Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm Kontes Falcon (2)

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Geniş bir yatağın üzerinde bir adam sırtına büyük bir minder koyarak oturmuş bazı belgeleri okuyordu. Adamın üzerindeki çıplak bir kadın onun geniş göğsüne sarılmış halde kalçalarını oynatıyordu.

“Ha… ah… Nasıl?”

Kadın kalçalarını hareket ettirip adamın sert penisini içine alırken baştan çıkarıcı bir şekilde inliyordu, ancak bazı belgelere bakan adamın yüzünde herhangi bir farklılık yoktu.

“İşe yarar.”

“Şey... evet. Sen… çok oluyorsun ama. Bunu yapmak… iki ayımı aldı…”

Anita adamın sakin değerlendirmesi karşısında kaşlarını çattı ama adam en azından ‘çöp’ olduğunu söylememişti, bu yüzden bu bir iltifat olarak kabul edilebilirdi. Başını geriye atan Anita kalçalarını yukarı ve aşağı hareket ettirmeye devam ediyordu. Adamın sert aleti ne zaman onun en derin yerlerine saplansa, kadın keskin bir çığlık atıyordu.

“Nasıl?”

“İşe yarar.”

“Ben... bundan bahsediyorum.”

Adam belgeleri yere attı ve güldü. Kocaman elleriyle kadının kalçalarını sıkıp aletine baskı yapmasını sağladı.

“Bu da işe yarar.”

“Evet… ah… Değerlendirme konusunda çok cimrisin. Sakın… benim de seni asla değerlendirmediğimi sanma… ”

“Skorum nasıl?””

“Sen... işe yararsın. Çok.”

“Hmm.”

Adam gülümsedi ve kadının kalçasını tutup ayağa kalktı. Kadın yatağa uzanırken adam da üzerine çıktı. Büyük bir güçle harekete geçti. Etleri birbirine çarparken şap şap sesleri odayı dolduruyor, kadın da çığlık atıyordu.

“Huuk! Aah! Aak!!”

Pürüzsüz kadın vücudu ona yapışmıştı. Adam çığlık atan kadının dinlenmesine izin vermeden devam ediyordu. Kadın öleceğini söyleyene kadar durmadı. Yenilgisini kabul etmek için beyaz bayrağı kaldıran her zaman kadın oluyordu.

Tüm yatak odasını yakıcı bir sıcak kaplamıştı. Kıkırdayan Anita memnun bir gülümsemeyle adamın geniş göğsüne sokuldu.

Anita, onun sert kaslarının altındaki savaş yaralarını hissedebiliyordu. Adamın görünüşü büyüleyiciydi; tecrübeli öpücükleri ve okşama tarzı kadının içini yakıyordu. Delicesine güçlü enerjisiyle bütün gece kolayca dayanabilirdi. Onda tek bir kusur dahi yoktu. Anita birçok erkekle tanışmıştı ama o diğerlerinden farklıydı.

En başta, adamın özgeçmişi onu büyülüyordu. O kuzeyin hükümdarı, Taran Dükü’ydü. Böyle bir adamla yatma şansını bir daha ne zaman bulacaktı ki? Kadın ilk başta böyle düşünmüştü ama artık onun kimliği önemli değildi. Hatta toplumdaki yüksek statüsü canını sıkıyordu.

Anita, onun Sofia ile olan ilişkisini bitirdiğini zaten biliyordu. Zafer Balosu'nda Sofia'ya rastladığında, Sofia ona can düşmanı gibi bakmış, o da durumu tahmin etmişti. Anita, ona karşı düşmanlık hissetmiyordu. İronik bir şekilde, Sofia'nın Dük’ün eski kadınlarından birine dönüşmesine üzülmüştü. Sofia'nın belki de adamın kalbini geri kazanabileceğini düşünüyordu. Anita bir ikileme düşmüştü – hem Dük’ün başka bir kadına aşık olmasını diliyordu, hem de bunun olmasını istemiyordu.

Taran Dükü, yüksek sosyete arasında ünlü bir çapkın değildi. Beklenmedik bir şekilde, insanlar onun hareminden habersizlerdi. İktidar sahibi olanlarla neredeyse hiçbir zaman bir ilişkisi olmamıştı. Sofia, arkadaşları aracılığıyla tanıştığı nadir bir vakaydı.

Sofia tanınmış bir kadındı, ancak fazla nüfuzu yoktu. Lawrence Baronu’nun da güçlü bir aile geçmişi yoktu. Başka bir deyişle, o Dük’ün oynayıp istediği zaman bir kenara atabileceği biriydi. Anita, Hugo’nun her zaman o derece hesap yaparak hareket ettiğini anlamıştı.

Dük ile cinsel bir ilişki yaşayanlar, hiçbir zaman mutlu bir evliliğe sahip olmuyorlardı. Anita artık sebebini anlayabiliyordu. O sekste çok iyiydi. Bir kadını aynı gece defalarca cennete gönderebilirdi. Bunun tadını bir kez aldıktan sonra, başka hiçbir erkek onları tatmin edemezdi.

Çoğu, onun gücünden ve yüksek statüsünden etkilenerek ona yaklaşırdı, ancak zaman geçtikçe, hepsi adama bir bütün olarak aşık olurlardı. Böylece kadınlar ona yapışmaya devam eder ve onu takıntı haline getirirdi. Sonunda da hepsi bir kenara atılırdı.

Hugo soğuk bir ateş gibiydi. Bir kadına vücudunu verse de ona kalbinin küçük bir parçasını bile vermezdi. Ne zaman başlamıştı bu? Başlangıçta Anita bedensel zevklerin tadını çıkarmayı amaçlamış, sonra farkına bile varmadan ona gönlünü kaptırmıştı. Ama aşkını itiraf eder etmez, kendinden önceki tüm diğer kadınlar gibi bir kenara fırlatılacaktı.

Bu nedenle, Anita asla aşkını açığa vurmadı. Maddi ihtiyaçları için ona ihtiyacı varmış gibi davrandı; bu bir al gülüm ver gülüm ilişkisi olarak kalacaktı. Anita, Hugo’ya onu bir daha ne zaman görebileceğini hiç sormadı. Hiç ilk iletişime geçen taraf olmadı. İşte bu şekilde bir yıldan fazla dayanabilmişti.

“Benimle bir sözleşme imzalayacaksın, değil mi?”

Anita bir tüccar grubu yönetiyordu. Zaman zaman Dük ona tüyo verirdi ve o da sağa sola yatırım yapmaktan zevk alırdı. Şimdi, kadının tüccar grubu daha da büyümüştü ve Anita, Dük’ün yatırımcılardan biri olabilmesi için bir sözleşme hazırlamıştı. Tüccar grubu için ona ihtiyacı varmış gibi davranıyordu. Gerçekte, onun aracılığıyla kar etme düşüncesi vardı.

“Bunu gözden geçireceğim.”

“Ne? Tüccar grubumun tüm temel sırlarını ifşa ettim! İyi niyetimin bundan daha büyük kanıtı olabilir mi?” Anita ellerini Hugo’nun göğsünden aşağı kaydırdı ve kalçalarını ovuşturdu. Ellerini yavaşça oraya doğru hareket ettirdi ve onu tuttu.

“İyi niyet gösteren ben değil miyim?”

“Tanrım. Nasıl bu kadar kendinden emin olabiliyorsun?”

Anita onu uyardığı için Dük bir kez daha sertleşmeye başladı. Kadın onun göğsüne yaklaştı ve meme uçlarını emdi. Aletine masaj yaparken meme uçlarının etrafında yaladı.

“Oraya tekrar yerleştirebilir misin?”

Hugo vücudunu kaldırdığında, Anita aceleyle poposunu kaldırdı. Adam elini onun sırtına bastırarak derinliklerine girdi.

“Haa… Ung…”

İçeri girip sertçe dışarı çıkarken kadın neler olacağını hayal ederek kendi dudaklarını yaladı. Tam o sırada biri yatak odasının kapısını çaldı.

“Hanımefendi, size acil bir mesajım var.”

Kapının arkasından gelen ses titriyordu. Anita dişlerini sıktı. Dük’le olan değerli zamanını bölmeye kim cüret ediyordu? Sabah ilk iş bu kadını kırbaçlamak ve kovmak zorundaydı.

“Sana bizi rahatsız etmemeni söylemiştim! Defol!”

“Konuk Ekselanslarını arıyor. Acil bir iş için görüşme talep ediyor.”

Dük'ün bir konuğu mu? Anita ona şok olmuş gözlerle baktı. Dük’ün bu kişiyi reddedeceğini umuyordu ama kısa bir düşündükten sonra Hugo içinden çıktı. Anita, anlık uyarımdan sonra küçük bir çığlık attı.

“İçeri gel.”

Anita hayal kırıklığını gizleyip dışarı baktı.

“Onu içeri alın.”

Bir an sonra bir adam kapıyı açıp içeri girdi. Kadın şeffaf bir elbise giymişti, yatakta yatarken göğsü apaçık ortadaydı. Arkasında göğsü açık halde Dük oturuyordu. Jerome gözünü kırpmadan bütün bunlara sıkılmış bir ifadeyle baktı, sonra da başını eğdi.

“Majesteleri, mesai dışı vaktinizi böldüğüm için özür dilerim.”

“Ne oldu?”

“Fabian, Ekselansları'nın talep ettiği raporla sizi konakta bekliyor. Daha önce defalarca sorguladığınız işle ilgili Ekselansları'nın fikrini sormak için geldim.”

“Anlıyorum. Geleceğim, beni bekle.”

Jerome gitti ve Hugo yataktan kalkarken Anita'nın yüzü soldu.

“Gidiyor… musun?”

“Giysilerim nerede?”

Anita kalbi parçalanmış gibi hissetti. Onu durdurmak istiyordu. Ondan kalmasını dilemek istiyordu. Raporu yarın dinlese dünyanın sonu mu gelirdi? Dük bir nebze de olsa işe dönmekte tereddüt etmemişti. Ama kadın ona engel olamazdı. Eğer ona yapışırsa, Dük onu uzaklaştırırdı. O zaman buraya bir daha asla gelmezdi. Evine defalarca uğramıştı ve Anita’nın kalbi farkında olmadan kendine fazla güvenir olmuştu.

Anita bu adamı istiyordu. Bu adamı çok istiyordu. Bu kendi hüsnu kuruntusu olmasına rağmen, sanki içindeki tüm kanının kuruduğunu hissetti.

“Bedenlerimiz bu kadar tahrik olmuşken yine de gidecek misin?”

Kadın büyük göğüslerini ona bastırdı. Onun bu cilveli, baştan çıkarıcı davranışlarından Dük hiç etkilenmedi. Hafifçe gülümsedi ve dudaklarını öptü.

“Giysilerimi getirmelerini emret.”

Anita kırmızı dudaklarını büzdü. Yine de, hizmetçilerine özenle saklanan kıyafetlerini getirmelerini emretti. Dük giyinirken şahsen ona yardım etti. Bazı yerlerini kasten okşuyordu.

“Bu yeterli.”

Onun sözleri üzerine Anita korkuyla geri çekildi. Hugo, kadına buz gibi soğuk gözlerle bakıyordu. Genellikle, Anita diğer adamları bu şekilde baştan çıkardığında, aceleyle soyunurlar ve üzerine atlarlardı. Hugo vücudunu nasıl bu kadar hızlı soğutabilmişti? Daha önceki tutkulu hali bir yalanmış gibi görünüyordu. Anita kalp kırıklığıyla dudaklarını ısırdı. Adamın hayatından sonsuza dek çıkmasını istemiyordu.

“İşte oldu.”

Anita geriye doğru iki adım attı ve onun görüntüsüne memnun bir şekilde baktı. Adamın giysileri uzun boylu ve orantılı vücudunu vurguluyordu. Anita onun vücudunu yüzüyle eşit derecede seviyordu. Sadece onu izlemek bile onu mutlu ediyordu.

“Önümüzdeki 10 gün evde olmayacağım.”

Anita kibirli bir ses tonuyla konuştu. Böyle bir adamı bağlamaya çalışmak onun daha hızlı kaçmasına sebep olurdu. Bazen böyle bir mesafe koymak gerekiyordu. Anita’nın tepkisi, ona soğuk davranan adama karşı küçük bir intikamdı. Ama bu aşağılık davranışından ötürü hemen pişman oldu. Dük onun içini görebiliyormuş gibi sessizce güldü.

Anita onu yatak odasının kapısına kadar takip etti. Ona malikanesinin dışına kadar asla eşlik etmezdi. Dük ziyarete geldiğinde, Anita asla onu kapının yanında karşılamazdı. Bu kendi gururunu korumak için yaptığı bir şey olabilirdi.

Karanlıkta bir süre durduktan sonra Anita yavaşça balkonuna çıktı. Dük’ün arabası çoktan uzaklaşmıştı. Araba ortadan kaybolalı uzun süre geçtikten sonra bile, kadın uzaklara bakarak hareketsiz bir şekilde orada öylece durdu.