Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

57. Bölüm Sıfır Kütüphanesi Zarafeti #3

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

‘Hazırlıklar tamamlandı.’ Dedi Theodore.

Okumaya dalan Vince, Theo’ya baktı. Theo’nun altı gün boyunca kitabına ne kadar çok konsantre olduğunu bildiğinden Theo’yu takdir etmekten kendini alamadı. Savaş şarkısı büyüsü, mevcut büyü sisteminden ve kelimelerinden farklı olduğu için biraz zor bir teorik bilgiye sahipti. Mesela bazı kelimeler, ait olduğu yabancı ülkeye özgü olduğundan anlamları anlaşılır değildi.

‘1 haftadan az bir sürede okumuş olman... Gerçekten hayal gücümün ötesinde bir zekaya sahipsin.’

Kitabın kapağı bile son altı günde yıpranmıştı. Kitap %100 anlaşılmadığı zaman, bitirdiğini söylemek pek doğru olmazdı. Fakat, kitabın geri kalan kısmını yazarın yardımı olmadan çözmek mümkün değildi.

Yazar ve okurun algıları arasındaki fark, dönem ve toplum arasındaki boşluklardı. Farklı ifadelerin farklı anlatılması, ve bunun gibi örnekler... Bu gibi yanlışlıkları ortadan kaldırırsak, Theo kitabın %95’ini anlamış sayılırdı.

Vince’in Theo’ya kitapla ilgili öğreteceği bir şey kalmamıştı. Hatta Theo, bazı detaylara ondan daha vakıftı. Büyü kabiliyetinin kavrama kabiliyetinden farklı düzeyde olduğunu söylemek abartıya girmezdi.

Theo’nun 5.halka büyücüsü olarak kendi büyü becerisini yükseltmesi mümkündü. Ama bu basit bir şey olsaydı, diğer büyücüler kendi büyü kabiliyetlerini çoktan iyileştirirdi. Mevcut durumda, Obur’un kitabı yemesinden başka çıkış yolu yoktu.

‘Hooo... Başlayalım mı?’ Theo derin nefes alıp elini öne uzattı.

Böyle bir şeyi 3.kez tecrübe edecekti.

İlk sefer, Obur’un (Atiş bilimi büyüsü)nü yediği ve savaş meydanında Alfred’in tecrübelerine ortak olduğu zamandı. Büyülü ok attığı anı hala net bir şekilde hatırlıyordu.

İkincisi, (Element Büyüsüne Giriş)i yediği zamandı ve Myrdal ile tanışmıştı. Myrdal onu bizzat görüp Mitra ile Theo’nun bağ kurmasını sağlamıştı.

‘Bu sefer ne olacak?’

Geçen iki sefer ‘Nadir’ kitaplardı. Şimdi ise ‘Hazine’ seviyesi bir kitap yiyecekti. Ne olacağını tahmin edemiyordu.

‘...Ye.’

-Bunu bekliyordum, sahip.

Theo’nun sol eli açıldı ve dil dışarı çıkıp avını hedefe koydu. Avını yutmadan önce tadının keyfini çıkartıyormuş gibi bir müddet bekledi. Sıfır kütüphanesinden alınan bir kitap sonsuza dek kayıplara karışacaktı.

(Savaş Şarkısı tüketildi. Anlayış seviyen yükseldi. )

(Nadide büyü ‘Savaş Şarkısı’ elde edildi.)

(Orjinal kitap tüketildi. Lee Yoonsung ile senkronizasyon kontrol ediliyor... Ortam oluşturuldu. Lee Yoonsung , sahiple iletişime geçecek. Lee yoonsung ruhsal bağı kabul etti.)

(Senkro başlıyor.)

Bu bilindik sesin rehberliğinde, kulakları çınladı. Bilincinin kapanmaya zorlanmasıyla allak bullak olan Theo, sessizce yatağına yığıldı.

Vince’in endişeli sesi, Theo’nun bilincini kaybetmesiyle odada yankılanmıştı.

Sonunda Theo, Obur’un içindeki karanlığa doğru çekildi.

***

Wuooooong...

Theo bilincini geri kazanınca, yüzünde serin bir esinti hissetti. Kırsallarda esen rüzgarlara benzemiyordu. Çocukken dağlık vadilerde koşturduğundan, o rüzgarların neye benzediğini bilirdi.

Bu, dağın yükseklerinde olan hafif esinti gibiydi. Theo durumu fark edince, dudakları kendiliğinden kıpırdadı.

‘Nasıl? Esinti güzel mi?’ Theo’nun daha önce hiç duymadığı bir sesti.

Alfred’in bedenine girmişliği vardı, o yüzden içinde bulunduğu duruma alışkındı. Senkro lafını duyduğu anda, bilincini kaybetme konusunda kendine az da olsa güveniyordu. Bedenine girdiği büyücü de savaş şarksının yazarı büyücü Lee Yoonsung olmalıydı.

‘Bu arada, az önce kimle konuşuyordu ki?’

‘Sen, bedenime giren senle konuşuyorum.’

‘Ha!’ Theodore, kendisiyle konuşulunca şaşkınlıktan kalakaldı.

İnansa da inanmasa da, adam durup tek bir yöne işaret etmişti. Theodore’un bakışları parmağını takip etti. Uzak bir mesafede, ağaçlardan yapılmış küçük bir pansiyona benzeyen binayı gördü. Dağın tepesinden aşağı bakıyor olsa da, bina açıkça görülüyordu.

‘Ben, Baekun dağını koruyan Peri Dansı Lee Ailesinde doğdum. Batı ülkelerinde, sanırım şövalye ailelerinin varisine eşit oluyor.’

‘Batı ülkeleri? Yoksa Doğulu musun?’

‘Evet, galiba ölümümden sonra bu sır olarak kaldı.’

‘Doğudan geliyorsun!’ Theodore’un kafası bir anlığına karışmıştı.

Meltor Krallığının Güneydoğu’sunda yer alan bir bölge vardı ve sadece denizi aşarak gidilirdi.Orası, enerjinin büyüden çok daha baskın olduğu bir yerdi, o yüzden orada doğan büyücüler bağımsız sayılıyordu.

‘Doğulu biri nasıl Meltor Krallığına gelip savaş şarkısı gibi kendi büyüsünü oluşturabilir?’ Theo’nun böyle bir şeyi merak etmesi doğaldı.

‘Bak, sadece beni dinle.’ Dedi Lee Yoonsung acı bir gülüşle. ‘Ben yüksek bir rütbeyle doğdum ama alın yazım hiçbir zaman düzgün gitmedi. Enerjiyi kullanamayan bir vücudum vardı. Ailem bunu fark edince adımı kütükten sildirip beni dağlara yolladı.’

Geçmişine geri dönen Lee yoonsung’un sesi sakindi. Yıkılacak gibi duran derme çatma bir kulübesi ve hizmetlilerden kalan yemeği yiyen birinin görüntüleri Theo’nun zihnine üşüştü. Lee yoonsung’un hatıraları senkro sayesinde Theo’ya aktarılıyordu.

‘Bu benim kaderimdi. Ancak buna razı gelmedim.’

Neyse ki, Lee yoonsung akıllı bir çocuktu. Aylar süren hazırlığının ardından, Doğu’daki kulübesinden ayrılıp gözünü büyüye dikti.

15 yaşında, dağların eteklerinden ayrılıp büyü krallığına giriş yaptı. Geçirdiği ölümcül birkaç tecrübesi olmuştu ama ailesinden aşırdığı mücevherlerle kıtayı geçmeyi de başarmıştı.

Sayılı iniş çıkışlardan sonra, Meltor’a ulaşan Lee devam etti.

‘Şanslıydım ki, iyi bir hocayla tanıştım. Onun sayesinde, bir Büyü Kulesi’nde araştırmalarımı  yaptım ve çocukluğumdan hatırladığım aile sırlarımın üzerine binaen bir büyü tasarladım. İşte bu, 20 yılda tamamlayabildiğim ‘Savaş Şarkısı’ydı.’

‘...Bu harika.’ Theo onu hayranlıkla dinliyordu.

Yalnızca 15 yaşında kıtayı aştığı için değil, hedefine yabancı bir ülkede ulaştığı için onu kutluyordu. Yetenekli olmamasına rağmen kendi hayatına kendisi yön vermişti.

‘Ama o büyü mükemmel değildi.  Kendi aileme binaen yaptığım için, gerekli olmadığı halde bu suçluluktan kurtulmak için içine ekstra şeyler koydum. Sana gitmeden evvel, ‘Savaş Şarkısı’nın tamamlanmış versiyonunu öğretmeye çalışacağım.’ Dedikten sonra, kendine bir duruş belirledi.

Aynı anda, kalbindeki büyü halkaları alev almaya başladı. Bir su çarkı gibi, su buharı artarak vücudunda toplanıyordu.Büyü, kalp atışlarına göre akarken, ‘Savaş Şarkısı’nın sesi yankılanmaya başladı.Omuzlarını titretmeye yetecek kadar yoğun bir akış vardı.

‘Bize Peri Dansı Ailesi dendiğinden, ailemin kullandığı dövüş sanatı da ritmik bir dansa benziyor. Benim kullanmama izin vermedikleri bu enerji akımını ‘Savaş Şarkısı’na göre yeniden düzenledim!’ Lee yoonsung bedenini hareket ettirirken, öfkeyle haykırmıştı.

Sonra, kontrol dışı bir tutkuyla devam ederken, yumuşak hareketlerini geride bıraktı.

Kung! Ayakları yere oldukça sağlam basıyordu.

‘Korku dolu bir güç...!’

Lee yoonsung kendini kaplumbağa kabuğu gibi zeminde ortalayıp, yumruklarını savurdu. O kadar güçlü yumrukları vardı ki, havada şok dalgası oluşturuyordu.

Peeng!

Hiç durmadan dövüş sanatını ortaya döktü. Kıyafetlerinin yırtılması bile umrunda değildi. Her bir dans hareketinde, yer sallanıyor, havada dalgalar oluşuyordu. Aynı zamanda, bir büyücünün hayal edemeyeceği kadar şiddet patlamasına şahit oluyordu.

Dövüş sanatından doğan büyü, büyüyle tasarlanan dövüş sanatı...

Theo ona hayranlığını es geçip, hayatında bir kez yaşayacağı bu anı kaçırmanın aptallık olduğunu düşünerek Lee yoonsung’a odaklandı. Öyle ya da böyle, Lee yoonsung da bunun farkındaydı ve tereddütsüz, dansını devam ettirdi.

‘Daha sonra, bir kez aileme döndüm. Görmezden gelecekleri işe yaramaz biri olmadığımı kanıtlamak istedim.’

Ardından kükredi ve sağ bacağıyla bir tekme attı.

Kwang!

Ayağının neden olduğu rüzgar basıncı, eski püskü kulübeyi tamamen uzağa fırlatmıştı. İçine sığmayan arzusu, büyü gücünü daha fazla artırfığından tekmesi de kuvvetlenmişti. Birkaç seferden sonra, Lee yoonsung havayı tekmelemeyi bıraktı.  Kulübe etrafında sergilediği onca harekete rağmen, nefes nefese kalmamıştı.

Sesi, uzakta bir fırtına varmış gibi kısık geliyordu. ‘Babam o zamanlar hala yaşıyordu. Kendimi büyü için sattığımı söylerken yüzünü buruşturmuştu. Bunun sebebi, ailedeki diğer herkesten daha iyi olmamdı.’

Arzuları sönen Lee yoonsung’dan geriye bir şey kalmamıştı ve sesi kısık çıkıyordu. Kelimeleri tükenince, daha önce belli etmediği bir hüzün belirdi. Bu, ruhunun kitaba işlenmeyen kısmıydı.

‘Sonra Meltor Krallığına döndüm ve hayatımın geri kalanını orada geçirdim. Belki de, bu büyüyü oluştururken bedenimi hor kullanmanın bedelini ödemiştim.’

Yeni bir büyü tasarlamak oldukça zorlu bir işti ve birçok büyücü bu yolda can vermişti. Büyü şarkısında yapacağı en ufak hata, kaslarını parçalamaya ve iç organlarından birini bozmaya yeterdi. Aynı şekilde, Lee yoonsung büyüyü tamamladıktan sonra da ölümün kıyısındaydı.

Çok daha kasvetli çıkan bir sesle ekledi. ‘Bu şekilde bir varis edinmek istemezdim. Aslında senden bir şey istediğim de yok. Ancak sonuç olarak ben, ahmaklık eden Lee yoonsung’un bir parçasıyım. Bunun yerine, sana teşekkür etmeliyim.’

‘Bana teşekkür mü?... Ne demek bu?’

‘Arkamda bir şey bırakamadığım saçma bir hayat yaşadım. Oluşturduğum büyü tam değildi. Ve ailem benden habersizdi. Nasıl öldüm bilmiyorum ama tatmin edici bir hayat yaşamadım.’ Ellerini boşluğa uzatırken bu sözleri belli birine söylememişti.

Elini diğer elinin yumruğuna kapatıp garip bir pozisyon aldı. Theo ne yaptığından emin değildi, ama bu Doğu’ya özgü el ve yumruk selamlamasıydı. Bu, Lee yoonsung’un  yarım kalan işini miras bıraktığı Theodore Miller’a olan minnet göstergesiydi.

O sırada, Lee yoonsung’un boyutu çökmeye başladı.

‘Umarım bu, sana hayatında biraz da olsa faydalı olur, genç adam.’

İçinde bulundukları boyut çöküşe uğradığından, bu zarif sözlerine karşılık verme fırsatı olmamıştı. Her zamanki gibi, Obur’un sert sarsıntısıyla Theo bilincini geri kazanıyordu. Baekun dağlarındaki Lee yoonsung’un görüntüsü uzaklaştıkça, üçüncü senkro da son bulmaya yüz tuttu.

(Lee yoonsung ile senkronizasyon durduruldu.)

(Senkro oranı %92.8, tecrübe sabitleniyor.)

(‘Savaş Şarkısı’ büyüsü mükemmel ölçülere taşınıyor. Lee yoonsung’un tecrübesi, aktif olarak elde edildi.)

(Lee yoonsung ve sahip Theodore Miller arasındaki uyum oldukça yüksek. Theodore Miller’ın vücuduna göre, Lee yoonsung’un bazı becerileri devredilecek. Fiziksel beceriler önemli ölçüde artacağı için, uzun süreli uyku tavsiye edilir. Bu süre zarfında Obur da uykuya dalacaktır.)

(Bu zaman diliminde, 30 saat 12 dakika uyuyacaksınız.)