Ah jerome ah kurtun aklına kuzu soktun. Bölümler için çok teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
29. Bölüm Yeni Evliler (2)
Lucia, Roam'da oldukça iyi zaman geçirmişti. O kadar hızlı adapte olduğu için kendisini methediyordu. Bu yüzden Dük’ün aklında olmadığını varsaymıştı. Onu özlediğini ya da arzuladığını hiç düşünmemişti.
Ama onu gördüğü an Lucia’nın kalbi pır pır etti. Sanki içini saran müthiş duygularla kalbi o kadar yüksek sesle çarpıyordu ki, sesini Dük’ün de duyabileceğinden endişeleniyordu.
“Teşekkür… ederim.”
Lucia kitabı aldı ve bir adım geri gitti. Canı yanmış gibi davranması, adamın Lucia'ya hoşnutsuzlukla bakmasına neden oldu. Tek yaptığı elini beline sarmaktı. Dük, genç kadının yumuşak vücudunu sanki hala hissedebiliyordu, bu yüzden elini sıkıca yumruk haline getirdi.
‘Toplantı bitti mi? Belki kısa bir ara veriyorlardır. Yolculuğunun iyi geçip geçmediğini sormalı mıyım? Bu konuşmaya nasıl başlasam ki…?’
Lucia’nın zihninde dolaşan onlarca düşünce vardı. Sonunda bir şey söylemeye cesaret edemedi.
“Dönüşümün ardından seni bu kadar geç gördüğüm için özür dilerim.”
Dük konuşmaya başladığında, Lucia boğucu hissin vücudundan kalktığını hissetti.
“Çok fazla işiniz olduğu için bu son derece doğal. Toplantı… bitti mi?”
“Bugünlük bitti.”
“Şa-şato çok etkileyici. O kadar devasa ki, tüm yeri gezmem bir günden fazla sürdü.”
“Burada bir süre yaşadığında, günlük yaşam için gerekli olan sadece birkaç odaya sık sık gittiğini fark edeceksin.”
“Ah… evet. Eminim öyledir.”
“Akşam yemeğini bitirmekte zorlandığını duydum.”
“Çok yemiştim. Gerçi... tabii ki her gün çok iştahlı olamam.”
“Bugün pek iştahın yok muydu?”
“Ha? Ah… pek değil…”
“Yemek lezzetli değil miydi?”
“Şefin becerileri birinci sınıf.”
“Sana rahatsızlık veren kimse var mı?”
“Herkes gerçekten çok arkadaş canlısı. Herkes.”
Dük yavaş bir tonda sormuştu ama Lucia korkunç bir hızla cevap vermişti. Tesadüfen yemeğin tadı biraz kötü olsaydı ya da biri düşmanca davranmış olsaydı bile, bu boşboğazlık etmek için doğru zaman değilmiş gibi geliyordu. Her halükarda, yemekler birinci sınıftı ve Roam'daki herkes arkadaş canlısıydı.
Hugo yavaşça yaklaştı. Lucia tereddüt edip küçük adımlar atarak geriledi ama çok geçmeden sırtı arkasındaki kitaplığa çarptı. Adam ona yaklaşıp bir elini kitaplığa dayayarak onu hareket etmekten alıkoydu ve diğer eliyle nazikçe saçlarını taradı.
Lucia’nın kalbi o kadar çılgınca atmaya başladı ki canı acıyordu. Bir ay önce paylaştıkları an, zihninde canlı bir şekilde tekrarlanıyordu. Dük’ün ezici gücü ve defalarca onunkiyle birleşen ağır bedeni; bir de soğuk terler dökmesine neden olan keskin acı. Lucia kendisini edepsiz bir kadına dönüşmüş gibi hissedince telaşlandı.
“Bana bak.”
Lucia başını dikkatlice kaldırıp dikkatini ilgi çekici zeminden ve çevreden ayırarak tekrar Hugo'ya verdi. Onun bakışlarıyla karşılaşmak için biraz yukarıya bakması gerekti zira adam çok uzundu.
“Benim yanımdayken rahatsız mı oluyorsun?”
“…Rahatsız değilim, sadece biraz telaşlandım.”
“Neden?”
“Ben… hala garip hissediyorum, ama Majesteleri için durum böyle gözükmüyor. Sizi son görüşümden bu yana tam bir ay geçti…”
“Bir ay sonra döndüğüm için bana dırdır mı ediyorsun?”
“Nasıl edebilirim ki…? ”
Dük’ün dudaklarının ucu bir gülümsemeyle gerildi. Gizemli görünüşü Lucia'nın kalbinin küt küt çarpmasına neden oluyordu. Adamın uzun parmağı hafifçe onun çenesini kaldırdı. Göz göze gelmek için hafifçe eğildi. Dudakları onunkilere dokunduğunda, Lucia'nın kalbi, sanki duracakmış kadar sıkışıyordu, bu yüzden gözlerini kapadı.
Adam onun alt dudağını hafifçe ısırdı, şok kadının dudaklarının hafifçe açılmasına neden oldu. Dük hızla fırsattan istifade edip kendi dilini onun ağzına soktu. Sıcak eti yumuşak bir şekilde onun diş etlerine sürtündü ve damağını gıdıkladı.
Hugo eliyle Lucia'nın başının arkasını destekledi ve öpücüklerini derinleştirdi. Dudaklarının ve tükürüklerinin sesi yükseldi ve Lucia'nın yüzünün kızarmasına neden oldu. Gezinen elleri bilmeden her nasılsa adamın boynuna dolanmıştı. Bunun üzerine Dük kolunu onun beline sıkıca sardı ve ona sıkıca sarıldı.
Uzun bir süre sonra adam dudaklarını onunkilerden ayırdı. Lucia sanki koşmuş gibi kesik kesik nefes alıyordu. Vücudu yorulduğu için mi yoksa atmosferden dolayı ruhsal olarak sarhoş olduğundan mı nefesinin kesildiğini bilmiyordu.
Genç kadının duyularının yarısı çoktan yitip gitmişti, ama Dük boynunu ısırdığında duyuları bir tokat gibi geri geldi. Kendini tekrar toparladığında, vücutları birbirine aynı hizadaydı ve adamın bacaklarından biri onunkilerin arasındaydı. Kolları da kalçalarına sıkıca sarılıydı.
Lucia kitabı uzun zaman önce elinden bırakıp yere onun düşmesine izin vermişti. Adamın kızıl gözleri çok yakındaydı ve her zamanki gibi sakin görünüyordu, ama aynı zamanda Lucia arkalarında bir şeyin yandığını görebiliyordu.
Birden tavan dönmeye başladı. Dük, onu kollarına almış ve hızla bir yere doğru yürüyordu. Çalışma odasına bağlı bitişik odaya girdi ve onu yatağa yatırdı. Genç kadın sersemlemiş bir halde onun üstüne tırmanışını izledi ve geç de olsa gerçek niyetinin ne olduğunu anladı. Onunla birlikte olacaktı. Hemen oracıkta.
“Bekleyin… bekleyin!”
O kısacık anda, Dük, Lucia'nın göğüslerini çırılçıplak soymuştu bile. Genç kadın soğuk havayı teninde hissettiğinde daha da korkunç bir gerçeği fark etti.
‘Acıdan hoşlanmıyorum!’
Korkmuştu. Lucia hızla kollarını kavuşturdu ve göğüslerini kapattı.
“Hadi... önce yıkanalım.”
Lucia rastgele bir bahane uydurmuştu ama iyice düşünüldüğünde kulağa epey mantıklı geliyor olmalıydı.
“Ben zaten banyo yaptım.”
“Beni kastettim. Ben!”
“Umurumda değil.”
“Benim umurumda! Majesteleri... Hugh. Lütfen…”
Lucia sabah sadece yüzünü yıkamıştı. Yağmur yağıyordu ve hava o kadar kasvetliydi ki bedeni de yorgun hissediyordu. Korkmuştu ama korkusu bir kenara bırakılsa bile yatakta böyle kasvetli bir halde yuvarlanmak istemiyordu.
Dük kaşlarını kaldırıp usulca ondan uzaklaştı. Hatta elini tutarak kalkmasına yardım etti. Lucia elbiselerini olabildiğince hızla tekrar bağladı ve uçan bir ok kadar hızlı bir şekilde çalışma odasından kaçtı. Boynunu bir kurt ısırmış ve zar zor kaçabilmişti. Hugo onun tavşan gibi kaçmasını izledi ve zoraki bir kahkaha attı.
Dük kabaran şehvetini dizginlemeyi zar zor başarmıştı. Onun yaşlarla dolu balkabağı rengi gözlerini düşündü ve tutmayı başardığı arzuları yeniden alevlendi.
Zaten kaçacak yeri yoktu. Sadece Roam içinde bir şeyler deneyebilirdi. Sonuçta o onun eşiydi.
Eşi.
Nedense bu kelime Hugo’nun hoşuna gitti. Bu ‘eş’ kelimesinin Lucia’ya bağlı olması onu daha da mutlu ediyordu.
Hugo elini saçlarının arasında gezdirdi. İşler istediği gibi gitmediğinde bunu bilinçsizce yapardı.
Kendini darmadağın hissediyordu. Lucia’yı kucaklamak istiyordu. Onun sıkı vücuduyla bir olmak istiyordu. Ne zaman onun içinde olmanın sıcak ve nemli hissini hatırlasa, alt bedeni acı verici bir şekilde sertleşiyordu. Onu arzuluyordu. Bu inkar edilemez bir gerçekti. Ancak bunun arkasındaki nedeni tam olarak anlayamıyordu.
Genç kadın göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip değildi. Yatakta da uzman değildi. İlk gecelerinde heyecandan titriyordu ve acıdan dolayı tüm süreç boyunca mücadele etmişti. Ne zaman Dük onun vücuduna dokunsa, kadın sanki kötü bir şey olacakmış gibi irkiliyordu. Adam da arzularını da doyasıya tatmin edemiyordu.
Buna rağmen, kadının vücudu akıl almaz derecede iyi bir his veriyordu. Onun içindeki basınç ve sıcaklık dalgalar halinde Hugo’ya ulaşıyor ve coşkusu aklını kaybetmesine yetiyordu. Onun hareketlerini takip etmeye çalıştığını gördüğünde, mantıklı düşünme yetisinin son parçasını da kaybetmişti.
Dük yatak aktivitelerinin normal hayatını etkilemesine asla izin vermezdi. Seks ne kadar ateşli ve tutkulu olursa olsun, yataktan kalkar kalkmaz her şeyi aklından silebilirdi. Ama o geceden sonra, genç kadın zihninde belirmeye ve onu durmadan rahatsız etmeye devam etmişti.
Kadının nefes nefese inlemeleri, ne zaman içine girse omuzlarını daha da sıkışı, dar içi ve yaşlarla dolu gözleri. Kolunda bıraktığı diş izlerine her baktığında adamın alt bedeni zonkluyordu.
Hugo, seks ve öldürmenin tatmin düzeyini kıyaslayacak olsaydı, ikisi de ona eşit miktarda zevk veriyordu. Kanı başkalarının kanına susuyordu. Tüm yıl boyunca etrafta dolaşıp insanları öldüremezdi, bu yüzden boş zamanlarında kadınlarla sarmaş dolaş olarak vücudunun sıcaklığını bastırmaya çalışıyordu. Bu nedenle, öldürmeye gittikten sonra kendini tatmin etmek için bir kadın vücuduna ihtiyacı olmuyordu.
Ancak bu sefer farklıydı. Dük her gece zihninde dolaşan kadının görüntülerini durduramıyordu ve alt bedeni deli gibi zonkluyordu. Buna rağmen, cinsel gerginliğini rastgele bir kadınla gidermek istememişti. Bu yüzden kuzey bölgesi etrafındaki turunu iptal etmiş ve onun yerine eve dönmüştü. Tüm ay boyunca vücudu yanıyormuş gibi hissetmişti.
Onun vücudunun gerçekten bu kadar tatlı olup olmadığını doğrulaması gerekiyordu. Belki de aralarındaki ilişki çok çabuk geçtiği için pişmanlık duyuyordu. Eğer ikincisiyse, yapması gereken tek şey bu pişmanlığı gidermekti. Eğer ilkiyse, bu Dük için büyük bir sorun olurdu.
Bir kadın vücudunu ne kadar arzulasa da, Dük’ün kalbi hiç bu kadar sarsılmamıştı. Herhangi bir şey tarafından sarsılabilmek hiç hoşuna gitmiyordu.
Yataktan kalkıp tekrar çalışma odasına girdi. Yere düşen kitabı alıp rafa geri koymaya gitti ama duraksadı ve onun yerine kitabı bir masanın üstüne koydu. Lucia onu okumak istiyor gibiydi; muhtemelen tekrar arayacaktı.
‘Hanımefendi... çalışma odasında.’
Jerome tereddütle cevap vermişti. Çalışma odasına izinsiz girilmesi kesinlikle yasaktı. Çalışma odası, dış dünyadan kopabilecek bir yer olarak tasarlanmıştı ve Dük’ün tüm kale içindeki tek özel alanıydı. Zaman zaman yalnızken nefes alabileceği bir yere ihtiyacı vardı. Çalışma odasında o kadar fazla zaman harcamamıştı ama eğer oraya gitmeye karar verirse, bu çok acil bir konu olmadıkça rahatsız edilmek istemediği anlamına geliyordu.
Dük, genç kadının çalışma odasında olduğunu duyduğunda, hiç rahatsız olmamıştı. Daha ziyade, onu baştan çıkarmak için yatağa bizzat kendisi taşımıştı. Bu evlenmeden önce hayal bile edemeyeceği bir şeydi.
Ama daha doğrusu, böyle bir evlenme teklifini kabul etmek onun tarzı değildi. O andan itibaren, işler tuhaf şekillerde karışmaya devam etmişti. Dük mutlu mu yoksa sinirli mi olduğuna karar veremiyordu, kafası karışmıştı.
Biri kapıyı tıklattı.
“Majesteleri, benim Jerome.” dedi Jerome kibarca.
“İçeri gel.”
Jerome içeri girer girmez Dük'ün yüz ifadesini kontrol etti. Hanımın çalışma odasından çıkıp yatak odasına girdiğine tanık olmuştu. Jerome, ona hizmetçilerin banyoyu onun için hazırladığından bahsetmişti. Hanımın yüzünün asık olduğunu fark edip durum hakkında kendince bazı tahminlerde bulunmuştu.
Jerome, hanımın her hareketini takip ediyordu. Onu gözetlemeye çalışmıyordu; sadece ona mümkün olan en iyi şekilde göz kulak olmayı istiyordu. Hanımefendi bu yere tamamen alışmış gibi görünmüyordu, bu yüzden Jerome bir süre daha onunla bu şekilde ilgilenmeye devam edecekti. Rütbesi sadece baş uşaktı ve sınırlarını aşmak istemiyordu.
Jerome genellikle çiğneyebileceğinden fazla lokma almazdı; sadakat uğruna kendini paralamazdı da. Her zaman elinden gelenin en iyi şekilde işini yapardı, ancak bu çabayı asla yüzde 100'ün üzerine çıkarmazdı. Buna rağmen, davranışlarındaki ani sert değişikliğin nedeni, evin şu anki hanımından çok memnun olmasıydı. İçinden bir ses bu kadının dükün huzurunu bozmayacağını söylüyordu.
Dük Taran bir eş edindiğinden beri, bir zamanlar kasvetli olan kale yeni bir enerjiyle dolup taşmıştı ki bu Jerome'u mutlu ediyordu. Hanımın hatırı için bir sürü yeni hizmetçi tutmuşlardı ve tabii bunun da katkısı vardı.
Bir zamanlar sadece erkeklerle dolu olan kale, şimdi birçok genç kadınla cıvıl cıvıldı. Astların sert ve korkutucu yüzleri büyük oranda yumuşamıştı. Jerome, hizmetçilerin birçoğunu çalışanlarla yakalamıştı, ama buna göz yumuyordu.
“Majesteleri. Hanımefendinin çalışma odasına girmesinin sorun olmayacağını söyleyen bendim. Eğer sınırlarımı aştıysam…”
“Evin hanımı olarak düşes hakkında ne düşünüyorsun?”
Dük onun özrüne aldırmadı ve bunun yerine rastgele bir soru sordu. Buna rağmen Jerome şaşırmamıştı.
“Majestelerini yargılamaya cesaret edemem, ancak herkes hanımefendiyi seviyor.”
“Herkes mi?”
Dük, ‘Bu sadece kendi fikrin değil mi?’ der gibi kıkırdadı.
Jerome, sorguya çekilmemesine rağmen hatalarını itiraf etmeye başlamıştı. Kendi hatası yüzünden Dük’ün genç kadına öfkelenebileceğinden endişeleniyordu. Toplantı biter bitmez Dük'ü yakalayıp hanımefendinin iştahının bütün gün iyi olmadığını söylemek de Jerome’un işiydi.
Dük haberi duyduğunda, genç kadın için biraz endişelenmiş ve ona karşı kendini mahcup hissetmişti. Bu yüzden toplantının son dakika detaylarını sonraya ertelemeye karar vermiş ve onunla buluşmak için çalışma odasına gitmişti.
Jerome'un bir uşak olarak yetkinliği, sorunların önünü daha başlamadan kesmesinden kaynaklanıyordu. Bir kadının sadece Dük’ün sevgilisi olmakla Dük’ün sevgisini kazanmadığını anlamıştı. Aksine Dük, ilişki kurduğu tüm asil hanımlar için bitmeyen bir acıya neden olurdu.
Dük'ün tüm eski sevgilileri istisnasız Jerome'dan nefret ederdi. Hatta içlerinden biri Jerome'un yüzüne meyve suyu atmıştı. Birçok kadın, Hugo'ya Jerome hakkında iftiralar atardı. Elbette irtibatın kesileceği olan taraf Jerome değil, kadınlar oluyordu.
“Neden?”
“Bir düşesin görevlerini yerine getirmek için fazlasıyla ağırbaşlı. Çalışanlarına kötü davranmıyor. Beklediği ve onaylamadığı şeyler konusunda net bir çizgisi var ama asla boş yere sorun çıkarmıyor. Ama öte yandan, hizmetçilere gereksiz yere arkadaşça davranmıyor. Dolayısıyla kayırmacılık yüzünden hizmetçilerin kendilerini beğenmeleri mümkün değil.”
“Öyle mi...?”
Bu beklenmedik bir şeydi. Dük, Lucia’nın hoşnutsuzluğunu ifade edemeyeceğini sadece kibar konuşacağını düşünmüştü. Çok gençti ama emrindeki insanları kontrol etme becerisine sahipti. Eğer durum böyle olmasaydı, Jerome onu bu derece övmezdi.
“Şimdi ne yapıyor?”
Böyle giderse, Jerome, hanıma adanmış bir marş bile söylemeye başlardı. Bu yüzden Dük onun sözlerini çabucak böldü.
“Banyo yapıyor.”
Hugo'nun dudakları çok memnun bir şekilde yukarı kıvrıldı. Hugo'nun tepkisi çok hızlı olmuştu, bu onun genellikle başkalarına karşı sergilediği ağırbaşlı sahte yüzden farklıydı.
“Hanımefendi, çayın odasına getirilmesini istedi. İkinize de çay getireceğim.”
Jerome, her ikisinin de huzurlu bir akşamın tadını çıkarırken bir fincan çayı paylaşmalarını öneriyordu. Ama bu sefer Dük'ün gerçek niyetini tam olarak tahmin edememişti. Onun istediği şey çay değildi.
“Getirme.”
Jerome'un dudakları sertleşti.
“Bizi rahatsız etmeyin.”
Sert yüz ifadesi yumuşayan Jerome saygıyla eğildi.
“Sabah bizi uyandırmak için de gelmeyin.”
“Emirlerinizi yerine getireceğim, efendim.”
Magnec