Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Ben Yenilmezim

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Fei, Pierce’nin suru savunanların işgalcileri defetmesini sağlamak amacıyla kendi hayatını riske atıp, kuşatma merdivenlerini yok ettiği kahramanlık sahnesini görmüştü. Pierce’nin yaptıklarından derinden etkilenmişti. Neyse ki, son anda ‘’alışılmışın dışında’’ bir taktikle hala hayatta olan bir insanı, silah olarak kullanarak Pierce’nin hayatını kurtarabilmişti. 

‘’Hu- Hu- Hu----’’ 

Çift elli, kudretli bir baltayı kullanıyor olan Fei, gittiği her yerde düşman savaşçılarını ezip geçmişti.

‘’İyi iş, Sayın Savaşçı!’’ Ben kralın korumalarının ikinci komutanıyım. Sen kimsin? Gerçekten de seni daha önce hiç görmedim…’’, Siyah saçlı Brook, onun Pierce’yi kurtardığını gördüğünde şaşkına dönmüş ve coşkuyla konuşmuştu. Biraz önce, o da diğerleri gibi  pek iyi bir durumda değildi. Sonuçta yetenekli bir düşmanla savaşıyordu. 

Beklenmedik savaşçı savaşın ince dengesini kırmış ve onun seyrini değiştirmişti. Chambord’lu askerlerin umudu sonunda gelmişti.

‘’Komutan Brook? Haha, yakında öğreneceksin!’’ 

Fei henüz, askerlere kendisinin kim olduğunu açıklamak istemedi.

Öldürmelere, çığlıklara, vahşet ve kana, Diablo dünyasında alışmıştı. Burasıyla orası arasında Fei için hiçbir fark yoktu. Savaş alanına girdiği gibi, herhangi bir adaptasyona ihtiyaç duymadan direkt harekete geçti.

Dahası, gözlerinin önündeki olaylar onu heyecanlandırdı.

Herkes, henüz gençken bir süper kahraman olup, ülkelerinde yaşayan vatandaşları koruyarak günü kurtarmayı hayal etmişti. Fei, şu anda çocukluk hayalini yaşıyordu. Baltası pek çok insanın hayatını biçmiş olsa da bir vicdan azabı çekmiyordu. 
Çünkü diğerlerini öldürmek, kendi hayatını koruması anlamını geliyordu. Bu, bu savaş kadar basitti.

Fei, biraz önce koruduğu, Pierce’yi taşıyan askerlere sırtını döndü ve savaşın ön cephesine geri döndü.

Sıradan düşmanlar, şiddetli yetenekleri ve kudretli baltasıyla savaşan bir beşinci seviye barbar ile boy ölçüşemezlerdi. Hemen her biri, Fei son kuşatma merdivenine yaklaştığında çığlık çığlığa koşuşturmaya, ağlamaya başlamıştı. Baltası havada vızıldıyor, ışık, onun baltasının keskin tarafındaki kanların parıldamasını sağlıyordu.

Merdiveni koruyan son düşman grubu da çığlık içinde alaşağı edilmiş ve Fei’den gelen yatay bir saldırıyla surun içine gömülmüştü.

Saldırı, böylece duramayacak kadar güçlüydü.

“Bam!’’

Fei saldırısını devam ettirdiğinde, baltası sert bir şekilde sura çarpmıştı.

Toz ve kıvılcımlar her yere dağılmıştı…

Otuz santim kalınlığında olan mazgallı siperler kırılmış, kalenin dışındaki düşmanlar bu tozun içinde feryat etmeye başlamıştı. 

Tüm savaş boyunca korunmuş kuşatma merdiveni, yana doğru sürüklenmeye başlamıştı. Havada 360 derecelik bir takla atıp düşmanlar hala ona tutunurken, Zuli hendeğine yüz metre kadar varken yere düşmüştü. 

‘’Ne güç ama!’’ 

Savaş alanındaki herkes Fei tarafından şok edilmişti.

Chambord askerlerinin morali, bu yeni ‘’takviye’’ ile son derece yükseltilmişti. Kazanma umudu çarpıcı bir şekilde yükselmiş, öte yandan da düşmanlar, Fei tarafından öldürülme korkusuyla kaplanmaya başlamıştı. Hiçbiri onunla karşılaşmak istemiyordu.

Ama Fei, burada durmamıştı. Sonraki hareketi, gücünü sonuna kadar kullanarak, savaş alanındaki bu kahramanlığını maksimum etki seviyesine çıkarmaktı.

‘’Kral’ın askerleri!’’ dedi askerlere bakarak. ‘’Ayağa kalkın ve savaşın! Krallığımız için, baba ve annelerimiz için! Çocuk ve eşlerimiz için!’’ 

Kuşatma merdivenini yok ettiği başarılı girişiminden sonra, devasa baltasını kaldırmıştı. Zırhının etrafını saran, gökyüzündeki yumuşak, altın renkli parıltıyla birlikte yenilmez bir Tanrı gibi kükremişti.

Aniden, görünmez ama şiddetli bir güç, Fei’nin kükreyişinden yayılmaya başlamış, bir tsunami gibi kalabalık düşmanların içlerine kadar girmişti.

Onun beş metre kadar yakınında olan tüm düşmanlar, son derece korkutucu bir canavar görmüşçesine silahlarını bırakmış ve çığlık çığlığa, olabildiğince hızlı bir şekilde ondan kaçmaya başlamışlardı. Bazıları o kadar korkmuştu ki, altmış metrelik surdan aşağıya atlamışlardı.

Barbar’ın savaş narası. [Kükreme]

Bu kükreme, Fei’ye yakın olan tüm düşmanları korkutuyordu. Diablo dünyasındaki gizemli güçler, sonunda bu dünyada da ortaya çıkmıştı. Tabii ki, sadece Fei neler olduğunu biliyordu.

Herkes çok fena sersemlemişti...

‘’Oğlum, bu güç kime ait olabilir böyle?!’’

‘’Tanrı’ya…’’ 

Sur, tam anlamıyla sessizdi.

Gün batımının altında, tüm Chambord askerleri, adeta kendilerini haykırtacak kadar büyük ve kontrol edilemez bir şeyi hissediyorlardı.

Sonunda…

Birisi, Fei’nin ardından refleksif bir şekilde bağırmıştı: ‘’Savaşın! Krallığımız ve ailelerimiz için savaşın!’’ 

Biraz öncekiler, bütün bir doğalgaz deposunun içindeki küçük bir kıvılcım gibiydi.

Tamamen ani bir şekilde, Chambord’u savunan askerlerin kanı tutuşmuş, söndürülemez bir ateş gibi yanmaya başlamıştı.

‘’Savaş!’’ 

‘’Koruyun! Vatanımızı koruyun!’’ 

‘’Saldırın, öldürün, savaşın!’’ 

Tekrarlanıp duran bu bağırışlar onları olağanüstü bir güçle ileri yolladı. Bu şey, akılalmaz bir büyü gibi tüm savaş alanını sardı…

Neredeyse her Chambord askeri kükrüyordu.

Moralleri bir füzeye atılıp da gökyüzüne yollanmış gibiydi resmen!

Yaralı bir asker, kolundaki kancalı oku çekip çıkarmıştı. Sol bacağını kesmiş bir çiftçi, gerekirse sürünerek düşmana ulaşır ve onun bacağını ısırırdı! Bir asker, kalbine bir bıçak girmiş olsa dahi, son nefesini verip son gücünü kullanırken kendi kılıcını düşmanının kafasına sokardı!

Fei’nin kükreyişi, Chambord’un koruyucularına eşi benzeri verilmemiş bir güç vererek onları güçlendirmişti.

Avantaj, hızlıca savunanların tarafına geçti.

Kuşatma merdivenini kaybetmelerinin ardından düşman askerlerinin, Chambord’un surlarına ulaşmaları için bir yolları kalmamıştı. Onlar için bir çıkar yol yoktu… Neredeyse altlarına yapacaklardı. Koruyucuların kılıçlarından kaçmak için, çığlık atmaya başladıkları gibi arkalarını dönmüş ve ayakları arkalarına vura vura kaçmaya başlamışlardı. Devasa bir surdan atlamak çok da kötü bir fikir değildi şimdi onlar için…

En azından bu surdan atlamak, onlara silik de bir olsa bir yaşam şansı verirdi.

Eğer burada kalırlarsa, aniden ‘’steroid almış’’ gibi görünmeye başlayan bu koruyucular, onlara hiçbir şans tanımayacaktı. Bu lanet şartları, en azından sadece ölerek atlatabilirlerdi… Bir işgalci, çok ciddi yaralı askerler tarafından ölene kadar ısırılmıştı.

Bu bir harpti.

Bu yeni gelen kişi, gerçekten de bir kahraman olmalıydı!

Yıldız, hatta Ay seviyeli savaşçı ve büyücüler dahi sayısız düşmanı yenmek için yeterli olamayabilirken, birileri tarafından kahraman olarak görülen birkaç kişi her zaman yeterli olurdu! Onlar etraflarındaki her bir kimseyi motive edebilirdi. Her bir eylem ve sözleri, gözlerindeki ifadeler; onları takip edenlere umut ve cesaret verebilirdi. 

Fei, Chambord’un koruyucularının aklında kazara bir şekilde kahraman oluvermişti.

Kükremenin ardından düşmanları öldürmeye geri dönmüştü. Kırılan kılıç, zırh ve mızraklar… Fei’nin uğradığı her yerde düşmanlar çığlığa boğuluyor, sakat bırakılıyor ve ölüyordu.

Fei yenilmez bir hızla, savaşın merkezine yaklaşmıştı.