsemiyordur. Özel hayatınıza asla karışmayacağım. İstediğiniz gibi gönlünüzü eğlendirebilirsiniz, hayır, hayatınızı bunca zamandır yaşadığınız gibi yaşayabilirsiniz. Dilerseniz ileride boşanmak için bir tarih bile ayarlayabiliriz.”
Hugo sessizce dinliyordu ama yüz ifadesi tuhaftı.
“Ah, son olarak. Çocuğunuza bir engel de teşkil etmeyeceğim zira hamile kalmam mümkün değil.”
Dük uzun bir iç geçirdi. O an çok rahatsız olduğu için ağzını sıkı tutmak zorundaydı. Lucia ilk defa adamda böylesine yoğun bir yüz ifadesine tanık oluyordu.
Dük’ün yüz ifadesi bir kez daha donuklaştı.
“Prenses, keşke beyninin içine girip içinde neler olduğunu görebilseydim. Bunların bana faydası olacağına gerçekten inanıyor musun?”
“… Ha?”
“Bu mevzuyu tek tek tartışalım. Prenses, sen Taran'ın eşi olacaksın. Nüfuzum bazı soylular tarafından öyle kolay kolay bastırılacak kadar zayıf değil. Hükümette, doğrudan akrabalar ve evlilikle oluşan akrabalarla ilgilenen bir şube var, bu yüzden bu tür şeyler için kendimi strese sokmama gerek yok. Vatana ihanet etmeye karar verselerdi bu farklı bir hikaye olurdu. Durum bu olsa bile, böyle bir olayı halletmek zor değil. Çeyiz konusuna gelince… Sana zaten söyledim ama Taran Dükalığı fakir değil. Çeyiz için masraftan kaçınmamıza gerek yok. Diğer soylulara hoş görünmek gibi şeyler, bunun için stres yapmama gerek yok. Biz Taran ailesi geleneğine göre boşanma gibi şeylere inanmayız. Taran ailesinden ayrılmak istersen, bunu ancak ölümden sonra yapabilirsin. Hayır, muhtemelen öldükten sonra bile yapamazsın. Her neyse, durum bu. Özel meselelerime gelince...”
Hugo başı ağrıyormuş gibi kaşlarını çattı.
“Böyle bir şey önererek neyi kastettiğini genel olarak tahmin edebiliyorum. Ancak bana evlendikten sonra da önüme gelen kadınla yatmaya devam etmem gerektiğini mi söylüyorsun, itibarımı leke mi süreyim yani?”
“… Ha?”
Lucia'nın beyni tamamen durdu.
“A... ama geçen sefer duyduğuma göre...”
“Şu anda evli değilim. Bekar bir erkeğin kaç kadınla ne yaptığıyla kimse ilgilenmez.” Sözleri oldukça mantıklıydı.
“Bir insanı bu kadar basit nedenlerle kontrol edebileceğini düşünmek çocukça.” Dük alaycı olmaya çalışmasa da, sözleri Lucia'nın içinde bir öfke dalgası uyandırmıştı.
“Öyleyse, Majesteleri, evlendikten sonra hayatınızın geri kalanında sadece bir kadına sadık kalacağınıza dair bir karar verdiniz mi?”
Dük bir an cevap veremedi. Tabii ki öyle olmayacaktı. Böyle saçma bir karar vermezdi. Arada sırada kaçamak ilişkiler iyi olmaz mıydı? Ancak Hugo şu anda neden kendini haklı çıkarmaya çalıştığını anlayamıyordu.
“Bu, senin endişelenmen gereken bir şey değil Prenses.”
“Evet, elbette değil. Ama yine de sözlerimi inkar etmiyorsunuz.”
“Öyle olup olmaması fark etmez. Bu bir prensesin ilgilenmesi gereken bir şey değil.”
“Elbette değil. Bundan hiç şikayet ettim mi?”
Kavga eden ikiliye aniden bir sessizlik çöktü. Lucia zıvanadan çıkan duygularını tekrar kontrol altına alıp kibarca ağzını kapattı. Bazı anlamsız şeyler söylemişti. Az önce galeyana gelen Lucia, suratını astı. Dük’ün bu evlilikten kazanabileceği hiçbir şey olmazsa, bu sözleşmeyi yapması için hiçbir neden kalmayacaktı.
“O zaman… Çocuğunuzun sizin varisiniz olmasıyla ilgili sorun ne olacak? Hamile kalamıyor olmamın bir yararı yok mu?” Bir kadının çocuk sahibi olamaması ciddi bir sorun değil miydi? Lucia’nın ses tonu karşısında Hugo’nun kafası karışmıştı; kadın sanki bir giyim mağazasında hangi elbise renginin daha iyi göründüğünü soruyor gibiydi.
“Bu çocuğun varisim olmasını dilediğim doğru. Karım bir oğlan doğurursa bu küçük bir soruna sebep olur, ama…. Bu konuda sana herhangi bir açıklama borçlu değilim. Zaten bu sorunla ilgili kazanılacak bir şey yok. Ayrıca çocuk sahibi olamayacağını kanıtlamanın bir yolu var mı?”
“…Hayır.”
Bir doktor teşhis koysa bile yüzde 100 garanti veremezdi. Lucia hamile kalırsa, o doktor yanlış teşhis koymuş olacak ve bunun bedelini hayatıyla ödemek zorunda kalacaktı.
“Kanıtlayamazsan, bunu bir avantaj olarak sayamazsın.”
“Hhaa...”
Lucia derin bir iç geçirdi. Hazırladığı her şey tükenmişti. Fakat o zaman Lucia’nın rüyasında, Dük o kadınla hangi nedenle evlenmişti? Üzerinde anlaştıkları belirli bir koşul olmalıydı. Sözleşmeli evlilik söylentilerinin hepsinin sahte olması ve her ikisinin de birbirlerine delicesine aşık olması mümkün olabilir miydi ki? Umutsuzluğa kapılan Lucia’nın aniden aklına bir şey geldi ve başını kaldırdı.
“Pekala. Şuna ne dersiniz? Size aşık olmayacağım.”
“…Ne?”
“Sizi asla sevmeyeceğime dair güvence vereceğim. Kalbimi kapalı tutacağım.”
Dük aniden büyük bir kahkaha atınca Lucia ona boş gözlerle bakakaldı. Onu yüksek sesle gülerken ilk kez görmüştü. Yani o da böyle gülebilen bir insandı demek. Daha önce hiç gülmediğini sanmasının ne kadar aptalca olduğunu düşündü.
“Tüm avantajların arasından en çok bunu sevdim.”
Ne kadar eğlenceli. Bu kadın gerçekten eğlenceliydi.
“Peki. Bunu bir faziletin olarak sayalım. Öyleyse Prenses, benim kadınlarla zaman geçirmemi sorun etmiyorsun ve bu evliliği boşanmayla sona erdirmenin de senin için mahzuru yok. Ama Prenses, peki senin bundan ne çıkarın olacak?”
“Ben... Sadece Dük'ün karısının unvanını almak bana yetiyor.”
“Sırf bu yüzden lüks bir hayat sürmene izin vermem. Ayrıca küçük kişisel iktidar mücadelelerini çözmek için Dükalık adını kullanmana da izin vermem.”
“Böyle şeyler istemiyorum. Bu sadece… Size daha önce 16. prenses olduğumu söylemiştim. Majesteleri benim varlığımı bile bilmiyor.”
Dük onu 'bu doğru değil' gibi sözlerle teselli etmeye çalışmadı. Bunun yerine dudaklarına bir gülümseme yayıldı.
“Krallığın iyiliği için bir prensesin önceden haber verilmeden satılmaya hazır olması gerekir. Uygun bir çeyiz teklif edildiğinde, krallık beni herhangi bir yere gözünü bile kırpmadan satacak. Adamın kaç yaşında olduğu veya kaç kez evlendiği fark etmez; ününün ne kadar kötü olduğu da önemli değildir. Majesteleri, siz en azından genç ve bekarsınız. Krallık beni satmadan önce… Ben kendimi satmak istedim. O zaman en azından pozisyonu kendim seçmiş olacağım. Bana ne olursa olsun kendimi mağdur hissetmeyeceğim.”
Lucia’nın gözleri ağlamaklı gibiydi. Hugo başkalarıyla kolayca empati kurabilecek biri değildi. İçinde bulundukları durum ne olursa olsun başkaları için endişelenmezdi. Genç kadının teklifinin herhangi bir planı veya temeli yoktu; bu yüzden Dük buna zerre güvenmiyordu. Yine de adam doğduğundan beri ilk kez bu kadar eğlendiğini hissediyordu.
“O zaman gitme zamanım geldi. Her şey için teşekkürler, tüm edepsizliğim için özür dilerim. Beni affedin lütfen.”
Lucia ayağa kalktı ve başını eğdi. Başını kaldırdığında yüz ifadesi canlanmış görünüyordu. Kendi kaderine karşı savaşmak için elinden geleni yapmıştı. Her şeyin yolunda gidip gitmeyeceği artık tanrıya kalmıştı. O elinden geleni yapmıştı.
“Bunu düşüneceğim.”
Lucia'nın gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Sana henüz kesin cevabımı veremem. Senin de ifade ettiğin gibi Prenses, bu bir hayatı değiştirebilecek bir sözleşme.”
“Ah…”
İnanması zordu. Bu bir rüya gibiydi.
“Sadece düşünmeyi kabul ettim. Henüz yapmayı kabul etmedim.”
“Ah... anlıyorum.”
“Yüzündeki ifade, harika bir şeyi başardığın için gurur duyuyormuşsun gibi görünüyordu, bu yüzden sadece anladığından emin olmak istedim.”
Lucia hafifçe kaşlarını çattı ve dudaklarını büktü. Adam onunla dalga mı geçiyordu? Aniden göğsünün içinde bir öfke kabarmaya başladı. Dük’ün dış görünüşünden başka hoşuna giden tek bir yanı yoktu.
“O halde, önce…”
Dük ayağa kalkıp ellerini ona doğru uzattığında, Lucia hiçbir tepki vermeden sersemlemiş bir halde kalakaldı. Adam büyük eliyle onun çenesini kavradı ve dudaklarını kendisininkine bastırdı. O noktaya kadar Lucia'nın neler olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Sıcak bir et parçası dudaklarına hücum edip ağzının daha derin kısımlarına dokundu. Lucia gözlerini sıkıca kapattı. Ellerini öyle sıkı bir yumruk haline getirmişti ki titriyordu.
Fransız öpücüğü uzun sürmedi. Hugo’nun dili onun ağzının içinde hafifçe süründükten sonra titreyen dudaklarından ayrıldı. Dük, genç kadının kızarmış yüzünü görünce güldü.
“Sadece emin olmak istedim.”
“Neyden…?”
“En azından evli bir çift olarak fiziksel temasa karşı herhangi bir iğrenme hissetmemeliyiz. Neyse ki bizim için durum böyle değil.”
“Ah anlıyorum…”
“Bir süre bekle lütfen. Sana kraliyet sarayının kapılarına kadar eşlik edecek bir araba hazırlatacağım.”
Dük arkasını dönüp giderken, Lucia kanepeye çöktü. Elleriyle ateş gibi olmuş yanaklarına masaj yaptı. Evli bir çift olarak, elbette böyle anların gerekli olacağı zamanlar olacaktı. Biraz önceki fiziksel temas duygusuzca bir şeydi. Ancak Lucia iki elini de yumruk yapıp kendine vurmaya başladı.
“Seni aptal. Gerçekten umutsuz bir salaksın.”
Gerçekten inanılmazdı, ancak Lucia daha önce ‘evlilik’ kelimesinden başka bir şey düşünmemişti. Bir karı kocanın durumu hakkında gerçekten başka bir düşüncesi olmamıştı. ‘Evli olsa bile kendi sevgilisi olacak’ diye düşünmüştü. Bunu başka türlü göremiyordu. Onunla aynı yatakta yatması gerekeceğini hiç düşünmemişti.
Magnec