Waow ???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
3. Bölüm Buna Sakın Kalkışma!
“AAAAHHHHHH!!!”
Angela bir çığlık kopardı. Alevler Gill’in elinde büyümeye başladığı anda, çılgına dönmüş bir şekilde bunu durdurması için ona bakmaya başlamıştı. Ancak, bu tam anlamıyla yararsızdı.
‘’Siktir!’’ Fei elinde tuttuğu miğferle bunu engellemeye çalışmıştı. Bundan başka bir şey de yapamıyordu.
Boom! Ateş topu miğferle çarpıştı ve aniden, kıvılcımlarla birlikte dumanların ortaya çıkmasını sağladı. Miğfer sıcak, kırmızı bir renge bürünmüş ve erir gibi bir görünüm kazanmıştı.
‘’Ssii…’’ Fei yanık et kokusunu almıştı.
Aceleyle erimeye başlamış metal miğferi elinden çıkarmaya çalıştı. Olabildiğince hızlı davranmasına rağmen, avuç içindeki deri tabakası çoktan yanmıştı.
Ateş topunun enerjisi bitmiş gibi görünüyordu. Ateş püskürerek sonunda sönmüştü.
Fei, Gill’in elinin üstünde oluşmuş ateş topunu gördüğü gibi rahatlayacak vaktinin olmadığını hemen anlamıştı.
Gill’in terli yüzüne bakıldığında, onun bu topa Fei’nin işini bitirmek için girdiği son derece açıktı.
Bu sefer, Fei’nin bunu engellemek için hiçbir şeyi yoktu.
‘’Bu adil değil!’’ Fei bağırdı, ‘’Sana bir bilek güreşinde meydan okuyorum! Ebeveynlerin, ateşle oynayan çocukların altlarına işeyeceğini sana öğretmedi mi?!
‘’Ne?’’ Angela ve Emma suskun bir şekilde şok olmuşlardı. ‘’Ne zamandan beri böyle şeyler söyleniyor?’’
‘’Öyle görünüyor ki, Alexander hala bir salak.’’ İkisinin de düşünceleri hayal kırıklığıyla dolmuştu.
Ancak fark etmedikleri şey, Fei’nin yavaşça yatağın öteki tarafına doğru hareket ederek surlarda giydiği zırhı eline geçirdiğiydi. Onu, bir yandan Gill’e doğru dönerken yavaşça arkasına sakladı.
‘’Sadece bekle! Erişimime ulaştığında, sana annenlerin yerinde bir ders vereceğim!’’ Fei, Gill ile uğraşmak amacıyla hazırladığı bazı kirli ve sinsi taktikleri uygulamak için aralarındaki uzaklığı hesaplamıştı.
Ama—
‘’Sen kendi lanet donuna işe!’’
Gill öfkeliydi, ‘’Prestijli Büyücü’’nün gazabını ondan sakınmak gibi bir niyeti yoktu. ‘’Salak Kral’’ı, yaptığı şeyden dolayı cezalandırmak için kararını vermişti.
‘’Hu—’’
İkinci ateş topu da Fei’ye doğru fırlatılmıştı.
Angela hızlı tepki vermişti. Yüzünden kan çekilecek kadar korksa da, vücudunu kullanarak ateş topunu engellemek ve Fei’yi korumak için karar vermişti.
Angela’nın aniden Fei’nin önünde belirdiğini gören Gill şoka uğradı ve ateş topunu geri almaya çalıştı. Ancak ne yazık ki, her şey için çok geçti.
Fei de hızlı tepki verdi, ‘’Sikeyim!’’. Düşünmeden Angela’nın omzunu yakaladı ve onu kendi göğsüne doğru bastırarak, vücudunu arkaya döndürdü. Sırtını kavuran sıcaklığı hissetmişti.
‘’Siktir, öleceğim!’’
Tam bu anda…
‘’Pu–!’’
Nereden çıktığı belli olmayan büyük bir el ortaya çıktı ve ateş topunu yakaladı. Yayılan aşırı ısıya tamamen kayıtsız kalarak ateş topunu sıkmaya başladı. Fei, metal miğferi bile sıcak bir yaz günündeki bir dondurmayı eritiyormuşçasına eritebilecek ateş topunu, genişlemiş gözleriyle izliyordu.
Angela’nın gitmesine izin verdiği gibi, umut, Fei’ye geri dönmüştü.
‘’Bir usta!’’ diye düşündü.
Aynı zamanda, Gill’in yüzü donmuştu. Sarayda aniden belirmiş adama bakmaya başlamıştı. Yüzü undan daha soluk bir renk almış, vücudu onun kontrolü dışında sallanmaya başlamıştı.
Kedi görmüş fare gibi son derece korkmuş olan Gill, sesini tam anlamıyla farklı bir tona sokarak: ‘’B… Bay Lam---Lam---Lampard, n-neden buradasınız? B-B-Ben--’’
Gill açıklama yaparken delicesine terlemeye başladı.
Bu ‘’Bay Lampard’’, Gill’e bakmaya tenezzül dahi etmemişti. Arkasına dönmüş ve hafifçe Angela’ya doğru saygıyla eğilmiş, daha sonra da Fei’ye bakarak soğukça konuşmuştu. ‘’Alexander, majesteleri.’’
Fei, bu ‘’usta’’ya detaylı bir şekilde bakmıştı.
Hemen önünde, 1.95’lik Avrupalı bir adam duruyordu. Canlı ve kızıl saçları ateşten bir yele gibiydi.
En çok göze çarpan şey, sırtında taşıdığı bir buçuk metrelik uzun kılıçtı. Kömür kadar kara görünüyordu ve görünüşünden anlaşıldığı üzere, ağırlığı yüz kilo civarlarındaydı.
Fei’nin, bu ‘’usta’’nın güçlü olduğunu düşünmesine rağmen onun yüzünün biraz soluk olduğunu gördüğünde kafası karışmıştı. Onun kuşatma sırasında yaralanmış olabileceğini düşündü.
Fei ayrıca garip hissetmişti. Lampard onu kurtarmıştı, ama kendisine karşı pek arkadaş canlısı değildi. Onun bakışlarında biraz hüzün ve umutsuzluk hissetmişti Fei, gerçekte kim olduğunu bilmediğinden sadece başını sallayarak cevap verdi.
‘’Bay Lam--Lampard, şimdi gidebilir miyim?’’ Gill acayip korkmuştu.
Lampard, yine ona bakmamıştı. ‘’Gitmek mi? Kral’a karşı olan saldırgan davranışlarını açıklamadan mı gideceksin?’’
‘’Ah, açıklama mı? Peki… Bilirsiniz ya… Ben sadece şaka yapıyordum… Evet! Şaka! Ben onunla birlikte büyüdüm, biliyorsunuz ya. Sadece büyümü düzgünce kontrol edemedim. Ben sadece acemi bir büyücüyüm, Yıldız Derecesi’nde değilim…’’
Gill hızlıca bir bahane bulmuştu.
Neredeyse kendi söylediğine inanacak kadar akıcı bir şekilde yalan söylemişti.
Mazeretlerini püskürtürken, Lampard’ın bakışını boynundaki bir kılıç kadar keskin olarak hissetmişti. O adamın, kendisini bir karıncayı ezer gibi kolaylıkla öldürebileceğini biliyordu. Son derece korktuğundan, bir şeyler söylemeye devam edemedi ve kendi kendine susarak yüzüne ezikçe bir gülümseme yerleştirdi.
Lampard’ın iğrenmiş bir ifadesi vardı.
Elini kapattı ve saraydaki herkes, görünmez bir baskıyı hissetmeye başladı.
Ama Lampard’ın yüzü, bir şeyi düşündüğünü göstermişti. Birazcık tereddüt etti; daha sonra da avucunu tekrar açtı ve bununla birlikte baskı sonlandı. ‘’Defol git buradan! İkinci bir sefer olmayacak!’’ Lampard, sanki bir sineği kovar gibi konuşmuştu.
‘’Tamam, tamam, tamam…’’ Gill, idam cezasından sadece bir ‘’pardon’’ ile kurtulmuş bir mahkum gibi rahatlamıştı. Hızlı bir şekilde nefes alıp verdi ve kılıcı taşıyan uzun adamın önünde eğildi.
‘’Bekle!’’
Gill tam buradan ayrılmaya hazırlanıyorken, Fei ani bir şekilde onu durdurdu.
Gill, Lampard’a bakmıştı ama yaşlı adam hiçbir şey söylemiyordu. Beklemek ve Fei’nin söylediği şeyi dinlemek zorundaydı.
Gill’e yaklaştıkça, gülümsemesini daha da genişletti.
Sıradan bir şekilde elini Gill’in omzuna koydu. Herkes, arkadaşlıklarından dolayı onun Gill’i rahatlatmak için bir şeyler söyleyeceğini düşünüyordu.
Ancak…
Hiçbir şey söylemedi ve Gill’i delicesine tokatlamaya başladı. ‘’Bir daha bunu sakın yapayım deme! Sakın böyle bir şeye kalkışma bile!’’ Bir yandan tokatlarken, bir yandan da bağırıyordu.
‘’Pia– Pia– Pia– Pia––’’
Tokatların sesi neredeyse bir senfoni oluşturmuştu.
Fei’nin hareketi, Angela ve Emma’yı bir kere daha şoka sokmuştu. ‘’Soğuk’’ yüzlü Lampard bile gördükleriyle şaşırmıştı.
‘’Bu acımasız ve deli herif kralın kendisi mi? Bu, gerçekten de Salak Kral Alexander mı?’’
Zavallı Gill, ne yapacağını bilmiyordu. Lampard’ın görünüşü, onu yeteneklerini kullanmaktan alıkoyuyor ve fazlasıyla korkutuyordu. Ayrıca, şimdi kendisini Fei’nin saldırılarına karşı savunamazdı bile.
Gill, Fei’nin intikam almasını sağlayan eylemlerinden dolayı pişman olmuştu. ‘’Eğer Alexander’ın bir okla vurulmasının ardından böylesine utanmaz olacağını bilseydim, buraya asla gelmezdim!’’ diye ağlaya ağlaya geçiriyordu içinden.
Fei sonunda vurmayı bırakmış, artık elleri uyuşmuştu.
Gill, Fei vurmayı bıraktığında ağlamaklı bir şekilde kabusunun sona erdiğini düşünmüştü.
Fei’nin elini ovmaya başladıktan sonra Gill’i, aşağıdaki bölgelerinden tekmelemeye başlayacağını kim düşünürdü ki? Gill, acıyla çığlık atmıştı. Vücudu adeta kızarmış bir karidesi taklit ediyordu. Sırtını büktü ve umutsuzca, ona cehennemmiş gibi gelen bu sarayda sürünmeye başladı.
Sonunda dersini almış ve bir daha bu çılgın kralı görmek istememeye başlamıştı.
‘’Bu sefer şanslıydın!’’ Fei, Gill’e bir kere daha bağırdı.
O basit bir adamdı. Aşağılanmanın herhangi bir çeşidiyle karşılaşıp da hiçbir şey olmamış gibi davranacağı falan yoktu. Bu noktada, intikam almak istemişti.
Gill’e öfkesini kustuktan sonra, çok daha iyi hissediyordu.
Fei arkasına döndüğü gibi, Angela, Emma ve Lampard’ın yüzlerindeki şok olmuş ifadeyi görmüştü. Ona, sanki o meçhul bir canavarmış gibi bakıyorlardı.
‘’Siktir! Acaba aşırı mı tepki verdim?’’ diye düşündü.
‘’Ah, başım dönüyor, bayılıyorum!’’ dedi ve yere düştü.
Angela ve Emma hala yüzlerinde gerginlik ifadesini taşıyor olsalar da, okun yarasının tekrar ortaya çıktığını düşünmüşlerdi. Onu yatağa kadar çektiler.
Lampard, Fei’ye bakmıştı. Fei’nin hiçbir şey söylemeden gerçekleştirdiği korkunç eylem hakkında şüpheleri vardı. Angela’ya Fei’nin ok yarası hakkında bir şeyler sordu ve Angela ile Emma’yı biraz rahatlatarak, aklında bir ton soruyla birlikte oradan ayrıldı.
‘’Majesteleri, düşmanlar hala kuşatmayı sürdürüyor, askerleriniz daha fazla savunabilecek gibi görünmüyor.’’ Lampard’ın, ayrılmadan önce söylediği son şeydi.
Angela ve Emma, onun başında bir süre beklediler. Fei’nin uyanacağına dair hiçbir işaret olmadığını görünce, Angela, Emma’yı yüzünü tedavi etmek için rahibe götürmüştü.
***
Fei odada tek kalınca biraz sakinleşti ve durumun tamamı hakkında düşünmeye başladı.
O açıkça, başka bir evrendeydi.
Sadece Angela ve Emma değil, köfte görünümlü büyücü ve bu gizemli, yaşlı ustanın güçlü yetenekleri de bunu kanıtlamıştı.
Fei, gariban bir yüksek lisans öğrencisiydi. Bir yetimhanede büyümüştü. Üniversiteye olan borçlarından ve onları ödemek için bir iş bulamadığından dolayı umutsuz bir durumdaydı. Bunları düşündükten sonra, Fei, başka bir evrende bir kral olmanın kötü bir şey olmadığı sonucuna varmıştı.
‘’Bir kral olarak, muhtemelen ne istersem yapabilirim!’’ diye düşündü. Güçlerini kullanmak için bekleyemiyordu!
Durumun bir planını yapmaya başladı.
‘’Öyle görünüyor ki dairemin önünde, parlak bir disk tarafından vuruldum. Muhtemelen o noktada öldüm ve ruhum, bu evrene gelip Alexander’ın vücuduna sahip oldu.’’
Fei olanlardan, bu genç kralın sadece 3 yaşındaki bir zekaya sahip olduğunu anladı. Önceki krala ne olduğunu bilmiyordu. Ama taht, bu Alexander tarafından alınmıştı. Açıkça, tüm bakanlar bu genç krala karşıydı.
Fei, ok tarafından vurulduğu ve bu yatakta uyandığını hatırladı.
‘’Muhtemelen o surun üstünde ruhum bu bedene sahip oluverdi. ‘Orijinal’ Alexander’ın nereye gittiğinden emin değilim, ama şu anda ben, yeni Alexander’ım!’’
Orijinal Alexander, gerçekten de tam bir salaktı.
Fei, onun vücuduna hakim olmuş ve elbette onun anılarını da ele geçirmişti. Bu açıdan tek sahip olduğu bu krallıkta konuşulan dil ve bu bedenin önceki kiracısının sahip olduğu bazı basit hobiler gibi temel bilgilerdi. Bunlardan başka, Fei bu krallığın ne kadar büyük olduğuna ve her şeyin nasıl işlediğine dair hiçbir fikre sahip değildi. Yalnızca, bu dünyada ilk kez uyandıktan sonra, daha Gill ve Lampard hakkında herhangi bir anıya sahip değilken Angela’yı, nişanslısını biliyordu.
‘’Tanrıya şükür, bu herif tam bir salakmış. Şu andan itibaren ben onu taklit ettiğimde, kimse farklı olduğumu söyleyemez.’’ Fei çenesine dokundu ve kafasını salladı.
Ama aniden, başka bir şeyi hatırladı. ‘’Lampard ayrılmadan önce, düşmanların kaleyi kuşattığıyla ve askerlerin daha fazla savunamayacağıyla ilgili bir şey söylemişti!’’
‘’Lanet!’’
Fei hemen yataktan atladı. ‘’Kral olduktan hemen sonra bir köle mi olacağım?’’
Sağ kalmanın ve gerçekliğin baskısı onu korkutmuştu.
‘’Belki de toparlanıp buradan gizlice çıkmalıyım? Siktir! Düşmanlar kalenin etrafını sarmışken nasıl dışarı sızabilirim? ‘’Usta’’ Lampard onları öldürebilir mi? Bekle, o sadece bir kişi, nasıl tüm orduyla yüzleşebilir? Üstüne, muhtemelen düşmanlar da ‘’ustalar’’a sahiptir!’’
Fei, bu durumdan kurtulmak için ne yapması gerektiğine dair hiçbir fikre sahip değildi.
O dünyadayken, yalnızca bir öğrenciydi. Orduyla ya da savaşla alakalı herhangi bir yeteneği yoktu. En iyi yapabildiği, barlardaki sarhoş züppelerin üstesinden gelmekti. Eğer ondan bir orduya liderlik etmesini isterseniz, onun sadece metal bir zırhı giymek için bile gücü olmazdı!
Fei öfkelenmişti. ‘’Neden dünyadaki sıradan hayatımı yaşayamıyorum ki?! Ben, artık bir kral olmak istemiyorum!’’
Tam o anda…
‘’Oyuncu’nun bilgisi toplanıyor… 20%... 50%... 88%... 100%. Oyun sistemi yüklemesi başlatıldı… Beynin kapasitesi taranıyor… Gereksinim karşılandı. Yükle…’’
Gizemli, mekanik bir ses adeta hiçlikten belirmişti.
Fei’yi ölümüne korkutmuştu!
Bu ses, direkt zihninde ortaya çıkmıştı.
‘’Sikeyim, bu da ne? Bir hayalet mi?’’ diye sormasına rağmen, bir cevap yoktu.
‘’Yükleme tamamlandı. Diablo dünyasına girişe 3… 2… 1… Giriş!’’
TV serilerinde bir yıldız geçidinden geçen karakterler gibi, Fei başı dönmüş hissetmişti. Gizemli ve garip bir dalga vücuduna nüfuz etmişti.
[Akıncı Kampı]
Fei, yeni oyuncuların oyuna başladığı [Akıncı Kampı]’nda, bir zombi gibi dikiliyordu. Aklı bomboştu.
Son beş dakikadır burada durmaktaydı.
Beş dakika önce, üç saniyelik bir geri sayım zihninde belirmiş, görüşü bulanıklaşmış ve buraya inmişti.
Bu, gerçek Diablo dünyasıydı.
Mükemmel ve canlı bir dünya…
Bu, Fei’nin buraya geldikten beş dakika sonra ulaştığı sonuçtu. Gökyüzü karanlıktı ve yağmur aşağı dökülüyordu.
Meçhul, koyu yeşil bir yosun büyüdü ve tüm zemini kapladı. Karanlık toprak daha da uzakta görünüyordu. Kamp bomboştu.
‘’Kluk, kluk, kluk’’ Birkaç aç tavuk, yağmurda yemek arıyordu.
Soğuk bir esinti Fei’ye doğru esti ve onu, soğukla salladı.
Vücudundaki her bir sinirde olan bu canlı hissiyat, ona bunun gerçek olduğunu, 2D bir oyun ekranı olmadığını hatırlatmıştı!
Magnec